Bilûr: Orta Anadolu Kürtlerinde Çalgı, Sözlü Tarih ve Toplumsal Hafıza

Orta Anadolu Kürtleri Kültürel Hafıza Arşivi sitesinden

Bilûr: Orta Anadolu Kürtlerinde Çalgı, Sözlü Tarih ve Toplumsal Hafıza

Bilûr, Orta Anadolu Kürtleri bağlamında özellikle çobanlık, yas, aşk, göç, ağıt, aşiret anlatıları ve kuşaklar arası kültürel aktarım ile ilişkilendirilen yerel bir nefesli çalgıdır. Bu madde, bilûru yalnızca organolojik bir nesne olarak değil, aynı zamanda toplumsal hafıza taşıyıcısı, sözlü tarih aracı ve yerel anlatı pratiklerinin parçası olarak ele alır. Makale boyunca doğrulanabilen akademik literatür ile yerel tanıklıklar birbirinden açıkça ayrılmış; Ahmet Tahtacı adına aktarılan notlar ile Atila Yalınkılıç’ın anlatısı, bağımsız biçimde tam doğrulanmış bilimsel veri değil, kültürel hafıza ve yerel sözlü tarih malzemesi olarak değerlendirilmiştir.[1][2]

Adlandırma ve etimoloji

Kürtçe sözlük ve sözlük-tabanlı dijital kaynaklar, bilûr biçimini birden çok anlam alanıyla kaydeder. VejînLex’te bilûr hem “kristal” hem de “flüt, boru” anlamlarıyla verilir.[3] Glosbe’nin Kürtçe Kurmancî-İngilizce sözlük girdisi ise bilûru esas olarak “flute” ile karşılar; girişte ayrıca çalgının kaval türü bir nefesli olarak yorumlandığı görülür.[4]

Bu veriler, çağdaş sözlük kullanımında bilûrun en azından bazı lehçe ve kullanım çevrelerinde bir nefesli çalgı adı olarak yaşadığını düşündürür. Bununla birlikte bu maddede kullanılan anlam, genel “flüt” kategorisinden daha dardır: Orta Anadolu Kürtleri bağlamında bilûr, belirli bir yerel çalgı pratiğini, belirli repertuvarları ve belirli bir hafıza rejimini ifade etmektedir. Bilûrvan ise bu çalgının icracısı için kullanılan yerel addır; ancak bu adlandırmanın standartlaşmış sözlüksel karşılığına dair bağımsız akademik bir terminoloji kaynağına ulaşılamamıştır.

Türkçe kaval sözcüğüyle ilişki daha karmaşıktır. Organoloji literatüründe kaval, Balkanlar, Anadolu ve komşu bölgelerde görülen uzun, kenardan ya da uçtan üflenen çoban flütleri için geniş bir üst kategori olarak kullanılır.[5] Kavalın adlandırılması üzerine yakın tarihli bir çalışma da, çalgı terimlerinin tarihsel ve kültürel bağlamı gözetilmeden özensiz biçimde eşanlamlılaştırılmasının kavramsal sorunlar doğurduğunu vurgular.[6] Bu nedenle bilûr ile kaval arasında otomatik bir tam eşanlamlılık kurmak metodolojik olarak isabetli değildir. Elde bulunan veriler, kavalın daha genel bir organolojik kategori, bilûrun ise belirli bir Kürtçe yerel adlandırma ve icra geleneği olabileceğini düşündürmektedir.

Bilûrun etimolojisi konusunda ise güvenilir akademik kaynaklarda açık ve ortak kabul gören bir açıklamaya ulaşılamamıştır. Sözlüklerde görülen “kristal” ve “flüt” anlam alanlarının tarihsel ilişkisi açık değildir; bu nedenle etimolojik köken hakkında kesin hüküm vermek uygun değildir.

Organolojik özellikler

Akademik organoloji literatüründe kaval, genellikle çobanlıkla ilişkili, uzun ve nefes kontrollü icraya dayanan bir nefesli çalgı ailesi olarak tanımlanır.[5][6] Ancak bilûr için, Orta Anadolu Kürtleri bağlamında bağımsız ölçü, akort, delik sayısı, perde sistemi ve yapım tekniklerini ayrıntılı biçimde kaydeden yayımlanmış bir organolojik monografiye ulaşılamamıştır. Bu nedenle bilûrun organolojik tanımı bu maddede ancak sınırlı bir kesinlikle kurulabilir.

Yerel anlatılarda bilûrun esasen kamıştan yapılan bir çalgı olduğu aktarılır.[1] Ana metinde Ahmet Tahtacı’ya atfedilen anlatı ise Xelîkî denen bir çizgide çalgının daha sonra sarı bakırdan üretildiğini, bunun da daha tiz ve ayırt edilebilir bir ses rengi yarattığını öne sürer.[1] Bu iddia, bağımsız organolojik ölçüm, malzeme analizi veya akustik deney verileriyle bu madde hazırlanırken doğrulanamamıştır. Dolayısıyla sarı bakırın daha tiz ses verdiği yönündeki bilgi, bilimsel olarak doğrulanmış genel kural değil, yerel aktarım olarak okunmalıdır.

Bununla birlikte organoloji açısından iki düzey ayırt edilebilir. Birincisi, kamış ya da benzeri bitkisel malzemeden yapılan pastoral nefesliler, Anadolu ve komşu kültür alanlarında yaygın bir çalgı ailesine işaret eder.[5] İkincisi, yerel malzeme değişiminin sadece teknik değil, sosyal ayrım üretici bir işlevi de olabilir: belirli bir çalgının hangi köyde, hangi usta tarafından, hangi malzemeyle yapıldığı, repertuvar kadar kimlik belirleyici hale gelebilir. Müzik aletlerinin “toplumsal hayatı” üzerine çalışan Eliot Bates’in gösterdiği gibi, çalgılar yalnız ses üreten nesneler değil; kullanım bağlamları, teknikleri, ustaları ve dolaşım biçimleriyle sosyal anlam taşıyan maddi kültür öğeleridir.[7]

Bu çerçevede bilûrun organolojik özellikleri, henüz standart bir katalog düzeyinde belgelenmemiş olsa da, yalnız gövde, malzeme ve delik sistemiyle değil; yas, anlatı ve çobanlık pratikleri içindeki işleviyle birlikte anlaşılmalıdır.

Bilûrun doğuşuna ilişkin rivayetler

Rewşan rivayeti

Bilûrun doğuşuna dair en dikkat çekici yerel anlatılardan biri, ana metinde aktarılan Rewşan rivayetidir. Buna göre sevdiği kızı sazlıkta kaybeden bir genç, acısını bir kamışa üfleyerek ilk bilûru yapar.[1] Bu anlatı tarihsel olay olarak doğrulanmış değildir; bir köken miti ya da kültürel hafıza rivayeti olarak değerlendirilmelidir.

Halkbilimsel açıdan rivayet, üç güçlü motifi bir araya getirir. Birincisi, yasın sese dönüşmesi motifidir: sözün yetersiz kaldığı yerde nefes ve ses devreye girer. İkincisi, kamış ve insan nefesi ilişkisi motifidir: kamış, doğadan koparılan pasif bir malzeme değil, insan nefesiyle canlılık kazanan bir aracı beden haline gelir. Üçüncüsü, aşk kaybı ile müziğin doğuşu arasındaki sembolik bağdır: çalgı teknik gereksinimlerden değil, duygusal kırılmadan doğar.

Sözlü kültür çalışmalarında rivayetler yalnız “doğru mu yanlış mı” sorusuyla değil, topluluğun kendini nasıl anlattığı sorusuyla da okunur. Ruth Finnegan’ın vurguladığı gibi, sözlü anlatılar tarihsel veri ile toplumsal anlamı aynı düzlemde taşımak zorunda değildir; toplumsal deneyim, mitik çerçeve içinde yeniden kurulabilir.[8] Rewşan rivayeti de bu bakımdan, bilûrun Orta Anadolu Kürtleri için neden eğlence aracından çok hüzün, özlem ve bellek aracı olarak düşünüldüğünü açıklayan bir kültürel şema sunar.

Seyit Xan anlatısı

Ana metinde, Horasan Kürtlerinin bilûrun doğuşunu Seyit Xan efsanesiyle açıkladığı da belirtilmektedir.[1] Bu iddiayı bağımsız akademik yayınlar üzerinden doğrulayan bir kaynağa bu madde hazırlanırken ulaşılamamıştır. Bu nedenle söz konusu bilgi, Ahmet Tahtacı’ya atfedilen yerel anlatı çevresinin parçası olarak görülmelidir.

Bu sınırlılık önemlidir; çünkü köken rivayetleri çoğu zaman aynı çalgıyı farklı coğrafyalarda farklı figürler etrafında yeniden kurar. Böyle durumlarda rivayet, tarihsel başlangıcı kanıtlamaktan çok, topluluğun çalgı ile kurduğu duygusal ve ahlaki ilişkiyi görünür kılar.

Rivayetlerin karşılaştırılması

Rewşan ve Seyit Xan çizgilerinin ortak paydası, acının müziğe dönüşmesi temasında yatar. Coğrafya, kişi ve hikâye ayrıntıları değişse de, çalgının doğuşu bir teknik icat olarak değil, toplumsal ve kişisel kırılmaya verilen estetik yanıt olarak sunulur. Bu yönüyle rivayetler, bilûru bir çalgıdan çok “duygulanım teknolojisi” olarak kavramsallaştırır: nefes, kaybı ses halinde dolaşıma sokar.

Xelîkî bilûr geleneği

Xelîkî bilûr adlandırması, ana metinde özellikle malzeme değişimi bağlamında öne çıkar.[1] Ancak Xelîkî teriminin coğrafi, aşiretsel ya da ustalık çizgisiyle ilişkili kesin anlamını açıklayan bağımsız bir akademik kaynağa ulaşılamamıştır. Bu nedenle terimin anlamı burada açık uçlu bırakılmalıdır.

Yerel anlatıda çalgının kamıştan sarı bakıra geçmesi, sadece teknik bir yenilik olarak değil, ses rengini ve ayırt ediciliği etkileyen bir dönüşüm olarak sunulur.[1] Organoloji açısından malzeme değişiminin tını, dayanıklılık ve icra direnci üzerinde etkili olması makul görünse de, bilûrun bu özel varyantı için ölçülmüş ve yayımlanmış akustik veri bulunmamaktadır. Dolayısıyla sarı bakırın “daha tiz” ses verdiği savı burada bir varsayım değil, açıkça yerel aktarım olarak işaretlenmelidir.

Buna rağmen Xelîkî anlatısı önemli bir noktaya temas eder: çalgı geleneği yalnız nesnenin maddesinde değil, o nesneyi tanıyan, adlandıran ve belirli ezgilerle birleştiren toplulukta sürer. Başka bir deyişle, bilûrun sürekliliği sadece yapım tekniğinin değil, repertuvar, icra hafızası ve yerel statülerin sürekliliğidir.

Bilûrvanlar ve yerel icra geleneği

Ahmet Tahtacı’nın aktarıldığı biçimiyle bilûr geleneğinin merkezine yerleştirilen bilûrvanlar arasında Hamulê Husê, Milê Xofe, Momê Xalî Silê ve Xalê Cemîl gibi adlar öne çıkar.[1] Bu kişilere ilişkin ayrıntılı biyografik veriler, doğum-ölüm tarihleri, eğitim geçmişleri ya da icra çevreleri bağımsız akademik kaynaklarla doğrulanamamıştır. Dolayısıyla bu isimler, yerel repertuvar hafızasında belirginleşmiş usta icracılar olarak değerlendirilmelidir.

Ana metindeki önemli gözlemlerden biri, bu kişilerin çoğunun çoban olduğu, nota bilmediği ve kurumsal müzik eğitimi almadığı yönündedir.[1] Burada “nota bilmeme” ifadesi, müziksel yetkinliğin eksikliği anlamına gelecek şekilde okunmamalıdır. Tersine, etnomüzikoloji ve sözlü kültür çalışmaları, yazısız ya da az yazılı geleneklerde müzikal bilginin işitsel bellek, bedensel tekrar ve bağlama özgü öğrenme süreçleriyle taşındığını defalarca göstermiştir.[8][9]

Bu nedenle bilûrvanlık, yazılı notasyonla ölçülen bir teknik beceriden çok, işitsel bellek, bedenselleşmiş müzik bilgisi, usta-çırak aktarımı ve repertuvar belleği kavramlarıyla anlaşılmalıdır. Steven Feld’in sesi birincil etnografik ortam olarak düşünme çağrısı, bu tür geleneklerde müzikal bilginin sadece soyut yapı değil, beden, mekân ve topluluk ilişkisi olarak kavranması gerektiğini gösterir.[10]

Repertuvar ve anlatı taşıyıcılığı

Ahmet Tahtacı’ya atfedilen anlatıda, bilûr repertuvarı içinde özellikle şu ezgi adları öne çıkar: Qamîşê Qul, Hawar Komo, Şîna Reşîya, Ziravê Mokê ve Çirîya Aşkokê.[1] Bu ezgilerin tarihsel bağlamı, metin içi anlamı ya da metinsel/müzikal çözümlemesini sunan bağımsız yayımlanmış akademik çalışmalara ulaşılamamıştır. Bu nedenle burada bu adların anlamları uydurulmadan korunmalı; yalnızca yerel repertuvarın hafıza düğümleri olarak ele alınmalıdır.

Ana metindeki kritik gözlem şudur: söz konusu bilûrvanlar bu ezgileri kusursuz icra edebilmekte, fakat yeni melodileri veya oyun havalarını aynı ölçüde icra edememektedir.[1] Bu durum, repertuvarın soyut teknik beceriden ziyade belirli anlatılarla bütünleşmiş olabileceğini düşündürür. Başka bir deyişle, burada ezgi “çalınan bir melodi” değil, olaylara, kişilere ve topluluk belleğine bağlanan bir hatırlama aygıtıdır.

Bu olgu dört düzeyde okunabilir. Birincisi, repertuvar belirli anlatılarla bütünleşmiştir; dolayısıyla müzisyen yeni ezgi değil, tanıdığı hafıza biçimlerini yeniden üretmektedir. İkincisi, melodi toplumsal olayların hafıza kodu haline gelir; başlık bir kişiyi, bir aşireti ya da bir kaybı çağırır. Üçüncüsü, icra bağlamdan bağımsız teknik beceriye indirgenemez; çünkü performans aynı zamanda anlatı çağırma pratiğidir. Dördüncüsü, müzikal bellek belirli tarihsel ve toplumsal çevrede şekillenir; o çevre çözülünce ezgi ses olarak korunabilir ama anlamı daralır.

Bu nedenle “nota değil hafıza çalıyorlardı” biçimindeki ifade, analitik değeri olan bir yorumdur; fakat deneysel olarak kanıtlanmış bir müzik kuramı önermesi değildir. Yine de sözlü repertuvarın, yazılı arşiv yokluğunda belirli tarihsel içeriği taşıdığı yönündeki bu gözlem, kültürel bellek teorileriyle uyumludur.[11][12]

Reşi aşiretinde bilûr ve pastoral yaşam

Atila Yalınkılıç’ın tanıklığına göre bilûr, Reşi aşireti içinde gündelik yaşamın, koyunculuğun ve konargöçer kültürün sıradan bir parçası değil; neredeyse hayatın her alanına nüfuz eden bir ses rejimidir.[2] Onun anlatısında zırava ya da zirav, bilûrla çalınan hava, ezgi ya da melodik anlatım biçimini ifade eder. Bu özel terminolojik kullanım için bağımsız bir akademik sözlük kaynağına ulaşılamamış olsa da, tanıklığın iç bağlamında sözcüğün işlevi açıktır: acı, halay, aşk, destan, savaş ve ağıt gibi farklı toplumsal deneyimler bilûr aracılığıyla seslendirilir.

Bu tanıklık, Rişvan/Reşi topluluklarının pastoral ekonomisiyle ilgili daha genel tarihsel çerçeveyle de uyumludur. Suat Dede’nin Rişvan aşireti üzerine hazırladığı yüksek lisans tezi, Orta Anadolu’daki Rişvan topluluklarında hayvancılığın ve özellikle koyun, keçi ve deve yetiştiriciliğinin ekonomik hayatta uzun süre belirleyici olduğunu göstermektedir.[13] Aynı tez, sedanterleşme sonrasında dahi çobanlığın ve sürü ekonomisinin önemini koruduğunu vurgular.[13]

Bu tarihsel bağlam içinde bilûr, “çoban çalgısı” olarak tanımlanabilir; ancak bu tanım yetersiz kalır. Çünkü Atila Yalınkılıç’ın anlatısında bilûr yalnız sürü başında çalınan pratik bir alet değil, topluluk duygularını, destansı anlatıları ve toplumsal statü biçimlerini seslendiren bir araçtır. Böylece pastoral yaşam ile sözlü edebiyat arasında bir geçiş nesnesi haline gelir.

Çobanlık, serşıvanlık ve toplumsal statü

Yerel anlatıda öne çıkan temel kavramlardan biri serşıvandır. Atila Yalınkılıç, her çobanın serşıvan olamadığını; serşıvanın, çaldığı melodiyle koyun sürüsüne yön verebilen özel bir başçoban tipi olduğunu belirtir.[2] Orta Anadolu Kürtlerine ilişkin yayımlı yerel malzemede de serşıvan sözcüğünün “başçoban” anlamında kullanıldığı görülmektedir.[14]

Bu iddia, doğaüstü yetenek varsayımı olarak değil, insan-hayvan iletişimi ve öğrenilmiş sürü davranışı çerçevesinde yorumlanmalıdır. Çoban toplumlarda belirli ses işaretlerinin, ıslıkların, çağrıların ya da çalgıların hayvan hareketini yönlendirmede kullanıldığı çeşitli etnografik örnekler bilinmektedir; burada önemli olan, sürünün belirli akustik kalıplara koşullanması ve çobanın ses çevresini etkin biçimde yönetmesidir. Dolayısıyla serşıvanlık, mucizevi bir güçten çok, uzun süreli pratik bilgi, hayvan davranışını tanıma ve akustik hakimiyet bileşimi olarak okunabilir.

Bununla birlikte yerel anlatının serşıvanı olağan çobandan ayırma biçimi, yalnız teknik beceriye değil toplumsal statüye işaret eder. Serşıvan, müzikal yeteneği ile pastoral otoriteyi birleştiren bir figürdür; müzik burada estetik üretim ile işlevsel yönlendirmeyi aynı bedende toplar.

Karakoyun ve koyunu suya indirme havaları

Atila Yalınkılıç’ın anlatısında, günümüzde Karakoyun diye bilinen meşhur melodinin Reşi aşiretine ait olduğu; olayın Reşilerin uzun süre yayla olarak kullandığı söylenen Sivas Uzunyayla’da geçtiği; ayrıca Tokat bölgesinde hâlen çalındığı belirtilen “koyunu suya indirme” havasının da Reşilerle ilişkili olduğu ifade edilir.[2] Bu köken iddialarını doğrulayan bağımsız akademik bir yayına ulaşılamamıştır.

Bu nedenle konu ancak temkinli bir dille ele alınabilir. Atila Yalınkılıç’ın aktarımına göre söz konusu ezgiler Reşi hafızasında pastoral olaylara ve belirli coğrafyalara bağlanmaktadır. Yerel hafıza anlatısında melodinin kökeni, aşiret deneyimiyle sıkı bir ilişki içindedir. Ancak melodilerin farklı bölgelerde çeşitli topluluklar tarafından benimsenmesi, yeniden adlandırılması ya da farklı hikâyelerle ilişkilendirilmesi de mümkündür. Özellikle sözlü ve icraya dayalı müziklerde tekil “sahiplik” iddiaları metodolojik olarak zordur; çünkü ezgiler dolaşım, ödünç alma, yeniden bağlama oturtma ve bölgesel varyantlaşma yoluyla çoğalır.[7][15]

Tokat bağlamında “koyunu suya indirme” adına işaret eden bir kültür portalı kaydı bulunmakla birlikte, bu kayıttan ezginin kökenini, etnik aidiyetini ya da tarihsel dolaşımını ayrıntılı biçimde çıkarmak mümkün değildir.[16] Dolayısıyla burada en sağlıklı sonuç, ezginin tek bir topluluk adına kesin biçimde tescilinden çok, farklı hafıza çevrelerinde farklı biçimlerde anlamlandırılabildiğini kabul etmektir.

Bilûrvanlar arasındaki ustalık sınaması

Atila Yalınkılıç’ın tanıklığında en dikkat çekici bölümlerden biri, birbirini tanımayan iki bilûrvanın karşılaştığında yürüttüğü ustalık sınamasıdır.[2] Anlatıya göre ilk temas zıravi pêşiyê bılûre denen açılış havasıyla kurulur. Bu hava, yalnız bir başlangıç melodisi değil, ilk teknik ve estetik yoklama işlevi görür. Ardından çalgının altındaki akort ya da perde deliklerinin kapatılması ve çalgının ters yönden çalınmasıyla sınav zorlaştırılır. İlk aşama geçildikten sonra ise yarışma, müzikal diyaloğa dönüşür; biri havayı başlatır, diğeri bitirir.

Bu pratiğin çözümlemesi için birkaç kavram yararlıdır. Birincisi, burada belirgin bir müzikal diyalog vardır; icra tek taraflı gösteri değil, karşılıklı cevap üretme sürecidir. İkincisi, yapı soru-cevap formuna yaklaşır; bir icracının attığı çizgi öteki tarafından alınır, çevrilir ya da tamamlanır. Üçüncüsü, pratikte karşılıklı doğaçlama unsuru bulunur; çünkü sınama, repertuvarı bilmenin yanı sıra anlık tepki verme becerisi gerektirir. Dördüncüsü, bu bir icra rekabetidir; fakat rekabetin amacı yalnız üstün gelmek değil, topluluk önünde meşruiyet kazanmaktır.

Bu tip sınamalar, ortak repertuvar bilgisinin ve örtük müzik kurallarının topluluk tarafından nasıl korunduğunu da gösterir. Yani ustalık yalnız bireysel maharet değil, ortak kodlara hakimiyet biçimidir. Zıravi pêşiyê bılûrenin yalnız Reşilerde çalındığı yönündeki bilgi ise Atila Yalınkılıç’ın kendi bilgisiyle sınırlı tutulmalıdır; bu iddiayı genelleştiren bağımsız bir kaynak saptanamamıştır.

Bilûr ve toplumsal hafıza

Bilûru ayırt edici kılan temel özellik, ezgilerin olay, kişi ve mekânlarla ilişkilendirilmesidir. Yerel repertuvarda bir hava yalnız “iyi çalınan” bir parça değil; bir göçü, bir ölümü, bir aşkı, bir aşiret içi çatışmayı, bir çobanlık sahnesini ya da unutulmuş bir kişiyi çağıran işitsel düğüm olabilir.[1][2]

Maurice Halbwachs ve Jan Assmann çizgisindeki bellek çalışmaları, bireysel hatırlamanın toplumsal çerçeveler içinde kurulduğunu; bazı hatırlama biçimlerinin de toplulukça taşınan kültürel belleğe dönüştüğünü savunur.[12][11] Bilûr repertuvarı bu bakımdan, yazılı arşiv bulunmadığında ya da yazılı arşivin sınırlı kaldığı yerlerde, tarihsel deneyimin işitsel depolarından biri olarak düşünülebilir. Melodi, anlatıyı tüm ayrıntılarıyla kaydetmeyebilir; fakat anlatıyı çağıran eşiği korur.

Bu noktada iki farklı koruma biçimini ayırmak gerekir. Birincisi, güzel sesin korunmasıdır; yani ezginin ses kaydının, notanın ya da melodik iskeletinin yaşatılması. İkincisi, tarihsel bağlamın korunmasıdır; yani ezginin kimin tarafından, hangi olayla, hangi yer adıyla, hangi toplumsal bağlamda ilişkilendirildiğinin yaşatılması. Yerel anlatıların özellikle vurguladığı kayıp tehlikesi ikinci düzeydedir: hikâye unutulunca, ses kalır ama anlam daralır.

Kürt sözlü kültürü üzerine çalışmalar da bu meseleye başka bir açıdan ışık tutar. Dengbêjlik ve benzeri sözlü icra geleneklerinin modern kamusal alanda yeniden kurulma süreçleri, repertuvarın sadece estetik değil, siyasal ve bellekle ilgili bir alan olduğunu göstermiştir.[17] Bilûr, dengbêjlik ile aynı form değildir; ancak ikisi de sözlü ve işitsel kültürde anlatının yalnız metinle değil sesle taşınabildiğini gösterir. Bu nedenle bilûrvan, yalnız müzisyen değil; belli ölçüde kültürel anlatıcıdır.

Aulos ile karşılaştırmalı değerlendirme

Antik Yunan aulosu ile bilûr arasında doğrudan tarihsel akrabalık kurmak için güvenilir kanıt yoktur. Bu nedenle karşılaştırma, yalnız organolojik ve işlevsel düzeyde tutulmalıdır. Modern araştırmalar, aulosun özellikle yüksek prestijli örneklerinde çift kamışlı ağızlığa sahip olduğunu ve çift borulu bir nefesli olarak icra edildiğini göstermektedir.[18][19] Stefan Hagel’in kapsamlı çalışması da aulosu, Antik Yunan müzik teorisi ve çalgı pratiği içinde merkezi bir çalgı olarak konumlandırır.[20]

Aulosun tiyatro, kamusal törensellik, ritüel ve cenaze bağlamlarındaki yeri, antik müzik literatürünün genel kabul gören unsurlarındandır.[20] Bilûr için ise Orta Anadolu Kürtleri bağlamında öne çıkan alanlar çobanlık, yas, halay, aşk, sözlü anlatı ve pastoral hayat çevresidir.[1][2]

Karşılaştırma ölçütü Aulos Bilûr
Organolojik yapı Akademik literatürde çoğunlukla çift borulu, yüksek statülü örneklerde çift kamışlı bir nefesli olarak tanımlanır.[18][19] Yerel anlatılarda kamıştan, bazı rivayetlerde ise sarı bakırdan yapılan yerel bir nefesli olarak aktarılır; ayrıntılı standart organolojik belge azdır.[1]
Kullanım ortamı Antik Yunan müzik kültüründe ritüel, sahne, kamusal tören, cenaze ve başka performans bağlamlarıyla ilişkilendirilir.[20] Çobanlık, ağıt, aşk, halay, aşiret anlatısı ve sözlü hafıza bağlamlarında anlam kazanır.[1][2]
Toplumsal işlev Ritüel ve kamusal icra Pastoral yaşam, anlatı, hafıza ve yerel statü
Tarihsel ilişki alanı Antik Akdeniz dünyası Orta Anadolu Kürt kültür çevresi
Doğrudan bağlantı Güvenilir kanıt bulunmadıkça kurulamaz.

Bu nedenle, The Odyssey tanıtımında duyulan sesin bilûru hatırlatması, tarihsel köken ilişkisi değil, kişisel ve kültürel bir çağrışım olarak değerlendirilmelidir. Bu çağrışım analitik olarak verimli olabilir; ancak kanıt yerine geçmez.

Kültürel aktarım ve kaybolma riski

Bilûr geleneğinin karşı karşıya olduğu temel risk, yalnız çalgının fiziksel kaybı değildir. İlk risk, usta icracıların yaşamını yitirmesiyle işitsel belleğin çözülmesidir. İkinci risk, genç kuşakların repertuvarı yalnız “eski havalar” olarak duyması ve bağlamsal anlatıyı devralmamasıdır. Üçüncü risk, ezgilerin sadece ses kaydı olarak korunup onlara bağlı hikâyelerin, kişi adlarının ve yerel kavramların unutulmasıdır. Dördüncü risk, çalgı yapım bilgisinin standartlaştırılmış piyasa enstrümanları lehine kaybolmasıdır. Beşinci risk ise yerel adların, özellikle bilûr, zırava, serşıvan gibi terimlerin folklorik gösteri dili uğruna silinmesidir.

Sözlü geleneğin yazıya ya da arşive aktarılması önemlidir; ancak bu süreçte bağlam kaybı ciddi bir problemdir. Deneysel çalışmalar, sözlü müzik aktarımında tekrarın sadece melodiyi değil, biçimsel seçimleri ve bellek stratejilerini de dönüştürdüğünü göstermektedir.[9] Dolayısıyla yalnız notaya alma ya da ses kaydı yapma, geleneğin tam korunması anlamına gelmez. Ses, beden, hikâye ve topluluk bağlamı birlikte belgelenmediğinde kültürel miras indirgenmiş olur.

Koruma ve belgeleme önerileri

Bilûr geleneğinin korunması için uygulanabilir birkaç adım öne çıkar:

  1. Yaşayan bilûrvanlarla görüntülü ve sesli sözlü tarih görüşmeleri yapılmalıdır.
  2. Her ezgi, adı, hikâyesi, icra ortamı, kaynak kişisi, tarih ve yer bilgisiyle birlikte kaydedilmelidir.
  3. Bilûrun kamış ve metal örnekleri ayrı ayrı ölçülmeli, fotoğraflanmalı ve mümkünse akustik analizden geçirilmelidir.
  4. Yerel Kürtçe terimler özgün yazımlarıyla korunmalı; Türkçe karşılıklar bunların yerine geçirici değil açıklayıcı olmalıdır.
  5. Ses kayıtları açık formatlarda, üstveriyle birlikte arşivlenmelidir.
  6. Çalgı yapımcılarının teknikleri ve kullandıkları malzeme bilgisi ayrıca belgelenmelidir.
  7. Genç kuşaklar için usta-çırak esaslı aktarım programları oluşturulmalıdır.
  8. Üniversiteler, yerel kültür dernekleri, arşiv kurumları ve müzeler arasında iş birliği geliştirilmelidir.
  9. Her arşiv kaydında konuşmacının adı, tarih, yer, lehçe ve kullanım izni belirtilmelidir.
  10. Kültürel miras çalışmalarında topluluğun açık rızası esas alınmalıdır.
  11. Repertuvar yalnız notaya aktarılmamalı; hikâye, bağlam ve icra pratiğiyle birlikte korunmalıdır.

Ahmet Tahtacı’nın katkısı

Ahmet Tahtacı’nın adı, bilûr üzerine yerel bilgi, kişi adları, repertuvar başlıkları ve köken rivayetlerinin dolaşıma girmesinde önemli bir eşik olarak anılmaktadır.[1] Ancak bu makale hazırlanırken, Xelkedondurmada yayımlandığı bildirilen iki bölümlük yazının tam başlığına, yayımlanma tarihine, kalıcı erişim adresine ya da güvenilir arşivlenmiş nüshasına bağımsız biçimde ulaşılamamıştır. Bu eksiklik, metnin akademik kullanımını sınırlayan önemli bir sorundur.

Buna rağmen Ahmet Tahtacı adına aktarılan notlar, özellikle bilûrvan adları, ezgi başlıkları, köken rivayetleri ve malzeme anlatıları bakımından önemli bir başlangıç malzemesi sunar. Bu tür notların değeri, kesin tarihsel doğrulama üretmelerinden değil; sahada hangi isimlerin, hangi repertuvarların ve hangi anlatı başlıklarının izlenmesi gerektiğini göstermelerinden gelir. Dolayısıyla bu malzeme, akademik saha araştırmasının yerine geçmez; fakat araştırma gündemi kurucu nitelik taşıyabilir.

Atila Yalınkılıç’ın tanıklığı

Atila Yalınkılıç’ın anlatısı, Reşi topluluklarında bilûrun gündelik yaşam içindeki yerine dair birinci elden tanıklık sunar.[2] Bu tanıklığın katkısı özellikle sekiz başlıkta belirgindir: bilûrun koyunculukla ilişkisi; çobanlığın toplumsal statüsü; serşıvan kavramı; hayvanların müzikle yönlendirilmesi; repertuvarın topluluk aidiyeti; bilûrvanlar arası ustalık sınamaları; karşılıklı müzikal sohbet geleneği; çocukluk ve gençlik deneyimine dayalı özyaşamsal gözlem.

Tanıklığın en güçlü yönü, bilûru “hayatın içinde” bir çalgı olarak sunmasıdır. Burada çalgı yalnız tören nesnesi değil; sürü, yayla, halay, destan ve yas arasında dolaşan bir ses pratiğidir. Bilimsel bakımdan bu metin, doğrulanması gereken önermeler de içerir; ancak aynı zamanda akademik literatürde çoğu zaman kaybolan ayrıntı düzeyini korur. Bu nedenle Atila Yalınkılıç’ın anlatısı, doğrulanmış ikincil kaynak değil, vazgeçilmez bir yerel kültürel tanıklık olarak değerlendirilmelidir.

Sonuç

Bilûrun korunması, yalnız fiziksel bir çalgının ya da birkaç melodinin korunması anlamına gelmez. Bilûrla birlikte ezgilerin doğduğu olaylar, yerel kavramlar, çobanlık bilgisi, aşiret hafızası, yas ve aşk anlatıları, icra kuralları, ustalık sınamaları ve bilûrvanların yaşam öyküleri de belgelenmelidir. Aksi halde geriye estetik açıdan etkileyici fakat tarihsel ve toplumsal bağlamı daralmış ses kalıntıları kalır.

Bu nedenle bilûr, organoloji, halkbilimi, sözlü tarih, müzik antropolojisi ve kültürel bellek çalışmalarının kesişiminde ele alınmalıdır. Bugün yapılması gereken şey, çalgıyı romantikleştirmek değil; yerel tanıklıkları titizlikle belgelemek, doğrulanabilir olanla rivayet düzeyini ayırmak ve ses ile anlatı arasındaki bağı çözülmeden arşivleyebilmektir.

Kaynakça

Şablon:Kaynakça

Önerilen görsel ve ses belgeleri

  • Kamış bilûr fotoğrafı
  • Sarı bakırdan yapılmış Xelîkî bilûr örneği
  • Bir bilûrvanın el ve ağız pozisyonunu gösteren fotoğraf
  • Perde veya akort deliklerini gösteren ayrıntılı görsel
  • Bilûrun ters çalınması tekniğini gösteren kayıt
  • Zıravi pêşiyê bılûre ses kaydı
  • Reşi çobanlık yaşamına ilişkin tarihsel fotoğraflar
  • Uzunyayla haritası
  • Ahmet Tahtacı’ya atfedilen yazının arşiv görüntüsü
  • Atila Yalınkılıç ile yapılacak sözlü tarih görüşmesi
  • Ezgi adı, hikâyesi ve icracısını birlikte gösteren dijital arşiv kayıtları
  1. 1,00 1,01 1,02 1,03 1,04 1,05 1,06 1,07 1,08 1,09 1,10 1,11 1,12 1,13 1,14 1,15 Ahmet Tahtacı adına atfedilen ve Xelkedondurma sayfasında yayımlandığı bildirilen iki parçalı bilûr yazısının tam künyesine ve arşivlenmiş kopyasına bu madde hazırlanırken bağımsız olarak ulaşılamamıştır. Bu nedenle burada söz konusu metinden aktarılan bilgiler, ikincil dolaşımdaki yerel bellek malzemesi olarak temkinli biçimde kullanılmıştır.
  2. 2,0 2,1 2,2 2,3 2,4 2,5 2,6 2,7 2,8 Atila Yalınkılıç’ın bu madde için sağlanan yazılı anlatısı, birinci elden yerel kültürel tanıklık olarak değerlendirilmiştir; akademik ikincil kaynak yerine geçmez.
  3. Şablon:Web kaynağı
  4. Şablon:Web kaynağı
  5. 5,0 5,1 5,2 Şablon:Web kaynağı
  6. 6,0 6,1 Şablon:Akademik dergi kaynağı
  7. 7,0 7,1 Şablon:Akademik dergi kaynağı
  8. 8,0 8,1 Şablon:Kitap kaynağı
  9. 9,0 9,1 Şablon:Akademik dergi kaynağı
  10. Şablon:Akademik dergi kaynağı
  11. 11,0 11,1 Şablon:Kitap kaynağı
  12. 12,0 12,1 Jan Assmann ve John Czaplicka, “Collective Memory and Cultural Identity”, New German Critique, 1995, doi:10.2307/488538.
  13. 13,0 13,1 Suat Dede, From Nomadism to Sedentary Life in Central Anatolia: The Case of Rişvan Tribe (1830-1932), yüksek lisans tezi, Bilkent University, 2011.
  14. Ankara'da Bir Kürt Köyü: Mikaila/İnler Katrancı, “Büyüklerimizin Bilgilerine Göre Köydeki Kabile ve Aileler” ve ilgili bölümler.
  15. Marlene Schäfers, “Tracing Connections: Kurdish Women Singers and the Ambiguities of Owning Oral Tradition”, Diversity and Contact among Singer-Poet Traditions in Eastern Anatolia, 2019, doi:10.5771/9783956504815-77.
  16. Şablon:Web kaynağı
  17. Şablon:Akademik dergi kaynağı
  18. 18,0 18,1 Kamila Wysłucha ve Stefan Hagel, “The Mouthpiece of the Aulos Revisited”, Greek and Roman Musical Studies, 2023, doi:10.1163/22129758-bja10062.
  19. 19,0 19,1 Spyros Polychronopoulos, Dimitra Marini, Konstantinos Bakogiannis, Georgios Th. Kouroupetroglou ve Stelios Psaroudakes, “Physical Modeling of the Ancient Greek Wind Musical Instrument Aulos: A Double-Reed Exciter Linked to an Acoustic Resonator”, IEEE Access, 2021, doi:10.1109/ACCESS.2021.3095720.
  20. 20,0 20,1 20,2 Şablon:Kitap kaynağı