Kawas Ağa: Revizyonlar arasındaki fark

Orta Anadolu Kürtleri Kültürel Hafıza Arşivi sitesinden
(" Dağların dili ağırdır; her kelimesi taşın ağırlığını taşır. O dil, bir adı yıllar boyunca, rüzgârın sırtında taşıdı: **Kawas Ağa**. Rişwan aşiretler birliğinin Sefkanî kolundan... Bir göç mevsimi daha biterken, **1795** ’in serin akşamında, kervanın önünde giden gölge toprağa düştü. Ölüm haberi, yayladan kışlağa, su yolundan otlağa ince bir çizgi gibi yayıldı. Göçerlerin takviminde öl..." içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu)
 
Değişiklik özeti yok
2. satır: 2. satır:


Dağların dili ağırdır; her kelimesi taşın ağırlığını taşır. O dil, bir
Dağların dili ağırdır; her kelimesi taşın ağırlığını taşır. O dil, bir
adı yıllar boyunca, rüzgârın sırtında taşıdı: **[[Kawas Ağa]]**.
adı yıllar boyunca, rüzgârın sırtında taşıdı: '''[[Kawas Ağa]]'''.


[[Rişwan]] aşiretler birliğinin [[Sefkanî]] kolundan... Bir göç mevsimi daha
[[Rişwan]] aşiretler birliğinin [[Sefkanî]] kolundan... Bir göç mevsimi daha
biterken, **1795** ’in serin akşamında, kervanın önünde giden gölge
biterken, '''1795''' ’in serin akşamında, kervanın önünde giden gölge
toprağa düştü. Ölüm haberi, yayladan kışlağa, su yolundan otlağa ince
toprağa düştü. Ölüm haberi, yayladan kışlağa, su yolundan otlağa ince
bir çizgi gibi yayıldı. Göçerlerin takviminde ölüm, bahara yahut güze
bir çizgi gibi yayıldı. Göçerlerin takviminde ölüm, bahara yahut güze
değil, **yolun ritmine** göre yaşanır; bir oba durur, sessizlikte
değil, '''yolun ritmine''' göre yaşanır; bir oba durur, sessizlikte
herkes kendi payına düşen sabrı alır. [[Kawas Ağa]]’nın cenazesi, o
herkes kendi payına düşen sabrı alır. [[Kawas Ağa]]’nın cenazesi, o
günlerin **[[Elazığ]]** diye anılan eteklerine, bugün
günlerin '''[[Elazığ]]''' diye anılan eteklerine, bugün
[[Malatya]]–[[Doğanşehir]] sınırındaki [[Gövdeli]] / [[Avcılar]] mezarlığına
[[Malatya]]–[[Doğanşehir]] sınırındaki [[Gövdeli]] / [[Avcılar]] mezarlığına
emanet edildi. Taş, susmayı iyi bilir; ama yoldan anlayanlar, o taşın
emanet edildi. Taş, susmayı iyi bilir; ama yoldan anlayanlar, o taşın
18. satır: 18. satır:


Kök, önce isimle görünür olur. Kawas, yalnız bir kişi adı değil,
Kök, önce isimle görünür olur. Kawas, yalnız bir kişi adı değil,
**usulün** adıydı. O usul, [[Sefkanî]] çadırlarının dikiş yerlerinden
'''usulün''' adıydı. O usul, [[Sefkanî]] çadırlarının dikiş yerlerinden
sızan rüzgârda, sürü sayımındaki dikkatle, ihtiyarlar meclisinde
sızan rüzgârda, sürü sayımındaki dikkatle, ihtiyarlar meclisinde
kurulan cümlelerin ölçüsünde gizliydi.
kurulan cümlelerin ölçüsünde gizliydi.


[[Kawas Ağa]] zamanında **aşiretin rızkı** basitti ve derindi: koyun,
[[Kawas Ağa]] zamanında '''aşiretin rızkı''' basitti ve derindi: koyun,
deve; bulgur, un, sade yağ; süt, yoğurt, et. Giysiler, coğrafyanın
deve; bulgur, un, sade yağ; süt, yoğurt, et. Giysiler, coğrafyanın
öğretmenliğinde dikilirdi: erkeklerde **uçkurlu şalvar**, **cepken**;
öğretmenliğinde dikilirdi: erkeklerde '''uçkurlu şalvar''', '''cepken''';
kadınlarda **üç etek entari**, kolları iş görsün diye
kadınlarda '''üç etek entari''', kolları iş görsün diye
**meşlah**. Silahın yeri belliydi: at üstünde **mızrak** ve **kılıç**;
'''meşlah'''. Silahın yeri belliydi: at üstünde '''mızrak''' ve '''kılıç''';
yaya için **kalkan** ve **değnek**. Kawas’ın terbiyesi, kılıcı
yaya için '''kalkan''' ve '''değnek'''. Kawas’ın terbiyesi, kılıcı
kınında, sözü yerinde tutmayı emrederdi: **"Önce söz keser, sonra
kınında, sözü yerinde tutmayı emrederdi: '''"Önce söz keser, sonra
kılıç"**, derdi derinden gelen bir sesle.
kılıç"''', derdi derinden gelen bir sesle.


Gün doğarken sürü suya iner, öğle sıcağında gölgeye çekilir, akşamları
Gün doğarken sürü suya iner, öğle sıcağında gölgeye çekilir, akşamları
çayırın üstünde kısa bir meclis kurulur; herkes gördüğünü, duyduğunu,
çayırın üstünde kısa bir meclis kurulur; herkes gördüğünü, duyduğunu,
sezdiğini dökerdi. Kawas, **dinlemesini** bilen bir beydi; kararı tek
sezdiğini dökerdi. Kawas, '''dinlemesini''' bilen bir beydi; kararı tek
başına vermez, **ihtiyarlar heyeti** nin sözünü tartar, kendi hükmünü
başına vermez, '''ihtiyarlar heyeti''' nin sözünü tartar, kendi hükmünü
**usul** e yaslardı. Ondandır ki adı, **adaletli** diye anılır, komşu
'''usul''' e yaslardı. Ondandır ki adı, '''adaletli''' diye anılır, komşu
obalarla sınır taşı çizilirken onun sözünün gölgesi uzardı.
obalarla sınır taşı çizilirken onun sözünün gölgesi uzardı.


42. satır: 42. satır:
[[Sefkanî]] kolu, [[Rişwan]]’ın içinde; [[Rişwan]] ise geniş gölgeli
[[Sefkanî]] kolu, [[Rişwan]]’ın içinde; [[Rişwan]] ise geniş gölgeli
[[Berazî]] konfederasyonunun bir parçası... Bu büyük çember, sınır
[[Berazî]] konfederasyonunun bir parçası... Bu büyük çember, sınır
hattından çok **dayanışma haritası** ydı. [[Maraş]], [[Adıyaman]],
hattından çok '''dayanışma haritası''' ydı. [[Maraş]], [[Adıyaman]],
[[Antep]], [[Halep]]; daha ötede [[Lübnan]] taşına tutunan,
[[Antep]], [[Halep]]; daha ötede [[Lübnan]] taşına tutunan,
[[Süleymaniye]] rüzgârında serinleyen kollar... İnanç tonları
[[Süleymaniye]] rüzgârında serinleyen kollar... İnanç tonları
farklıydı; çoğu Sünnî, kimi Alevî; ama göğün altında **aynı otlağı**,
farklıydı; çoğu Sünnî, kimi Alevî; ama göğün altında '''aynı otlağı''',
**aynı suyu**, **aynı pazar yolunu** paylaşmanın kardeşliği, kanın
'''aynı suyu''', '''aynı pazar yolunu''' paylaşmanın kardeşliği, kanın
çizdiği sınırı genişletirdi. Kawas, bu çeşitliliğin kıymetini bilirdi:
çizdiği sınırı genişletirdi. Kawas, bu çeşitliliğin kıymetini bilirdi:
**"Aşireti ayakta tutan kan değil, ekmekle sudur"**, diye tembih eder,
'''"Aşireti ayakta tutan kan değil, ekmekle sudur"''', diye tembih eder,
sürüye bakana da, yola bakana da aynı ölçüyü verirdi.
sürüye bakana da, yola bakana da aynı ölçüyü verirdi.


== Yolun Hikmeti ==
== Yolun Hikmeti ==


Kawas’ın yıllarında **yaylak–kışlak** düzeni, ince bir saz gibi
Kawas’ın yıllarında '''yaylak–kışlak''' düzeni, ince bir saz gibi
akardı. Yaz, [[Hısn-ı Mansur]] ([[Adıyaman]]) havalisinin serin
akardı. Yaz, [[Hısn-ı Mansur]] ([[Adıyaman]]) havalisinin serin
yüksekliklerine çağırır, kış gelince [[Gövdeli]] civarında siyah keçi
yüksekliklerine çağırır, kış gelince [[Gövdeli]] civarında siyah keçi
kıllı çadırlar, **rampa gibi kazılan derin çukurların** üstüne
kıllı çadırlar, '''rampa gibi kazılan derin çukurların''' üstüne
gerilirdi. Soğukla yapılan şu kadim anlaşma uygulanırdı:
gerilirdi. Soğukla yapılan şu kadim anlaşma uygulanırdı:
**"Sen dışarıda kal, biz içeride nefes alalım."**
'''"Sen dışarıda kal, biz içeride nefes alalım."'''


Çukur evlerin duvarına ateşin çıtırtısı vurur, çocuklar kargıların
Çukur evlerin duvarına ateşin çıtırtısı vurur, çocuklar kargıların
66. satır: 66. satır:
[[File:kawasaga.png]]
[[File:kawasaga.png]]


Göç, yalnız **yerin** değil, **yemeğin, giysinin, duanın** da ahengini
Göç, yalnız '''yerin''' değil, '''yemeğin, giysinin, duanın''' da ahengini
değiştirir. Kawas’ın kurduğu düzen, aşiretin **itibarını** sürünün
değiştirir. Kawas’ın kurduğu düzen, aşiretin '''itibarını''' sürünün
önünden yürütürdü. Yabancı göz, su başında sıranın sessizce
önünden yürütürdü. Yabancı göz, su başında sıranın sessizce
işleyişine, çocukların gece vakti bağrışmayışına, kadınların çadır
işleyişine, çocukların gece vakti bağrışmayışına, kadınların çadır
önünde örgü örerken gözünü yoldan ayırmayışına bakar ve şöyle derdi:
önünde örgü örerken gözünü yoldan ayırmayışına bakar ve şöyle derdi:
**"Bu oba uyanık".**
'''"Bu oba uyanık".'''


== Sözün Terazisi ==
== Sözün Terazisi ==


Hangi oba suya ne kadar yaklaşacak, koyun ne vakit suya indirilecek,
Hangi oba suya ne kadar yaklaşacak, koyun ne vakit suya indirilecek,
sınır taşı nereye konacak... Bu soruların cevabı **ekmekle onurun**
sınır taşı nereye konacak... Bu soruların cevabı '''ekmekle onurun'''
terazisinde tartılırdı. Kavga, kılıçla değil, **sözle** bitirilirdi.
terazisinde tartılırdı. Kavga, kılıçla değil, '''sözle''' bitirilirdi.
Yemin gerekiyorsa, gökyüzü şahit tutulur; özür gerekiyorsa, bir kazan
Yemin gerekiyorsa, gökyüzü şahit tutulur; özür gerekiyorsa, bir kazan
çorbanın buharında serinletilirdi. Kawas,
çorbanın buharında serinletilirdi. Kawas,
**"Adalet gösteri değil, sükûnet ister"** demeyi öğretmişti. Aşiretin
'''"Adalet gösteri değil, sükûnet ister"''' demeyi öğretmişti. Aşiretin
namı uzak oba kapılarında **"Kawas usulü"** diye anılır oldu.
namı uzak oba kapılarında '''"Kawas usulü"''' diye anılır oldu.


== Taşın Hatırladığı ==
== Taşın Hatırladığı ==
87. satır: 87. satır:
Bugün [[Gövdeli]] / [[Avcılar]] mezarlığında, rüzgârla konuşmayı bilen
Bugün [[Gövdeli]] / [[Avcılar]] mezarlığında, rüzgârla konuşmayı bilen
biri, taşların gölgesinde onun hatırasını işitir. Taş suskundur, ama
biri, taşların gölgesinde onun hatırasını işitir. Taş suskundur, ama
**harita** dır da; çünkü göçer için mezar taşı, yalnız bir **son**
'''harita''' dır da; çünkü göçer için mezar taşı, yalnız bir '''son'''
değil, geriden gelene **yol işareti** dir.
değil, geriden gelene '''yol işareti''' dir.


Kawas’tan sonra dizginleri **[[Nuri Ağa]]** aldı; yazın
Kawas’tan sonra dizginleri '''[[Nuri Ağa]]''' aldı; yazın
[[Hısn-ı Mansur]] yaylaları, kışın [[Gövdeli]] obaları.. Onun ardından
[[Hısn-ı Mansur]] yaylaları, kışın [[Gövdeli]] obaları.. Onun ardından
**[[Ahmed Ağa]]**, sonra **[[Sarı İsmail]]**; **[[Molla İbrahim]]**’le
'''[[Ahmed Ağa]]''', sonra '''[[Sarı İsmail]]'''; '''[[Molla İbrahim]]'''’le
taş ve su dile geldi. Fakat bütün bu adların önünde, ilk gölge yine
taş ve su dile geldi. Fakat bütün bu adların önünde, ilk gölge yine
[[Kawas Ağa]]’dır.
[[Kawas Ağa]]’dır.


Ailenin elinde bir zaman dolaşan **bakır sini** nin kenarına kazınmış
Ailenin elinde bir zaman dolaşan '''bakır sini''' nin kenarına kazınmış
**“Süryani–Mustafa / 1837”** yazısı, doğrudan onun eli değilse bile
'''“Süryani–Mustafa / 1837”''' yazısı, doğrudan onun eli değilse bile
**onun kurduğu usulün** nişanesidir: farklı diller, farklı eller aynı
'''onun kurduğu usulün''' nişanesidir: farklı diller, farklı eller aynı
sofraya eğilir; zanaatla hatıra, ekmekle harf yan yana durur.
sofraya eğilir; zanaatla hatıra, ekmekle harf yan yana durur.
Kawas’ın mirası budur: **Birlik fikrini, çeşitliliğin içine emekle
Kawas’ın mirası budur: '''Birlik fikrini, çeşitliliğin içine emekle
yerleştirmek.**
yerleştirmek.'''


== İnsan Hali ==
== İnsan Hali ==


[[Kawas Ağa]]’nın hikâyesi, büyüklüğü yüksek sesle bağıranlardan
[[Kawas Ağa]]’nın hikâyesi, büyüklüğü yüksek sesle bağıranlardan
değil; **göçün ağırlığını sırtında sessizce taşıyanlar** dandır. Ne
değil; '''göçün ağırlığını sırtında sessizce taşıyanlar''' dandır. Ne
çok söz bırakmış, ne de ardına saraylar. Bıraktığı, **usul** dür:
çok söz bırakmış, ne de ardına saraylar. Bıraktığı, '''usul''' dür:


* **Ekmek** kıtken, pay büyütmek.
* '''Ekmek''' kıtken, pay büyütmek.
* **Su** azalmışken, sırayı adil tutmak.
* '''Su''' azalmışken, sırayı adil tutmak.
* **Yol** uzakken, sözü kısa, gönlü geniş etmek.
* '''Yol''' uzakken, sözü kısa, gönlü geniş etmek.
* **Kılıç** varken, önce kelimeyi keskin tutmak.
* '''Kılıç''' varken, önce kelimeyi keskin tutmak.


Yıllar sonra bir çocuk, mektepte adını ilk kez duyduğunda, okuma
Yıllar sonra bir çocuk, mektepte adını ilk kez duyduğunda, okuma
levhasındaki harflerin arasından sızan bir rüzgârı hisseder; o rüzgâr,
levhasındaki harflerin arasından sızan bir rüzgârı hisseder; o rüzgâr,
bir keçi kılı çadırın dikiş yerinden esmiş, **Kawas** adını
bir keçi kılı çadırın dikiş yerinden esmiş, '''Kawas''' adını
taşımıştır.
taşımıştır.


Bir kadın, çeşme başında tasını doldururken, sıra kendisinden sonra
Bir kadın, çeşme başında tasını doldururken, sıra kendisinden sonra
gelene uzattığı tasın ağırlığında bir **usul** hatırlar; o usul, bir
gelene uzattığı tasın ağırlığında bir '''usul''' hatırlar; o usul, bir
zaman önce **Kawas** tarafından düzenlenmiştir.
zaman önce '''Kawas''' tarafından düzenlenmiştir.


Bir genç, sınır taşını yerine çakarken,
Bir genç, sınır taşını yerine çakarken,
**"Taş, unutmanın eşiğine konulan nöbettir"**
'''"Taş, unutmanın eşiğine konulan nöbettir"'''
sözünü duyar; o söz, **Kawas** ’ın gölgesinden kalmadır.
sözünü duyar; o söz, '''Kawas''' ’ın gölgesinden kalmadır.


[[File:sef1.png]]
[[File:sef1.png]]


Her büyük hikâye, bir **mezar taşının** yanından başlar. Bizimkisi,
Her büyük hikâye, bir '''mezar taşının''' yanından başlar. Bizimkisi,
[[Kawas Ağa]]’nın taşının gölgesinde başladı. O taş, **kök** e işaret
[[Kawas Ağa]]’nın taşının gölgesinde başladı. O taş, '''kök''' e işaret
etti; kökten **yol** çıktı; yol, **usul** e dönüştü.
etti; kökten '''yol''' çıktı; yol, '''usul''' e dönüştü.


Sonra adlar çoğaldı, yıllar yürüdü, göç **iskan** oldu; ama rüzgâr
Sonra adlar çoğaldı, yıllar yürüdü, göç '''iskan''' oldu; ama rüzgâr
hâlâ aynı sesi fısıldar:
hâlâ aynı sesi fısıldar:


**“Düzen unutulmasın.”**
'''“Düzen unutulmasın.”'''


Kawas’ın adı, o düzenin ilk hecesidir. Ve biz, her yeni sayfada, önce
Kawas’ın adı, o düzenin ilk hecesidir. Ve biz, her yeni sayfada, önce
o heceyi okur gibi başlarız: **Ka–was**.
o heceyi okur gibi başlarız: '''Ka–was'''.


Çünkü bir ailenin, bir aşiretin, bir yurdun hafızasında **ilk gölge**
Çünkü bir ailenin, bir aşiretin, bir yurdun hafızasında '''ilk gölge'''
onun gölgesidir.
onun gölgesidir.



21.19, 16 Mart 2026 tarihindeki hâli


Dağların dili ağırdır; her kelimesi taşın ağırlığını taşır. O dil, bir adı yıllar boyunca, rüzgârın sırtında taşıdı: Kawas Ağa.

Rişwan aşiretler birliğinin Sefkanî kolundan... Bir göç mevsimi daha biterken, 1795 ’in serin akşamında, kervanın önünde giden gölge toprağa düştü. Ölüm haberi, yayladan kışlağa, su yolundan otlağa ince bir çizgi gibi yayıldı. Göçerlerin takviminde ölüm, bahara yahut güze değil, yolun ritmine göre yaşanır; bir oba durur, sessizlikte herkes kendi payına düşen sabrı alır. Kawas Ağa’nın cenazesi, o günlerin Elazığ diye anılan eteklerine, bugün MalatyaDoğanşehir sınırındaki Gövdeli / Avcılar mezarlığına emanet edildi. Taş, susmayı iyi bilir; ama yoldan anlayanlar, o taşın yanından kaç yaz, kaç kış, kaç göç geçtiğini göz ucuyla hesaplar.

Kökün Adabı

Kök, önce isimle görünür olur. Kawas, yalnız bir kişi adı değil, usulün adıydı. O usul, Sefkanî çadırlarının dikiş yerlerinden sızan rüzgârda, sürü sayımındaki dikkatle, ihtiyarlar meclisinde kurulan cümlelerin ölçüsünde gizliydi.

Kawas Ağa zamanında aşiretin rızkı basitti ve derindi: koyun, deve; bulgur, un, sade yağ; süt, yoğurt, et. Giysiler, coğrafyanın öğretmenliğinde dikilirdi: erkeklerde uçkurlu şalvar, cepken; kadınlarda üç etek entari, kolları iş görsün diye meşlah. Silahın yeri belliydi: at üstünde mızrak ve kılıç; yaya için kalkan ve değnek. Kawas’ın terbiyesi, kılıcı kınında, sözü yerinde tutmayı emrederdi: "Önce söz keser, sonra kılıç", derdi derinden gelen bir sesle.

Gün doğarken sürü suya iner, öğle sıcağında gölgeye çekilir, akşamları çayırın üstünde kısa bir meclis kurulur; herkes gördüğünü, duyduğunu, sezdiğini dökerdi. Kawas, dinlemesini bilen bir beydi; kararı tek başına vermez, ihtiyarlar heyeti nin sözünü tartar, kendi hükmünü usul e yaslardı. Ondandır ki adı, adaletli diye anılır, komşu obalarla sınır taşı çizilirken onun sözünün gölgesi uzardı.

Konfederasyonun Gölgesi

Sefkanî kolu, Rişwan’ın içinde; Rişwan ise geniş gölgeli Berazî konfederasyonunun bir parçası... Bu büyük çember, sınır hattından çok dayanışma haritası ydı. Maraş, Adıyaman, Antep, Halep; daha ötede Lübnan taşına tutunan, Süleymaniye rüzgârında serinleyen kollar... İnanç tonları farklıydı; çoğu Sünnî, kimi Alevî; ama göğün altında aynı otlağı, aynı suyu, aynı pazar yolunu paylaşmanın kardeşliği, kanın çizdiği sınırı genişletirdi. Kawas, bu çeşitliliğin kıymetini bilirdi: "Aşireti ayakta tutan kan değil, ekmekle sudur", diye tembih eder, sürüye bakana da, yola bakana da aynı ölçüyü verirdi.

Yolun Hikmeti

Kawas’ın yıllarında yaylak–kışlak düzeni, ince bir saz gibi akardı. Yaz, Hısn-ı Mansur (Adıyaman) havalisinin serin yüksekliklerine çağırır, kış gelince Gövdeli civarında siyah keçi kıllı çadırlar, rampa gibi kazılan derin çukurların üstüne gerilirdi. Soğukla yapılan şu kadim anlaşma uygulanırdı: "Sen dışarıda kal, biz içeride nefes alalım."

Çukur evlerin duvarına ateşin çıtırtısı vurur, çocuklar kargıların gölgesinde büyür, kadınlar üç eteklerini rüzgâra karşı toplarken, erkekler ufka bakıp hava tutardı.

Dosya:Kawasaga.png

Göç, yalnız yerin değil, yemeğin, giysinin, duanın da ahengini değiştirir. Kawas’ın kurduğu düzen, aşiretin itibarını sürünün önünden yürütürdü. Yabancı göz, su başında sıranın sessizce işleyişine, çocukların gece vakti bağrışmayışına, kadınların çadır önünde örgü örerken gözünü yoldan ayırmayışına bakar ve şöyle derdi: "Bu oba uyanık".

Sözün Terazisi

Hangi oba suya ne kadar yaklaşacak, koyun ne vakit suya indirilecek, sınır taşı nereye konacak... Bu soruların cevabı ekmekle onurun terazisinde tartılırdı. Kavga, kılıçla değil, sözle bitirilirdi. Yemin gerekiyorsa, gökyüzü şahit tutulur; özür gerekiyorsa, bir kazan çorbanın buharında serinletilirdi. Kawas, "Adalet gösteri değil, sükûnet ister" demeyi öğretmişti. Aşiretin namı uzak oba kapılarında "Kawas usulü" diye anılır oldu.

Taşın Hatırladığı

Bugün Gövdeli / Avcılar mezarlığında, rüzgârla konuşmayı bilen biri, taşların gölgesinde onun hatırasını işitir. Taş suskundur, ama harita dır da; çünkü göçer için mezar taşı, yalnız bir son değil, geriden gelene yol işareti dir.

Kawas’tan sonra dizginleri Nuri Ağa aldı; yazın Hısn-ı Mansur yaylaları, kışın Gövdeli obaları.. Onun ardından Ahmed Ağa, sonra Sarı İsmail; Molla İbrahim’le taş ve su dile geldi. Fakat bütün bu adların önünde, ilk gölge yine Kawas Ağa’dır.

Ailenin elinde bir zaman dolaşan bakır sini nin kenarına kazınmış “Süryani–Mustafa / 1837” yazısı, doğrudan onun eli değilse bile onun kurduğu usulün nişanesidir: farklı diller, farklı eller aynı sofraya eğilir; zanaatla hatıra, ekmekle harf yan yana durur. Kawas’ın mirası budur: Birlik fikrini, çeşitliliğin içine emekle yerleştirmek.

İnsan Hali

Kawas Ağa’nın hikâyesi, büyüklüğü yüksek sesle bağıranlardan değil; göçün ağırlığını sırtında sessizce taşıyanlar dandır. Ne çok söz bırakmış, ne de ardına saraylar. Bıraktığı, usul dür:

  • Ekmek kıtken, pay büyütmek.
  • Su azalmışken, sırayı adil tutmak.
  • Yol uzakken, sözü kısa, gönlü geniş etmek.
  • Kılıç varken, önce kelimeyi keskin tutmak.

Yıllar sonra bir çocuk, mektepte adını ilk kez duyduğunda, okuma levhasındaki harflerin arasından sızan bir rüzgârı hisseder; o rüzgâr, bir keçi kılı çadırın dikiş yerinden esmiş, Kawas adını taşımıştır.

Bir kadın, çeşme başında tasını doldururken, sıra kendisinden sonra gelene uzattığı tasın ağırlığında bir usul hatırlar; o usul, bir zaman önce Kawas tarafından düzenlenmiştir.

Bir genç, sınır taşını yerine çakarken, "Taş, unutmanın eşiğine konulan nöbettir" sözünü duyar; o söz, Kawas ’ın gölgesinden kalmadır.

Dosya:Sef1.png

Her büyük hikâye, bir mezar taşının yanından başlar. Bizimkisi, Kawas Ağa’nın taşının gölgesinde başladı. O taş, kök e işaret etti; kökten yol çıktı; yol, usul e dönüştü.

Sonra adlar çoğaldı, yıllar yürüdü, göç iskan oldu; ama rüzgâr hâlâ aynı sesi fısıldar:

“Düzen unutulmasın.”

Kawas’ın adı, o düzenin ilk hecesidir. Ve biz, her yeni sayfada, önce o heceyi okur gibi başlarız: Ka–was.

Çünkü bir ailenin, bir aşiretin, bir yurdun hafızasında ilk gölge onun gölgesidir.