Orta Anadolu Kürtlerinin Avrupa’ya Göçü

Kulu–Cihanbeyli Etnografya Müzesi sitesinden
20.51, 8 Şubat 2026 tarihinde Gcelep (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 190 numaralı sürüm
(fark) ← Önceki sürüm | Güncel sürüm (fark) | Sonraki sürüm → (fark)

Giriş

Kürtler, Türkiye’de tarihsel olarak ağırlıklı biçimde Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde, yaygın kullanımıyla Kürdistan coğrafyasında yerleşik bir nüfusu ifade eder. Bununla birlikte, Orta Anadolu bölgesinde de uzun bir süredir yerleşik olan hatırı sayılır bir Kürt nüfusu bulunmaktadır. Bu nüfus; Konya, Ankara, Aksaray, Kırşehir ve Sivas gibi illere dağılmış durumdadır ve literatürde genellikle Konya Ovası Kürtleri ya da Orta / İç Anadolu Kürtleri olarak adlandırılmaktadır.

Bu topluluk, farklı tarihsel dönemlerde ve farklı gerekçelerle Kürdistan coğrafyasından göç etmiş ya da göç ettirilmiş; zamanla Orta Anadolu nüfusunun yerleşik bir parçası hâline gelmiştir.

Orta Anadolu’nun Coğrafi ve Tarihsel Çerçevesi

Orta Anadolu, Türkiye’de coğrafi bir bölge tanımıdır. Osmanlı Devleti döneminde merkezî olarak Amasya’yı esas alan bir eyalet yapılanmasına karşılık gelirken, günümüzde Anadolu kavramı Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu daha geniş bir coğrafyayı ifade etmektedir.

Günümüz idari sınırları bakımından Orta Anadolu; KastamonuSinop ile BurdurIsparta ve AdanaKahramanmaraş illerinin köşe noktalarını oluşturan, Anadolu’nun merkezini kapsayan üçgenimsi bir alan olarak tanımlanabilir. Kürt topluluklarının uzun yıllardır yerleşik olduğu Orta Anadolu alanı ise, coğrafi anlamdaki İç Anadolu bölgesinin sınırlarını kısmen aşmaktadır.

Orta Anadolu Kürtlerinin Toplumsal Yapısı

Orta Anadolu Kürtleri, homojen bir topluluk olarak değerlendirilmemelidir. Bölgedeki her aşiret ve topluluk, kendine özgü toplumsal örgütlenme biçimlerine, dil kullanımına ve kültürel pratiklere sahiptir. Örneğin Haymana’da yaşayan Kürtler ile Kaman ilçesindeki Kürt toplulukları arasında belirgin farklılıklar bulunmaktadır.

Bu nedenle Orta Anadolu Kürtleri, bütüncül ve tekil bir yapı olarak değil; çok katmanlı ve yerel bağlamlara göre farklılaşan bir toplumsal yapı olarak ele alınmalıdır.

Orta Anadolu’daki Kürt Yerleşimleri

Orta Anadolu’da önemli Kürt yerleşimleri şunlardır:

Bu yerleşimlerin her biri, ayrı bir araştırma konusu olabilecek ölçüde farklı tarihsel ve toplumsal özellikler taşımaktadır.

Çalışmanın Kapsamı: Kulu ve Cihanbeyli

Son yıllarda Orta Anadolu Kürtlerini merkeze alan akademik çalışmalar artmış olsa da, bu çalışmaların çoğu bölgesel farklılıkları yeterince derinlemesine ele alamamaktadır. Bu çalışma, özellikle Konya’nın Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde yaşayan Kürt topluluklarına odaklanmaktadır.

Bu iki ilçe, Orta Anadolu’da Avrupa’ya göçün en yoğun yaşandığı bölgeler arasındadır. Bölgeye bağlı köylerde neredeyse her haneden en az bir bireyin Avrupa ülkelerinde yaşadığı ifade edilmektedir. Bu durum, Avrupa göçü ile etnik kimlik temelli siyasallaşma arasındaki ilişkiyi incelemeyi anlamlı kılmaktadır.

Avrupa Göçü ve Siyasallaşma

Bu çalışmanın temel sorusu, Orta Anadolu Kürtlerinin kimliklerini nasıl muhafaza ettikleridir. Bu bağlamda, Kulu ve Cihanbeyli’den Avrupa ülkelerine yapılan göçler, Kürt siyasal davranışı ve etnik kimliksel siyasallaşma süreçleriyle birlikte ele alınmaktadır.

Çalışmada kullanılan siyasallaşma kavramı, Kürtlerin etnik kimliklerini önceleyen siyasal taleplerinin yaygınlaşmasını ifade etmektedir. Kürt siyasal davranışı ise, bu taleplerin özellikle oy verme tercihleri üzerinden görünür hâle gelmesini kapsamaktadır.

İki Düzeyli Yaklaşım

Bu çalışma, iki düzeyli bir analitik çerçeveye dayanmaktadır:

  1. Avrupa’da yaşayan Kürtlerin siyasallaşma süreci
  2. Bu siyasallaşmanın aile, akrabalık ve sosyal ağlar yoluyla Kulu ve Cihanbeyli’ye taşınması

Bu çerçevede, göçün yalnızca demografik değil; aynı zamanda siyasal ve kültürel sonuçları da ele alınmaktadır.

Alan Araştırması ve Yöntem

Yazılı kaynakların sınırlılığı nedeniyle çalışma büyük ölçüde alan araştırması verilerine dayanmaktadır. Görüşmeler sırasında bazı katılımcıların çekingen tutumları veri toplama sürecini zorlaştırmış olsa da, elde edilen veriler çalışmanın amaçları açısından yeterli görülmüştür.

Çalışmada Kürtler, yalnızca bir siyasal aktör olarak değil; aynı zamanda bir kültür, tarih ve ekonomi bağlamı içinde değerlendirilmiştir.

Sonuç

Bu çalışma, Orta Anadolu Kürtlerinin, özellikle muhafazakâr ve milliyetçi düşüncenin güçlü olduğu Anadolu’nun iç kesimlerinde, nasıl özgün bir Kürt siyasallaşma süreci geliştirdiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır.

Aynı zamanda, Kulu ve Cihanbeyli’de uzun süredir birlikte yaşayan farklı etnik topluluklar arasında ciddi ve şiddet içeren çatışmaların yaşanmamış olmasının nedenleri de analiz edilmiştir. Bu yönüyle çalışma, Kürt meselesinin çözümünde Orta Anadolu Kürtlerinin özgün konumuna dair önemli ipuçları sunmaktadır.

Kavramsal Tercihler ve Yöntemler

Bu çalışma, Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde yaşayan Orta Anadolu Kürtleri ile bu bölgeden Avrupa’nın farklı ülkelerine göç etmiş kişi ve grupların siyasal davranışlarını, özellikle oy verme tercihleri üzerinden değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın temel odağı, Avrupa’ya göç olgusunun, Kulu ve Cihanbeyli’deki Kürt topluluklarının siyasallaşma sürecini nasıl etkilediğini ortaya koymaktır.

Temel Kavramlar

Bu araştırmada iki temel kavram analitik çerçevenin merkezinde yer almaktadır:

Göç kavramı, Kulu ve Cihanbeyli’den Avrupa ülkelerine gerçekleşen insan hareketlerini ifade etmektedir. Siyasallaşma kavramı ise, Kürt etnik kimliği temelinde şekillenen siyasal taleplerin, tutumların ve davranışların artışını tanımlamaktadır. Bu iki kavram, çalışmanın kapsamını belirlemiş ve verilerin analizinde yönlendirici olmuştur.

Göç Kavramının Kullanımı

Göç, bireylerin ya da toplulukların kalıcı veya geçici olarak yer değiştirmelerini ifade eder. Bu süreç, yalnızca mekânsal bir hareketlilik değil; aynı zamanda sosyal, ekonomik ve kültürel dönüşümleri de beraberinde getirir.

Orta Anadolu Kürtlerinin Avrupa ülkelerine gerçekleştirdikleri göçler, Kulu ve Cihanbeyli’deki toplulukların sosyal yapısını, ekonomik ilişkilerini ve kültürel pratiklerini dönüştürmüştür. Bu dönüşümlerin, siyasal tutumlar ve kimlik algısı üzerindeki etkileri bu çalışmanın temel inceleme alanlarından biridir.

Siyasallaşma Kavramı

Siyasallaşma, bireylerin veya grupların siyasal olaylara ilgi duyması, siyasal süreçlere katılım göstermesi ve siyasal tutum geliştirmesi olarak tanımlanabilir. Bu çalışmada siyasallaşma, Orta Anadolu Kürtlerinin göç süreciyle birlikte yaşadıkları kimlik temelli siyasal dönüşümleri ifade etmektedir.

Avrupa’ya göç eden Kürt toplulukları, yeni yerleşim alanlarında örgütlenme, siyasal katılım ve kolektif kimlik inşası süreçlerine daha yoğun biçimde dahil olmuşlardır. Bu deneyimlerin, Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayan Kürt topluluklarının siyasal davranışlarına nasıl yansıdığı analiz edilmiştir.

Siyasal Toplumsallaşma ve Siyasal Kültür

Siyasal toplumsallaşma, bireylerin siyasal değerleri, tutumları ve davranışları öğrenme ve içselleştirme sürecini ifade eder. Bu süreç; aile, eğitim, medya, sosyal ağlar ve siyasal örgütler gibi aktörler aracılığıyla gerçekleşir.

Siyasal kültür ise, bir toplumun siyasal sistemine ilişkin değerler, inançlar ve tutumlar bütünüdür. Demokrasi, insan hakları, siyasal katılım ve temsil gibi kavramlara yönelik yaklaşımlar siyasal kültürün temel bileşenleridir.

Bu çalışmada, Orta Anadolu Kürtlerinin Avrupa’ya göç süreciyle birlikte karşılaştıkları yeni siyasal kültür ortamlarının, onların siyasal toplumsallaşma süreçlerini nasıl dönüştürdüğü ele alınmıştır.

Kuramsal Çerçeve: Göçmen İlişkiler Ağı Kuramı

Araştırmanın kuramsal temeli, Göçmen İlişkiler Ağı Kuramı (Network Theory) üzerine kurulmuştur. Bu kuram, göçmenlerin göç ettikleri yer ile göç öncesinde yaşadıkları yer arasındaki ilişkiler ağına odaklanır.

Kulu ve Cihanbeyli’den Avrupa’ya gerçekleşen göçlerde, öncü göçmenlerin kurduğu sosyal, ekonomik ve kültürel ağlar, sonraki göç dalgalarının yönünü ve niteliğini belirlemiştir. Bu ağlar:

Bu nedenle, göçmen ilişkiler ağı kuramı, Orta Anadolu Kürtlerinin Avrupa’ya göçünü ve bu göçün siyasal sonuçlarını anlamak için uygun bir analitik araç sunmaktadır.

Yöntem ve Veri Kaynakları

Orta Anadolu Kürtleri üzerine yapılan akademik çalışmaların sınırlı olması ve yazılı kaynak eksikliği nedeniyle bu araştırma büyük ölçüde alan araştırması verilerine dayanmaktadır.

Araştırma kapsamında:

şehirlerinde derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir.

Katılımcıların bir kısmında politik konularda çekingenlik gözlemlenmiş, kadın katılımcıların sayısının sınırlı olması ise araştırmanın temel sınırlılıkları arasında yer almıştır.

Bölümlerin Yapısı

  • **Birinci Bölüm**: Göçün nedenleri, göç süreci ve Avrupa’daki siyasal kültür
  • **İkinci Bölüm**: Orta Anadolu Kürtlerinin yerleşimi, kimlik koruma mekanizmaları ve asimilasyon politikaları
  • **Üçüncü Bölüm**: Bulgular, siyasal toplumsallaşma ve kuramsal değerlendirme
  • **Dördüncü Bölüm**: Göçün siyasal kimlik ve siyasal tercihler üzerindeki etkileri

Genel Değerlendirme

Bu çalışma, Orta Anadolu Kürtlerinin Avrupa’ya göç sürecinde yaşadıkları siyasal dönüşümleri, etnik kimlik eksenli siyasallaşma süreçlerini ve bu sürecin Kulu ve Cihanbeyli’ye nasıl taşındığını analiz etmektedir. Göç, yalnızca demografik bir hareketlilik değil; aynı zamanda siyasal kültürün yeniden üretildiği ve aktarıldığı bir süreç olarak ele alınmıştır.



ORTA ANADOLU KÜRTLERİNİN KÜRT ETNİK KİMLİKLERİ VE SİYASALLAŞMASI: TÜRKİYE VE AVRUPA'DA GÖRÜNÜMLERİ

Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtlerinin tarihi, "şiddet coğrafyası" olarak tanımlanabilecek bir alan içinde oluşmuştur. Bu çalışma, Orta Anadolu Kürtlerinin tarihinde "şiddet coğrafyası" içinde nasıl bir yer aldıklarını araştırmaktadır. Bu bağlamda, tarihsel olaylar, sosyal hareketler ve siyasal dönüşümler gibi faktörler incelenmektedir. Ayrıca, Orta Anadolu Kürtlerinin şiddet coğrafyası içinde nasıl bir rol oynadıkları ve nasıl etkilendikleri de inceleme konusudur. Bu çalışma, Orta Anadolu Kürtlerinin tarihinde "şiddet coğrafyası" içinde nasıl bir yer aldıklarını ve bu yerin onları nasıl etkilediğini anlamak için önemlidir.

Bu çerçevede, Orta Anadolu Kürtlerinin tarihi de "şiddet coğrafyası" içinde anlaşılmalıdır. Orta Anadolu Kürtlerinin, tarihsel olarak Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde gerçekleşen çatışmaların ve siyasi krizlerin etkisi altında kaldıklarını görürüz. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtlerinin tarihine bakarken, bölgenin siyasi tarihini ve "şiddet coğrafyası"nı da göz önünde bulundurmak önemlidir.

Bu kitapta, Orta Anadolu Kürtlerinin tarihi içinde yer aldıkları "şiddet coğrafyası"nın etkilerini incelemeye çalıştım. Kulu ve Cihanbeyli gibi yerleşim yerlerinde yaşayan Kürtlerin siyasal tercihlerinin nasıl etkilendiğini, Avrupa'ya göç sürecinin nedenlerini ve Kürt etnik kimliğinin siyasalleşmesindeki rolünü irdeleyerek, Kürtlerin yaşadığı şiddet coğrafyasının kendine özgü dinamiklerini ortaya çıkarmaya çalıştım.

Bu göç süreci, tarihteki önceki göçlerle benzerlikler taşısa da, kendine özgü nedenleri ve sonuçları vardır. Orta Anadolu Kürtlerinin göç tarihini anlamlandırmak için, bu göç sürecinin nedenlerini ve sonuçlarını incelemek, ayrıca Orta Anadolu Kürtlerinin şiddet coğrafyası içindeki izlerini aramak gerekmektedir. Bu çalışma, Orta Anadolu Kürtlerinin göç tarihini ve siyasallaşma sürecini incelemeyi amaçlamaktadır.

Orta Anadolu Kürtleri: Kürdistan coğrafyasından Orta Anadolu’ya göç

Kürtlerin Orta Anadolu bölgesine göç etmelerinin sebepleri arasında ekonomik, sosyal ve siyasi nedenler yer alır. Özellikle 20. yüzyılın ilk yarısında Türkiye’de yaşanan siyasi olaylar, ekonomik krizler ve doğal afetler gibi nedenlerle Kürtlerin bölgelerinden ayrılmak zorunda kaldıklarını göstermektedir. Bu göçler, Kürt topluluklarının Orta Anadolu bölgesine yerleşmelerine neden oldu. Bu yerleşmenin sonucunda, Kürtlerin Orta Anadolu bölgesinde kendilerine özgü bir kimlik ve kültür oluşmasına neden oldu.

Aynı zamanda, Orta Anadolu Kürt topluluklarının geçmişlerinde yaşadıkları bölgelerde sıkça karşılaştıkları baskı, zulüm ve ötekileştirme gibi olguların, göç kararını almalarının arkasındaki nedenler arasında yer aldığını düşündürür. Bu göçler, sıklıkla güvenliği ve ekonomik fırsatları aramak amacıyla gerçekleşmiş olabilir, ancak aynı zamanda, etnik veya dinî kimliklerinden dolayı maruz kaldıkları baskı ve zulüm nedeniyle de gerçekleşebilir. Bu nedenlerle, Orta Anadolu Kürt topluluklarının tarihi, Kürdistan coğrafyasının şiddet tarihiyle örtüşür ve Kürtlerin geçmişlerinde yaşadıkları bölgelerden Orta Anadolu’ya göç etmeleri, tarihsel olarak meydana gelen sosyal, ekonomik ve siyasi dönüşümlerin bir sonucudur.

Göç, insanların belli bir yerden başka bir yere geçişidir. Bu geçişin nedeni çeşitli olabilir: ekonomik, sosyal, siyasi, çevresel gibi. Orta Anadolu Kürtlerinin göç tarihi, Kürdistan coğrafyasının şiddetli tarihi ile ilişkilidir. Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgeler, tarihsel olarak Ortadoğu’da yaşanan çatışmaların merkezi konumundadır. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtleri güvenliği ve hayat standartlarını arttırmak için göç etmişlerdir. Bu çalışmada, Orta Anadolu Kürtlerinin göç tarihi, Kürdistan coğrafyasının şiddet tarihi bağlamında ele alınmıştır.

Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtlerinin göç tarihi, Kürdistan coğrafyasındaki siyasi ve sosyal gelişmelerin bir sonucudur. Bu gelişmeler, Kürt topluluklarını savaşlar, kıtlık, tehcir gibi etkenler nedeniyle Orta Anadolu bölgesine yerleştirmiştir. Bu süreç, Kürtlerin kendilerine özgü bir tarihi ve sosyolojik yapısı oluşmasına neden olmuştur. Bu çalışmada, Orta Anadolu Kürtlerinin göç tarihini anlamak için, Kürdistan coğrafyasının şiddet tarihini ve Kürt topluluklarının Kürdistan coğrafyasındaki tarihsel gelişimini anlamlandırmak gerektiği vurgulanmıştır.


Orta Anadolu Kürtlerinin göç tarihi, Kürdistan coğrafyasının siyasi ve ekonomik dönüşümleriyle paralel bir şekilde gelişir. Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgeler, tarihsel olarak sürekli olarak çatışma ve savaşların yaşandığı bölgelerdir. Bu çatışmalar, dinî ve etnik kimlik çatışmalarına dayanır ve Orta Anadolu Kürtleri gibi toplulukları, güvenlik gerekçesiyle veya bölgesel iktidarların baskısı sonucu göç etmek zorunda bırakır. Bu göç sürecinde, Orta Anadolu Kürtlerinin sosyal, kültürel ve ekonomik yapısında önemli değişiklikler oluşur.

Bu nedenle, Orta Anadolu Kürt topluluklarının tarihini anlamak için göç ve sürgün kavramlarının içeriğini ve nedenlerini detaylı bir şekilde incelemeye ihtiyacımız var. Göç ve sürgün, insanların yerleşik hayatlarını terk etmelerine ve yeni bir yaşam tarzına adapte olmalarına neden olan önemli olaylar olarak değerlendirilmelidir. Bu olaylar, toplumların yapısını ve kimliğini değiştirebilecek niteliktedir ve Orta Anadolu Kürtleri için de geçerlidir.

Bu nedenle Orta Anadolu Kürtlerinin göç tarihi, zorla yerleştirme ve sürgün gibi kavramlarla da yakından ilintilidir. Bu tarihsel arka plan, günümüzdeki Kürt topluluklarının Orta Anadolu’daki varoluşlarının anlaşılmasında önemli bir rol oynamaktadır. Ayrıca, göç ve sürgün sürecinin sonucunda oluşan toplumsal, kültürel ve ekonomik yapıların günümüzdeki Kürt topluluklarının kimlikleri ve siyasi anlayışları üzerindeki etkilerini de araştırmak önemlidir.

Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtlerinin göç tarihi, sürgün, zorla yerleştirme ve iskân politikalarının etkisi altında oluşmuş bir süreçtir. Bu sürecin nedenleri arasında siyasi, ekonomik ve sosyal faktörler yer almaktadır. Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde yaşayan Kürt toplulukları, geçmişlerinden söz açıldığında çeşitli bölgelerden Orta Anadolu’ya göç etmişlerdir. Bu göç süreci, Kürt topluluklarının tarihi ve kimlikleri üzerinde derin etkiler bırakmıştır.

Son yıllarda ise Orta Anadolu Kürtlerinin tarihi ve kültürel kimliği konusunda daha fazla araştırma yapılmıştır. Bu araştırmalar, Orta Anadolu Kürtlerinin bölgede yerleşim zamanının belirlenmesine ve zorla iskân edilme olasılıklarına dair daha detaylı bilgiler sunmaktadır. Aynı zamanda, Orta Anadolu Kürtlerinin yaşadıkları bölgenin tarihsel, sosyal ve ekonomik yapısının daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunmaktadır. Ancak çalışma, Orta Anadolu Kürtlerinin tarihi, kültürü ve sosyal yapısı gibi konulara da değinmektedir. Bu çalışma, Orta Anadolu Kürtlerine dair ilk bilimsel çalışma olarak kabul edilir ve hala önemli bir kaynak olarak kullanılmaktadır.

Ingrid Lundberg ve Ingvar Svanberg, Orta Anadolu Kürtlerinin göç tarihini ve göçmenlerin İsveç'te yaşadıklarını araştırmışlardır. Onların çalışmaları, Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerden İsveç'e göç eden Kürtlerin yaşamlarını ve yaşadıkları zorlukları anlatır. Bu araştırmacılar, Perrot'un Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde yaptığı araştırmalardan yararlanarak, Orta Anadolu Kürtlerinin göç tarihini ve İsveç'te yaşadıklarını daha iyi anlamaya çalışmışlardır.

19. yüzyılın ortalarına doğru, Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş sürecinde, Orta Anadolu bölgesinde Kürtler zorla yerleştirilmişlerdir. Bu yerleştirmelerin amacı, bölgede Osmanlı idaresini sağlamlaştırmak ve bölgedeki mevcut halkın etnik yapısını değiştirmekti. Bu yerleştirmeler, Kürtlerin doğal yaşam alanlarından ayrılmasına ve kültürel kimliklerinden vazgeçmelerine neden olmuştur. Bu yerleştirmelerin sonucunda, Orta Anadolu bölgesinde Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgeler oluşmuştur.
Sonuç olarak, Orta Anadolu Kürtlerinin tarihi, Kürdistan coğrafyasından Orta Anadolu’ya göç sürecine dayanır. Savaşlar, fetihler, kıtlık, sürgün, iskân politikaları gibi nedenlerle ortaya çıkan göçler, bölgede yaşayan Kürt topluluklarının nicel ve nitel özelliklerini değiştirmiştir. Fakat, Orta Anadolu Kürtlerinin göç tarihine dair kesin bilgiler elde edilmesi zor olmasına rağmen, çeşitli araştırmalar ve gözlemler ile bölgedeki Kürtlerin göç sürecine dair genel bir fikir elde edilmektedir.

Osmanlı İmparatorluğunda Orta Anadolu Kürtleri

Osmanlı İmparatorluğu belgelerinde, Orta Anadolu Kürtlerinin göç sebepleri arasında toprak reformları, iskân politikaları, aşiretlerin yer değiştirmesi, yerleşim alanlarının genişletilmesi, haraç ve vergiler gibi nedenler yer almaktadır. Bu belgeler aynı zamanda, göç eden Kürt aşiretlerinin yerleştirildiği bölgeler, yerleşim şekilleri, yerleşim alanlarının genişletilmesi için yapılan çalışmalar gibi bilgileri de içermektedir. Bu belgeler, Orta Anadolu Kürtlerinin göç tarihini anlamak için önemli kaynaklar olarak kabul edilir.

Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtlerinin tarihi, Türkmenlerin Anadolu'ya yerleşme sürecine paralel olarak, Kürt aşiretlerinin de bu süreçte yer alarak Orta Anadolu'ya yerleşmeye başladıklarını göstermektedir. Bu yerleşme süreci, Osmanlı İmparatorluğu döneminde iskân politikaları ve zorla yerleştirme uygulamaları ile devam etmiştir. Ancak, Orta Anadolu Kürtlerinin göç tarihi hakkında kesin tarih bilgileri ve belgeler mevcut değildir.

Bu göç hareketleri, Orta Anadolu Kürt topluluklarının tarihine ilişkin görüşlerde önemli bir yer edinir. Moğolların saldırılarının neden olduğu korku ve endişe, Kürt aşiretlerinin göç etmelerine neden olmuştur. Bu göçler, Kürt topluluklarının Orta Anadolu bölgesine yerleşmelerini sağlamıştır. Ancak, bu göçlerin ne zaman ve hangi aşiretler tarafından gerçekleştirildiği konusunda net bilgiye sahip değiliz. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtlerinin göç tarihi hakkında kesin bir görüş oluşturmak zordur.

Prof. Ömer Lütfi Barkan, Bir İskân ve Kolonizasyon Metodu Olarak Sürgünler isimli çalışmasında, F. Giese'nin Tevarih-i âl-i Osman isimli çalışmasından yaptığı alıntıda, Timurhan'ın saldırıları sonucu Kürdistan coğrafyasından çok sayıda insanın Rumeli'ye doğru göç ettiği, ve bu göçlerin Rumeli'nin nüfusunun çeşitliliğine neden olduğu ifade edilmektedir. Bu alıntı, Orta Anadolu Kürtlerinin, Timurhan döneminde Osmanlı İmparatorluğu'nun kuzeybatısına doğru göç etmiş olabileceğini düşündürmektedir.

Orta Anadolu Kürtleri'nin göç tarihine ilişkin olarak, savaşlar, fetihler, kıtlık, büyük salgınlar, önemli iklim değişiklikleri, ideolojik baskılar, tehcir, iskân politikaları, aşiretlerin yer değiştirmeleri gibi etkenler neden olmuştur. Ayrıca, Orta Anadolu Kürtlerinin göç tarihinde "sürgün" kavramı da önemli bir yere sahiptir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde uygulanan iskân politikaları nedeniyle, Orta Anadolu'ya yerleştirilen Kürt toplulukları zorla yerleştirilmiş olabilir. Ancak, bölgede Kürtlerin yerleşim zamanı kesin olarak belirlenemiyor ve bölgede yerleşen Kürt topluluklarının çoğunluğu zorla yerleştirildiğini ifade etmektedir.

Modanlı Aşireti, Selçuklu Devleti döneminde Orta Anadolu bölgesinde önemli bir rol oynamıştır. Bu aşiret, Selçuklu Devleti’nin kurulmasından önce Kürdistan coğrafyasında yaşamış ve Selçuklu Devleti ile ilişkilerini sürdürmüştür. Selçuklu Devleti’nin yıkılmasının ardından Germiyanoğulları Beyliği’nin oluşmasıyla birlikte Modanlı Aşireti Orta Anadolu’ya yerleşmiş olabilir. Bu veriler ışığında, Kürt topluluklarının Orta Anadolu’ya Selçuklu döneminde yerleştiği düşünülür.

Sonuç olarak, Orta Anadolu Kürtlerinin göç tarihi hakkında bilgi sağlamak için elde edilen kaynakların çoğu Osmanlı İmparatorluğu dönemine aittir. Bu kaynaklar, Kürt topluluklarının Orta Anadolu’ya yerleştirilmelerine ilişkin iskân politikalarının varlığını ve bu sürecin zorla gerçekleştirildiğini göstermektedir. Ancak, Kürt topluluklarının Orta Anadolu’ya yerleşmeden önceki tarihi ve nedenleri hakkında kesin bilgiler elde edilememektedir. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtlerinin göç tarihi hakkında daha detaylı araştırmalara ihtiyaç vardır.


Bu veriler, Orta Anadolu'da Kürt topluluklarının varlığının 15. yüzyılda mevcut olduğunu göstermektedir. Ancak ne zaman ve nasıl yerleştikleri konusunda net bir bilgiye sahip değiliz. 12. yüzyıla kadar gidebilen tarihlere dayanarak yapılan öngörüler var ama kesin bir tarih belirlenememektedir. Bu bilgilerin yanı sıra, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Kürt topluluklarının zorla yerleştirildiği veya sürgün edildiği iddialarıda mevcut. Bu konuda yapılacak daha ayrıntılı araştırmalar, Orta Anadolu Kürtlerinin tarihi arka planını daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.

Bu veriler, Orta Anadolu Kürtlerinin, en az 15. yüzyılda bölgede yerleşik bir halde olduklarını gösterir. Ancak gerçekte Orta Anadolu Kürtlerinin bölgede yerleşme zamanı konusunda kesin bir tarih belirlenememektedir. Kürtlerin bölgeye geldiği zaman aralığının ne zaman olduğu, göçlerin nedenleri ve bölgede yerleşme sürecinin detayları hakkında yeterli veri bulunmamaktadır.

Bu nedenle Kürtlerin Orta Anadolu’ya yerleşmelerinin tarihine ilişkin olarak ortaya çıkan teoriler arasında, Türkmenlerin 1071’de Malazgirt civarında Bizans Devleti’ne karşı giriştiği çatışmalarda Kürt aşiretlerinin Alparslan’ın ordusu içerisinde yer aldığı düşüncesi, Moğolların saldırılarından korunmak için Kürdistan coğrafyasından göçlerin gerçekleştiği tezi ve Selçuklu döneminde Kürdistan ismiyle bir eyalet kurularak Kürt topluluklarının tüm Anadolu coğrafyasına yerleştirildiği tezi olarak sıralanabilir. Ancak, bu teorilerin hepsi kesin kanıtlarla desteklenmemektedir.

Bu veriler, Orta Anadolu'nun tarihinde Kürt topluluklarının varlığının 15. yüzyıla kadar geriye gittiğini ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde yerleştirme politikaları sonucu bölgede yerleşmiş olduklarını göstermektedir. Ancak 12. yüzyıla kadar olan dönemde Kürtlerin Orta Anadolu'ya ne zaman ve nasıl yerleştikleri hakkında kesin bilgiler yoktur.

Bu bilgiler ışığında, Kürt topluluklarının Orta Anadolu'ya yerleşmelerinin nedeni olarak Osmanlı İmparatorluğu'nun iskân politikalarının yanı sıra, Moğol ve Timurhan saldırıları sonucu gerçekleşen göçler, Türkmen gruplarının boşalttığı yerlerdeki yerleşmeler ve çeşitli aşiretlerin Konya yöresinde yerleşmelerinin gösterildiği görülmektedir. Bu yerleşmelerin tarihi kesin olarak belirlenemese de, 15. yüzyılda kayda geçirilmiş olan köylerin daha önceki bir dönemde kurulduğu düşünülmektedir.

Yavuz Sultan Selim, Kürt aşiretleri ile ilişkilerini güçlendirerek, Kürdistan bölgesinde Osmanlı hâkimiyetini tesis etmeye çalışmıştır. Bu amaçla, Kürt aşiretleri ile anlaşmalar yapmış ve onları Osmanlı hizmetine almıştır. Kürtler ise, Selim döneminde Osmanlı hâkimiyeti altında kalan bölgelerde, özellikle Kürdistan bölgesinde, daha rahat hareket edebilme olanağı elde etmişlerdir. Ancak, bu dönemde Kürt topluluklarının yerleşim yerleri yer değiştirmiş ve göç etmiş olabilirler.

Bu tarihsel arka planın ışığında, Orta Anadolu Kürtlerinin tarihinde Osmanlı İmparatorluğu dönemi önemli bir yer tutar. Osmanlı İmparatorluğu’nun yayılması ve merkezileşmesi sürecinde Kürt toplulukları, çeşitli bölgelerde görevlendirilmiş ve yerleştirilmişlerdir. Osmanlı yönetiminin iskân politikaları sonucunda Orta Anadolu’ya yerleşen Kürt toplulukları, tarihte farklı dönemlerde ve farklı sebeplerle göç etmişlerdir. Ancak, tarihte Orta Anadolu’ya yerleşen Kürt topluluklarının, Osmanlı İmparatorluğu dönemi boyunca bu bölgede varlıklarını sürdürmüş oldukları kesin olarak bilinmektedir.

Bu politika kapsamında Osmanlı İmparatorluğu'nun kontrolünde olan bölgelerde yaşayan Kürt toplulukları, güvenliği sağlanmış bölgelere yerleştirilmiştir. Bu yerleştirmeler, özellikle Kürdistan coğrafyasındaki toprakların Osmanlı İmparatorluğu tarafından kontrol edilmesini sağlamak amacını taşımıştır. Bu politika, Kürt topluluklarının yerleşim yerlerini ve hayat tarzlarını değiştirmiş, aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu'nun kontrolünü sağlamak amacıyla birçok Kürt aşiretini değişik bölgelerde dağıtmıştır.

(1514) sonrasında Osmanlıların İran topraklarına yaptığı iskânlar, Kürt topluluklarının Orta Anadolu’ya yerleştirilmesine yol açmıştır. Bu iskân politikası, Kürt topluluklarının Osmanlı hâkimiyeti altında birleştirilmesi amacını taşımaktaydı. Bu nedenle, Çaldıran Savaşı sonrasında Orta Anadolu’ya yerleşen Kürt topluluklarının çoğunluğu, İran’daki yerleşim yerlerinden Osmanlı hâkimiyeti altına göç etmiştir.

Bu olaylar, Kürt topluluklarının Çaldıran Savaşı sonrası Osmanlı İmparatorluğu'na iskân edilmeleri ile bağlantılı olarak görülür. Bu iskân politikası, Kürt topluluklarının Osmanlı İmparatorluğu'nun kontrolü altına alınması amacını taşımıştır. Bu süreçte, Kürt topluluklarının yerleşim yerleri ve toprakları el değiştirerek, Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetiminde yeni yerleşim yerlerine yerleştirilmiştir.

Bu bilgiler ışığında, Yavuz Sultan Selim döneminde Çaldıran Savaşı sonrasında Osmanlı İmparatorluğu tarafından uygulanan iskân politikası nedeniyle Orta Anadolu’daki Alevi köylerinin topraklarına el konulmuş ve buralara Sünni Kürtler iskân edilmiştir. Bu iskân politikası sonucunda Orta Anadolu Kürtleri arasında Çeşitli vilayetlerden gelenlerin olduğu görülmektedir.

Bu bilgiler ışığında Yavuz Sultan Selim dönemi Alevi köylerinin topraklarına el koyarak iskân politikası uygulaması ile Orta Anadolu'ya Kürt topluluklarının göçünün gerçekleştiği söylenebilir. Mark Sykes'in Kürt aşiretlerini sınıflandırmak amacıyla yapmış olduğu çalışmadaki veriler de bu göçün Yavuz Sultan Selim döneminde gerçekleştiğini işaret etmektedir. Ancak, bu göç hareketinin sebepleri ve nasıl gerçekleştiği konusunda tam bir bilgiye sahip değiliz.

Orta Anadolu Kürtleri için "zorunlu iskân" politikaları

Osmanlı İmparatorluğu, kuruluş döneminde, kendine sadık ve güçlü bir nüfus oluşmasını sağlamak amacıyla, yerleşim yerlerine yerleştirilme yöntemi ile iskân uygulamıştır. Bu dönemde, özellikle yönetici ve asker olarak görev yapacak insanların yerleştirilmesi amaçlanmıştır.

Genişleme döneminde ise, Osmanlı İmparatorluğu, fethedilen toprakların ekonomik ve sosyal yapısını koruyan ve güçlü bir nüfus oluşmasını sağlayacak yerleşim yerlerine yerleştirilme yöntemi ile iskân uygulamıştır. Bu dönemde, özellikle tarım ve hayvancılık yapacak insanların yerleştirilmesi amaçlanmıştır.

Duraklama ve gerileme döneminde ise, Osmanlı İmparatorluğu, bölgelere güçlü bir nüfus oluşmasını sağlamak amacıyla, yerleşim yerlerine yerleştirilme yöntemi ile iskân uygulamıştır. Bu dönemde özellikle güvenlik amacıyla, toprakların yerleşimine katkıda bulunacak insanların yerleştirilmesi amaçlanmıştır.

Orta Anadolu Kürtleri için ise, bu dönemlerde uygulanan iskân politikalarının çoğunlukla zorunlu iskân olarak gerçekleştiği söylenebilir.

Orta Anadolu yöresinde de zorunlu iskân politikaları uygulanmıştır. Bu politikaların amacı, Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırlarını genişletmek, coğrafyayı Türkleştirmek veya istikrarlı bir nüfus yapısı oluşturmaktı. Bu amaçlar doğrultusunda, özellikle Kürdistan bölgesinden veya sınır bölgelerinden, farklı etnik kökenli ve dinsel yapıdaki topluluklar iskân edilmiştir. Bu iskân politikaları sonucunda, Orta Anadolu yöresinde de Kürt topluluklarının yerleşik yaşama geçişi gerçekleşmiştir.

Bu nedenlerle, Osmanlı İmparatorluğu, konar-göçerleri yerleşik hale getirmek amacıyla, zorunlu iskân politikaları uygulamaya başlamıştır. Bu politikalar kapsamında, konar-göçer aşiretleri zorunlu olarak yerleştirilmiş ve toprakları veraset sistemi ile eşit şekilde paylaştırılmıştır. Orta Anadolu Kürtleri de bu iskân politikalarının bir parçası olarak yerleşik hale getirilmiş ve Kürdistan topraklarından İç Anadolu'ya yerleştirilmişlerdir.

Bu yerleşik düzene geçirme çabaları sonucunda, Orta Anadolu Kürtleri zorunlu olarak yerleşik yaşama geçirilmiştir. Bu iskân politikaları, Orta Anadolu Kürtlerinin kültürel, sosyal ve ekonomik yapılarını ciddi şekilde etkilemiştir. Ayrıca, Orta Anadolu Kürtlerinin kendi göç tarihlerini anlatırken sıklıkla yerleşik yaşama geçirilmelerinde Yavuz Sultan Selim döneminin önemli rol oynadığını ifade etmektedirler.

Ancak Osmanlı Devleti'nin iskân politikaları ile yerleşik düzene geçmek zorunda kalmalarına rağmen, Orta Anadolu Kürtlerinin hayvancılık kültürü hala devam etmektedir. Bu iskân politikaları sonucunda, Orta Anadolu Kürtlerinin yerleşik yaşama geçmeleri, onların hayat tarzlarını ve kültürlerini değiştirmiş olsa da, köklü değişikliklere neden olmamıştır.

Bu göç hareketleri, Osmanlı İmparatorluğu tarafından kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. Bu nedenle, Kulu ve Cihanbeyli havzasının yerleşim alanı olarak kullanılması yasaklanmış ve yerleşik düzene geçmeye zorlanmıştır. Bu zorlamalar, Orta Anadolu Kürtleri arasında yerleşik hayatın zorlukları ile karşı karşıya kalmıştır. Bu politikalar sonucunda, Orta Anadolu Kürtleri arasında yerleşik düzene geçmeye zorlanmış, ancak bölgede kalıcı olarak yerleşememişlerdir.



Orta Anadolu Kürtleri de bu zorunlu iskân politikalarının etkisi altına girmiştir. Kulu ve Cihanbeyli havzasında yerleşik yaşamı terk ederek, yerleşik düzene uyum sağlamaya zorlanmışlardır. Bu zorunlu iskân politikaları, Kürt topluluklarının yaşadığı yerlerde hâkimiyet kurma amacı taşıdığından, Kürt topluluklarının özellikle kültürel ve ekonomik olarak zayıflamasına neden olmuştur.

Orta Anadolu Kürtleri, zorunlu iskân politikaları kapsamında, yerleşik düzene geçirilmeye çalışılmıştır. Ancak, bu politikaların uygulanması sırasında yerleşik hale geçirilmeyi hedefleyen Kürt toplulukları tarafından dirençle karşılanmıştır. Bu direnç, yerleşik hale geçirilmeye çalışılan Kürt topluluklarının yerleşik düzene adapte olamamaları, yerleşik düzene uymak için yapılması gereken özverilerin yüksek olması, yerleşik düzene geçirilmeye çalışılan toplulukların kültürel ve sosyal yapılarının yerleşik düzene uymaması gibi nedenlerle oluşmuştur. Bu direnç, zorunlu iskân politikalarının uygulanmasını zorlaştırmış ve bazı durumlarda uygulamanın tamamlanamamasına neden olmuştur.

Bu iskân politikalarının amacı, Osmanlı Devleti’nin gücünün azalması ile birlikte ortaya çıkan sosyo-ekonomik ve siyasi sorunları çözmek için konar-göçer aşiretleri yerleşik hayata geçirmeye çalışmaktı. Bu politikalar, Kürt topluluklarının özellikle yerleşik düzene geçmeye zorlandığı, bölgelerinden çıkarıldığı ve iskân ettirildiği yerlere yerleştirildiği bir süreç olarak anılmaktadır. Bu iskân politikaları, Kürt topluluklarının yaşamını ve örf ve adetlerini ciddi şekilde etkilemiştir.

Bu temas sonucunda Kürt grupları da yerleşik hayata geçmeye zorlanmıştır. Bu zorlamalar, zorunlu iskân politikaları olarak nitelendirilebilir ve Kürtlerin Orta Anadolu’da varlıklarının 15. yüzyıla kadar geriye gittiği söylenebilir. Ancak, Osmanlı İmparatorluğu döneminde uygulanan zorunlu iskân politikaları Kürt topluluklarının yaşadığı bölgelerde sosyal ve ekonomik sıkıntılara yol açmıştır.

Bu iskân politikaları sonucunda, Orta Anadolu Kürtleri yerleşik hayata geçmeye başladıkları bölgelerde, özellikle Ankara ve Konya havzasında kalan Türkmen gruplarının boşalttığı yerlerde yerleştirilmişlerdir. Bu yerleşimler dolayısıyla Orta Anadolu Kürtleri, kendi göç tarihlerinde sıklıkla Yavuz Sultan Selim dönemi üzerinde dururken, Osmanlı İmparatorluğu’nun uyguladığı iskân politikaları da önemli bir etken olmuştur.

Bu önlemler arasında aşiret bireylerinin iskân bölgesinde toprak satmasının yasaklanması, iskân bölgesinde işlem yapmalarının engellenmesi, aşiret bireylerinin iskân bölgesinden uzaklaştırılması gibi yollar kullanılır. Bu tür zorunlu iskân politikaları, Kürt topluluklarının yerleşik yaşama geçmelerini zorlaştırmış ve bu toplulukların kendi kültürel ve sosyal değerlerini koruma çabasına yol açmıştır. Bu göç dolayısıyla Orta Anadolu Kürtlerinin tarihi ve kültürel kimliğinin oluşmasında önemli etkenlerden biridir.

Bu iskân politikalarının amacı, Kürt ve Türkmen aşiretlerinin yerleşik hayata geçirilmesi ve devlet otoritesinin bu gruplar üzerinde tesis edilmesi idi. Ancak, bu politikalar Kürt topluluklarının yerleşik hayata geçmelerine olanak tanıdıkları gibi, aynı zamanda onların bölünmelerine, kopuklaşmalarına ve sosyal ve ekonomik olarak zorluklarla karşı karşıya kalmalarına da neden oldu. Günümüzde Orta Anadolu bölgesinde yaşayan Kürt topluluklarının göç ve iskân tarihi, bu zorunlu iskân politikalarından etkilenmiştir.

Sonuç olarak, Osmanlı İmparatorluğu döneminde uygulanan iskân politikaları Orta Anadolu bölgesinde yaşayan Kürt topluluklarının yerleşik hayata geçmelerine neden olmuştur. Bu politikalar kapsamında Kürt aşiretleri, özellikle Ankara ve Konya havzasına yerleştirilmiştir. Bunun yanı sıra, iskân politikaları zorunlu yer değiştirme, toprak elkoyma, mühürlendirme gibi uygulamaları da içermiştir. Bu politikalar sonucu, Orta Anadolu bölgesinde yerleşik hayatın yanı sıra, katı merkeziyetçi bir yönetimin de kurulmasına neden olmuştur.

Orta Anadolu bölgesinde yerleşik hayata geçen Kürt toplulukları, iskân politikaları nedeniyle zorunlu olarak ülkenin iç kesimlerine yerleştirilmiştir. Bu yerleşimler, Kürt topluluklarının yarı göçebe yaşam tarzını terk etmelerine ve yerleşik hayata geçmelerine neden olmuştur. Osmanlı Devleti, iskân politikalarını uygularken özellikle Türkmen boylarını yerleşik hayata geçirmek ve onlardan vergi alabilmek amacını taşımıştır. Bu politika kapsamında Kürt toplulukları Orta Anadolu bölgesine yerleştirilmiş ve yerleşik hayata geçmiştir.

Bu iskân politikaları sonucunda Orta Anadolu bölgesinde Kürt topluluklarının yerleşik yaşama geçmeleri, aşiret bağlarının zayıflamasına neden olmuş ve Kürtlerin coğrafi olarak dağınık hale gelmelerine yol açmıştır. Aynı zamanda bu politikalar Kürtlerin ekonomik olarak da zayıflamasına neden olmuş ve bölgede hâkim olan Türkmen gruplarının iskân edilmiş olduğu bölgelerde üstünlük kurmalarına yol açmıştır.

Kulu ve Cihanbeyli bölgesi, Orta Anadolu’da yerleşik yaşamın geç kazandığı bölgeler arasındadır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde uygulanan iskân politikaları nedeniyle, Kulu ve Cihanbeyli havzasını kullanan Reşvan ve Canbeg aşiretleri yerleşik düzene geçmeye zorlanmıştır. Bu iskân politikaları, Kürtlerin yarı-göçebe yaşam tarzını terk etmelerine ve Orta Anadolu’da yerleşik hayata geçmelerine neden olmuştur. Kulu ve Cihanbeyli bölgesi, Kürt gruplarının yoğun olarak yerleştiği bölgeler arasındadır ve bu bölgenin tarihi, Kürtlerin yerleşik hayata geçme sürecinin önemli bir parçasıdır.

Orta Anadolu’nun Kürt aşiretleri

Bölgeye gelip yerleşen ve kısmen çözülmüş de olsa aşiret bağları bugün ayakta kalmış üç büyük aşiret Reşvan, Canbeg ve Şeyhbızini aşiretleridir. Bu üç aşiret, Kulu ve Cihanbeyli bölgelerinde yerleşik hayata geçen Kürt topluluklarının temelini oluşturmaktadır. Bu aşiretlerin yerleştirilme sürecinde Osmanlı Devleti tarafından uygulanan iskân politikalarının etkisi olduğu, yerleşim yerlerinin seçiminde vergi alabilmek ve siyasi kontrol sağlamak amacının ön planda olduğu görülmektedir. Bu aşiretlerin yerleşim yerlerinde aşiret bağlarının zaman içinde çözülmesine neden olan faktörler arasında, coğrafi olarak yakın yerleşim yerleri seçilmesi ve hayvancılık yapmanın gereksinimleri yer almaktadır.

"Reşvan aşireti, Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş, genişleme, duraklama ve gerileme devirlerinde, siyasi, iktisadi ve içtimai vaziyetin değişmesine bağlı olarak, farklı stratejiler, yöntemler uygulanmasına rağmen özerk bir statüye sahip olan bir aşiretti. Bu özerklik, aşiretin yerleşik düzene geçmeye direnci, vergi vermemesi ve yaylak ve kışlakları arasındaki hareketleriyle ilişkilendirilmektedir. Ayrıca, Reşvan aşireti Hasankeyf eyaletinin en büyük sekiz aşireti arasında sayılmaktadır."

"Reşvan aşireti, Osmanlı yönetim usullerinde farklı özelliklere sahip olan bir aşiretti. Özerk bir statüye sahipti ve kendilerine verilen sınırlar içinde özgürce hareket edebiliyorlardı. Ayrıca, aşiret reislerinin yönetim ve adalet konularında önemli bir rol oynadığı görülmekteydi. Bu özellikleri nedeniyle, Reşvan aşireti özellikle Osmanlı İmparatorluğu'nun iskân siyaseti açısından önemli bir aşiret olarak kabul edilmekteydi."

Reşvan aşireti gibi bazı Kürt aşiretleri, Osmanlı İmparatorluğu'nun iskân politikalarına direnmiş ve özerk bir statüye sahip olmuşlardır. Bu aşiretlerde kethüdalar, ihtiyarlar ve diğer söz sahipleri, boy beyi olarak istedikleri şahısları seçme yetkisine sahiptiler. Ancak bu yetki kethüdalığın ırsi bir müessesesi olarak görülmektedir.

Reşvan aşireti, Osmanlı İmparatorluğu döneminde hakimiyeti kurmak amacıyla yürütülen iskân politikaları kapsamında Orta Anadolu bölgesine yerleştirilmiştir. Bu aşiret, tarihte özerk bir statüye sahip olmuş ve kendi iç yapısında kethüdalar, ihtiyarlar ve diğer söz sahipleri tarafından yönetilmiştir. Aşiret, zaman içinde farklı alt birimlere bölünmüş ve bugün hala Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde kurdukları köylerin isimleri aşiret isimleri ile anılmaktadır.

Örnek olarak bölgede birçok köye yayılmış olan Omeran aşiretinin kurduğu köylerin bugünkü isimleri, Altılar, Arşıncı, Çöpler, Beşkardeş, Tavşançalı, Acıkuyu’dur. Sevkanlı aşiretine bağlı köyler Celep, Bulduklu, Gordoğlu, Kerpiçli iken Nasuri aşiretine bağlı olanlar Yeniceoba, Hacılar, Burumsuz, Şerefli, Karagedik, Hacılar köyleridir. Bu örnekler, Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde yerleşmiş olan Kürt aşiretlerinin özellikle hayvancılık faaliyetleri ve aşiret yapıları üzerinden bölgenin isimlendirilmesi ve yerleşim yerlerinin belirlenmesi sürecine işaret etmektedir. Aşiretlerin kurduğu köylerin bugünkü isimleri, aşiretlerin tarih içindeki varlıklarının bir yansıması olarak görülebilir.

Fransız araştırmacı Vital Cuinet’in 1890-1894 arasında yazdığı Asya Türkiyesi adlı eserinin birinci cildinde, Orta Anadolu Bölgesi'ndeki Kürt aşiretleri hakkında geniş bilgiler verir. Kitapta, Kürt aşiretlerinin yerleşim yerleri, kuruluşları, sosyal ve ekonomik durumları, inançları, gelenekleri ve diğer özellikleri hakkında bilgiler sunulur. Cuinet, aşiretler arasındaki ilişkileri, aşiret reislerinin gücünü ve aşiret yapılarının nasıl çalıştığını da açıklar. Bu eser, Orta Anadolu Bölgesi'ndeki Kürt aşiretleri hakkında bilgi edinmek isteyenler için önemli bir kaynaktır. Vital Cuinet’in eserinin şu bilgileri buluruz:


Reşvan: Bu aşiret birkaç bavıktan oluşmuştur ve bu bavıklar isimlerini ya liderlerinin ya da bulundukları mıntıkanın adından almışlardır. Bu bavıklardan birkaçının adı şunlardır: Mısırlı, Kuaranlı, Halıkiyanlı, Şılıkiyanlı vd.
Şeyhbızınlı (Şeyhbızıni): Bu aşiret de şu bavıklardan oluşmaktadır: Horasanlı, Heyvedanlı, Leranlı, Jirdıkiyanlı, Nosalanlı vd.
Badıllı
Terikiyanlı
Mikaili
Yambekli (Reşoyi): Bu aşiret de şu bavıklardan oluşur: Gurekli, Derveşanlı, Tuzonanlı, Topuşaği ve Toyikanlı.
Koyibanlı (Reşoyi): Birçok bavıktan oluşan bu aşiretin başlıca bavıkları Alikiyanlı ve Nafkiyanlı’dır.
Seifanlı (Seyfanlı): Bu aşiret pek fazla nüfusu olmayan üç bavıktan oluşmuştur.
Atinanlı: Birçok bavıktan oluşmuş olup başlıcaları şunlardır: Gezeranlı, Jelikiyanlı, Davudan, Eliasanlı vd.


Bu iskân politikalarının sonucunda, Kürt aşiretleri Orta Anadolu bölgesine yerleştirilmiş ve yerleşik hayata geçme süreci başlamıştır. Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde kurulan ilk yerleşim yerleri, Reşvan, Canbeg ve Şıhbızinli aşiretlerine mensup Kürtler tarafından kurulmuştur. Bu aşiretlerin bugün hala etkili olduğu bölgede kurdukları köyler, aşiretlerin isimleri ile anılmaktadır.

Sivas valisi Seyyid İbrahim Bey’in İstanbul’a yazdığı bir arzda, Rişvan aşiretinin bahar mevsimi başladığında Sivas’a on iki saat mesafede bulunan Uzunyayla’ya çıktıklarını ve güz mevsiminde de kışlakları olan Konya taraflarındaki Paşadağı’na gidiş gelişleri esnasında kendi tasarrufunda bulunan Sivas’ın köylülerine zarar verdiklerini, bu yüzden bunların iskân edilmeleri gerektiğini belirtmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde uygulanan iskân politikaları, Kürt aşiretlerinin yarı-göçebe yaşam tarzını terk ederek Orta Anadolu bölgesine yerleşmelerini sağlamıştır. Bu politikalar, Türkmen boylarını yerleşik hayata geçirmek ve onlardan vergi alabilmek amacını taşımaktaydı. Bölgeye yerleşen aşiretlerin, mümkün olduğunca dağınık yerleştirilmesi, aşiret bağlarının zayıflamasını sağlamak amacını taşımaktaydı. Günümüzde Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde, Reşvan, Canbeg ve Şeyhbızinli gibi büyük aşiretlerin yerleşimleri görülmektedir. Bu aşiretlerin tarihi, Osmanlı Devleti'nin iskân politikalarının etkisi ile paralel olarak ele alınabilir.

Bu arzda belirtildiği gibi, Osmanlı Devleti döneminde Orta Anadolu bölgesindeki Kürt aşiretleri için uygulanan iskân politikaları, aşiretlerin yarı-göçebe yaşam tarzını terk etmelerini ve yerleşik hayata geçmelerini amaçlamıştır. Bu amaç doğrultusunda, aşiretlerin kalabalık oluşları ve eski uygunsuz hareketleri nedeniyle parça parça yerleştirilmeleri planlanmıştır. Bu politikalar sonucunda, Orta Anadolu bölgesinde yerleşik hayata geçen Kürt grupları arasında, aşiret bağları zamanla çözülmüş ve kolektif bir tavır almaları engellenmiştir.

Kısacası, Osmanlı İmparatorluğu döneminde uygulanan iskân politikaları sonucunda Orta Anadolu bölgesine yerleşen Kürt aşiretleri, yarı-göçebe yaşamlarını terk ederek yerleşik hayata geçmişlerdir. Bu süreçte aşiretlerin iskân edilmeleri ve dağınık yerleştirilmeleri amaçlanmıştır. Bu politikalar sonucunda aşiretler arasında kopukluklar ortaya çıkmış, ancak aşiret bağlarının çözülmesi topluluklar arasında bir kopuşa neden olmamıştır. Aşiret bağları üzerinden geliştirilen toplumsal ilişkiler, başka bir forma dönüşerek devam etmiştir. Bu ilişkilerin bugün de evlilik bağları aracılığıyla sürdüğü görülmektedir.

Orta Anadolu bölgesindeki Kürt aşiretleri, 19. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin merkezileşme politikaları uyarınca yerleşik hayata geçme sürecine sokulmuşlardır. Bu süreçte aşiretler, iskân politikalarının baskıları nedeniyle güneyden kuzeye doğru bir yol izlemişlerdir. İskân politikalarının amacı, devlet otoritesini tesis etmek için kurulan "Fırka-i Islahiye" ile konargöçerleri bir bölgede yerleşik hayata geçirmekti. Aşiretler, bu baskılar sonucunda Torosları aşarak Orta Anadolu'nun iç kesimlerine gelmiş ve yerleşik hayata geçmiştir. Erken Cumhuriyet dönemine kadar aşiret konfederasyonlarının yönetsel bağları sürmüş olsa da ağalık, beylik gibi unsurlar Orta Anadolu bölgesine iskân edildikten sonra uzak mesafeli kurulan köyler nedeniyle yönetimsel baskısını kaybetmiştir.

Cumhuriyet dönemi ile birlikte yapılan sosyal ve ekonomik reformlar, Kürt topluluklarının hayatını ciddi şekilde etkilemiştir. Aşiret yapısının önemini yitirmesi, yerleşik hayata geçişi hızlandırmıştır. Cumhuriyet döneminde uygulanan iskân politikaları, aşiret yapısının çözülmesine yol açarken, köyler arasındaki ilişkileri de değiştirmiştir. Köyler arasındaki ekonomik ve sosyal bağlar zayıflarken, köy içi toplumsallaşma ve kolektif dayanışma duygusu güçlenmiştir. Aynı zamanda, Cumhuriyet döneminde uygulanan dil, kültür ve inanç özgürlüklerinin kısıtlanması, Kürt topluluklarının kimliğini ve kültürel değerlerini koruma çabasını arttırmıştır.

Cumhuriyet Dönemi Kulu ve Cihanbeyli

Kulu ve Cihanbeyli bölgesi, Orta Anadolu Bölgesi'nin merkezi konumda olduğu için, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve bu medeniyetlerin izlerini taşımaktadır. Bu bölgede yer alan antik kalıntılar, tarihi ve kültürel zenginliği göstermektedir. Kulu ve Cihanbeyli bölgesi aynı zamanda, tarım ve hayvancılık sektörlerinin önemli bir bölgesi olarak bilinmektedir. Tarım ve hayvancılık, bölgenin ekonomisini temel almaktadır. Kulu ve Cihanbeyli bölgesi, Konya-Ankara arasında yer alması nedeniyle, ticaret ve turizm açısından da önemlidir.

Bölgede su kaynaklarının yetersizliği, tarımı zorlaştırmaktadır. Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde, tarımın yanı sıra hayvancılık da yaygın olarak yapılmaktadır. Özellikle sığır ve koyun yetiştiriciliği yaygın olarak yapılmaktadır. Bu bölgelerde ayrıca, madencilik, imalat sanayi ve turizm gibi diğer ekonomik faaliyetler de yer almaktadır.

Son yıllarda, Kulu ve Cihanbeyli bölgesi, sosyo-ekonomik açıdan hızlı bir gelişme göstermiştir. Konya ve Ankara gibi büyük şehirlere yakın olması, bölgenin ekonomik faaliyetlerine katkıda bulunmuştur. Bununla birlikte, bölgenin tarımsal faaliyetleri ve hayvancılık sektörü hala önemli bir ekonomik kaynaktır.

Hespkeşanlar, Osmanlı yönetimine vergi vermek yerine kendilerine atlarını çektirerek hizmet veriyorlardı. Bu sebeple de Osmanlı belgelerinde "Atçeken" olarak kayıtlı oluyorlardı. Osmanlı döneminde Hespkeşanların özerk bir statüye sahip oldukları bilinmektedir. Iskan politikaları sonrası Hespkeşanlar Kulu ve Cihanbeyli bölgesine yerleştirilmişlerdir ve bu bölgeler bugün Kürt topluluklarının yoğun olarak yaşadığı yerleşim yerleri olarak kalmıştır.

Bu bölünmeler sonucunda Hespkeşanların bazı kesimleri Kulu ve Cihanbeyli bölgesine yerleşmiştir. Kulu ve Cihanbeyli bölgesi Osmanlı İmparatorluğu döneminde iskân amaçlı yerleştirilen Kürt topluluklarının yoğun olarak yaşadığı bir alandır. Bu nedenle Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde Kürt topluluklarının tarihi ve sosyal yapısı çok katmanlıdır. Bu katmanlar arasındaki aşiret ve kabile bağları, günümüzde hala belirgindir.

Hespkeşanların üzerinde yaşadığı Yazıçayır’ından Tavşançalı’ya kadar olan bugünkü Kulu Havzası’na Kureyşözü adı verilmekteydi. Kureyşözü bölgesinin üzerinde yerleşik halde köy yoktu. Kureyşözü, Hespkeşanların daha çok yaz yurtları konumundaydı . Kulu’da yapılan alan araştırmasında gerçekleştirilen derinlemesine görüşmelerde, seksen bir yaşında olan görüşmeci, büyüklerinin anlattıklarından yola çıkarak, Kulu ve Cihanbeyli bölgesine Kürtlerin yaz aylarında hayvanlarını otlatmak için geldiklerini belirtmiştir. Bu bilgiler, Kulu ve Cihanbeyli bölgesinin önceleri konar-göçer bir şekilde yaşayan Hespkeşanlar tarafından yoğun olarak kullanılmış olduğunu ve Osmanlı döneminde ayrıcalıklara sahip olan bu topluluğun zaman içinde bölünerek yerleşik hale geçtiğini göstermektedir. Bu yerleşimlerin yaz ayları için yurt olarak kullanıldığı ve hayvanların otlatıldığı anlaşılmaktadır.

Bu bilgiler, Hespkeşan aşiretinin genellikle at yetiştiriciliği ve küçükbaş hayvancılıkla uğraştığını göstermektedir. Kulu ve Cihanbeyli bölgesine yaz aylarında hayvanlarını otlatmak için geldikleri belirtilmektedir. Bu, Hespkeşanların öncelikli olarak konar-göçer bir yaşam tarzına sahip olduğunu düşündürmektedir. Ancak Osmanlı belgelerinde Hespkeşanların bölgede yerleşik halde yaşadıkları da belirtilmektedir. Bu, Hespkeşanların bölgede hem yerleşik hem de konar-göçer bir yaşam tarzına sahip olabileceklerini göstermektedir.

Bu kaynaklar, Hespkeşanların 16. yüzyılın başlarında Osmanlı İmparatorluğu tarafından kayıtlara geçirildiğini ve vergi olarak haraç ödediklerini gösterir. Ayrıca, Hespkeşanların at yetiştiriciliği ile uğraştıkları ve konar-göçer bir hayat tarzına sahip oldukları belirlenmektedir. Bu kaynaklar, Kulu ve Cihanbeyli bölgesinin tarihine ışık tutmakta ve bölgede yaşayan toplulukların geçmişini anlamak için önemli bilgiler sunmaktadır.

Hepskeşanların kökenine dair bir dipnotta, 1591’de tutulan “Espkeşan Kanunnamesi” adlı fermandan söz edilmektedir. Fermanda Hepskeşanların “Haymana Taifesi” adlı “Ekradlardan” olduğu belirtiliyor. “Ekrad” sözcüğünün Arapça kökenli olduğu, “Kürt” manasına geldiğini biliyoruz. Bu bilgiler, Hespkeşan aşiretinin Kürt kökenli olduğunu ve Osmanlı döneminde kayıtlara geçmiş olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda, aşiretin önceleri konar-göçer bir şekilde yaşadığı, ancak daha sonra yerleşik hale geldiği ve at yetiştiriciliği ve küçükbaş hayvancılıkla uğraştığı anlaşılmaktadır.

Ancak, kaynaklarda Kürt olduğuna dair belirgin ipuçların bulunması nedeniyle, Hespkeşanların Kürt kökenli bir topluluk olarak kabul edilmesi daha doğru olabilir. Ayrıca, Kulu ve Cihanbeyli bölgesine yerleşen ilk Kürt topluluğu olarak kabul edilmeleri de mümkündür. Ancak, Hespkeşanların tam olarak Türkmen veya Kürt olduğunun tarihi kaynaklarla tam olarak kanıtlanamaması, bu konunun hala tartışmalı olduğunu göstermektedir.

Ancak, yapılan çalışmalar ve elde edilen kaynaklar genellikle Hespkeşanların Kürt olduğuna dair göstergeler sunmaktadır. Bu nedenle Hespkeşanların kökeni konusunda net bir sonuca varmak zor olabilir. Ancak, belgeler ve elde edilen kaynaklar genellikle Hespkeşanların Kürt olduğuna dair göstergeler sunmaktadır. Bu konu hakkında daha fazla araştırma ve inceleme yapılması gerektiği açıktır.

Böylece Hespkeşanların Kulu ve Cihanbeyli bölgesindeki varlığı kısıtlı kalmıştır. Bu olayların etkisiyle bölgede yerleşmiş olan diğer aşiretlerin nüfusu arttı ve Hespkeşanların yerlerine geçtiler. Hespkeşanların varlığı günümüzde sadece isimleri ile sürdüğü köylerde görülebilir. Aşiret bağlarının zayıflaması ve nüfusun azalması sonucu Hespkeşanların etkisi Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde azalmıştır.

Bu bilgilerin ışığında, Hespkeşan aşiretinin Kürt kökenli olduğu ve Orta Anadolu bölgesinde konar-göçer bir şekilde yaşadıkları kabul edilse de, iskân politikaları sonucu yerleşik hale geçtikleri ve zamanla aşiret bağlarının zayıfladığı ve aşiret adının yerine "Atçeken" gibi soyadların kullanıldığı da belirtilmektedir. Ancak, Hespkeşanların kökeni konusunda tam bir kesinlik bulunmamaktadır.

Bu iskân politikası sonucu, Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde farklı Türkmen aşiretlerinin bir arada yaşamasına neden olur. Fakat, bu aşiretlerin aşiret bağları zamanla çözülür ve topluluklar arasında bir kopuş yaşanmaz. Aşiret bağları üzerinden geliştirilen toplumsal ilişkiler, başka bir forma dönüşerek devam eder. Bu yerleşimler sonucu, Kulu ve Cihanbeyli bölgesi bugünkü Orta Anadolu Kürtlerinin yoğun olarak yaşadığı bir bölge haline gelir.

Bu bilgiler, Kulu ve Cihanbeyli bölgesinin 18. yüzyıldan itibaren Türkmen aşiretleri ve Hespkeşanlar tarafından yerleştirildiği fikrini desteklemektedir. Osmanlı yönetimi, bu bölgede yerleşik hayatı benimseyen Türkmen aşiretlerini kontrol altına almak ve düzenli vergi toplamak amacıyla bu yerleşimleri gerçekleştirmiştir. Bu yerleşimlerin sonucunda, Kulu ve Cihanbeyli bölgesi Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı bir bölge haline gelmiştir.

Sonuç olarak, Kulu ve Cihanbeyli bölgesi Orta Anadolu Kürtlerinin yoğun olarak yaşadığı yerleşim yerlerinden biridir. Hespkeşan aşireti olarak bilinen topluluk, Kulu ve Cihanbeyli bölgesine yerleştirilen ilk Kürt topluluğu olarak kabul edilse de, özellikle Türkmen boyu olarak da tanımlanmaktadır. 18. yüzyıldan itibaren, Türkmen aşiretleri de bu bölgeye iskân edilmiştir. Bu bölgede bugün de Kürtlerin yerleşik olarak yaşadıkları köyler bulunmaktadır.

Kulu ve Cihanbeyli bölgesi Orta Anadolu Kürtlerinin yoğun olarak yaşadığı bir yerleşim yeri olmasına rağmen, tarih boyunca birçok aşiret ve etnik grubun yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Hespkeşan aşireti, bölgenin ilk Kürt topluluğu olarak kabul edilir ancak kökenleri hakkında farklı tezler mevcuttur. Celâli İsyanları ve kolera salgını sonrası nüfus azalmasına rağmen, Cihanbeyli bölgesinde Hespkeşan aşireti mensuplarının hala yaşadığı bilinmektedir. Canbeg aşireti ise bölgenin en büyük aşireti olarak kabul edilir ve küçükbaş hayvancılık alanında önemli bir rol oynamıştır.

Kulu ve Cihanbeyli bölgesi, tarih boyunca çeşitli aşiretler tarafından yerleşilmiş ve kullanılmıştır. Hespkeşan aşireti, bölgede ilk yerleşen Kürt topluluğu olarak kabul edilmektedir. Ancak, 18. yüzyıldan itibaren Osmanlı yönetimi tarafından kontrol altına alınması amacıyla birçok Türkmen aşireti de bölgeye yerleştirilmiştir. Canbeg aşireti ise bölgede demografik olarak en büyük aşiret olarak kabul edilmekte ve küçükbaş hayvancılık alanında önemli bir yere sahiptir. Bölgede yapılan görüşmeler, bölgenin tarihine ve aşiretlerin geçmişine dair bilgiler sunmaktadır.

“Konya çölündeki Kürt aşiretleri”: Cumhuriyet ve Orta Anadolu Kürtleri

Mustafa Kemal, 1923 yılında İzmit'te yaptığı bir konuşmada, Cumhuriyet rejiminin önderi olarak Türkiye'nin geleceğini konu almıştır. Bu konuşmada, Türkiye'nin geleceği için öncelikli olarak milliyetçilik, laiklik, hukukun üstünlüğü ve ekonomik kalkınma gibi konuları ele almıştır. Cumhuriyet rejiminin, Türkiye'nin geleceği için güçlü bir temel oluşturmasını amaçlamıştır. Bu konuşma, Türkiye'nin geleceği için önemli bir adımdır ve Cumhuriyet rejiminin öncülüğünün Türkiye'nin geleceği için nasıl bir yol izleyeceğinin ipuçlarını verir.

Sorulardan biri, Kürt topluluklarının “Milli Mücadele”ye destek olmalarını sağlamak adına Mustafa Kemal tarafından Kürt aşiret liderlerine verilen özerklik sözü ile ilgilidir.
Mustafa Kemal, Kürt aşiret liderlerine verdiği özerklik sözünün, Kürt topluluklarının Milli Mücadele'ye destek olmalarını sağlamak için verilmiş bir ödül olduğunu belirtir. Ancak Cumhuriyet rejimi, tüm halkların eşit ve adil bir şekilde yönetilmesi ilkesi çerçevesinde hareket etmekte ve ayrımcılık yapmamaktadır. Mustafa Kemal, Kürt halkının Milli Mücadele'nin bir parçası olduğunu ve Türkiye'de yaşayan tüm halkların eşit haklara sahip olduğunu vurgulamaktadır.


Bu soruya Mustafa Kemal’in verdiği cevap şöyledir:
Ulusal sınırlarımız içinde yaşayanlar yalnızca sınırlı bir bölgede çoğunluğu oluşturan Kürtlerdir. Ancak, diğer azınlıklar da var ve biz onların da haklarını koruyacağız. Herkesin dilini, dinini ve kültürünü koruyacağız. Kürtler de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıdır ve onların da haklarını koruyacağız. Ancak, bu hakları kullanırken diğer vatandaşların haklarını da koruyacak şekilde kullanmalarını bekliyoruz. Milli Mücadele sırasında Kürt aşiretleri de bize destek verdiler ve biz de onlara özerklik sözü verdik. Ancak, bu özerklik sadece ekonomik ve yerel yönetim konularında olacaktır ve devletin bütünlüğünü ve milli birliğini koruyan yasalar içinde gerçekleşecektir.

Yukarıda Mustafa Kemal Atatürk'ün, Kürt topluluklarının Milli Mücadele'de destek olmalarını sağlamak adına verdiği sözleri ile ilgili bir cevap vermiş olmasına rağmen, Atatürk döneminde ve sonrasında Kürt halkına karşı uygulanan siyasi politikalar, Kürtlerin ekonomik, sosyal ve kültürel haklarını gasp etmiştir. Atatürk dönemi ile birlikte Kürtlerin dil, kültür ve tarihi hakkında yapılan yasaklamalar, Kürtlerin sosyal ve kültürel hayatını ciddi şekilde etkilemiştir.

Ancak, bu özerklik sözünün uygulanması gerçekleşmemiştir ve Cumhuriyet dönemi boyunca Kürtler, Türk yönetiminin assimilyasyon politikalarına maruz kalmışlardır. Kürt dilinin ve kültürünün kullanımı yasaklanmıştır ve Kürtlerin siyasi ve sosyal hakları sınırlandırılmıştır. Günümüzde Kürt sorunu hala çözülmemiş bir sorun olarak devam etmektedir.

Mustafa Kemal Atatürk'ün bu söylemi, Türkiye'de Kürtlerin yerel özerkliğine olanak tanıyarak, onların kendi kimliklerini yaşama şansı vermeye çalıştığını göstermektedir. Ancak aynı zamanda Türkiye halkının birliğinin önemine dikkat çekmektedir. Atatürk, Kürtlerin ve Türklerin arasına sınır çizmenin doğru olmadığını, bunun yerine yeni bir program yapılması gerektiğini ifade etmektedir.

“Milli Mücadele”nin önderi Mustafa Kemal, 1923 yılında verdiği bu mülakatta “Konya Çölü’ndeki Kürtlere” değinir. Kürt topluluklarının Kürdistan ve Anadolu coğrafyalarında çok geniş bir alana yayıldığını belirtmek için, Konya bölgesindeki Kürtleri örnek gösterir.
Bu söylem, Konya Çölü bölgesinde Kürtlerin varlığının ve nüfus yoğunluğunun geçmişte de mevcut olduğunu gösterir. Aynı zamanda, Mustafa Kemal'in Kürtler için özerklik sistemi oluşturulmasının önemine dikkat çekmektedir ve Türkiye halkının bir bütün olarak tanımlanmasının önemine vurgu yapmaktadır.

Cumhuriyet rejiminin doğduğu dönemde Kürt topluluklarının geniş bir coğrafyaya yayılmış olması nasıl bir sorun yaratmışsa, aynı sorun hemen aynı biçimde günümüze kadar kalmıştır. Bu sorun, Kürt topluluklarının etnik kimliklerini, dil ve kültürlerini koruma çabaları ile Türkiye'nin ülkenin birliği ve milliyetçi ideolojisini koruma çabaları arasındaki çatışma nedeniyle ortaya çıkmıştır. Cumhuriyet rejiminin kuruluşunda Kürt topluluklarının yerleşik düzene geçirilmesi amacıyla yapılan özerklik sözü, sonraki yıllarda uygulanamamış ve Kürt sorunu günümüze kadar devam etmiştir.

Aynı zamanda, Kürt topluluklarının Türk unsurlarla birlikte yaşadığı ve Türklerle birlikte tanımlanması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu, Türkiye’nin kuruluşunda karşılaşılan ve günümüze kadar devam eden bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. Bu sorunun çözümü için, Kürt topluluklarının kendilerini özerk bir biçimde yönetmeleri amaçlanmıştır. Fakat, bu sözlerin uygulanmaması Kürt sorununun devam etmesine neden olmuştur.

Ancak Kürt topluluklarının tarihi, kültürel ve dilsel kimliğine yönelik talepleri bugün hala güncel bir konudur. Bu taleplerin yerine getirilmemesi, Kürt topluluklarının sosyal, ekonomik ve politik haklarının ihlali ile sonuçlanmıştır. Bugün Türkiye’de Kürt topluluklarının haklarının güvence altına alınması, özerklik taleplerinin yanı sıra, özgür ve demokratik bir ülke için önemli bir adımdır.

Tanzimat Fermanı 1839 yılında ilan edilmiştir. Bu ferman ile Osmanlı Devleti, kendisini modern bir devlet olarak tanımlamaya ve modernleşme yolunda adımlar atmaya başlamıştır. Bu süreçte, Osmanlı Devleti’nin bölgesel ayrım yapmaksızın tüm vatandaşlarının eşit haklara sahip olduğunu vurgulamaya çalışmıştır. Ancak bu idealin gerçekleşmemesi nedeniyle, bölgesel ayrımlar ve farklı etnik grupların haklarının eşit olmaması sonucunu doğurmuştur.

Cumhuriyet rejimi ise 1923 yılında kurulmuştur. Cumhuriyet rejimi, Türk milliyetçiliği temelinde kurulmuştur. Bu süreçte, Türk milliyetçiliği üzerinden birçok etnik grubun kimlikleri inkâr edilmiştir. Bu inkâr süreci, Kürt topluluklarının kolektif kimlik taleplerine karşın devam etmiştir. Bu nedenle, Cumhuriyet rejiminin Kürt topluluklarına yönelik politikaları, asimilasyon, inkâr ve imha şeklinde olmuştur.

Tanzimat Dönemi’nde yapılan reformlar arasında, vatandaşlar arasındaki eşitliği sağlamak amacıyla millet sistemi oluşturulması, yargı sistemi reformları, okulların açılması, ekonomik reformlar, yazı reformları gibi konular yer alır. Bu reformlar arasında, sosyal ve ekonomik hayatı geliştirmek amacıyla yapılan çalışmalar ve hukuk devleti ilkesine dayalı yargı sistemi, adaletin sağlanması ve insan haklarının korunması amacını taşır. Ancak, bunun yanı sıra, Osmanlı Devleti’nin bölgesel çeşitliliği ve etnik yapısını göz ardı ederek, bölgede yaşayan halkların kimliklerini inkâr etmeye yönelik bir siyasal tutum da sergiler. Bu nedenle, Osmanlı Devleti’nin yapmaya çalıştığı reformların sonuçları arasında, halklar arasındaki çatışmaların ve bölgesel isyanların arttığı görülür.

Bu reformlar arasında, yargı reformları, eğitim reformları, vergi reformları, askerî reformlar ve bölgesel yönetim reformları yer alır. Bu reformların amacı, Osmanlı Devleti’nin yapısal sorunlarını çözmek ve modern bir devlet haline gelmektir. Ancak, bunların uygulanması sırasında, toplumda oluşan gerilimler, reformların etkisiz hale gelmesine neden olur. Bu nedenle, Tanzimat Dönemi reformları, devletin yapısını değiştirmek yerine, sadece yüzeysel değişiklikler yapmıştır.

Tanzimat dönemi, Osmanlı Devleti'nin modernleşme arayışına girdiği ve Avrupa'daki siyasi ve ekonomik gelişmelerin etkisiyle gerçekleştirilen bir dizi reformlar dönemidir. Bu dönemde gerçekleştirilen reformlar, gayrimüslim toplulukların taleplerinin yerine getirilmesi için dış devletlerin baskıları sonucu gerçekleştirilmiştir. Bu reformlar, Osmanlı Devleti'nin Avrupalıların gelişmelerinin önüne set çekmek için yapılan bir "yeniden örgütlenmeler" olarak adlandırılabilir.

Bu yeniden örgütlenme hareketi, Osmanlı Devleti'nin iç dinamiklerinden ziyade dış baskılar sonucu gerçekleşir. Kameralizmin etkisi ile yürütülen bu politikalar, Osmanlı hukuk ve yönetim sistemi üzerinde radikal değişiklikler yaratır. Aydın mutlakiyetçiliği ile inşa edilen bu yeni yönetim anlayışı, özellikle Kürt topluluklarının kimlik ve taleplerini göz ardı etmekte ve inkâr etmekteydi. Bu nedenle, Cumhuriyet rejiminin kuruluşunda Kürt topluluklarının taleplerinin göz ardı edilmesi, Tanzimat döneminde başlatılan yönetim anlayışının devamı olarak görülebilir.

Tanzimat Fermanı ile birlikte Osmanlı Devleti’nin yapısı ve yönetimine yapısal değişiklikler yapılır. Devletin ülke genelinde eşit hukuk ve adaletin sağlanması amaçlanır. Ayrıca, vatandaşlar arasında din, dil, ırk ve mezhep ayrımı yapılmaması, eğitimin genişletilmesi, yargı reformları, ticaret ve sanayiin teşvik edilmesi gibi çeşitli alanlarda reformlar yapılır. Bu reformlar birçok yönden Osmanlı Devleti’nin modernleşmesine yönelik adımlar olarak kabul edilir. Ancak, bunların gerçekleştirilmesi sırasında Kürt toplulukları gibi bazı azınlıkların haklarının göz ardı edildiği, hatta baskılandığı söylenebilir.

Bu ferman ile hukuk, adalet, eğitim, tarım ve maliye alanlarında daha geniş çaplı reformlar yapılması öngörülür. Bu fermanlar, Osmanlı İmparatorluğu'nun modernleşme sürecinin ilk adımları olarak kabul edilir. Fakat, gerçekte uygulanabilirliği ve etkisi tartışmalıdır. Özellikle Kürt toplulukları gibi azınlıkların hakları ve özerkliği, Tanzimat ve Islahat Fermanları'nın öngördüğü gibi gerçekleşmemiştir.

Bu belgeler ve uygulamalar, Osmanlı Devleti’nin kendini Avrupalı bir devlet olarak tanımlamasına ve bu yolla Avrupa’nın kabulünü aramasına yol açar. Ancak, bu reformların uygulanması sırasında, hukukun üstünlüğü, eşitliğe dayalı bir sosyal düzen ve bireyin hakları gibi temel ilkelerin gerçekleşmesinde büyük zorluklar yaşanır. Ayrıca, bu reformlar sadece gayrimüslim toplulukların taleplerine yönelik değil, aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin kendi iç dinamiklerine yönelik de olması nedeniyle toplumun bütün kesimleri tarafından benimsenmez. Bu nedenle, Tanzimat ve Islahat dönemlerinde gerçekleşen reformlar, Osmanlı Devleti’nin kendini Avrupa’ya yaklaştırmasına rağmen, özellikle Kürt topluluklarının kolektif kimlik taleplerini çözemez.

Fakat bunların yanı sıra, Osmanlı Devleti'nin yapısal sorunlarını çözmeye yönelik olarak gerçekleştirilen reformlar, Kürt topluluklarının kolektif kimlik talepleri ve özerklik arzularını yok saymıştır. Bu nedenle, Tanzimat dönemi reformlarının Kürt toplulukları için gerçek anlamda bir çözüm sağlamadığı söylenebilir.

Ancak bu fermanların yürürlükteki uygulamaları genellikle gerçekte gayrimüslim tebaanın eşitliğini sağlamamıştır. Özellikle Kürt toplulukları ve diğer azınlıklar, bu fermanların yürürlükteki uygulamalarından yararlanamamışlardır. Cumhuriyet rejimi ise bu fermanların yürürlükteki uygulamalarını daha da gerileterek, Kürt topluluklarının kolektif kimlik taleplerini bastırmak için asimilasyon, inkâr ve imha politikaları uygulamıştır.

Ancak Tanzimatlar, sadece gayrimüslim tebaanın konumunu iyileştirmekle kalmaz, aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin çeşitli bölgelerinde yaşayan azınlık topluluklarının da konumunu iyileştirmeye çalışır. Bu nedenle, Tanzimat dönemi, Osmanlı Devleti için bir dönüm noktasıdır ve Cumhuriyet rejiminin temellerinin atıldığı dönem olarak kabul edilir.

Cumhuriyetin ilan edildiği 1923 yılında Türkiye'de, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü sonrası birçok etnik, dini ve sosyal grup var. Cumhuriyet rejimi, kuruluşunun ilk yıllarında bir "Türk milliyetçiliği" politikası izleyerek, Türklerin üstün olduğu bir milliyetçi devleti oluşturmayı hedefliyor. Bu, diğer etnik grupların kimliklerini ve kültürlerini bastırmaya yönelik politikaları içerebilir.

Cumhuriyet rejimi ise bu üç kimlik tanımından Türkçülük olarak tanımlananı benimseyerek, Türk milleti olarak tanımlanan bir kolektif kimliği oluşturmaya çalışmıştır. Bu süreçte, diğer etnik ve dini kimlikler ötekileştirilmiş veya inkâr edilmiştir. Kürt toplulukları bu süreçte özellikle zorluklarla karşı karşıya kalmıştır.

Çünkü bu politikalar, Kürtlerin kolektif kimliğinin tanınmasını ve haklarının korunmasını öngörmese de, Kürtlerin ülkenin diğer bölgelerinde yaşadıklarından dolayı asimilasyon, inkâr ve imha politikalarına maruz kalmalarına neden olmuştur. Bu nedenle, Kürt topluluklarının tarihsel olarak yaşadıkları süreç, Türkiye'de Kürt sorununun oluşmasına ve bugün hala devam eden bir sorun olarak kalmıştır.

Bu savaşın sonunda Osmanlı Devleti parçalanmış ve yıkılmıştır. Cumhuriyet rejimi ise bu yıkıntı içinden çıkmaya çalışmıştır. Cumhuriyet rejimi, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra, yeni bir Türkiye kurmayı amaçlamıştır. Bu amaç doğrultusunda, özellikle Kürt topluluklarının kimlikleri ve talepleri gözardı edilmiş ve asimilasyon, inkâr ve imha politikaları uygulanmıştır. Bu nedenle, Kürt topluluklarının tarihi, Cumhuriyet rejiminin ilanından bu yana önemli bir sorun olarak kalmıştır.

Cumhuriyet rejiminin ilan edildiği 1923 yılına kadar olan dönemde ise, Osmanlı Devleti'nin çöküşünün hızlandığı ve Kürt topluluklarının da bu süreçte etkilendiği görülür. Cumhuriyet rejiminin ilanı ile birlikte, yeni rejimin kuruluşunda Kürt topluluklarının özerklik talepleri yerine getirilmemiş ve hatta inkâr edilmiştir. Bu nedenle, Cumhuriyet dönemi boyunca Kürt topluluklarının kolektif kimlik talepleri, zaman zaman asimilasyon, inkâr ve imha politikaları ile bastırılmıştır.

31 Mart 1877’de ilan edilen Kânûn-i Esâsî (temel yasa/anayasa) meşrutiyet yönetimini ortaya çıkarır.,Ancak, bu yasa ile birlikte hala devletin yapısı ve yönetimi değişmez ve Kürt toplulukları için özerklik veya kimliklerine saygı gösterilmez. Bu, Kürtlerin Cumhuriyet rejiminde sürdürülen asimilasyon, inkâr ve imha politikalarına maruz kalmamalarına neden olur.

Seçimle oluşan ancak bir tür “danışma kurulu” niteliği olan Meclis-i Mebûsan’da, yetmiş Müslüman ve elli gayrimüslim temsilci bulunur. Bu meclis, Osmanlı İmparatorluğu için birçok yasal ve yönetsel reformlar gerçekleştirmiş ve Meşrutiyet dönemi olarak bilinir. Fakat, bu dönemde sosyal ve etnik çeşitliliği kabul etmeyen bir milliyetçi ve homojen bir Türk-İslam sentezi politikası uygulanmıştır. Bu nedenle Kürt toplulukları ve diğer azınlık grupları için özerklik talepleri bastırılmış ve asimilasyon politikaları uygulanmıştır.

İmparatorluğun kimlik çeşitliliğine hitap edebilecek bir yapıda olsa da siyasal gelişmeler sonucunda bu meclis başarısızlığa uğramıştır. Meşrutiyet yönetimi, ülkede sosyal ve siyasal karışıklıklara yol açmıştır. Kürt toplulukları da bu karışıklıkların içinde yer almıştır. Meşrutiyet yönetimi döneminde Kürtlerin siyasal talepleri dikkate alınmadığından, huzursuzluk ve isyanlar çıkmıştır. Bu durum, Cumhuriyet rejiminin ilanına kadar devam etmiştir ve Kürt sorunu olarak adlandırılan sorunların temelinde yer almıştır.

I. ve II. Meşrutiyet olarak adlandırılan dönemler, Osmanlı İmparatorluğu’nun yok olma sürecini durduramaz. Böylece, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılışı ve Cumhuriyet rejiminin ilanı arasında geçen süreçte siyasal yapı ve kimlik tanımları önemli rol oynamıştır. Bu dönemlerde, Kürt topluluklarının kolektif kimlik talepleri çeşitli sebeplerle bastırılmaya çalışılmıştır. Cumhuriyet rejiminin ilanından sonra da Kürt topluluklarının kimlik ve özerklik talepleri önemli bir sorun olarak kalmıştır.

Osmanlı’nın sonunu getirecek olan Birinci Dünya Savaşı’na doğru gidişi hızlandırır. Birinci Dünya Savaşı’na, sonradan “Cumhuriyet elitleri”ni oluşturan kadroların yönetiminde dahil olunmuştur. Savaşın sonunda Osmanlı İmparatorluğu yıkılır ve Türkiye Cumhuriyeti ilan edilir. Cumhuriyet rejimi, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasının ardından Türk milliyetçiliği temelinde yeni bir siyasal yapıyı inşa etmeye çalışmıştır. Bu süreçte Kürt toplulukları, siyasal ve toplumsal olarak çeşitli baskılarla karşı karşıya kalmıştır. Cumhuriyet rejimi, Kürtleri Türk nüfusunun bir parçası olarak tanımlamakta ve özerklik taleplerini yok saymaktadır. Bu nedenle, Kürt topluluklarının kolektif kimlik talepleri, hala günümüze kadar devam etmektedir.

Kürdistan coğrafyasında yaşayan Kürt aşiretleri, özellikle dinî bağlılıkları kullanılarak Türk yöneticilerin yanında savaşa katılmaya ikna edilmiştir. Birinci Dünya Savaşı ve ardından gelen Kurtuluş Savaşı olarak nitelendirilen savaşlar dizisi sonucunda Türk ulus-devletinin kurulduğu ilan edilmiştir. Cumhuriyet rejimi, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra Türk milliyetçiliği temelinde kurulmuştur. Bu nedenle, Kürt topluluklarının kimliği ve talepleri bastırılmış ve asimilasyon politikaları uygulanmıştır. Kürt aşiretleri Milli Mücadele döneminde Türk yöneticilerin önderliğinde savaşmaya ikna edilmiştir ve verilen özerklik sözleri yerine getirilmemiştir. Bu nedenle, Kürt topluluklarının geniş bir coğrafyaya yayılması gerekçesiyle belli bir sınır çizilememiştir. Bu tarihsel süreç sonrasında, Cumhuriyet dönemi içinde Kürt topluluklarının kolektif kimlik talepleri zaman zaman asimilasyon, inkâr ve imha politikaları ile bastırılmıştır.

Sonrasında, Cumhuriyet elitlerinin ulus-devlet bağlamında kurguladığı Türk etnik kimliği dışında tüm etnik kimlikler ya asimilasyon ile eritilerek Türkleştirilmiş ya da marjinalize olmaları sağlanmıştır. Bu sürecin sonucunda, Kürt topluluklarının kolektif kimlik talepleri, zaman zaman asimilasyon, inkâr ve imha politikaları ile bastırılmak istenmiştir. Bu politikalar, Kürt topluluklarının kimliğini yok sayma, dilini yasaklama ve kültürünü yok etme gibi yollarla uygulanmıştır. Bu süreç, günümüze kadar devam etmiştir ve Kürt topluluklarının özellikle siyasal haklarının kısıtlanması, özerklik taleplerinin bastırılması gibi konular hala önemli bir sorun olarak kalmıştır.

Kürt topluluklarının kimliklerini ve kültürlerini tanınmasını engellemiş, özellikle dil ve kültürel özelliklerinin kısıtlanmasına yol açmıştır. Ayrıca, Kürtlerin siyasal haklarının sınırlandırılması ve bölgelerinde uygulanan asimilasyon politikaları Kürt topluluklarının sosyo-ekonomik durumunu da olumsuz etkilemiştir. Bu nedenle, Kürtlerin özerklik talepleri hala güncel bir konudur ve Türkiye'de hala devam eden bir siyasi tartışma konusudur.

Kürt topluluklarının özellikle Orta Anadolu bölgesindeki varlıkları, kurulan Türk ulus-devletinin kimlik kurgusunda rahatsız edici bir unsur olarak görülmüştür. Bu nedenle, bu bölgedeki Kürtlerin asimilasyonu için çeşitli yollar denenmiştir. Bunlar arasında, Kürtlerin yerleşim yerlerinin değiştirilmesi, dil ve kültürlerinin yasaklanması, Kürt aşiretlerinin dağıtılması ve Kürtlerin Türkleştirilmesi için özel okullar açılması gibi yollar yer almıştır. Bu politikalar sonucunda, Kürt kimliği ve kültürü zaman içinde bastırılmış ve özellikle Orta Anadolu bölgesinde Türkleştirilmeye çalışılmıştır.

Kürdistan coğrafyasında Türk ulus-devlet politikalarına karşı başlatılan isyan hareketleri Orta Anadolu’da karşılık bulamaz. Cumhuriyet rejiminin kuruluş döneminde uyguladığı asimilasyon, inkâr ve imha politikaları Kürt topluluklarının kimliğini yok etmeye çalışmıştır. Bu amaçla, özellikle Kürdistan coğrafyasında yaşayan Kürtler, Türkleştirme politikalarına maruz kalmışlardır. Bu politikalar sonucunda, Kürt topluluklarının kimliği yok edilmeye çalışılmış ve isyan hareketleri Orta Anadolu’da karşılık bulamamıştır. Bu durum, hala Kürt topluluklarının karşı karşıya olduğu bir sorun olarak devam etmektedir.

Kulu ve Cihanbeyli’de görüştüğüm yaşlı kişiler, büyüklerinden dinledikleri hikâyelere göre Şeyh Said, Zilan gibi isyanların Orta Anadolu’da duyulduğunu fakat bu duyumların Türk ulus-devletinin ürettiği propaganda söyleminden farklı olmadığı belirttiler. Bu, Orta Anadolu'da yaşayan Kürtler için Türk ulus-devletinin asimilasyon, inkâr ve imha politikalarının etkilerini göstermektedir. Kürdistan coğrafyası dışındaki bölgelerde Kürt topluluklarının kimliği Türk devletinin propaganda söylemiyle tanımlanmış ve hakları kısıtlanmıştır. Bu yüzden, Kürt isyanları Orta Anadolu'da yaygın bir destek bulamamıştır.

Orta Anadolu’daki Kürt topluluklarının, Cumhuriyet rejimi tarafından sosyal, ekonomik ve kültürel olarak daha fazla inklüzyon ve eşitliğe sahip olduklarını düşünürler. Kürdistan coğrafyasındaki Kürt toplulukları gibi Orta Anadolu Kürtleri de asimilasyon, inkar ve imha politikalarına maruz kalmış olsalar da, bu politikaların yoğunluğu ve etkileri Orta Anadolu'da daha az olmuş olabilir. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtleri, Kürdistan coğrafyasındaki Kürtler gibi bir isyan hareketine destek vermemiş olabilirler.

Aynı zamanda, Orta Anadolu Kürtleri arasında geniş bir işçi ve köylü kesimi bulunması, ekonomik olarak çok zorluklar yaşayan bu kesimlerin siyasi isyanların içinde yer almak yerine, çalışma ve geçim için çaba sarf etmelerine neden olmuş olabilir. Ayrıca, Orta Anadolu Kürtleri arasında geniş bir aşiret yapısının bulunmaması da isyanların yerleşememesine neden olmuş olabilir. Bu nedenlerin etkisiyle Orta Anadolu'daki Kürt toplulukları, birçok sosyal, ekonomik ve kültürel faktörlerin etkisiyle siyasi isyanların dışında kalmıştır.

Ancak, Cumhuriyet rejimi tarafından Orta Anadolu’da uygulanan genel politikalar, Kürt topluluklarının dil, kültür ve kimliklerinin asimilasyonu ve eritilmesine yönelik olmuştur. Bu politikalar, Orta Anadolu’daki Kürt topluluklarının Türk etnik kimliği içinde eritilmesine yönelik olmuştur. Bu politikalar, Kürt topluluklarının dil, kültür ve kimliklerini koruma konusunda sınırlamalar getirmiştir. Bu nedenle, Orta Anadolu’da Kürt kimliğine sahip toplulukların Kürdistan coğrafyasındaki Kürt topluluklarına karşı duyarlılıkları azalmıştır.

Ancak, Orta Anadolu’da yaşayan Kürt topluluğunun etnik kimliği üzerinde yürütülen asimilasyon ve inkâr politikaları, bu topluluğun Kürdistan coğrafyasındaki Kürt topluluklarına göre daha az etnik kimlik bilinci taşıdığını gösterir. Bu nedenle, Orta Anadolu’da yaşayan Kürt topluluğunun Kürdistan coğrafyasındaki Kürt isyanlarına karşı daha az duyarlı olduğu söylenebilir.

Orta Anadolu Kürtleri Cumhuriyet rejiminin asimilasyon ve baskı politikalarına maruz kalmamış olsalar da, Cumhuriyet rejiminin etnik kimliklerine yönelik herhangi bir özgün politikasının olmaması onların Türk etnik kimliği içinde eritilmelerine ve Türkleştirilmelerine neden olmuştur. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtleri diğer Kürt topluluklarına göre daha az duyarlı olmuşlar ve Cumhuriyet rejimine olumlu bakmışlardır.

Son yıllarda, Orta Anadolu Kürtleri arasında da Kürt hareketinin etkisi artmıştır. İnsan hakları, dil ve kültür özgürlükleri gibi konularda fikir birliği oluşmaktadır. Ancak, bu görüşlerin geniş kesim tarafından benimsenmemiş olması da dikkat çekmektedir. Orta Anadolu Kürtleri, Kürdistan coğrafyasındaki Kürt hareketinin önerdiği yolun, Türkiye genelinde bir barış ve demokratikleşme sürecini gerçekleştireceğine inanıyorlar.

Orta Anadolu Kürtleri için, Cumhuriyet rejiminin getirdiği eğitim, sağlık, ulaşım gibi hizmetler ve ekonomik gelişmeler önemli bir yer tutmaktadır. Bu nedenle, bu bölgedeki Kürt topluluğu, Cumhuriyet rejimine daha fazla pozitif bir bakış açısı ile yaklaşmıştır ve daha az direniş göstermiştir. Bu, bu bölgede Kürtlerin etnik kimliklerine dair bir isyan ya da direnişin oluşmamasına neden olmuştur.

düşünceler oluşturmuş olsa da bunlar Kürdistan coğrafyası ile karşılaştırılamayacak kadar hafiftir.

Kulu ve Cihanbeyli’deki yaşlılar Dersim katliamını “Kürtleri öldürüyorlar, onlar da bizim gibi Kürt". Ancak, genel olarak Orta Anadolu Kürtleri için Cumhuriyet rejimi tarafından uygulanan asimilasyon ve baskı politikalarının etkisi, Kürdistan coğrafyasındaki Kürt topluluklarına göre daha az olmuştur. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtleri Cumhuriyet rejimine daha olumlu bakmış ve Dersim katliamı gibi olayların etkisi de daha az olmuştur.

Cumhuriyet rejiminin uyguladığı asimilasyon, inkâr ve imha politikaları Orta Anadolu'da yaşayan Kürt topluluklarının etnik kimliğine ciddi zararlar vermiştir. Bu politikalar, dil, kültür ve tarih gibi konularda insanların kimliğinden vazgeçmelerine ve Türkleşmelerine yol açmıştır. Bu nedenle, Orta Anadolu'da yaşayan Kürtler arasında, Kürdistan coğrafyasında yaşayan Kürtler gibi siyasal bir isyan hareketi ya da kitlesel bir tepki oluşmamıştır.

Ancak, günümüzde Orta Anadolu Kürtleri de Kürt siyasallığının etkisiyle etnik kimliklerini daha fazla öne çıkarıyorlar ve bu konuda daha aktif hale geliyorlar. Cumhuriyet rejiminin uyguladığı asimilasyon ve baskı politikalarının yarattığı etkileri gidererek, kendilerine ait kültür ve dilini canlandırmaya çalışıyorlar. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtleri için Kürtlük konusu günümüzde daha önem kazanmıştır.

AYRI AMA İÇ İÇE

Orta Anadolu Kürt toplulukları, diğer etnik kimliklerin yerleşik olduğu bir bölgede heterojen bir toplumsal yapı oluşmasının nedenidir. Bu yapı, kültürler, diller ve dinler arasındaki çeşitlilik nedeniyle oluşmuştur ve Orta Anadolu Kürtleri için etnik kimlik tanımlaması olarak Kürtlük, daha sonradan önem kazanmıştır. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtleri, Kürdistan coğrafyasındaki Kürt topluluklarına göre daha az etnik kimlik sahibi olarak görülebilirler. Ancak, bu durum Orta Anadolu Kürtlerinin Kürt kimliğine duyarlılıklarının az olduğu anlamına gelmemektedir.

Bu türdeş olmama halinin sosyolojik çıktıları, etnik gruplar arasındaki ilişkiler ekseninde ele alınabilir. Orta Anadolu Kürt toplulukları, diğer etnik kimliklerle iç içe bir şekilde yaşamaktadırlar. Bu nedenle, etnik gruplar arasındaki ilişkiler daha adil ve eşit olabilmektedir. Ayrıca, etnik kimlikler arasındaki farklılıklar, toplumun zenginliğini arttırmakta ve kültürel çeşitliliği koruma altına almaktadır. Ancak, heterojen toplumsal yapının olumsuz yanları da vardır. Örneğin, etnik gruplar arasındaki çatışmalar ve ayrımcılık gibi sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle, etnik gruplar arasındaki ilişkileri dengeli ve adil bir şekilde yürütmek önemlidir.

Kürt gruplarının toplumsal, ekonomik ve kültürel yapılarının incelenmesi, Kürt halkının tarihsel ve güncel konumunun anlaşılması açısından önemlidir. Aynı zamanda, toplumsal ve ekonomik yapılarının incelenmesi, Kürt halkının gelecekteki perspektifleri hakkında daha net bir fikir verecektir.

Kürt Meselesi: Tarihsel Bağlamda Kürtlerin Siyasal ve Toplumsal Durumu.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ulus-devletleşme politikaları bağlamında azınlıkların kolektif etnik kimlik haklarının inkârı üzerine inşa edilmiştir. Bu politikalar, özellikle Kürtler olarak tanımlanan topluluklar için önemli sonuçlar doğurmuştur. Türk devleti, Kürt kimliğini yasaklamış ve Kürtleri Türkleştirmeye çalışmıştır. Bu politikalar, Kürtlerin dil, kültür, ekonomi ve sosyal hayatlarının yok edilmesine yol açmıştır. Bu politikaların sürdürülmesi, Kürtlerin tarih boyunca süregelen isyanlarına ve direnişlerine yol açmıştır. Bu direnişler bugün de devam etmektedir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun sürekliliği ekseninde ele alınabilecek Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk etnik kimliği dışında kalan toplulukları ya üzerine kurulduğu topraklardan çıkarma ya ortadan kaldırma ya da “Türk” üst kimliği içerisinde eritme politikaları ile kurulan bir ulus-devlettir. Bu politikalar, özellikle Kürt topluluklarına yönelik olarak uygulanmıştır. Kürtlerin kimliklerini ve kültürlerini yok etmeye yönelik olarak yürütülen dil, eğitim, adlandırma ve yerleşim politikaları, Kürtlerin haklarının ihlali ve sistematik olarak yok edilmelerine yol açmıştır. Bu politikalar, Türkiye'nin modern tarihinde önemli bir rol oynamış ve hala etkisi süregelen bir konudur.


20. yüzyıla henüz girilmeden, çağın baş döndürücü hareketliliği içinde Osmanlı İmparatorluğu’na “hasta adam” teşhisi konur. Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa ve dünyada ortaya çıkan siyasal, ekonomik ve sosyal değişimlerin etkisiyle zayıflamış ve yıkılmaya yüz tutmuştu. Bu durum, çeşitli siyasal düşüncelerin ortaya çıkmasına ve Osmanlı İmparatorluğu'nun kurtarılması ya da yeniden yapılandırılması yolunda çalışmaların yapılmasına yol açtı. Bu çalışmalar, Osmanlıcılık, İslâmcılık ve Türkçülük gibi fikirleri içerebilirken, sonunda Türk ulus-devletinin kurulmasına yol açtı. Bu süreç, Tanzimat düzenlemeleriyle başlayıp Cumhuriyet rejiminin ilanına kadar devam etti.

Bu dönüşüme uğratılma sürecinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun kimlik çeşitliliğine hitap etmeye çalışan yönetim anlayışı, Avrupa ve dünyada ortaya çıkan gelişmelerin etkisiyle yerini, ulus-devlet yapısına dayalı bir yönetim anlayışına bırakmıştır. Bu süreçte, Osmanlı İmparatorluğu’nun bölünmesi ve yeni devletlerin kurulması, etnik kimliklerin ön plana çıkarılmasına ve azınlıkların kolektif haklarının inkârına yol açmıştır. Bu inkâr süreci, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de kuruluşunda etkili olmuş ve bugün hala devam etmektedir.

Bu dönemde, Osmanlı İmparatorluğu'nun siyasal ve ekonomik yapısı, kapitalizmin gerekleriyle uyumlu hale getirilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla, imparatorluk içinde yer alan çeşitli etnik ve dini topluluklar arasında bir dizi siyasal ve toplumsal reformlar yapılmıştır. Bu reformlar arasında Tanzimat düzenlemeleri, Meşrutiyet yönetimi ve ilk genel nüfus sayımı önemlidir. Bu reformlar, Osmanlı İmparatorluğu'nun sürekliliğini sağlamaya çalışsa da, çağın sosyo-ekonomik ve siyasal gelişmeleriyle birlikte çeşitli isyanlar, iç karışıklıklar ve dış müdahaleler nedeniyle başarısız olmuştur. Bu süreçte, Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuş ve etnik Türk kimliği üzerine inşa edilmiştir, bu dönemde Kürt etnik kimliği inkar edilmiştir.

Kapitalizmin yegâne model olarak sunulması ve Osmanlı İmparatorluğu’nun kapitalist dönüşüme uyum sağlayamadığı değerlendirmesi, imparatorluk topraklarında yeni bir iktidar odağının ortaya çıkmasına yol veren bir gerekçedir. Bu gerekçe, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünü hızlandırmış ve yerine Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasını sağlamıştır. Türkiye Cumhuriyeti, kapitalist ekonomik ilişkileri benimseyerek, Osmanlı İmparatorluğu'nun yerine yeni bir iktidar odağı oluşturmuş ve etnik azınlıkların kolektif haklarını inkar ederek bir ulus-devlet inşa etmiştir.

Cumhuriyet fikrinin de üzerine inşa edileceği bu yeni iktidar odağı “Jön Türkler” denilen, kapitalist dönüşüme hevesli bir gruptur. Jön Türkler, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılışını önlemek için hızlı bir dönüşüm gerçekleştirmek isteyen bir grup olarak tanımlanır. Bu amaçlarını gerçekleştirmek için, öncelikle Osmanlı İmparatorluğu'nun bürokratik yapısını reform etmek, ekonomiyi kapitalist sisteme dönüştürmek ve halkın milliyetçi duygularını kullanmak istemişlerdir. Bu amaçlarını gerçekleştirmek için kurdukları İttihat ve Terakki Cemiyeti, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılışını önlemek için önemli bir rol oynamıştır. Ancak, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin amaçlarını gerçekleştirmek için uyguladığı politikalar sonunda Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılışını hızlandırmıştır.

İttihat ve Terakki kendini “devletin ruhu” olarak tanımlar ve hızla yeni bir baskıcı düzenin temsilcisi konumuna gelir.

İttihatçı gazeteci Hüseyin Cahit’in (Yalçın) deyişiyle; “İttihat ve Terakki Cemiyeti Türklükle tamamen özdeşleşmişti”. Bu özdeşleşme, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşunda Türk etnik kimliğinin öncelikli olarak öne çıkarılmasının temelini oluşturmuştur. Bu özdeşleşme, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşunda kurulmasına yol açan etnik temelli ulus-devlet yapısının temelini oluşturmuştur. Bu yapı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşunda azınlıkların kolektif etnik kimlik haklarının inkârı üzerine inşa edilmiştir.

İttihat ve Terakki kadrolarından çıkan grupların Cumhuriyet’in kurucuları olduğu göz önüne alınırsa, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde ve sonrasında, “Türklük” dışında diğer tüm etnik kimliklerin ikincil konuma geçişi kaçınılmaz olmuştur. Bu durum, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel ilkelerinden birisi olarak kabul edilen Türklük üst kimliğinin birçok azınlık grubu için asimilasyon, inkâr ve imha politikalarının uygulanmasına yol açmıştır. Bu politikalar, özellikle Kürt halkının etnik kimliğini tanımlamasına ve bu kimliği koruma çabasına karşı uygulanmıştır. Bu nedenle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş süreci ve sonrasında Kürt halkına yönelik baskı, sınırlandırma ve özellikle de asimilasyon politikaları sürdürülmüştür.


“Kürt meselesi”, Cumhuriyet’in kurucu unsurlarının köklerinden de geriye dayanır. Cumhuriyetin kuruluşunda Türk etnik kimliği ön planda tutulmuş ve diğer etnik kimlikler inkar edilmiştir. Kürt meselesi de bu inkarcı ve asimile edici politikaların bir parçası olarak ortaya çıkmıştır. Kürt halkının kimlikleri ve kültürleri Türkleştirilmeye çalışılmış ve bu politikaların sonucunda oluşan gerilim ve sorunlar, Türkiye tarihinde "Kürt meselesi" olarak adlandırılmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında giderek gün yüzüne çıkan ve kitleselleşen bu mesele, toplumsal bir algının kaynağıdır.

“Türk” etnik kimliğinin milliyetçilik bağlamında değerlenmesinden önce Kürt kimliği, bölgesel bir unsur olarak algılanırdı.

Milliyetçilik ideolojisi yaygınlaştıkça, Türk kimliği içinde eritilmesi öngörülen/hedeflenen bir kimlik halini aldı. Bu nedenle, Kürt meselesi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş yıllarından itibaren süregelen bir sorun olarak kalmıştır. Cumhuriyet rejimi tarafından uygulanan asimilasyon ve baskı politikaları sonucu, Kürtlerin kimlikleri, kültürleri ve dilleri yasaklanmış ve özellikle Kürdistan bölgesinde fiziksel olarak katliama maruz kalmışlardır. Bu politikalar, günümüzde de hala devam etmektedir ve Kürtlerin haklarının tanınması için mücadelesini vermektedirler.

Kürt meselesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana süregelen bir sorundur. Cumhuriyetin kurucularının Türk milliyetçiliği çerçevesinde yürüttükleri asimilasyon ve baskı politikaları, Kürt etnik kimliğine sahip toplulukları Türkleştirmeye yöneliktir. Bu politikalar, Kürtleri ülkenin diğer bölgelerinde olduğu gibi Kürdistan coğrafyasında yaşayan Kürtler için de geçerlidir. Cumhuriyet rejiminin Kürtlerle ilgili politikalarının yoğunluğu zaman zaman değişse de, günümüze kadar devam etmiştir.

Dünyada savaşların yoğunlaştığı, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılış sürecine girdiği bir dönemde yürütülen ideolojik tartışmalar, “Kürt Meselesi”nin derinleşmesinde etkin rol oynamıştır. Cumhuriyet rejimi, kuruluşundan itibaren Kürt halkına yönelik özellikle dil, kültür ve inanç alanlarında baskı uyguladı. Bu baskılar, Kürt halkının kimliklerini ve özgürlüklerini sınırlandırmış ve böylece, Kürt meselesinin yoğunlaşmasına neden olmuştur. Günümüzde de Kürt meselesi hala çözüm bekleyen ve çok boyutlu bir sorun olarak varlığını sürdürmektedir.

Zürcher'in tanımlamasına göre, bu ideolojik eksen Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılış sürecinde, Osmanlıcılık, pan-İslâmcılık ve pan-Türkçülük gibi farklı ideolojiler arasında oluşan bir çekişme ve tartışmadır. Bu ideolojilerin her birinin kendine özgü bir yönü vardır ve Osmanlı İmparatorluğu'nun geleceği ve kimliği üzerinde etkili olmuşlardır.

Cumhuriyet rejimi, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışının ardından Türkiye topraklarının tek etnik ve kültürel temel olarak Türkleri algılamasını benimsemiştir. Bu doğrultuda, diğer etnik kimliklerin özellikle Kürt kimliğinin asimilasyonu ve baskısı uygulanmıştır. Bu politikalar, "Kürt meselesi"nin günümüze kadar süregelen bir sorun haline gelmesine neden olmuştur.

Yukarıdan aşağıya modernleştirilecek ve bir etnik kimlik etrafında oluşturulacak homojen “vatandaş kavramı üzerine inşa edilecek “vatan”, ulus-devlet politikalarının temelidir. Bu politikalar, özellikle Kürt topluluklarının etnik kimliklerine yönelik asimilasyon ve baskı politikaları içermektedir. Kürt kimliği ile mücadele edilerek, Türk etnik kimliği üstün tutulmaya çalışılmıştır. Bu politikalar, Kürt topluluklarının siyasi, ekonomik ve kültürel haklarının ihlaliyle sonuçlanmıştır ve bugün hala devam etmektedir.

Ulus-devlet politikaları Türk etnik kimliğini yurttaş kimliği olarak tanımlar.

Bu tanım Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı gibi yoğun savaş dönemlerinde gizli tutulur. Ancak, Cumhuriyetin ilk yıllarında uygulamaya başladığı asimilasyon ve baskı politikaları ile açıkça ortaya çıkar. Bu politikalar, diğer etnik kimlikleri yok etmeye ya da Türk etnik kimliğine dönüştürmeye yöneliktir. Bu nedenle, Kürt meselesi Cumhuriyetin kuruluş sürecinden günümüze kadar devam eden ve hala çözülememiş bir sorun olarak kalmıştır.

Bu gizliliğin başlıca nedeni, kurucu iktidarın Misak-ı Milli diyerek sınırlarını belirlediği coğrafyada, heterojen bir etnik yapının varlığıdır. Bu heterojen yapının bir parçası olan Kürtlerin varlığı, ulus-devlet politikalarının uygulanmasını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle, Kürtlerin varlığı gizlenir ve onların etnik kimlikleri inkâr edilir. Cumhuriyet rejimi, Kürtleri Türk yurttaşları olarak tanımlama yoluna gider ve Kürtçe dillerinin kullanımını yasaklar. Bu politikalar, Kürtleri sosyal, ekonomik ve kültürel açıdan geri bırakır ve Kürt meselesinin çözümüne yönelik çabaları engeller.

Cumhuriyet rejiminin kuruluş döneminde, Türk etnik kimliği ön planda tutulurken, diğer etnik kimliklerin varlığı gizlenir. Bu, birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı gibi yoğun savaş dönemlerinde, mevcut dengelerin değiştirilmesinden endişe edilen etnik grupların ikna edilmelerinde İslâm kartı öne çıkarılmasına yol açmıştır. Bu durum, Türkiye'de Kürt meselesinin oluşmasına neden olmuş ve günümüze kadar etkisini sürdürmüştür.

Zürcher’in açıkladığı üç ana ideolojik eksen, günün koşullarına göre modifiye edilir; “Türk-İslâm sentezi” Cumhuriyet’in kuruluşunun ilan edildiği dönemde, “kurucu ideoloji” olarak öne çıkar. Bu sentez, Türk etnik kimliğini İslâm kimliği ile bütünleştirmeyi amaçlar ve böylece diğer etnik grupların Türk kimliğine dahil edilmelerini sağlar. Bu sentez, Cumhuriyet dönemi boyunca Türkiye'de iktidarı elinde tutanlar tarafından kullanılmış ve uygulanmıştır. Ancak bu sentezin uygulanması, Kürtler gibi azınlık grupların kimliklerini ve kültürlerini tanımamakta ve inkâr etmekte ve onların haklarını ihlal etmektedir.

Türk etnik kimliği ekseninde gelişen ulus-devlet politikaları, özellikle “milli burjuvazi”nin kökenlerini oluşturmak için kurgulanmıştır. Bu politikalar, özellikle Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde, Kürt etnik kimliğinin inkârı ve baskısına yol açmıştır. Kürtlerin kolektif haklarının ihlali, Kürt meselesinin yoğunlaşmasına neden olmuş ve bugün hala devam eden bir sorun olarak kalmıştır.

Hilafetin kaldırılması ile birlikte, Türk etnik kimliği ekseninde gelişen ulus-devlet politikaları, Kürtler için dönüm noktası olarak kabul edilir. Kaldırılan hilafet sistemi, Kürtler için bir bağ olarak görülüyordu ve hilafetin kaldırılması ile birlikte Kürtlerin kimliklerinin tanınması ve korunması için bir mekanizma ortadan kalkmış oldu. Bu nedenle, Kürtler için hilafetin kaldırılması, Türk etnik kimliği ekseninde gelişen ulus-devlet politikalarının etkilerinin daha da artmasına yol açtı.

Lozan Antlaşması ile dört parça olarak, birbirinden farklı dört devletin egemenliği altına giren Kürdistan coğrafyasının parçalanmış olmasına kitlesel bir tepki geliştiremeyen Kürt toplulukları, hilafetin kaldırılması sonucunda Türk yöneticiler ile olan bağın ortadan kalktığını söyleyerek tepki göstermeye başlar. Bu tepki, kuruluş döneminde Türk etnik kimliği üzerinden inşa edilen ulus-devlet politikalarının, Kürt topluluklarının kimliklerini ve kültürlerini inkâr ettiğini ifade etmektedir. Kürtlerin hilafetin kaldırılması sonrasında Türk yönetiminden koparak kendi kimliklerini ve kültürlerini koruma çabası, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından baskı ve zor kullanarak bastırılmıştır. Bu süreçte "Kürt meselesi" sadece bir etnik kimlik konusu değil, aynı zamanda bir siyasi, toplumsal ve kültürel sorundur.

Egemenler bu tepkileri “isyan” olarak niteler. Bu tepkilerin büyük bir kısmı, ülkenin güneyinde yer alan Kürdistan bölgesinde gerçekleşir. Bu bölgede, Türk devletinin uyguladığı assimile politikalarına karşı direnişler oluşur. Bu direnişlerin en önemlilerinden biri, 1920'li yılların başında Dersim isyanıdır. Bu isyan, Türk devletinin sert müdahaleleriyle bastırılır ve binlerce Kürt öldürülür. Bu olaylar, Kürt topluluklarının Türk devletine karşı nefretini arttırmıştır. Bu nefret, daha sonraki yıllarda süregelen Kürt direnişlerinin temelini oluşturur.

Artık Türk yönetimi, Kürtleri sadece Türk vatandaşları olarak değil, aynı zamanda bir tehlike olarak görmeye başladı. Bu değişim, Kürtlerin Türk yönetimi ve Türk devleti karşısındaki tavrını da etkiledi ve Kürt hareketinin yönünü değiştirdi. Kürtler artık Türk yönetimine karşı direnmeye ve kendi kimliklerini ve haklarını savunmaya başladılar.

Ankara Hükümetini din dışı olarak suçlamak mümkün hale geldi ki, bu suçlama hükümetin aldığı diğer bazı kararlarla da desteklenir gibi görünüyordu. Bu suçlamalar, Kürt topluluklarının Türk yöneticilerle olan ilişkilerinde bir dönüm noktası oluşturur ve Kürt siyasallığının yükselişine yol açar. Kürt toplulukları, hilafetin kaldırılması sonucunda Türk yöneticilerle olan bağın kopmuş olduğunu ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Kürtleri kabul etmeyeceğini anlamaya başlar. Bu, Kürtlerin ulusal kimliklerini daha fazla öne çıkarmasına ve Türkiye'de bir Kürt siyasal hareketinin oluşmasına yol açar.

Bu nedenle, hilafetin kaldırılması, Türk yöneticiler ile olan bağın kesilmesiyle birlikte Kürtler için bir dönüm noktası olmuş ve Türk yönetimine karşı isyan hareketleri başlamıştır. Bu isyanlar, Türk yönetiminin Kürtleri tanımlaması olarak "isyan" olarak nitelendirilmiştir. Kürtlerin İslâma bağlı olması, hilafetin kaldırılmasının sebep olduğu tepkilerin etkisini arttırmıştır.

Bu isyan, 1925 yılında, resmî tarihte "Şeyh Said İsyanı" olarak bilinen bir isyan olarak gerçekleşti. Şeyh Said, bir Kürt lideri olarak, hilafetin kaldırılmasının Kürtlerin İslâmî kimliğine ve kültürüne zarar vereceğini öne sürdü. İsyan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından bastırıldı ve Şeyh Said ve yanındaki birçok Kürt lideri idam edildi. Bu olay, Kürtlerin Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından inkar edildiği ve bastırıldığı görüşünün doğmasına neden oldu.

Şeyh Said İsyanı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda etnik kimliklerin üstünlüğünün öne çıkarılmasına yol açan bir dönüm noktasıdır.

Şeyh Said İsyanı’nın ardından 8 Eylül 1925 tarih ve 2536 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile İçişleri Bakanı Cemil Uybadin, Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt ve Genelkurmay ikinci Başkanı Kazım Orbay’ın katılımıyla “Şark Islahat Kurulu” oluşturulur. Bu kurul, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yürütülen sosyal, ekonomik ve kültürel dönüşüm politikalarının planlamasını ve uygulanmasını üstlenir. Kurulun amacı, bölgedeki halkın Türkleştirilmesi ve Türk milliyetçiliği ekseninde birleştirilmesiydi. Bu nedenle, Kurul, bölgedeki halkın kültürel ve dilsel özelliklerini yok etmek için çeşitli önlemler alır ve Kürt topluluklarının özellikle dinî ve kültürel özelliklerine yönelik baskılar uygular. Bu dönüşüm politikaları, Kürt meselesinin yıllar boyunca süren çatışmalı tarihine temel oluşturur.

Bu kurul Bakanlar Kurulu’nca 25 Eylül 1925’te yürürlüğe konulan “Şark Islahat Planı”nı hazırlar. "Şark Islahat Planı", Türkiye Cumhuriyeti'nin doğusunda yaşayan Kürtleri, Türk milliyetçiliği çerçevesinde Türkleştirmeye yönelik bir plan olarak tanımlanmaktadır. Planın amacı, Kürtleri Türk kültürü ve diline adapte etmek, onları Türk milliyetçiliği çerçevesinde eğitmek ve Kürt kimliğini ortadan kaldırmaktı. Bu plan, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş döneminde uygulanmaya başlandı ve uygulanmaya devam eden birçok politika ve uygulamanın temelini oluşturdu.

Şark Islahat Planı’nın hedefi, Türkiye’nin doğusunda Kürtlerin çoğunlukta yaşadığı bölgelerde köklü sosyolojik ve ekonomik değişikliklerdir. Bu değişiklikler arasında, Kürtlerin ülkenin diğer bölgelerine yerleştirilmeleri, Türklerin ise doğuya yerleştirilmeleri, Kürtlerin kullandığı dil ve kültürün yasaklanması, Kürtlerin ticaret ve tarım alanlarındaki haklarının kısıtlanması, Kürtlerin sosyal ve ekonomik hayatlarının kontrol altına alınması ve Kürt aşiretlerinin çözülmesi gibi önlemler yer alır. Bu plan, Türkiye’nin doğusunda yaşayan Kürtleri etnik ve kültürel açıdan asimilasyona uğratmak için uygulanır.

Şark Islahat Planı, bölgede etnik, sosyal ve kültürel homojenliği sağlamayı hedefler ve bu amaçla bölgedeki köylerin yeniden yerleştirilmesi, dil ve kültür üzerinde denetim sağlamak için okulların açılması, Kürt kökenli adların değiştirilmesi gibi uygulamalar yürürlüğe konur. Bu plan sonrasında Kürtlerin kültürleri, dil ve adları üzerinde yapılan baskıların yanı sıra ekonomik ve sosyal açıdan da zayıf düşürülmüştür. Bu politikalar, Kürt halkının Türk yönetimi tarafından kabul edilmeyen bir etnik kimlik olarak görülmesine ve onların haklarının gasp edilmesine yol açmıştır.

Doğu Anadolu bölgesi uzun yıllar sürecek olan bir denetim mekanizmasının içine sokulmuştur. Bu denetim mekanizmasının amacı, bölgede var olan farklı etnik kimliklerin Türk kimliği etrafında homojen bir yapı oluşmasını sağlamaktır. Bu amaç doğrultusunda, bölgede yaşayan halkın dilini, kültürünü, dinini ve kimliğini Türkleştirmeye yönelik çalışmalar yürütülmüştür. Bu süreçte Kürtler ve diğer azınlık grupları zorunlu Türkleştirme politikalarına maruz kalmış ve kimliklerinden kaynaklı olarak büyük mücadeleler vermişlerdir.

Şark Islahat Planı, Kürt meselesi konusunda Cumhuriyet dönemi için bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Bu plan doğrultusunda uygulanan baskı ve şiddet politikaları, Kürtlerin yurttaş olarak kabul edilmemesi, sosyal ve ekonomik haklarının kısıtlanması, dil ve kültürlerinin yasaklanması gibi önlemlerle, "Kürt meselesi"nin derinleşmesine ve yaygınlaşmasına neden olmuştur. Bu nedenle, Türkiye'nin Kürt sorununu çözmesi için, Şark Islahat Planı gibi etnik temelli politikaların yerine, adil ve insan haklarına dayalı çözümlerin benimsenmesi gerekir.

Bu süreçte, “vatandaş” kavramı yalnızca Türklük bağlamında ele alınmış, Türk etnik kimliği dışında kalan tüm etnik unsurlar Türklük içinde eritilmeye çalışılmıştır. Bu yüzden, Kürt kimliği ve diğer etnik kimlikler, özellikle de Kürtler için, ikincil bir konuma indirgenmiştir. Bu, Kürt meselesinin günümüze kadar süregelen bir sorun olmasına neden olmuştur. Cumhuriyet döneminde uygulanan etnik temelli politikalar, Kürtlerin bölgesel haklarının ihlali, sosyal ve ekonomik ayrımcılık, dil ve kültür yasakları gibi uygulamalar sonucunda Kürtlerin Türkiye'de neredeyse yurttaş olarak kabul edilmedikleri bir gerçektir.

Ermeni ve Rum kimlikleri vatandaşlık tanımı içerisine alınmadan “azınlık” olarak tanımlanmış, zaman içinde yöntemleri farklılaşan baskı-şiddet politikası ile ülke topraklarını terk etmeye zorlanmışlardır. Kürt kimliği ise Türklük içinde eritilmeye çalışılmış ancak bunun yanı sıra zorunlu Türkleştirme politikaları uygulanmış, Kürt dilinin, kültürünün ve tarihini bilmemelerine yönelik bir eğitim sistemi oluşturulmuştur. Kürtlerin kendilerini ifade etmelerine yönelik yasaklar getirilmiş, Kürtlerin siyasi hakları sınırlandırılmıştır. Bu politikalar, Kürt meselesinin derinleşmesine ve yaygınlaşmasına neden olmuştur.

Kürt kimliği ise İslâmi referanslar ile eritilmeye uygun bir kimlik olarak algılanmıştır. Ancak, Kürt kimliğinin eritilmeye uygun bir kimlik olarak algılanmasına rağmen, Kürtlerin özgürce ifade etmelerine izin verilmemiş ve Kürt kimliği ile ilgili birçok yasaklar getirilmiştir. Özellikle, Kürt dilinin ve kültürünün öğrenimi yasaklanmış, Kürtlerin örgütlenmelerine izin verilmemiş ve Kürtlerin özgürce ifade etmelerine izin verilmemiştir. Bu baskı ve şiddet politikaları, Kürt meselesinin derinleşmesine ve yaygınlaşmasına neden olmuştur.

Lozan görüşmeleri sırasında Kürt kimliğinin eritilecek bir etnik kimlik olarak kurgulandığı İsmet İnönü’nün sözlerinden anlaşılabilir: “Kürtler, Ermeniler gibi Lozan’a gelip müracaat etmediler. Onlar Türklerdir ve Türk devletinin vatandaşlarıdır” . Bu söylem, Kürt kimliğinin Türklük içinde eritilmeye çalışıldığının bir göstergesidir. Bu tür politikalar, Kürtlerin Türkiye'de vatandaş olarak tanınmasını engellemiş ve Kürt meselesinin derinleşmesine neden olmuştur.

Yukarıda belirtildiği gibi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu sırasında ve sonrasında, "Türklük" dışında diğer tüm etnik kimliklerin ikincil konuma geçişi kaçınılmaz olmuştur. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin iktidarı ele geçirmesiyle harmanlanarak Cumhuriyet'in kurucu ideolojisi olan ulus-devlet politikalarını biçimlendiren bu üç ana ideolojik eksen, Türk etnik kimliğini yurttaş kimliği olarak tanımlar ve diğer etnik grupların kimlikleri için eritilme öngörülür. Bu süreçte "Kürt meselesi" derinleşir ve yaygınlaşır, Kürt kimliği ise İslâmi referanslar ile eritilmeye uygun bir kimlik olarak algılanır.

Tüm bu etnik unsur yok ediciliğine karşı Kürt bölgelerinde üç önemli isyan kayıtlara geçer. Bu isyanlar, 1920 yılında Şeyh Said İsyanı, 1930 yılında Dersim İsyanı ve 1978 yılında çıkan Milliyetçi Kürt Milliyetçi Hareketi olarak sıralanabilir. Bu isyanlar, Türkiye Cumhuriyeti rejiminin Kürt kimliğine yönelik baskı-şiddet politikalarına karşı yapılmış direnişler olarak değerlendirilir. Ancak, bu isyanların çoğunlukla bastırılması sonucu, Kürt meselesi günümüze kadar sürmüştür.

Şeyh Said (1925), Ağrı (1930) ve Dersim (1936-1938) isyanları, farklı gerekçelerle ortaya çıkmış gibi görünseler de temelde kurucu iktidarın yukarıdan aşağıya biçimlendirme ve inkâr politikalarına karşı çıkıştır.

Dinî boyutları da olan Şeyh Said İsyanı, bastırılmasının ardından ortaya çıkan sonuçlar açısından önemlidir. Dersim isyanı ise, kurucu iktidarın etnik yok ediciliğine karşı koyan bir direniş olarak değerlendirilir. Bu isyanlar, Kürt meselesinin sadece ideolojik ve etnik kimlik boyutlarına sahip olmadığını, aynı zamanda toplumsal ve kültürel boyutlarının da olduğunu gösterir. Kürt meselesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan günümüze kadar sürekli bir şekilde var olan ve çözülmeyen bir sorundur.

Bu dönemde, Türkiye de dahil olmak üzere birçok ülkede, sosyal ve siyasi hareketlerin yoğunlaşmasına neden olur. Kürt meselesinde de bu dönemde önemli gelişmeler meydana gelir. Özellikle, İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki dönemin, Kürt hareketlerinin kuruluş ve örgütlenme sürecinde önemli bir dönüm noktası olduğu söylenebilir. Bu dönemde, Kürt hareketleri örgütlenirken, özellikle sosyalizm ve komünizm gibi ideolojiler etkili olmuştur. Bu dönemde, Türkiye hükümetinin Kürt meselesine yönelik politikaları da giderek sertleşmiştir.

Türkiye de dahil olmak üzere birçok ülke, siyasi ve ekonomik açılardan iki kutuplu dünya siyasetine göre düzenlenir. Bu dönemde Türkiye, Batı tarafından desteklenmekte ve Sovyet tehlikesine karşı bir müttefik olarak görülmektedir. Bu dönemde Kürt meselesi, siyasi gündemin önemli bir yerini almaz. Ancak, Kürt meselesinin sadece siyasi boyutu değil, aynı zamanda toplumsal, kültürel ve ekonomik boyutları da vardır. Bu boyutların çözümü, sadece siyasi çözümlerle mümkün değildir.

Bu nedenle, bu dönemde Türkiye'de sosyal ve siyasal hayatın yönelimi, kapitalist dünya sisteminin ihtiyaçlarına uygun hale getirilmeye çalışılır. Kürt meselesi ise hala çözümsüz olarak devam etmektedir ve Kürtlerin sosyal, ekonomik ve politik haklarının çiğnenmesi sürer. Bu dönemde, Türkiye'de Kürtlerin siyasi haklarının tanınması yönünde herhangi bir adım atılmaz, aksine Kürtlerin kimliği inkâr edilmeye ve bastırılmaya devam edilir.

Bu dönemde Türkiye’de de sosyalist ve devrimci fikirlerin etkisi artar. Kürt meselesinde de özellikle sol hareketin etkisi arttır. Bu dönemde Kürt hareketi içerisinde sosyalist ve devrimci fikirler yaygınlaşır ve Kürt meselesi sadece bir etnik sorun olarak değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik bir sorun olarak ele alınmaya başlanır.


İktidara Demokrat Parti (DP) gelir, öncelikle ve hızla bu demokratik ve sosyalist fikirleri engelleme çabasına girer.

Sosyalist ve devrimci hareketlerin genç kuşak arasında yaygınlaşması DP’yi ve yandaşlarını Tek Parti ve Kemalist düzeni sorgulamaya iter. Bu sorgulama, DP iktidarının uyguladığı baskı ve şiddet politikalarına yol açar. DP iktidarı, sosyalist ve devrimci hareketleri engellemeye yönelik çalışmalar yaparken, aynı zamanda Kürt sorunu üzerinden de etnik asimilasyon politikalarını sürdürür. Bu politikalar, Kürtlerin ülke genelinde yaygın bir şekilde baskı ve şiddet altında olduğu sonucunu doğurur. Bu dönemde, Kürt sorunu ve sosyalist hareketlerin engelleme çabası, Türkiye’de birçok insan hakları ihlaliyle sonuçlanır.

Tüm bu büyük anlatılar dolayısıyla Kürt meselesi tekrar canlanır.

Kürtler içinde de yaygınlaşan devrimci fikirler, “halkların kendi kaderini tayin hakkı” ile zirveye ulaşmıştır.

Türkiye’de mücadele yürüten devrimci grupların uzaktan baktığı Kürt meselesi tekrar –ancak bu defa daha farklı yaklaşımlarla– gündeme yerleşir. 1960’lı yılların sol rüzgârı 1980 askerî darbesi dönemine kadar artarak devam eder. Bu darbe sonrasında, devrimci ve sosyalist hareketler yasaklanır ve ülkenin siyasi ve sosyal yapısı değiştirilir. Kürt meselesi ise yine ağır baskı ve şiddet politikaları ile bastırılmaya çalışılır. Ancak, 1980 darbesinden sonra ortaya çıkan sosyo-ekonomik ve siyasi koşullar, Kürt meselesinin tekrar gündeme yerleşmesine ve çözüm arayışlarının hızlandığı bir döneme işaret eder.

Tüm bu büyük anlatılar dolayısıyla Kürt meselesi tekrar canlanır.

Kürtler içinde de yaygınlaşan devrimci fikirler, “halkların kendi kaderini tayin hakkı” ile zirveye ulaşmıştır.

Türkiye’de mücadele yürüten devrimci grupların uzaktan baktığı Kürt meselesi tekrar –ancak bu defa daha farklı yaklaşımlarla– gündeme yerleşir. 1960’lı yılların sol rüzgârı 1980 askerî darbesi dönemine kadar artarak devam eder. Bu süreçte Kürt meselesi, Türkiye'nin siyasi ve sosyal tarihinde önemli bir yer edinir. Özellikle 1980 askerî darbesi ve sonrasındaki süreçte Kürt meselesi, ülkenin en önemli sorunlarından biri haline gelir. Bu dönemde yürütülen askerî operasyonlar, insan hakları ihlalleri, tutuklamalar ve sürgünlerle Kürt halkının özgürlükleri kısıtlanmıştır. Bu süreçte, Kürt meselesi çözümü için birçok çaba yapılmıştır ancak hala çözülmemiş bir sorun olarak devam etmektedir.


Bu süreçte Kürt meselesi birçok grup tarafından daha çok dillendirilmiş ve kürt birçok örgüt ortaya çıkmıştır. 1980 askerî darbesi sonrasında, bu tür örgütler yasaklanmış ve mensupları tutuklanmıştır. Ancak Kürt halkının talepleri ve mücadelesi, 1980'lerin sonunda ve 1990'larda yeniden yükselmeye devam etmiştir.

Kürtlerin kolektif kimlik taleplerinin tamamını yok sayıp, baskılayan iktidarlar Kürt meselesinin uzun sürece yayılan bir etnik sorun halinde kronikleşmesine sebep olmuşlardır. Bu kronikleşen sorun, 1980 askerî darbesi sonrasında yürürlüğe konan "Milliyetçi ve ülkücü" ideolojinin etkisiyle daha da ağırlaşmıştır. Özellikle 1980 sonrasında, devlet tarafından uygulanan baskı ve şiddet politikaları, Kürt hareketinin silahlı mücadeleye yönelmesine neden olmuştur. Bu süreçte, Kürt meselesi birçok yönüyle hala çözülmemiş bir sorun olarak devam etmektedir.

Kürt topluluklarının kolektif kimlik mücadelesine katkı sunmak için kurulmuş onlarca örgüt arasından günümüze kadar varlığını sürdüren ve Kürt meselesinde kendisini devletin karşısında taraf olarak sunan Partîya Karkerên Kurdistanê (PKK), 1978 yılında Lice’nin Fis köyünde Abdullah Öcalan önderliğinde kurulmuştur. PKK, başlangıçta özellikle sosyalizm ve halkların kendi kaderini tayin hakkı gibi devrimci fikirleri benimsemiştir. Ancak zaman içinde Kürt meselesine özel bir önem atfeder ve Kürt halkının özgürlük mücadelesini öne çıkarmıştır. PKK, 1980'lerde Türkiye genelinde giderek yaygınlaşan bir gerilla hareketine dönüşmüştür. Bu süreçte, PKK Türkiye hükümeti tarafından terör örgütü olarak kabul edilmiş ve geniş ölçekli bir güvenlik operasyonu başlatılmıştır. Bu operasyonlar, yıllarca süren bir çatışma ve insan kayıplarına yol açmıştır. Bu süreçte, PKK'nin amaçları ve metodları sıklıkla eleştirilmiştir, ancak Kürt meselesi hala Türkiye için önemli bir sorun olarak devam etmektedir.


Bu süreçte, PKK silahlı mücadele yoluyla Türkiye hükümetinin Kürt meselesine yaklaşımını değiştirmeye çalışmış, ancak aynı zamanda bölgede çok sayıda insanın hayatını kaybetmesine ve yerinden yurdundan edilen binlerce insana yol açmıştır. Ayrıca, PKK’nin öncelikle silahlı mücadele yoluyla çözmeye çalıştığı Kürt meselesi, son yıllarda birçok yöntemle ele alınmaya başlamıştır. Ancak, hala çözümün tam olarak bulunamadığı ve hala devam eden bir sorun olarak kalmaktadır.

Bu çatışmalar, yüz binlerce insanın hayatını kaybetmesine, yüz binlerce insanın evini terk etmesine ve birçok insanın hapisle yargılanmasına neden olmuştur. Bu çatışmalar, hala devam etmekte olan bir gerilimin kaynağı olarak günümüzde de etkisini sürdürmektedir. Ayrıca, bu çatışmalar Türkiye için ekonomik ve sosyal açılardan da büyük bir yük oluşturmaktadır.

1980 askerî darbesi Türkiye’nin tüm kurumsal ve toplumsal yapısını hedef alırken “ikinci Kemalist Cumhuriyeti”ni kurmayı hedeflemiştir. Bu darbe sonrasında, Türkiye’de siyasi hayat kapatılmış, sosyal ve kültürel alanlardaki özgürlükler kısıtlanmış ve özellikle Kürtler, Aleviler, solcu gruplar ve diğer muhalif kesimler hedef alınmıştır. PKK gibi birçok örgüt ve grubun faaliyetleri yasaklanmış, liderleri tutuklanmış veya sürgüne gönderilmiştir. Bu dönemde, Kürt meselesine verilen çözüm yine baskı ve şiddet yoluyla aranmıştır. Bunun sonucunda, Kürt meselesi günümüze kadar süregelen bir sorun haline gelmiştir.

Bu bağlamda Kemalist ideolojinin homojenleştirici politikalarını devam ettiren askerî yönetim özellikle Kürt topluluklarının toplumsal ve kültürel haklarını ifade eden grupları cezaevlerinde işkenceler ile “ıslah” etmeye uğraşır. Ayrıca, askerî yönetim Kürt meselesine çözüm aramak yerine, olayları bastırma ve susturma yönünde bir politika izler. Bu dönemde, Kürt kimliğinin ifade edilmesi yasaklanır ve Kürtlerin kimliği inkâr edilir. Bu politikalar, Kürt meselesinin yıllarca devam eden bir çatışma haline gelmesine ve Kürtlerin haklarının günümüze kadar kabul edilmemesine neden olur.

Askerî yönetimin uyguladığı ezme ve eritme politikaları Kürt meselesini geçmişte olduğundan daha farklı boyutlara taşımaya yaramıştır. Kürt meselesi etnik çatışma niteliğine dönüşüp uzun zamana yayılma temayülü gösterdiğinde, iktidar olan gruplar klasikleşmiş “devlet aklına” başvurur. Bu aklın temel öğesi, sorunun kaynağını halkın değil, devletin dışındaki aktörlerde aramaktır. Bu aklın uygulamada ortaya koyduğu çözüm yolları ise genellikle güç kullanımına dayalıdır. Bu nedenle, askerî darbe sonrası uygulanan ezme ve eritme politikaları, Kürt meselesini daha da karıştırmış ve daha uzun soluklu bir sorun haline getirmiştir.

1980 askerî darbesinin ardından cezaevleri ve Kürtlerin yoğunlukta olduğu bölgelerde uygulanan şiddet politikaları, PKK’nin 1983’de gerilla mücadelesi ekseninde silahlı eylemlerini başlatmasına yol açar. Bu silahlı eylemler, Türkiye genelinde giderek yaygınlaşan bir çatışma ve karşılıklı şiddet ortamının oluşmasına sebep olur. PKK ve devlet güçleri arasındaki çatışmalar, Kürt topluluklarının içinde yaşadığı bölgelerde özellikle değişim ve dönüşümleri beraberinde getirir. Bu çatışmalar, Kürt meselesinin çözümüne yönelik olarak çeşitli çabalar yapılmasına rağmen halen devam etmektedir.

Silahlı eylemlerin başlangıcı Kürt meselesini günümüze kadar devam edecek olan çok boyutlu bir sorun haline getirmiştir. Bu çatışma Türkiye’nin siyasi, sosyal ve ekonomik yapısını derinden etkileyerek, toplumsal barışı ve hukukun üstünlüğünü tehlikeye atmıştır. Ayrıca, Kürt topluluklarının yaşadığı bölgelerde yaşanan şiddet ve baskı, Kürtlerin kolektif kimliğinin ve kültürel haklarının ihlal edilmesine yol açmıştır. Bu yüzden, Kürt meselesinin çözümü için daha adil ve insancıl bir yaklaşımın benimsenmesi ve tüm tarafların içtenliği ile çalışması gerekmektedir.

Bu durum, Kürt topluluklarının tarihi boyunca uygulanmış olan inkâr ve baskı politikalarının devam ettirilmesi sonucunu doğurur ve Kürt meselesi günümüze kadar devam eden bir sorun haline gelir. Bu süreçte, Kürtlerin kolektif kimlik talepleri, siyasi hakları ve insan hakları sürekli olarak ihlal edilmiştir. Bu nedenle, Kürt meselesinin çözümü için adil, insan haklarına ve özgürlüklere saygılı bir yaklaşımın benimsenmesi ve uygulanması gerekmektedir.

Bu süreçte, Kürt meselesi yalnızca bir güvenlik sorunu olarak değil, aynı zamanda bir insan hakları ve demokrasi sorunu olarak da ele alınması gerektiği üzerinde durulmaya başlanmıştır. Kürt meselesinin çözümü için çok boyutlu ve insan hakları temelli bir yaklaşımın benimsenmesi gerekmektedir. Bu sürecin sürdürülebilir bir çözüm için hem devlet yetkililerinin hem de sivil toplumun aktif katılımı ve diyalog yolu ile çalışmalar yapması gerekmektedir.

Kürt meselesinin yaygınlaşması, birçok farklı tarzda mücadele biçimi geliştirmeyi zorunlu kılar. Bu mücadeleler arasında, siyasi mücadeleler, sosyal mücadeleler, kültürel mücadeleler ve yerel mücadeleler yer alır. Bu mücadeleler, Kürt topluluklarının haklarını savunma, kimliklerini ifade etme ve katılımcı bir demokrasi içinde yer alma amacını taşır. Bunların yanı sıra, sivil toplum örgütleri, hukuki mücadeleler ve medya üzerinden yürütülen mücadeleler de Kürt meselesinin çözümüne yönelik önemli adımlar atmaktadır.

Ancak Kürt meselesinin yaygınlaşması ve genişlemesiyle birlikte, Kürtlerin yerleştiği bölgeler sadece doğu bölgelerini kapsamamaktadır. Günümüzde, Kürtler Türkiye genelinde yerleşik bir topluluk olarak kabul edilirler. Bu nedenle, Kürt meselesi sadece bir doğu problemi olarak değil, Türkiye genelinde bir sorun olarak kabul edilmelidir.

Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtleri özellikle 1980 askerî darbesi döneminden sonra devlet tarafından uygulanan baskı ve sindirme politikalarından daha az etkilenmişlerdir. Ancak, Kürt meselesinin yaygınlaşması ve çatışmaların artması nedeniyle, Orta Anadolu Kürtleri de Kürt kimliğinin yasaklanması, kültürlerinin baskılanması gibi etkileri hissetmeye devam etmişlerdir.

Doğuda neredeyse yerleşik hale gelen şiddet politikaları Orta Anadolu Kürtlerine uygulanmaz. Ancak, Orta Anadolu Kürtleri de Cumhuriyet’in kuruluş yıllarından itibaren etnik kimliklerini inkâr etmek zorunda kalmışlardır. Bunun yanı sıra, dil, kültür, tarih ve ekonomi gibi alanlarda da sınırlamalar karşı karşıya kalmışlardır. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtleri de Kürt meselesinin etkilerinden nasibini almıştır.

Bu durum, Orta Anadolu Kürtlerinin kendilerine özgü kimliklerini koruma ve sürdürmelerine imkân verir. Bu koruma ve sürdürme, Orta Anadolu Kürtlerinin devletin homojenleştirici politikalarından etkilenmemelerine neden olur. Bu sayede, Orta Anadolu Kürtleri, devletin kuruluşundan itibaren uyguladığı asimile etme politikalarına rağmen kendilerine özgü kimliklerini koruma ve sürdürme fırsatı bulurlar.

Orta Anadolu Kürtleri, Türkiye'de Kürt kimliğinin tanınması ve kabul edilmesi konusunda önemli bir rol oynayabilirler. Onların yaşadıkları bölgede Türklerle iyi ilişkiler kurmaları ve kültürlerini koruyabilmeleri, Kürt kimliğinin Türkiye geneline yayılmasına ve kabul edilmesine katkıda bulunabilir. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtleri, Kürt meselesinin çözümü için önemli bir oyuncu olarak görülebilir.

Kulu ve Cihanbeyli’ye farklı bir gözle bakmak

Kulu ve Cihanbeyli ilçeleri Konya’nın geniş ovalarında yer alır ve ilçe merkezleri ile çevre köylerinde yoğun bir Kürt nüfus barındırır.

Göç bağlamında siyasallaşmanın analizinin yapılabilmesi için Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayan Kürt toplulukları önemli bir örnektir. 1960’lardan itibaren Anadolu’nun diğer pek çok bölgesinde olduğu gibi Kulu ve Cihanbeyli’den de Avrupa’nın çeşitli ülkelerine ekonomik nedenlerle göç edilir. Bu göç hareketi, Kürt topluluklarının ekonomik ve sosyal yapısını ciddi bir şekilde etkiler. Özellikle, göç edenlerin genellikle daha eğitimli ve bilgili olması, köylerdeki kalanların ekonomik ve sosyal durumunun daha da kötüleşmesine neden olur. Göç hareketi aynı zamanda, Kürt topluluklarının kimliğini ve kültürlerini koruma çabalarını zayıflatır. Bu nedenle, Kulu ve Cihanbeyli gibi Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde göç hareketi, Kürt meselesinin çözümüne yönelik çalışmalar için önemli bir faktördür.

Göç, Türkiye’de Kürt sorununun alevlenmeye başladığı dönemlerde zirveye ulaşır. Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde, ekonomik nedenlerle göç eden Kürtlerin çoğu, siyasi nedenlerle de göç etmeye zorlandıklarını iddia ederler. 1980 askerî darbesi sonrasında devlet tarafından uygulanan şiddet ve baskı politikaları, Kürt topluluklarının yaşadığı bölgelerde yaşamlarını sürdürememelerine neden olmuştur. Bu nedenle, Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde yaşayan Kürtlerin göç etmelerinde sadece ekonomik nedenlerin rol oynadığını söylemek doğru değildir.

Kürt sorunu nedeniyle Avrupa ülkelerinde örgütlenmeye çalışan Kürt siyasetleri ile Orta Anadolu’dan Avrupa ülkelerine göç eden Kürtler de tanışır. Bu tanışma sonucu, göç etmiş olan Kürtlerin Avrupa ülkelerinde örgütlenmeleri ve Kürt sorununa dair siyasi mücadelelerine katılmaları için fırsatlar doğar. Ayrıca, Avrupa ülkelerinde örgütlenen Kürt siyasetleri ile Orta Anadolu Kürtleri arasında bir diyalog ve işbirliği oluşur, böylece Kürt sorununun çözümü için Avrupa ülkelerinden destek alınması sağlanır.

Göç edenlerin Avrupa ülkelerinde kurdukları ilişkiler ve örgütlenmeler, Orta Anadolu’da kalan Kürt topluluklarının da siyasal mücadelesine destek olur. Bu sayede Kürt meselesi, sadece Türkiye içinde değil, Avrupa ülkelerinde de gündeme gelir ve Kürtlerin kolektif kimlik talepleri daha geniş bir platformda ifade edilme imkânı bulur. Bu süreçte, Orta Anadolu Kürtleri de siyasal mücadelelerine katılma arzusu geliştirir ve kimliklerinin ötekileştirilmesine karşı direnmeye başlarlar.

Bu süreçte Kürt gençleri, Avrupa ülkelerinde örgütlenen siyasi gruplarla iletişim kurarak Kürt kimliğini ve kimliklerine yönelik hakların önemini kavramaya başlamıştır. Aynı zamanda, Avrupa ülkelerinde yaşayan Kürtlerin yaşadıkları deneyimleri paylaşmaları ve Türkiye’de yaşayan Kürtlerle iletişim kurmaları Orta Anadolu’da yaşayan Kürtlerin siyasallaşmasını hızlandırmıştır.

Bu alan çalışması, Kulu ve Cihanbeyli’deki Kürt topluluklarının geçmişten günümüze siyasal dönüşümlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışma, Kürt topluluklarının siyasal kimliklerinin nasıl oluştuğunu, ne şekilde değiştiğini ve nasıl etkilendiğini anlamak için yapılmıştır. Ayrıca, bu çalışma, Kulu ve Cihanbeyli’deki Kürt topluluklarının Avrupa ülkelerinde gerçekleşen siyasi örgütlenmelerle nasıl ilişkiler kurduklarını ve bunun toplulukların siyasal kimliklerini nasıl etkilediğini incelemektedir. Bu çalışma, Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal dönüşümlerini anlamlandırmak için önemli bir kaynak oluşturur.

Orta Anadolu'da Kürt Kimliğinin Tezahürleri: Kulu ve Cihanbeyli İlçeleri Üzerine Bir Alan Çalışması

Kulu ve Cihanbeyli alan araştırmasının odak noktası olan siyasal geçmiş sorgulaması genel olarak görüşmecilerin bireysel tecrübelerine dayanıyordu. Bu tecrübeler, Kulu ve Cihanbeyli'de yaşayan Kürtlerin siyasal dönüşümleri ve etnik kimliklerinin nasıl oluştuğunu anlamlandırmada önemli ipuçları sağlamıştır. Bu dönüşümler, Cumhuriyet döneminin homojenleştirici politikalarının etkisi ile Kürtlerin sosyal ve kültürel haklarının sürekli olarak yok sayılmasına bağlı olarak, Kürt kimliğinin birçok Kürt için ötekileştirilmiş bir kimlik haline geldiğini göstermiştir. Aynı zamanda, Kulu ve Cihanbeyli'de yaşayan Kürtlerin Avrupa'ya göç etmeleri ve orada karşılaştıkları siyasi örgütlenmelerle ilişkiler geliştirmeleri de Kürt etnik kimliğinin bilincinin oluşmasına ve siyasallaşmasına önemli katkılar sağlamıştır.

Çoğunlukla ve yoğun olarak bireysel tecrübelerin anlatılması ise aile büyükleri tarafından siyasal kültür aktarımının düşük olduğunun bir göstergesidir. Bu durum, Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal kimliklerinin daha çok bireysel tecrübeler ve deneyimlerden oluştuğunu ve siyasal kimliklerinin aileler arasında yeterince aktarılmamış olduğunu göstermektedir. Bu da Kürt topluluklarının siyasal kimliklerinin daha çok güncel olaylar ve deneyimler sonucu oluştuğunu ve tarihi süreçlerin etkisini az olarak taşıdığını düşündürmektedir.

Yaşlı Orta Anadolu Kürtleri genellikle çocuklarıyla siyasal konuları konuşmaz. Bu durum, siyasal kültürün nesilden nesile aktarılmasının zayıf olduğunu ve yaşlı neslin siyasal konuları önemsiz gördüğünü düşündürür. Ayrıca, siyasal konuların çocuklar ile konuşulmamasının nedeni o dönemlerde siyasal muhalefetin yasak olduğu ve böyle bir konuşmanın aileleri zor durumda bırakabileceği de olabilir. Bu durum, siyasal dönüşümlerin nesiller arasındaki iletişimin yetersizliğine işaret eder.

Konya gibi milliyetçilik ve muhafazakârlığın yüksek olduğu bölgede yaşayan yaşlı Kürtlerin, etnik temelli siyasal örgütlenmenin henüz yaygınlaşmadığı dönemlerde, kendilerini siyasal denetime tabi tuttukları anlaşılabilir. Bu nedenle, özellikle yaşlı nesil Orta Anadolu Kürtleri arasında siyasal konuların evde konuşulmadığı, siyasal kültürün aile büyükleri tarafından çocuklarına aktarmadığı söylenebilir. Bu durum, Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal geçmişlerinin ve etnik kimliklerinin anlaşılmasını zorlaştırmaktadır.

Bu durum, siyasal kültürün genç nesillere aktarılmasını zorlaştırmış ve kuşaklar arasında bir siyasal kültür kopuşu oluşmasına neden olmuştur. Bu kopuş, etnik kimlik bağlamında siyasallaşmanın zorlaşmasına ve geç kalmış bir siyasal örgütlenmeye neden olmuştur. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal geçmişini anlamlandırmak adına, sadece bireysel tecrübelerin değil, aynı zamanda kurumsal ve tarihi bağlamların da dikkate alınması gerekir.

Nispeten orta yaşlı görüşmecilerin aile büyüklerinden dinlediği siyasal hikâyelerin kısıtlı oluşu da buna bağlanabilir. Bu durum, Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde siyasal kültürün ve kimliğin nesilden nesile aktarımının zayıf olduğunu göstermektedir. Bu da siyasal kimliklerinin kırılgan olduğunu ve daha kolay etkilenebildiğini düşündürmektedir. Ayrıca, siyasal konuların genellikle tabu olarak kabul edilmesi, siyasal kimliğin oluşumunda önemli bir engel oluşturmuş olabilir.

İleride detaylarını göreceğimiz yaşlı Kürtlerin kendi siyasal denetim kurgusu kültürel bir olgu olarak değerlendirilebilir. Görüşmecilerimin çoğu erkektir. Bu da siyasal kültürün toplumsal cinsiyet açısından değerlendirilmesi gerektiğini gösterir. Erkeklerin siyasetle ilgili tecrübelerinin daha fazla olduğu düşünülürken, kadınların siyasetle ilgili tecrübelerinin az olduğu da gözlemlenebilir. Bu da toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın hakları konularının siyasal kültür içinde daha fazla ele alınması gerektiğini gösterir.

Kadınların görüşme için gönüllü olmayışı burada da siyasetin erkek egemen özelliğini göstermiştir. Aynı zamanda, kadınların siyasal mücadelede daha az yer alması ve siyasal konuların daha az ilgilendirdiği düşüncesi de bu durumda etkili olmuş olabilir. Bu, kadınların siyasetten uzaklaştırılmasının bir sonucu olarak değerlendirilebilir ve toplumsal cinsiyet eşitliği bakımından ele alınması gerektiğini gösterir.

Kulu ve Cihanbeyli’de tüm siyasi partileri hesaba katarsak kadınların siyasal alan ile ilgisi çok düşüktür. Bu, siyasal katılımda cinsiyet eşitliği açısından bir eşitsizliği göstermektedir. Ayrıca, kadınların siyasal katılımının az olması, toplumsal cinsiyet rollerinin siyaset alanında yansımasının da bir sonucudur. Bu nedenle, kadınların siyasal katılımının arttırılması için çalışmalar yapılması ve cinsiyet eşitliği ilkelerinin benimsenmesi gerekmektedir.

Kadınların siyasal alana ilgisi, genellikle sosyal, kültürel ve ekonomik sorunların çözümüne yöneliktir. Aynı zamanda, toplumsal cinsiyet eşitsizliği gibi kadınları ilgilendiren konulara daha fazla dikkat çekme eğilimindedirler. Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde, kadınların siyasetle ilgili pratikleri ve katılımının düşüklüğü, genellikle toplumsal cinsiyet rol modellerine ve sosyal beklentilere dayanır.

Erkeklerle görüştüğümüzde kadınlar soruları duyabildikleri oranda, kısmen dışarıdan müdahil olmaya çalışmıştır. Ancak kadınların siyasal alana ilgileri genellikle sosyal ve kültürel etkinlikler ile sınırlı kalmıştır. Bu, kadınların siyasal alandaki rolünün ve etkisinin az olduğunu gösterir. Ayrıca, toplumsal cinsiyet rolleri gereği, kadınların siyasal alana katılımının erkeklerden daha zor olduğu düşünülebilir.

Fakat kadınlarla bire bir görüşmek istenildiğinde, “Biz ne anlarız siyasetten?” tepkisiyle reddedilmiştir. Bu, siyasetin erkekler için bir alan olduğu ve kadınların siyasette rol almaktan uzak kalmak istediği ya da siyasetle ilgilenmekte zorlandıkları bir algı olduğunu göstermektedir. Ayrıca, kadınların siyasal katılımının daha az olduğu ve kadınların siyasette daha az yer almasının bir sonucu olarak, kadınların siyasetle ilgili bilgi ve deneyimlerinin daha az olması da söz konusu olabilir.

Siyasal alana duyulan ilgi kadınların özgüvensizliği bağlamında içe kapanık bir siyasal kültürü doğurmuştur. Bu sonuçlar, Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal alana katılımının erkek egemen bir yapıda olduğunu ve kadınların siyasal alana dair özgüveninin düşük olduğunu göstermektedir. Bu durum, siyasal katılımın teşvik edilmesi için özellikle kadınların siyasal alana katılımının arttırılmasına yönelik çalışmalar yapılmasının gerekli olduğunu göstermektedir.


Kulu ve Cihanbeyli alan araştırması sonucunda, Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal geçmişleri genellikle bireysel tecrübeler üzerinden anlatılmıştır. Yaşlı Kürtlerin siyaseti "tehlikeli" olarak algılaması, siyasal kültürün aktarımını zayıflatmıştır. Ayrıca, kadınların siyasal alana ilgisi çok düşüktür ve görüşmelere katılmayı reddederken, siyasal alanın erkek egemenliğini kabul ettiği görülmüştür. Bu nedenle, daha geniş bir çalışma kapsamında kadınların siyasal deneyimleri de dikkate alınmalıdır.

Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayan Kürt toplulukları, özellikle kendi deneyimlerine dayalı siyasal tarihi daha net bilgilerle anlattı. Ancak, kadınların siyasal deneyimleri ve görüşleri çalışma kapsamında daha az yer almıştır. Bu nedenle, kadınların siyasal alana katılımının ve etkilerinin daha iyi anlaşılması için daha fazla kadın görüşmeciyle yapılacak alan araştırmalarına ihtiyaç vardır.

Bu nedenle, Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayan Kürt topluluklarının siyasal geçmişlerinin daha net bir şekilde anlaşılması için, daha geniş kapsamlı ve çok yönlü alan çalışmalarına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmalar, hem kadınların hem de erkeklerin deneyimlerini dahil etmeli ve siyasal kültürlerinin nasıl oluştuğu ve nasıl işlendiği konusunda daha derin bir anlayış sağlamalıdır.

1970'lerin sonrasında yaşanan siyasi olaylar ve Kürt sorununun yaygınlaşması nedeniyle, Orta Anadolu Kürtleri arasında etnik kimlikleriyle siyasal kimlikleri arasında bir bağlantı kurmaya başlamıştır. Bu çalışma, Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde, Kürt topluluklarının siyasal geçmişinin anlaşılması için önemlidir. Ancak, çalışmanın eksikliği olarak, kadınların siyasal alana dair deneyimlerinin dikkate alınamaması sayılabilir. Bu nedenle, daha geniş ve daha çeşitli bir grup ile yapılacak çalışmalar, Kürt topluluklarının siyasal geçmişinin daha net bir şekilde anlaşılmasını sağlayabilir.

Ancak 1980’lerin başında ortaya çıkan Milliyetçi-Milliyetçi karşıtı çatışmalar sonucunda siyasal tercihleri yine Milliyetçi yöne kaydı. Bu dönemde yaşanan siyasal olaylar ve çatışmalar Kulu ve Cihanbeyli Kürtlerinin siyasal tercihlerini etkiledi ve milliyetçi yöne yöneldi.

Ancak darbe sonrasında ülkücülerin siyasal etkileri azaldı ve sol görüşler yaygınlaştı. Ayrıca, darbe sonrasında siyasal iktidarın güçlendiği ve Kürt siyasal hareketlerine karşı daha sert bir takım önlemler aldığı ifade edildi. Bu nedenle, Kulu ve Cihanbeyli Kürt toplulukları 1970'lerde sol görüşlerin yaygınlaşmasına ve siyasal iktidarın güçlenmesine paralel olarak farklı siyasal tercihler yaptıklarını ifade ettiler.

Avrupa’ya göçün bu ilk yıllarında ekonomik kaygılar ön planda olsa da 1980 Darbesi ile birlikte göç, ekonomi dışında da gerekçeler kazanır. Siyasal çatışmaların düşük olması, farklı etnik kimlikler arasında yüksek oranlarda bir kaynaşmanın varlığını düşündürür. Ancak, 1980 Darbesi ile birlikte siyasal çatışmalar arttı ve Kürt sorunu ortaya çıktı. Bu nedenle, Kürt göçmenler arasında siyasal nedenlerle Avrupa'ya gitme kararı alanlar da oldu. Bu dönemde Kürt göçmenler arasında siyasal örgütlerle ilişki kurulması ve siyasal aktivizm artmaya başladı. Bu, Kürt etnik kimliğinin siyasallaşmasının bir sonucudur.

Ancak Türk ve Kürt topluluklarının arasındaki görünmez duvarlar geçmişten günümüze varlığını korumaktadır. Bu duvarlar, devletin uyguladığı asimilasyon politikaları, Kürt dilinin ve kültürünün yasaklanması, Kürtlerin siyasal haklarının gasp edilmesi gibi etkenlerle inşa edilmiştir. Bu duvarlar, Türk ve Kürt toplulukları arasındaki ilişkiyi zorlaştırmakta ve birbirlerine duyulan güvensizliği arttırmaktadır.

Kulu ve Cihanbeyli gibi Orta Anadolu bölgelerinde Türk ve Kürt toplulukları arasındaki ilişkiler genellikle yerel düzeyde işbirliği ve iyi niyet temelinde olmuştur. Ancak bu iyi niyetli ilişkiler sosyal ve kültürel alanlarda kalmış, kimlikler arasındaki farklılıklar kabul edilmediği için etnik kimlikler arasında gerçek bir kaynaşma sağlanamamıştır.

Fakat siyasal atmosferin en çatışmalı olduğu dönemlerde dahi etnik kimlik ya da siyasal tercih farklılıkları bağlamında yoğunlaşan fiziksel çatışma yaşanmamıştır. Bu, Kulu ve Cihanbeyli gibi Orta Anadolu bölgelerinde Türk ve Kürt toplulukları arasında bir tolerans düzeyinin var olduğunu göstermektedir. Ancak aynı zamanda bu toleransın, etnik kimlik farklılıklarını kabul etmekle sınırlı kalmasını ve gerçek bir kaynaşma ve iç içe yaşama halinin oluşmamasını göstermektedir.

Farklı etnik kimliklerle Kürt topluluklarının ilişkilerinin sorgulanması esnasında görüşmecilerin verdiği cevaplar Türk ve Kürt toplulukları arasındaki duvarları gösterir: Arazi kavgaları çıkardı ama mühim olan bir şey yoktu.

Yalnız Türkler, Kürtleri bir şeye saymıyorlar. Bu cevaplar, Türk ve Kürt toplulukları arasındaki ilişkilerin genellikle düşük seviyede olduğunu ve birbirlerine saygısızlıkların ya da çatışmaların sınırlı oluşunu gösterir. Ancak, arazi kavgaları gibi çatışmaların olabileceği de ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, Türklerin Kürtleri bir şeye saymamasının, onların değer vermemesine veya kabul etmemesine işaret ettiği de söylenebilir.

Kürtlerin lafı geçince “sözüm yabana Kürtler” denirdi, bir topluma gidince Kürtler çok olunca “Bunları hep niye getirdiniz, Kürdü köpeği toplayıp getirmişsiniz,” denirdi. Kürtlere kız vermiyorlardı bölgedeki Türkler, biz de onlara vermiyorduk. Bu gibi ifadeler, Türk ve Kürt toplulukları arasındaki ilişkilerin yüzeyine dair bir görünüm sunsa da, aslında derin bir tarihsel ve sosyal gerilimin varlığını gösterir. Bu gerilim, etnik kimlik farklılıklarının yanı sıra siyasal ve ekonomik faktörlerin de etkisiyle ortaya çıkmıştır ve günümüzde hala devam etmektedir.

Bizi hor görüyorlardı.

“Kürt değil misiniz?” diyorlardı.

Sağcılar solcular gelmediler bizim bölgemize.

Ülkücüler vardı ama elinden gelse bizi hep keserlerdi.

Biz seslenmiyorduk, o yüzden saldırmıyorlardı .

Bu görüşmecilerin verdiği cevaplar, Türk ve Kürt toplulukları arasındaki ilişkilerin ne kadar karışık ve gerilimli olduğunu göstermektedir. Kürtlerin Türk toplum tarafından hor görüldüğü, kabul edilmediği ve farklı bir şekilde ele alındığı anlaşılmaktadır. Ayrıca sağcı ve solcu grupların bölgeye etkisi olmamış olması, sosyal ve siyasal örgütlenmenin daha az yaygın olduğunu düşündürmektedir.

Kulu ve Cihanbeyli gibi Orta Anadolu bölgelerinde siyasal atmosferin daha yatay olduğu dönemlerde bile Türk ve Kürt toplulukları arasındaki duvarların varlığı söz konusudur. Bu duvarların varlığı, ilişkilerin sadece ekonomik alanda işbirliğine dayanmasına neden olmuş ve siyasal tercihler bağlamında kaynaşma sağlanamamıştır.

Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde yaşayan Kürt topluluklarının, Avrupa’ya göç etmelerine neden olan ekonomik ve siyasal nedenlerin yanı sıra etnik kimliklerinin de rol oynadığı düşünülebilir. Bu toplulukların Avrupa’daki örgütlenmelerle ilişkileri kurması, siyasal kimliklerini üretmelerine ve siyasallaşmalarına katkıda bulunmuş olabilir. Ancak, Konya bölgesinin milliyetçi ve muhafazakâr atmosferi ve kadınların siyasetten uzak kalması gibi faktörler, Kürt etnik kimliği bağlamında siyasal örgütlenmenin yaygınlaşmasını engelledi. Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde yapılan alan araştırması, Türk ve Kürt toplulukları arasındaki ilişkilerin seyrek olduğunu ve etnik kimliklerin siyasal tercihleri etkilediğini göstermektedir.

"Avrupa'da Kürt siyasetini tanıma fırsatı yakaladık ve memleketimize döndüğümüzde Kürt etnik kimliğimizin bilincini ürettik. Ancak Türk ve Kürt toplulukları arasındaki ilişkiler hala geçmişteki gibi seyrektir ve etnik kimlik farklılıkları hala belirleyici konumda. Avrupa'da kurduğumuz organik ilişkiler memleketimizdeki siyasal kimliğimizi geliştirmemize katkıda bulunmuş olsa da, Türk ve Kürt toplulukları arasındaki duvarlar hala varlığını sürdürmektedir."

Avrupa’ya gidişler de epey bir çoğaldı.

Beldemizde binin üzerinde üniversite mezunu var.

Belki iki katı kadar da Avrupa’ya gitti.

Bu her iki ayak da, Kürtlerin kendini tanımasına ve ulusal bilincine varmasına vesile oldu.

Avrupa’da insanlar kendini daha özgür hisseder ve siyasetini de yapar.

Baskı ve zulüm yoktur orada.

Bu da Avrupa’ya giden insanlarımızın bilinçlenmesine olanak veriyor.

Ben de 1970’li yıllarda Avrupa’ya gittiğimde bu etkiyi gördüm ve yaşadım. Bu ifadeler, Avrupa'ya göç eden Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal bilinçlenme sürecine nasıl bir katkıda bulunduğunu ve bu sürecin Avrupa'da özgür bir ortamda gerçekleştiğini göstermektedir. Ayrıca, Kürtlerin Avrupa'da kendilerini daha özgür hissetmeleri ve siyaset yapmaları nedeniyle, Avrupa'ya göç olgusunun Kürtlerin kendilerini tanımasına ve ulusal bilincine varmasına da vesile olduğu anlaşılmaktadır.

Bu ailelerimizi de etkiledi ve insanlar kendine dönüp yeniden kendi geçmişlerini sorgulamaya başladı.

1974 ile 1977 yılları arasında Almanya’daydım, bu yıllar Kürtlerin Avrupa’da örgütlendiği yıllardır da aynı zamanda (Güneş, 2013). Avrupa’ya göçlerin Kürt etnik temelli siyasallaşmaya katkısı genellikle gizlenmeye çalışılır çünkü bireyler edindikleri siyasal davranışların kendi çabaları sonucunda oluştuğuna inanmak ister.

Daha açık bir ifade ile siyasallaşan birey, “Kimsenin etkisi altında kalmadan tüm siyasal tutumlarımı kendi çabalarım sonucunda edindim,” diye övünmeyi seçer. Ancak Kulu ve Cihanbeyli alan çalışması göstermiştir ki, Avrupa’ya göç eden Kürt topluluklarının siyasallaşma sürecinde Avrupa’daki özgür ortamın etkisi büyüktür. Bu özgür ortam, Kürt topluluklarının kendilerini tanımalarına ve ulusal bilinçlerini geliştirmelerine olanak tanımıştır. Böylece Avrupa’ya göç eden Kürt topluluklarının siyasallaşmasına, Avrupa’daki özgür ortamlar katkıda bulunmuştur.

Bu göçler, Kürt topluluklarının siyasal bilinçlenmesine ve örgütlenmesine katkıda bulunmuştur. Avrupa'da yaşayan Kürtlerin siyasal davranışlarının kendi çabaları sonucunda oluştuğuna inanmalarına rağmen, gerçekte birçok birey Avrupa'da yaşayan yakınlarından etkilenmiştir. Bu etki, açıkça yüzeysel olmasa da, daha derinlere inilen sorularla ortaya çıkar.
Bu sonuçlar, Avrupa’ya göç etmiş Kürt bireylerin, Avrupa’da örgütlenme ve siyasal bilinçlenme fırsatlarından yararlanarak kendi siyasal tarihlerini ve kimliklerini sorguladıklarını ve bu süreçte kolektif etnik kimlik taleplerini öncelediklerini göstermektedir. Bu süreç, Kürt topluluklarının etnik temelli siyasallaşmasının öncülüğünü yapmıştır.

Kürt siyasi oluşumlarının sempatizanları genellikle yurtdışına çıkmamış olsalar bile, Avrupa’ya göç eden yakınlarının etkisiyle siyasallaşmıştır. Bu etki, yurtdışına çıkmamış kişilerde daha belirsiz olabilir ancak hala siyasallaşma sürecinde etkili olmuştur. Bu, Avrupa’ya göçün Kürt siyasal kültürünün gelişiminde önemli bir rol oynadığını gösterir.

Bu bireyler, Avrupa’da yaşadıkları deneyimler sonucunda edindikleri siyasallaşma bilinci ve etnik kimlik taleplerini kendi çabalarına değil, Avrupa’daki ortamın etkisi olarak yorumlar. Bu durum, Avrupa’ya göçün Kürt etnik temelli siyasallaşmasının bir parçası olduğunu gösterir. Özellikle Avrupa’da yaşayan Kürtlerin, Kürt siyasi oluşumlarına ve etnik kimlik taleplerine daha fazla sempati duyması ve bu konulara daha fazla ilgi göstermesi, Avrupa’daki ortamın siyasallaşmaya yönelik etkisi olarak değerlendirilmelidir.

Bu, göç olgusunun Kürt siyasallaşmasına etkisi olarak değerlendirilebilir. Göç, Kürtlerin kolektif kimlik taleplerini önceleyen siyasi oluşumları tanımasına ve etnik kimliksel siyasete angaje olmasına olanak sağlamıştır. Ayrıca, Avrupa'da yaşayan Kürtlerin kendi çabaları sonucunda siyasallaşmasının önemli bir rol oynadığına dair görüşler de ortaya çıkmıştır.

Avrupa'ya göç eden Kulu ve Cihanbeyli Kürtleri arasında yapılan görüşmeler ve elde edilen veriler, Avrupa'da Kürt siyasi oluşumlarına daha açık ve aktif bir şekilde katılmalarına neden olan faktörleri ortaya koymaktadır. Bu veriler gösteriyor ki, Avrupa'daki daha serbest ortam ve ekonomik imkanlar, Kürtlerin milliyetçilik duygularını daha açık bir şekilde ifade etmelerine olanak tanımıştır. Bu da Kürtlerin Türkiye'de edinemedikleri milliyetçi tavırları Avrupa'da sergilemeye başlamışlardır.

Avrupa ülkelerinde kürt siyasetinin daha serbest bir ortamda yürütülmesi, Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayan göçmenlerin kendilerini daha rahat ifade edebilmelerine ve milliyetçi tavırlar sergileyebilmelerine olanak tanır. Bu durum, Türkiye’de hâkim olan otokontrol mekanizmalarının Avrupa’da terk edilmiş olmasının bir sonucudur.

Yine de Avrupa ülkelerinde ve sosyal medya hesaplarında –kimi zaman radikal sayılabilecek– milliyetçi tavırlar sergileyen kişiler, tatil dönemlerinde geldikleri Kulu ve Cihanbeyli’de otokontrol mekanizmalarını tekrar devreye sokabilir. Bu, Avrupa ülkelerinde yaşayan Kürtlerin siyasal tercihlerinin konumlarına ve ortamlarına göre değişebildiğini gösterir. Özellikle Avrupa'da daha az baskı altında oluşan Kürt siyasal alanının etkisiyle, kişilerin milliyetçi tavırlarını sergileme eğiliminde olmalarına rağmen, kendi köylerinde veya anavatanlarında otokontrol mekanizmalarının etkisiyle bu tutumlarını gizleyebilirler.

Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde yaşayan Kürt topluluklarının Avrupa’ya göçü, Kürt siyasetinin siyasallaşmasına katkıda bulunmuştur. Göç ile gitmiş kişiler, Avrupa’daki Kürt siyasetinin görece daha "rahat" bir zeminde faaliyet yürütmesinden etkilenmiş ve milliyetçilik duyguları ekseninde Kürt etnik temelli bir siyasallaşma yaşamıştır. Bununla birlikte, Türkiye’de hâkim olan otokontrol mekanizmalarının Avrupa’da terk edildiği görülmektedir. Bu durum, Avrupa ülkelerine göç edip kürt siyasetlerle ilişki kuran Kulu ve Cihanbeylililerin Türkiye’de edinemedikleri milliyetçi tavırlara sahip olmalarına neden olur.

Alan verileri, genel olarak kültürel bağlamda Kürtlük unsurlarının devam ettirildiğini göstermektedir. Bu veriler, Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde Kürt etnik kimliğinin göç ile birlikte de sürdüğünü ve Avrupa’da yaşayan Kürtlerin kültürel bağlamda kendilerini hala Kürt olarak kabul ettiklerini göstermektedir. Ayrıca, Avrupa’ya göç edenlerin hala aile ve arkadaş topluluklarıyla ilişkilerinde Kürt kültürünü devam ettirdiği ve bunu aktardıkları da görülmektedir.

Politik olarak artan Kürt etnik temelli siyasallaşmaya paralel olarak Kürt kültürüne ait unsurların gündelik yaşamda görünümleri de artmıştır. Bu artış, Avrupa ülkelerine göç eden Kürtlerin kendi kültürlerine daha fazla önem vermeye başlamasından kaynaklanmaktadır. Aynı zamanda, Avrupa ülkelerindeki Kürt topluluklarının daha rahat bir ortamda kendi kültürlerini yaşaması ve paylaşmasına olanak tanıdığından da kaynaklanmaktadır. Bu durum, Kürt kültürünün yaşatılmasının ve devam ettirilmesinin önemini vurgulamaktadır.

bölgede Kürt kültürünün ve dilinin yaşatılmasına yönelik çabaların sürdüğünü ve hala önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Aynı zamanda, Türk asimilasyon politikalarına rağmen kültürel Kürtlük ile kimliklerinin yerleşmesine ve varlığını sürdürmelerine olanak sağlamıştır.

Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde Kürt kültürünün varlığının sürdürülmesi, göçmenlerin aileleri ve arkadaşları ile olan bağlarının güçlü olması, bölgenin Kürt kültürüne olan bağlılığı ve sosyal çevrede Kürt kimliğinin yaygın olarak kabul görmesi gibi faktörlerle açıklanabilir. Bu, Kürt kültürünün göçmenlerin hayatlarındaki önemini ve etkisini göstermektedir.

Kürt köylerinde hâlâ düğün, cenaze ve benzeri törenlerde Kürt kültür unsurları yoğun olarak yaşama dahildir. Bu törenlerde, Kürt müzikleri, dansları, kostümleri ve yemekleri gibi kültürel öğelerin yanı sıra, dil ve dilbilgisi olarak da Kürtçe kullanılmaktadır. Bu, Kürt kültürünün ve dilinin hâlâ yaşatıldığını ve gelecek nesillere aktarıldığını göstermektedir.

Alan verileri bulguları içinde dikkat çeken bir diğer unsur ise; bölgede yaşayan insanların kendi kişisel deneyimlerine dayalı siyasal geçmiş anlatımlarının kuvvetli oluşudur. Bu anlatımlar, insanların yaşadıkları olayların etkisinde kalmış olarak, kendi bakış açılarını yansıtmaktadır. Bu nedenle, bölgedeki siyasal geçmiş anlatımlarının gerçekleri yansıtmaması mümkündür. Bu nedenle, alan verilerinin yanı sıra diğer kaynaklardan da yararlanılması gerekir.

Devletin Kürtleri hedef alan politikaları, yörede yaşayan Kürtlere de doğudaki Kürtlere yönelik olarak baskı, zulüm ve gözaltı gibi uygulamalara yol açmıştır. Ayrıca, yörede yaşayan Kürtlere yönelik olarak sosyal ve ekonomik olarak ayrımcılık uygulanmıştır. Bu nedenle, yörede yaşayan Kürtlere de doğudaki Kürtlere yönelik olarak benzer şekilde siyasal ve kültürel baskılar altında yaşadıklarını ifade etmektedirler.

Şiddet ve fiziksel baskı unsurlarının görece daha az olduğu Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde, Kürt etnik kimliğinden kaynaklı olarak diğer Türk köylerinden daha farklı bir muameleye maruz kaldıkları söylenebilir. Bu durum, bölgede yaşayan Kürtlerin devlet tarafından daha fazla izlenmeye ve kontrol altına alınmaya çalışıldığını gösterir. Ayrıca, Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde yaşayan Kürtlerin diğer Türk köylerinden daha fazla sosyo-ekonomik açıdan geri kalmış olduğu da düşünülebilir. Bu durum, devletin Kürtleri ekonomik olarak da daha az güçlü hale getirmeye çalıştığının bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.

1980 askerî darbesi ile başlayıp artan siyasallaşmaya paralel olarak yükselen yaklaşım farkı, bölge halkı nezdinde bilinen bir olgudur. Bu olgu, yerel halkın siyasal olaylar ve devlet politikaları konusunda deneyimli olduğunu ve bunların etkilerini gözlemlediğini göstermektedir. Aynı zamanda, Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde yaşayan Kürt topluluklarının diğer Türk topluluklarından farklı bir muameleye maruz kaldıkları ve bu yüzden siyasal olayların etkilerini daha yakından gözlemledikleri anlaşılmaktadır.

1980 askerî darbesi sırasında köylere baskın düzenleyen askerî yönetimin yaklaşımlarını Türk köylerinde yapılanlarla karşılaştıran görüşmeciler bu farkın tanığıdır. Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde yaşayan Kürt topluluklarının, Türk köylerine göre daha fazla siyasal baskıya maruz kaldıklarını ifade etmişlerdir. Bu baskılar, özellikle 1980 askerî darbesi sonrasında arttı ve Kürt etnik kimliğinden kaynaklı olarak uygulandığı iddia edilmektedir. Bu durum, bölge halkının siyasal geçmişlerine ilişkin anlatımlarında belirgin bir şekilde yer almaktadır.Türk köylerinde ise böyle bir şey yoktu.

Kürt köyleri daha fazla bastırılmıştır.

Devlet, Kürt köylerinde daha sert bir tutum sergilemiştir.

Bu, Kürt kimliğinin resmî düzeydeki algısının bir yansımasıdır.

Kürtlerin siyasal olarak aktif olmalarına izin verilmemiştir ve bu yüzden baskı altına alınmışlardır.

Bu görüşmecilerin ifadeleri, 1980 askerî darbesinin ardından Kürt köylerine yönelik uygulamaların etnik kimlik temelinde farklı olduğunu ve Kürt köylerine yönelik şiddet, baskı ve ayrımcılık unsurlarının varolduğunu göstermektedir. Bu durum, Kürt etnik kimliğinin resmî düzeydeki algısının negatif olduğunu ve Kürtlerin siyasi ve toplumsal hayatta ayrımcı bir şekilde muamele gördüklerini ifade etmektedir.



Türk köylerinde daha “yumuşak” bir denetim mekanizması kuran askerî yönetim, Kürt köylerinde kontrolün şiddetini arttırmıştır.

Kürtler hem sıradan insanlar hem de devlet temsilcileri tarafından bir ötekileştirme ile karşı karşıya kalır. Bu ötekileştirme, Kürtlerin siyasal, ekonomik ve sosyal açılardan daha fazla baskıya maruz kalmasına neden olur ve bölgede yaşayan Kürtlerin hayatlarını zorlaştırır. Bu durum, Kürtlerin siyasal ve kültürel haklarının ihlal edilmesine yol açar ve Kürt etnik kimliğinin özellikle devlet tarafından tanınmasının güçleşmesine neden olur.


Orta Anadolu’da Kürt olmak

Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde yaşayan Kürtler, geçmişte ve günümüzde devletin etnik temelli bir siyasal yönelimle hareket ettiğine dair deneyimleri vardır. Bu durum, bölgede yaşayan Kürtlerin kendilerini ötekileştirilmiş bir konuma düşürmüştür. Bu ötekileştirmenin etkisi, Kürtlerin siyasal ve kültürel hayatlarına yansımıştır. Bu etkiler günümüzde de devam etmektedir.

İç Anadolu’da genelde milliyetçi ve muhafazakâr eğilimlerin yüksek oluşu, bu bölgede yaşayan Kürt topluluklarına kendine özgü birtakım özellikler kazandırmıştır. Bu özellikler arasında, bölgedeki Kürt topluluklarının genellikle Türk milliyetçi ve muhafazakâr eğilimleri benimsemeleri, Kürt siyasal hareketlerine karşı daha az ilgi göstermeleri ve siyasallaşmalarının genellikle daha yumuşak bir şekilde gerçekleşmesi sayılabilir. Aynı zamanda, bölgedeki Kürtlerin ülkenin diğer bölgelerinde yaşayan Kürtlerle karşılaştırıldığında daha az baskıya maruz kalmış olması da bu farklılığın bir sonucudur.

Orta Anadolu Bölgesi, 1946’da yapılan ilk çok partili seçimlerden bugüne görünür bir şekilde sağ ve muhafazakâr partilere en çok oy çıkan bölgedir. Bu görünür eğilim, bölgede yaşayan Kürt topluluklarının siyasi tercihlerini etkilemiş ve Kürt etnik temelli siyasallaşma içinde milliyetçi ve muhafazakâr eğilimleri yansıtmıştır. Bu eğilim, Türkiye genelinde Kürt siyasi hareketlerinin değişiminde etkili olmuş ve bölgede yaşayan Kürtlerin siyasi taleplerini etkilemiştir.

Merkez sağ ve radikal sağ partilerin oy deposu olan İç Anadolu Bölgesi, Türk milliyetçiliğinin hegemonyası altındadır. Bu hegemonya, Kürt etnik kimliğini ve siyasal taleplerini bastırmakta ve Kürtlerin siyasal hareket etmelerine engel olmaktadır. Bu durum, Kürtlerin siyasal olarak hareket etmelerinde daha zorluklarla karşılaşmalarına ve bölgede yaşayan Kürt topluluklarının muhafazakâr ve milliyetçi eğilimlerin etkisi altında kalmış olmalarına neden olmaktadır.

Kürt toplulukları gündelik yaşamlarını ve siyasal tercihlerini, yaşadıkları yerelin üzerindeki siyasal hegemonyaya göre şekillendirmek durumunda kalmıştır. Bu nedenle, Kürtlerin siyasal tercihleri ve siyasal davranışları, yerel siyasal eğilimler ve hegemonya ile doğrudan ilişkilidir. Bu eğilimler, Kürtlerin siyasal davranışlarının yerel siyasal ortama ve ülke genelindeki siyasal eğilimlere göre şekillenmesine neden olmaktadır.

Kürt nüfusunun az olduğu bölgelerde ise, siyasal ve kültürel hakların daha sınırlı olduğu görülmektedir. Bu yüzden, Orta Anadolu’da Kürt olmak, hem siyasal hem de kültürel anlamda birçok zorlukla karşı karşıya kalmak anlamına gelmektedir. Ayrıca, Türk milliyetçiliğinin hegemonyası altında yaşayan Kürtlerin, kendilerini ifade etme ve kendilerini tanıtma imkanları sınırlıdır. Bu nedenle, Orta Anadolu’da Kürt olmak, hem siyasal hem de kültürel anlamda birçok engelle karşı karşıya kalmak demektir.

Orta Anadolu'da Kürt olmak, ülkenin batısında olduğu gibi siyasal ve kültürel özgürlüklerin sınırlı olduğu bir ortamda yaşamak anlamına gelir. Kürt nüfusunun yoğunlukta olduğu bölgelerde bile, Kürt etnik kimliğinin serbestçe ifade edilmesi yasaktır ve siyasal örgütlenmelere kapatılmıştır. Bu, Kürtlerin siyasal ve kültürel özgürlüklerine kısıtlı erişimleri ile sonuçlanmaktadır.

Ancak Orta Anadolu'da Kürt olmak, siyasal olarak daha az serbest bir ortamda Kürt kimliğini ifade etme imkanlarına sahip olmak anlamına gelir. Bu bölgede yaşayan Kürt toplulukları, Türk milliyetçiliğinin hegemonyası altında oldukları için daha az serbest bir zeminde siyasal tercihlerini belirlemek durumunda kalmışlardır. Bu durum, 1990'larda zorunlu olarak batıya göç etmeye zorlanan Kürt topluluklarına göre daha farklı bir siyasal deneyimdir.

Bu, onların siyasal olarak aktif olamamasına rağmen, kendilerine özgü bir siyasal bilinç ve deneyimlere sahip oldukları anlamına gelir. Aynı zamanda, Orta Anadolu Kürtleri, Türk milliyetçiliğinin hegemonyası altında yaşadıkları için, siyasal kimliklerini daha saklı tutarlar ve bu nedenle daha az görünür olabilirler.

1990’larda doğudan batıya göçe zorlanan Kürtler, kendi siyasal kültürlerini büyük oranda taşıyabildi. Ancak, Orta Anadolu Kürtleri için durum farklıdır. Uzun zamandır yaşadıkları bölgede siyasal hegemonya altında kalmışlar ve kendilerine uygun bir siyasal kültür geliştirmek için daha az fırsatları olmuştur. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtleri siyasal olarak daha az aktif olabilirler ve siyasal tercihlerini, bölgedeki hegemonya ve baskılar dikkate alarak yapabilirler.

Fakat Orta Anadolu Kürtleri, yaşadıkları yerele göre geliştirdikleri siyasal kültürleri ile güncel Kürt siyaseti ile ilişkilenme noktasında zorluklar yaşadı. Bu zorluklar, sağ ve muhafazakâr hegemonya altındaki bölgede Kürt etnik temelli siyasetin sınırlandırılmış olması, devletin Kürt siyasetine karşı baskı uygulaması, Kürt kimliğinin resmî düzeyde yasaklanması gibi nedenlerden kaynaklanmıştır. Bu nedenler, Orta Anadolu Kürtlerinin Kürt siyaseti ile ilişkilenme noktasında zorluklar yaşamasına neden olmuştur.

Orta Anadolu Kürtleri ve Türkiye'nin batısına göç edilen Kürtler arasında siyasal kültür ve gündelik yaşam ilişkileri açısından farklılıklar bulunmaktadır. Bu farklılıklar, bölgede yaşayan Kürtlerin siyasal tercihlerini ve kimliklerini nasıl etkileyecektir.

Orta Anadolu Kürtleri uzun yıllar önce geldikleri bölgede yaşamakta olan diğer etnik gruplar ile yoğun ilişki kurdu. Bu ilişki, Orta Anadolu Kürtlerinin güncel Kürt siyaseti ile ilişkilenme noktasında zorluklar yaşamasına neden olmuştur. Örneğin, Orta Anadolu Kürtleri arasında yerel siyasal partilerin desteği daha yüksek olurken, güncel Kürt siyaseti ve hareketleri tarafından temsil edilen konular bölgede daha az popüler olabilir. Aynı zamanda, Orta Anadolu Kürtlerinin yerel halk ile olan ilişkileri, onların bölgede siyasal olarak kabul görmelerini sağlar ancak güncel Kürt siyaseti ve hareketleri tarafından temsil edilen konular ile uyumlu olmasını gerektirmeyebilir.

Bu ilişki ağı, sonradan göç eden Kürt kitleleri ile genel anlamda farklılaşmanın en önemli unsurudur. Orta Anadolu Kürtleri yaşadıkları bölge bağlamında ele alınarak anlaşılabilir. Orta Anadolu Kürtlerinin bölgesel kimlikleri, siyasal tercihleri ve gündelik yaşamları, onların uzun yıllardır yaşadıkları bölgede diğer etnik gruplarla olan ilişkileri tarafından belirlenir. Bu ilişkiler, sonradan göç eden Kürt kitleleri ile farklılaşan bir kimlik ve siyasal kültür yaratmıştır. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtleri bölgesel bağlamda ele alınmalı ve anlaşılmalıdır.

Kürtler, Türk milliyetçiliğinin hegemonyası altında yaşadıkları bölgenin siyasal yönelimlerine uymak zorunda kalmışlardır. Bu, kendilerine özgü bir siyasal kültür geliştirmelerine izin vermemiştir ve güncel Kürt siyaseti ile ilişkilenmelerinde zorluklar yaşamışlardır. Ancak yerleştikleri bölgede uzun yıllar önce oluşan ilişki ağları, diğer etnik gruplarla olan iç içe yaşamları, Orta Anadolu Kürtlerini diğer Kürt kitlelerinden farklı kılmaktadır.

Siyasal eğilimlerin etkilenişi ise, Orta Anadolu bölgesinin sağ ve muhafazakâr eğilimli yapısından kaynaklanmaktadır. Kürtler bu eğilimleri etkileyebilmek için çeşitli yollar aramaktadırlar. Bu yollar arasında, diğer etnik gruplar ile işbirliği yapmak, kendi aralarında örgütlenmek veya kendilerine özgü siyasal eğilimler geliştirmek gibi seçenekler yer alabilir.

Bu ilişki, bölgenin sosyal, siyasal ve ekonomik yapısına göre değişebilir. Örneğin, ekonomik olarak benzer seviyede olan topluluklar arasında daha yakın bir ilişki olabilirken, sosyal ve siyasal anlamda farklı olan topluluklar arasında daha mesafeli bir ilişki görülebilir. Aynı zamanda, Kürt topluluklarının kendi aralarındaki ilişkileri de bölgenin siyasal ve sosyal yapısına göre değişebilir.

Ekonomik bakımdan, Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde Kürt toplulukları ile diğer etnik gruplar arasında zamanla birbirinden ayrılmış ilişkiler ortaya çıkmıştır. Bu ayrılık, özellikle ekonomik faktörler ile sosyal ve kültürel farklılıklar yaratmıştır. Örneğin, Kürt topluluklarının çiftçilik ve hayvancılık gibi sektörlerde öncülük ettiği görülürken, diğer etnik grupların ise sanayi ve ticaret gibi sektörlerde daha aktif olduğu belirlenmiştir. Bu ekonomik farklılıklar, ilişki içinde olsalar da, Kürt topluluklarının diğer etnik gruplardan daha fazla bağımsız ve kendine özgü bir ekonomik düzeni oluşturmasına neden olmuştur.

Ancak, tarım ve hayvancılık alanlarında hâlâ Kürtlerin önemli bir rol oynadığı gözlemlenmiştir. Bu, Kürtlerin yerleştikleri bölgenin doğal koşullarını ve tarımın önemini dikkate alarak ekonomik iş birliği sağlamalarının önemini vurgulamaktadır. Ayrıca, Kürtlerin ekonomik alanda diğer etnik gruplarla ilişkileri, siyasal ve kültürel farklılıklarının yanı sıra ekonomik faktörler de dikkate alınarak değerlendirilmelidir.

Örneğin, kendi köyünden ya da diğer köylerden bir Kürt ilçede berber işletmeye başlarsa diğerleri eskiden gittiği berberden vazgeçip, sahibi Kürt olan berbere gitmeye başlar. Bu durum, Kürtler arasında ekonomik rekabeti arttırmıştır ve aynı zamanda etnik gruplar arasındaki ilişkileri zayıflatmıştır. Kürtler arasındaki ekonomik rekabet, Kürtlerin diğer etnik gruplar ile ekonomik ilişkilerini azaltmıştır ve bu da bölgedeki etnik kaynaşmayı azaltmıştır.
Bu örnek diğer iş alanları için de büyük oranda geçerlidir. Gündelik yaşamda kurulan ilişkilerde Türk milliyetçiliği görünür değildir. Ancak ekonomik alanda kurulan ilişkilerde etnik kimliğin önemli bir faktör olarak kabul edildiği görülmektedir. Bu nedenle Kürtlerin, Türklerle olan ekonomik ilişkilerinde bir ötekileştirme yaşadıkları söylenebilir. Bu, Kürtlerin sosyo-ekonomik statülerini olumsuz etkileyebilir ve onların bölgede var olan milliyetçilik eğilimlerine karşı daha zayıf bir pozisyonda olmalarına neden olabilir.

Bu, Orta Anadolu bölgesinde yaşayan Kürt topluluklarının siyasal tercihlerini etkileyen önemli bir faktördür. Kürtler, siyasal olarak Türk milliyetçiliğinin hegemonyası altında olmalarına rağmen, gündelik yaşamda diğer etnik gruplar ile iyi ilişkiler kurabilmektedirler. Ancak siyasal alanda bu ilişkiler zayıflar ve Kürtlerin siyasal tercihleri Türk milliyetçiliği tarafından daraltılmaktadır.

Merkez sağ partilere eğilimin olması hem dinî hem de milliyetçi hassasiyetlerin yüksek oluşu ile doğrudan bağlantılıdır. Kürtlerin bu bölgede siyasal olarak kendilerini ifade etmeleri zor olmuştur. Bu yüzden gündelik yaşamda birbirleriyle ilişkileri sıcak olmasına rağmen siyasal alanda birbirlerinden ayrılmışlardır.

Bu nedenle, Kürt toplulukları siyasal tercihlerini, yaşadıkları bölgedeki siyasal hegemonyaya göre şekillendirmek zorunda kalmıştır. Aynı zamanda, kendilerine dayatılan bu algının etkisiyle, gündelik yaşamlarında diğer etnik gruplarla olan ilişkilerinde de farklı bir tarz sergilemek durumunda kalmışlardır.

1990’lardan itibaren Kürtlerin etnik kimliksel taleplerini vurgulayan legal siyasi partilere sempati duymaya başlayan Orta Anadolu Kürtleri, bu sempati ve siyaseti de kendine özgü formlara büründürmüştür. Orta Anadolu Kürtleri, siyaset yaparken hem bölgesel özelliklerini hem de kendilerine özgü siyasal kültürlerini dikkate almıştır. Bu, onların siyasal tercihlerini ve tavırlarını anlamak için bölgesel bağlamda değerlendirmek gerektiğini göstermektedir. Kürt siyasal hareketinin genel eğilimleri ile bölgesel özellikler arasında bir denge kurmaya çalışmışlardır.

Bu etkilenmenin önemli bir nedeni, Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal eğilimlerinin ve sempatilerinin bölgede yaşayan Türk topluluklarının milliyetçi eğilimlerine karşı örtülü veya açık bir şekilde farklı olmasıdır. Kürtlerin etnik kimlik taleplerini vurgulayan siyasi partilere sempati duyması, devletin etnik ayrımcı politikalarına karşı bir direnç olarak algılanmakta ve bu nedenle çatışmaların en çok etkilediği gruplardan biridir.

Orta Anadolu Kürtlerinin, uzun yıllardır yaşadıkları bölgenin siyasal hegemonyası ve etnik kimlikleri ile ilişkili olarak yaşadıkları zorluklar, onların siyasal alanda kendine özgü çözümler aramaya ve siyasal tercihlerini oluşturmaya itmiştir. Ayrıca, çatışma dönemlerinde yaşadıkları psikolojik kaygılar, onların siyasal arayışlarının ve çözümlerinin bir parçasıdır.

Kürt siyasetinin ana akım medyada “terörist” faaliyetler içinde imiş gibi gösterilmesi ve bölgedeki Türk milliyetçiliği eğiliminden dolayı Orta Anadolu Kürtleri içe dönük bir siyasal alan kurgulamak mecburiyetinde kalır. Bu, Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal tercihlerinin ve siyasal kimliklerinin diğer Kürt topluluklarından farklı olabileceği anlamına gelmektedir. Ayrıca, Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal tercihlerinin çatışmalı bir ortamda oluştuğu ve etkilendiği için, çözüm arayışlarının daha pragmatik ve uzun vadeli olması beklenmektedir.

Bu, Orta Anadolu Kürtlerinin, siyasal alanda etnik kimliklerini kabul ettirme çabası içinde olduklarını ancak bu çabayı yerel ve bölgesel eksende sınırlandırmaları gerektiğini gösterir. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtleri siyasal alanda kendilerine özgü bir konum oluşturmaya çalışırken, aynı zamanda otokontrol uygulamak durumundadırlar.

Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtleri, çatışma sürecinde kendilerine özgü bir siyasal kültür geliştirmişlerdir. Bu kültür, Kürt siyaseti ve Türk milliyetçiliği arasında bir denge sağlamaya çalışır. Bu denge, Kürtlerin kendilerini ve kimliklerini ifade etmelerine izin verirken, aynı zamanda çatışma sürecinde doğabilecek olası tepkileri de azaltmaya çalışır. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtleri, siyasal alanda daha dikkatli ve özellikle çatışma sürecinde daha içe dönüktür.

Bu, diğer Kürt bölgelerinde yaşayanlara göre daha az şiddet içeren bir ortamda yaşadıkları anlamına gelir. Aynı zamanda, Orta Anadolu Kürtleri diğer bölgelerde yaşayan Kürtler gibi zorunlu olarak göç etmemişlerdir ve kendilerine özgü bir sosyal ve siyasal kültür geliştirmişlerdir. Bu durum, onların daha esnek ve adapte olabilen bir topluluk olduğu anlamına gelir.

Orta Anadolu Kürtleri, kendilerine sunulan olumsuz koşullar karşısında, yaşadıkları bölgenin siyasal ve ekonomik durumunu iyi değerlendirerek hayatta kalmış ve kendilerine özgü bir siyasal kültür oluşturmuşlardır. Bu siyasal kültür, çatışma ve ölüm olunca siyasetin olmaması gibi bir durumda bile, kendilerini koruma ve hayatta kalmada etkili olmuştur.

Orta Anadolu Kürtleri, çatışma bölgelerinde yaşayan Kürtler gibi direk olarak etkileşimde olmamışlar olmasına rağmen, ülkenin genelinde devlet tarafından uygulanan Kürt düşmanlığı politikalarının etkilerini gündelik yaşamlarında hissetmişlerdir. Bu yüzden, Orta Anadolu Kürtleri için "şans" algısı, çatışmanın doğrudan fiziksel etkilerinden korunmuş olmakla birlikte, sosyal ve psikolojik etkileriyle yüz yüze kalmamış olmak anlamına gelir.

Orta Anadolu Kürtleri, kendilerine özgü siyasal ve gündelik yaşam ilişkileri oluşturmuştur. Bu ilişkiler, Türk milliyetçiliğinin hegemonyası altındadır ancak çatışma alanlarından uzak oldukları için şanslı hissetmektedirler. Orta Anadolu Kürtleri, Türkiye genelinde Kürt siyaseti ile ilişkilenme noktasında zorluklar yaşasa da kendine özgü çözümler aramaktadır.

son dönemlerde Türkiye'nin Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde yaşanan çatışmalar, Orta Anadolu Kürtlerinin bölgede çatışma alanlarından uzak kalmış olmalarından dolayı kendilerini "şanslı" hissetmelerine neden olmuş olabilir. Bu durum, Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal alana dair duyarlılıklarının ve siyasal tercihlerinin etkileyebilir.

Ancak, Orta Anadolu Kürtleri de Türkiye genelinde Kürtlerle birlikte yaşadıkları sorunların farkındadırlar ve siyasal alanda kendilerine özgü bir pozisyon oluşturmaya çalışmaktadırlar. Bu pozisyon, hem çatışma bölgelerinde yaşayan Kürtlerle empati kurmayı amaçlamakta hem de kendi bölgelerinde yaşadıkları sorunları çözmeye yönelik çalışmalar yapmaktadır. Bu nedenle Orta Anadolu Kürtleri, Türkiye genelinde Kürtlerle birlikte mücadele etmekte ancak kendilerine özgü bir yol izlemektedir.

Orta Anadolu’da kürt siyasallaşmanın artışı ile paralel olarak devlet aygıtlarının manipülasyonlarında yinelenen “terörist” kurgusu, Orta Anadolu Kürtlerinin bir kesimini etkilemektedir. Bu kurgu, Kürtlerin topluluk olarak bütünüyle terörist olarak görülmesine neden olarak, Orta Anadolu Kürtlerinin sosyal ve siyasal hayatlarının birçok alanında zorluklarla karşı karşıya kalmasına yol açabilir. Bu zorluklar arasında iş bulmakta zorluk çekmelerine, sosyal kabul görmekte zorluk çekmelerine ve hatta devlet tarafından yaptırımlara maruz kalmalarına kadar uzanabilir. Bu nedenle Orta Anadolu Kürtleri, kendilerini siyasal olarak temsil eden partilere veya örgütlere sempati duymasa bile, sosyal ve siyasal hayatlarının etkilenmemesi için bu kurgunun yıkılmasını arzu edebilirler.

Bu, Orta Anadolu Kürtlerinin genellikle siyasal aktivizm gibi “terörist” olarak nitelendirilen faaliyetlere katılmamalarına neden olur. Öte yandan, devletin söylemleri ve uygulamaları nedeniyle Kürt kimliği ile ilgili bir rahatsızlık yaşayanların sayısı da artmaktadır. Bu, Orta Anadolu Kürtlerinin kimlikleri ve siyasal tercihleri ile ilgili birçok zorluklarla karşı karşıya kalmaktadır.

Devlet aygıtının kullandığı güdüleme politikalarından etkilenenlerden, “Biz buralarda bir sorun yaşamıyoruz,” söylemini duymak mümkündür. Ancak, bu "şans" algısı yanıltıcı olabilir. Çatışmalı bölgelerde yaşayan Kürtlerle duygusal bağ kurmakta eksikliklere neden olabilir. Ayrıca, Orta Anadolu Kürtlerinin de devletin çatışmalı bölgelerde uyguladığı politikalardan etkileniyor olması muhtemeldir. Örneğin, çatışmaların etkisiyle yaşanan ekonomik sıkıntılar, Kürtlerin bölgede kalmalarını veya bölgeden gitmelerini zorlaştırabilir. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtlerinin de diğer bölgelerdeki Kürtler gibi Türkiye'de Kürt sorununun çözümüne katkıda bulunması gerekmektedir.

Orada olanlar siyaset işi, sen ekmeğine bakarsan kim sana ne diyebilir? Bu söylem, Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal konulara ilgilerinin az olduğu, önceliklerinin ekonomik ve gündelik yaşam konuları olduğu, siyasal sorunların çatışmalı bölgelerde yaşananlar ile sınırlı olduğu anlamına gelebilir. Ayrıca, devletin oluşturduğu algının etkisiyle Kürt sorununun sadece bölgesel bir sorun olarak algılandığını ve Orta Anadolu Kürtlerinin bu algının içinde kalmak istediğini de ifade etmektedir. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtleri siyasal konulara ilgilerinin az olduğunu düşünürken, aslında kendilerine özgü bir siyasal kültür oluşturmuşlar ve bu siyasal kültürün içinde yaşamaya devam etmektedirler.

Orta Anadolu Kürtleri, yaşadıkları bölgenin siyasal ve kültürel yapısından dolayı Kürt sorununun derinleştiği diğer bölgelerle kıyaslandığında daha az etkilenmiş olabilir. Ancak, devlet aygıtının manipülasyonları ve "terörist" kurgusunun etkisiyle bu kesim de siyasal konulara dair birçok endişe ve kaygı yaşayabilir. Bu durum, Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal kimliği ve siyaset yapma biçimleri hakkında daha detaylı analizler yapmak için fırsat tanımaktadır.

Orta Anadolu’da Kürt ve Türk gruplar aynı dinsel pratiğe mensuptur; her ikisi de aynı Sünni-Hanefi mezhepte buluşur. Bu, Orta Anadolu Kürtleri için dinî kimlikleriyle Türkler arasında bir bağ oluşmasına veya Türklerin Kürtleri dini konularında dışlamasına neden olmamaktadır. Bunun yerine, siyasal konularda ve bölgesel kimliklerde kurulan farklılıklar, Kürt ve Türk gruplar arasında sosyal ve siyasal ilişkileri etkilemektedir.

Mezhep pratiklerinin ortaklaştığı noktada etnik kimlik ve siyasal tercih farklılıkları ikinci plana ötelenebilir. Bu nedenle Orta Anadolu'da Kürt ve Türk gruplar arasında dinsel pratikler bakımından bir uyum ve iç içe yaşama daha yaygındır. Ancak, etnik kimlik ve siyasal tercihler nedeniyle ilişkilerde gerilim ve çatışma olasılığı hala mevcuttur.
Bölgede uzun yıllara dayanan birlikteliğin en önemli argümanı aynı mezhebin mensubu olmaktır. Bu, bölgede yaşayan Kürt ve Türk toplulukları arasında bir nevi "ortak dil" oluşturur ve bu nedenle etnik farklılıkların önemsiz kalmasına neden olabilir. Aynı zamanda, dinsel pratiklerin ortak olduğu noktada toplumlar arasındaki bariyerler azaltılabilir ve dolayısıyla ilişkiler daha iyi hale gelebilir.
1970’lerden itibaren artan Kürtlük bilinci ile paralel olarak Türk milliyetçiliğinin yükselişi sonucunda bölgede önemli derecede bir çatışma çıkmaması her iki kesim için de bu dinsel-mezhepsel birlikteliğe bağlanabilir. Bu dinsel-mezhepsel birliktelik, aynı zamanda Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal kimlikleri ve siyasal tercihleri konusunda daha özgür olduklarını da göstermektedir. Kürt siyasetinin önemli bir parçası olarak görülen milliyetçilik ve özgürlük talepleri, bölgede mezhep ve din birlikteliği sayesinde daha az şiddetli bir şekilde ifade edilebilmektedir. Bu durum, Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal kimliklerinin ve tercihlerinin birçok bölgede olduğu gibi sadece etnik kimliklerine dayanmamasını gösterir.

Orta Anadolu’da toplumsal ilişkiler

Orta Anadolu Kürtlerinin birçok değişkenden etkilenerek oluşturduğu siyasal kültür, çevrede örülmüş olan toplumsal ilişkiler ile doğrudan bağlantılıdır. Bu ilişkiler özellikle etnik kimlik, dinsel pratik, ekonomik durum, sosyo-kültürel yapı, milliyetçilik gibi faktörlerle belirlenmektedir. Orta Anadolu Kürtleri, uzun yıllar boyunca bölgede yaşayan diğer etnik gruplar ile yoğun ilişki kurmuş ve bu ilişkiler sonucunda kendine özgü bir siyasal kültür oluşturmuştur. Bu kültür, çatışmalı dönemlerde daha örtülü olmakla birlikte, çatışma süreçlerinin ortadan kalkması ile aleniyet kazanmıştır.

Orta Anadolu Kürtlerinin ekonomik hayatları, bölgedeki tarımsal faaliyetler ve işletmelerle sınırlıdır. Bölgede üretim yapmakta olan Kürtler, ürünlerini yerel pazarlarda satarlar ve bölgede üretim yapmakta olan diğer gruplarla ekonomik ilişki içindedirler. Kültürel açıdan ise Orta Anadolu Kürtleri, bölgede yaşayan diğer etnik gruplarla benzerlikler gösterirler. Gündelik yaşamda ise Kürtler, diğer etnik gruplarla iç içe yaşarlar ve aralarındaki ilişkiler genellikle iyiye yakındır. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal kültürü de bölgedeki toplumsal ve ekonomik ilişkilerin bir yansımasıdır.

Ekonomik olarak bölge tarıma ve hayvancılıkta yoğunlaşmıştır. Bunun yanı sıra son yıllarda turizm sektörü de bölgede gelişme göstermiştir. Kürtlerin genellikle tarım ve hayvancılıkla uğraştıkları ve Türklerin ise turizm sektöründe daha aktif oldukları görülmektedir. Bu ekonomik farklılaşma, toplumsal ilişkilerde de farklılıklar yaratmaktadır. Kültürel olarak bölgede hem Kürtlerin hem de Türklerin aynı Sünni-Hanefi mezhepte oldukları için ortak kültürel değerler paylaştıkları görülür. Ancak, Kürtlerin kendilerine özgü kültürel pratikleri de bulunmaktadır. Örneğin, Kürtlerin kutladıkları bayramlar Türkler için tanınmamaktadır. Gündelik yaşamda ise Kürtler ve Türkler arasında birçok işbirliği ve etkileşim bulunmaktadır. Fakat ekonomik farklılaşma nedeniyle ilişkiler arasında bir gerilim oluşabilmektedir.

Siyasal alandaki değişimlerle bağlantılı olarak Kulu ve Cihanbeyli’de toplumsal ilişkilerde de bir dönüşümden söz edilebilir. Bu dönüşüm, özellikle ekonomik alanda ortaya çıkar. Örneğin, Kürtlerin işletmelere katılması veya kendi işletmelerini kurması sonucunda, etnik kimliklerine dayalı bir rekabet ortaya çıkmıştır. Bu rekabet, gündelik yaşamda kurulan ilişkilerde ve ekonomik alanda daha belirgindir. Aynı zamanda, siyasal alandaki değişimler ile Türk milliyetçiliğinin yükselişi, Kürtlerin siyasal eğilimlerini ve davranışlarını da etkilemiştir. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtleri siyasal alandaki değişimleri toplumsal ilişkilerinde de yansıtmışlardır.

Dönüşüm, özellikle her seçim döneminde artan bir oranda Kürt etnik kimliği ekseninde siyaset yürüten partilere çıkan oylar yani seçim sonuçlarında kendini belli eder. Ayrıca, Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde Kürt etnik kimliği üzerinden siyaset yapılması, etnik kimliği ön plana çıkarmakta ve toplumsal ilişkilerde bir bölünmeye yol açmaktadır. Bu bölünme, sosyal açıdan daha az kabul gören Kürtlerin dışlanmasına, sosyal ayrımların ve önyargıların artmasına neden olabilir. Bu nedenle, toplumsal uyumun korunması için siyasal alandaki çalışmaların etnik kimlik ekseninden ziyade, insan hakları, adalet, ekonomik kalkınma gibi konular üzerinden yürütülmesi önemlidir.

Konya gibi sağ partilerin oy deposu olan ve geleneksel olarak milliyetçiliğin güçlü olduğu bir bölgede Kürt siyasetine bu miktarda oy çıkması, görüşmecilerin çoğunun dile getirdiği gibi, bölgede yaşayan diğer partilere oy veren kesimleri rahatsız etmektedir. Ancak, bu rahatsızlık, bölgede yaşayan Kürtlerin milliyetçi Türkler tarafından dışlanmasına veya baskı altına alınmasına neden olmamaktadır. Bunun yerine, Kürt siyasetinin yaygınlaşması, toplumsal ilişkilerde bir dönüşüme yol açmaktadır. Bu dönüşüm, Kürtlerin etnik kimliğinin daha açık bir şekilde ifade edilmesine ve kabul görmesine yol açarken, aynı zamanda Türklerin de Kürtlerin etnik kimliklerini daha iyi anlamalarına ve kabul etmelerine olanak tanımaktadır. Bu nedenle, Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde Kürt siyasetinin yaygınlaşması, toplumsal ilişkilerde daha fazla tolerensiye ve anlayışı beraberinde getirmektedir.

Türkler, seçimden sonra bölgede Kürt partisine yüksek oranda oy çıkmasından rahatsız oldular. Bu rahatsızlık, gündelik yaşamda iş ve ticaret alanlarında kurulan ilişkilerde, ilişkilerin gerginleştiği şeklinde kendini göstermektedir. Bu durum, Orta Anadolu bölgesinde yaşayan Kürt ve Türk topluluklar arasında sosyal ve ekonomik çatışmalara yol açabilir. Bu nedenle, seçimlerin ardından siyasetçilerin hızla çalışması ve toplumun her kesimine eşit bir şekilde hizmet etmeleri gerekir. Bu işi yapmazlar ise çatışmaların ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır.

Türkler, Kürt siyasi partilerine oy verenleri kendilerinden uzaklaştırıyorlardı. Bunun sonucunda bölgede ilişkiler gerginleşiyor ve iki toplum arasında bir mesafe oluşuyordu. Özellikle seçim dönemlerinde bu gerginlik daha da artıyor ve bölgede sosyal huzursuzluk yaşanıyordu. Bu durum, Türk ve Kürt topluluklar arasındaki ilişkileri zayıflatıyor ve bölgede uzun dönemli bir barışın sağlanmasını engelleyebiliyordu.

Ancak bölgede korku ve gerginlik ortamının seçim sonuçlarından ziyade, çatışma döneminde yaşanmış travmalar ve devletin uyguladığı baskı politikalarından kaynaklandığı düşünülmektedir. Bu gerginlik, siyasal alandaki değişimlerle birlikte zamanla azalabilir. Ancak, bu konuların çözümü için sağlıklı bir diyalog ve sosyal adaletin sağlanması gereklidir.

Seçim sonuçlarının bölgede toplumsal ilişkileri etkilemesi, siyasal alanın toplumsal hayatın içinde yer aldığının bir göstergesidir. Bu bağlamda, siyasal alanın toplumsal ilişkiler üzerindeki etkisi, bölgede siyasal partilere oy verilen oranlarla doğrudan ilişkilidir. Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde, Kürt etnik kimliği ekseninde siyaset yürüten partilere çıkan oyların yüksekliği, bölgedeki Türkler tarafından rahatsızlık yaratmaktadır. Bu durum, siyasal alanın toplumsal ilişkiler üzerinde önemli bir etkisi olduğunu gösterir.

Etnik kimlikler arasındaki farklılıklar, siyasal alanın yanı sıra toplumsal ilişkileri de etkileyebilir. Bu nedenle, siyasal çatışmaların yarattığı gerginlikler, bölgede yaşayan her etnik grubu kendi içinde daha çok dayanışmaya sevk edebilir. Aynı zamanda, etnik kimlikler arasındaki farklılıklar, ekonomik, kültürel ve gündelik yaşam pratiklerine de yansıyabilir. Özellikle, seçim dönemlerinde siyasal çatışmaların arttığı bölgelerde, toplumsal ilişkilerde gerginlikler oluşabilir.

İlçe merkezlerindeki sosyalleşme mekânlarının (kıraathane, internet kafe, çay ocağı vb.) etnik kimlik farklılıklarına göre düzenlenmiş olması görünen gündelik yaşam farklılıklarındandır. Bu farklılıklar, toplumsal ilişkilerin gerginliğini arttırmakta ve etnik kimlikler arasındaki ilişkileri daha da zorlaştırmaktadır. Bu durum, bölgede yaşayan insanlar için sosyal ve psikolojik açıdan zorluklar yaratmaktadır. Ayrıca bölgede yaşayan insanların sosyal ilişkilerini ve hatta arkadaşlıklarını etnik kimliklerine göre sınırlandırdığına dair görüşler de mevcut. Bu durum, bölgede yaşayan insanlar arasındaki iletişimi zorlaştırmakta ve toplumsal birliği zayıflatmaktadır.

Özellikle erkeklerin sosyalleşme mekânı olarak kullandığı kıraathaneler iki ilçe merkezinde de Türk ve Kürt olarak ayrılmıştır. Bu ayrım, toplumsal ilişkilerde etnik kimlik farklılıklarının önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Kıraathanelerin etnik kimliklere göre ayrılması, sosyalleşmenin etnik kimlikler arasında bir bariyer oluşturmasına neden olabilir. Bu bariyer, toplumda farklı etnik gruplar arasında daha az iletişim ve dayanışma oluşmasına yol açabilir.

Ancak bu ayrım, bölgede var olan toplumsal ilişkilerin ve siyasal alandaki farklılıkların, gündelik yaşam pratiklerinde de kendini gösterdiğini gösterir. Bu ayrım, bölgede var olan etnik kimlik farklılıklarının, gündelik ilişkileri etkilediği anlamına gelmez, ancak etkisi olduğu kabul edilebilir.

Ancak sürekli ziyaretçilerin ve çalışanların etnik kimlikleri arasında bir uyumlu örtüşme olduğu görülür. Bu, gündelik yaşam pratiklerinin etnik kimlikler üzerinden nasıl yapılandığını ve bölgede var olan toplumsal ilişkilerin nasıl etkilediğini gösterir. Bu mekânlar etnik kimlikler arasındaki ilişkileri daha da gerginleştirebilir ancak aynı zamanda etnik kimlikler arasındaki dayanışmayı artırmada da rol oynayabilir.

Aynı şekilde Türkler de Kürt grupların kıraathanelerine kısa süreli gitmektedir. Bu ayrım, sosyalleşme mekânlarının gündelik yaşamda oluşan etnik kimlik farklılıklarına göre düzenlenmiş olmasından ötürü ortaya çıkmaktadır. Bu farklılıklar, sosyalleşme mekânlarının sahiplerinin etnik kimliği ile değil, ziyaretçilerin etnik kimlikleri ile alakalıdır.

Kültürel olarak birbirinden tamamen bağımsız iki ayrı halk görünümünde olan Kürt ve Türk grupları kendi kültürel pratiklerini kararlılıkla koruyorlar. Bu yüzden, her iki grubun arasındaki ilişkiler, bazen kutuplaşmış ve gergin olabilir. Ancak, aynı zamanda her iki grubun arasındaki etnik farklılıkların üstesinden gelebilecek ortak noktalar da mevcut olabilir. Örneğin, aynı mezhepte bulunma, dinsel etkinliklere katılma, ekonomik işbirliği gibi. Bu nedenle, Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde etnik farklılıkların üstesinden gelebilecek ortak noktaların aranması ve öne çıkarılması, ilişkileri olumlu yönde etkileyebilir.
Bu, her iki etnik grubun arasındaki kültürel ve sosyal farklılıkların neden olduğu bir durumdur. Bu farklılıklar, her iki grubun arasındaki ilişkileri belirler ve evlilikler yoluyla kurulmuş bir bağın oluşmasını engellemektedir.

Ayrıca, iki toplum arasındaki tarihsel ve siyasal çatışmaların etkisi, her iki grubun birbirlerine güvensizlik duymasına yol açmış olabilir. Bu nedenle, evliliklerin az olması, iki toplum arasındaki ilişkilerin genel olarak gergin olmasının bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.

Kulu ve Cihanbeyli’deki Kürt ve Türk grupları Sünni-Hanefi mezhebine mensuptur. Ancak mezhep pratikleri arasında belirgin farklılıklar vardır. Kulu ve Cihanbeyli’de Türkler camiye daha sık gitmekte ve dini bayramları daha aktif kutlamaktadır. Kürtler ise camiye gitme oranları daha düşüktür ve dini bayramları daha az aktif kutlamaktadır. Bu farklılıklar, Kürt ve Türk gruplarının mezhep pratiklerinde birbirlerinden farklı olarak sosyalleşmelerine neden olmaktadır.

mezhep birliği ilişkileri daha iyi bir şekilde yürütmenizi sağlar ve etnik farklılıklar nedeniyle çatışmaların önüne geçer. Ancak, mezhep birliği sadece evlilikler için değil, her türlü ilişkiler için önemlidir. Mezhep birliği, insanlar arasındaki ilişkileri daha iyi hale getirmekte ve çatışmaları azaltmaktadır.

mezhepsel birlik algısı, iki etnik grubun arasındaki ilişkileri daha iyi hale getirir ve çatışmaları azaltır. Din/mezhep birliği algısı, her iki grubun da kendilerini birbirlerine daha yakın hissetmelerine ve dolayısıyla birbirlerine daha fazla saygı duymalarına neden olur. Bu nedenle, mezhep/din birliği, etnik farklılıkların üstesinden gelinmesinde ve ilişkilerin daha iyi hale getirilmesinde belirleyici bir rol oynar.

Bu, iki grup arasında kurulan ilişkilerde daha az çekişme, daha çok anlaşma ve hoşgörü ortamı oluşmasına yol açar. Mezhepsel birliğin, etnik kimlik farklılıklarının ön plana çıkmasını önlemesi ve toplumsal barışı sağlaması bakımından önemlidir.

Bu nedenle, Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde mezhepsel ortaklık, etnik kimliklerin bilinciyle birlikte var olabildiğinden, toplumlar arasındaki ilişkileri sürdürmede önemli bir rol oynayabilir. Mezhepsel ortaklık, etnik kimlikler arasındaki çatışmaları azaltabilir ve ilişkileri daha barışçıl hale getirebilir. Ancak, bu dinsel ortaklık siyasal tercihler ve çatışmalar gibi diğer faktörlerin etkisiyle değişebilir.

genellikle seçim dönemlerinde siyasal tercihler etkili olurken, seçim dışında kalan süreçlerde ilişkilerin normal seyretmesi dinsel-mezhepsel birliğin ürünü olarak değerlendirilir. Bu birlik, ilişkilerin çatışma ya da gerginlik yerine daha sakin ve barışçıl bir hale gelmesine neden olur.


Dolayısıyla, Orta Anadolu'da Sünni-Hanefi mezhebinin kurduğu dinsel ortaklık, Kürt ve Türk gruplar arasındaki ilişkileri daha uyumlu hale getirir ve siyasal tercih farklılıklarının etkisini azaltır. Bu, bölgede uzun yıllara dayanan birlikteliğin en önemli argümanı olarak görülmektedir.

Ancak, dinsel-mezhepsel birlik ekseninde kurulan ilişkiler, etnik gruplar arasında bir anlamda bir "barışım" sağlar ve ilişkilerin daha rahat ve sıcak olmasına olanak tanır. Bu, iki etnik grubun birbirlerine karşı daha hoşgörülü ve anlayışlı olmalarını sağlar.

Türk grupların Kürtlere yaklaşımı, onların cahil ve kaba oluşu ile ilgiliyken aynı şekilde Kürt grupların Türk gruplarına bakışları da cahil olmaları yönündedir. Bu bakış açıları, etnik gruplar arasındaki ilişkileri olumsuz etkileyebilir ve bölgede sosyal adaletsizliklere yol açabilir. Ötekileştirme ve değersizleştirme, her iki grubun arasındaki ilişkileri zayıflatabilir ve çatışmalara yol açabilir. Bu nedenle, ilişkilerin düzgün ve adil bir şekilde yürütülmesi için her iki grup arasındaki farklılıkların kabul edilmesi ve ötekileştirmeye yer bırakmadan insanların birbirlerini anlamaya çalışması önemlidir.

Kulu’da uzun yıllar tarım kooperatifçiliği yapan bir görüşmecinin deneyimleri bu konuda kayda değer: Kulu Türklerinin bir âdeti vardır; Kürt köylerine gidecekleri zaman köyün ismini söylemezler, “Kürde gideceğim...” derler.

Kürtleri bir bütün olarak görüyorlardı.

Mesela Kulu Türkleri kendi aralarında birbirlerine söz verdikleri zaman “Kürt sözü mü Tatar sözü mü?” diye sorarlar. Bu tür ifadeler, Kulu ve Cihanbeyli'de Türk ve Kürt gruplar arasındaki ilişkilerin ilişki öncesi ve sonrası dönemlerde nasıl olduğunu ve iki grubun birbirlerine bakış açılarını göstermektedir. Bu ifadeler, Türk gruplarının Kürtleri bir bütün olarak görmelerine ve onları ötekileştirmelerine işaret etmektedir. Aynı şekilde Kürt gruplarının da Türk gruplarını cahil olarak görmeleri, iki grubun birbirlerine bakış açılarının ön yargılı olduğunu göstermektedir. Bu tür düşünceler, ilişkileri zorlaştıran ve birbirlerine yaklaşmalarını engelleyen etkenlerdendir.

Kürt toplulukları ekonomik bakımdan geliştikçe “cahil” olduklarına dair görüşler günlük hayattan silinir. Ancak yine de genel olarak iki etnik grup arasındaki ilişkilerin önemli ölçüde etkilendiği seçim dönemlerinde siyasal tercihlerin etkisi devam etmektedir. Ayrıca, uzun yıllardan beri var olan ve kalıcı hale gelmiş algılar ve stereotipler de hala varlığını sürdürmektedir. Bu nedenle, iki etnik grup arasındaki ilişkilerin gerçekten dengeli ve olumlu olması için sürdürülebilir bir çaba gerekmektedir.

Buna karşılık, aynı göç olayından ötürü Kürt grupların Türklere bakışında “cahil” algısı zamanla yerleşir. Bu, Kürt gruplarının Türkleri ötekileştirmelerine ve onları daha az değerli görmelerine yol açar. Bu tür stereotip ve ötekileştirme düşünceleri, iki toplum arasındaki ilişkileri zorlaştırabilir ve daha fazla çatışmaya yol açabilir. Ancak bunun yanı sıra, iletişim ve tanıma arttıkça, bu tür stereotip ve ötekileştirme düşünceleri azaltılabilir ve iki toplum arasındaki ilişkiler iyileştirilebilir.

Göçler neticesinde dünya görüşleri ve görgüleri genişlemiş olan Kürtlerin, Türkler hakkında “cahil” nitelemesinin altında biraz da Türklerin Kulu ve Cihanbeyli gibi içe dönük ve küçük ilçelerde yaşıyor olmaları yatar. Bu durum, Türklerin dünya görüşlerinin ve görgülerinin dar olduğu ve yerleşik bir hayat tarzını benimsemiş olmaları sonucudur. Bu, Kürtlerin Türkleri cahil olarak görmelerine neden olur, ancak bu algı gerçekte Türklerin kültürel ve sosyal bilgilerinin dar olmasından kaynaklanmaktadır ve bu algının doğru olmadığını unutmamak gerekir.

Ekonomik olarak daha müreffeh bir seviyeye çıkan Kürtler, Türk kesimini kendilerinden aşağıda görmeye başlar. Bölgedeki Türklerin konuşurken kelimelerin sonunu uzatarak yuvarlamaları Kürt kesiminin, kendi içlerinde geliştirdikleri en görünür “aşağılama” argümanıdır. Bu algılamalar ve söylemler, bölgedeki Kürt ve Türk grupları arasındaki ilişkileri etkileyebilir. Bölgedeki sosyal ve ekonomik dönüşümlerin yanı sıra, bu tür dil ve söylemlerin de etnik kimlikler arasındaki ilişkileri etkileyebileceği unutulmamalıdır.

Türklerin bu yerel ağzı/şivesi ve özellikle Kulu’da yaşayan Türklerin resmen kabul edilmiş dildekinden farklı olan kelime dağarcığı bir alay etme malzemesine dönüşür. Bu, Kulu ve Cihanbeyli gibi küçük ve içe dönük bölgelerde etnik kimlikler arasındaki ilişkileri etkileyen bir faktördür. Etnik gruplar arasındaki ötekileştirme ve aşağılama duygularının oluşmasına yol açar. Bu durum, gündelik ilişkilerin gerginleşmesine ve iletişimin zorlaşmasına yol açabilir.

Bu etkiler arasında, Kürt grupların Türk gruplarına karşı görece olarak daha üstün bir konuma geçmeleri, Türk gruplarının ise Kürt gruplarına karşı görece olarak daha aşağı bir konuma düşmelerine yol açar. Bu, iki grup arasındaki ilişkilerde daha fazla çatışma ve gerilim yaratabilir. Ayrıca, Kürt gruplarının ekonomik olarak güçlenmeleri, toplumsal ilişkilerdeki dönüşümlerde öncü bir rol oynayabilir.

Ekonomik ilişkilerde Avrupa’dan gelen tatilci göçmenlerden yüklüce bir kazanç elde edebilen Kulu ve Cihanbeyli esnafı, bu yüzden etnik kimlik farklılıklarını dikkate almaz. Ancak, gündelik yaşam pratikleri ve sosyal ilişkilerde etnik kimlik farklılıkları hala önemli bir rol oynar. Bu farklılıklar, seçim dönemlerinde ve siyasal konuların tartışıldığı durumlarda daha belirgin hale gelir. Ekonomik faktörlerin etkisi hariç, etnik kimlik farklılıkları iki etnik grup arasındaki ilişkileri etkileyen önemli bir faktördür.

Kulu ve Cihanbeyli esnafı, yaz aylarında yıl boyunca elde ettikleri gelirin dört-beş katını kazanır.

Ekonomik kazanç, her iki grubun daha yoğun sosyal ilişkiler geliştirmesini de beraberinde getirir. Bu durum ilişkilerde etnik kimlik farklılıklarının önemini azaltır ve ekonomik işbirliği öncelik haline gelir. Esnafın işletmelerinde çalışanların etnik kimliği önemli olmaz, önemli olan onların işi iyi yapmalarıdır. Bu nedenle, ekonomik faktörlerin etkisi ile etnik kimlik farklılıklarının önemi azalmaktadır.

Türk kesiminin Avrupa ülkelerine göç eden Kürtler tarafından yabancılaştırılmasına neden olurken, aynı zamanda Kürt kesiminin de Avrupa’ya göç eden Türkler tarafından yabancılaştırılmasına yol açmaktadır. Bu durum, ilişkilerde bir gerilim ve ötekileştirme ortamı yaratabilir.

Bu toplumsal ilişkiler ağı, etnik kimlik farklılıkları, dinsel mezhep birliği, ekonomik ve sosyal farklılıklar, göç dalgası gibi çeşitli faktörler tarafından şekillendirilmektedir. Bu faktörler arasındaki interaksyonlar, karşılıklı algıları ve gündelik ilişkileri etkilemektedir. Özellikle ekonomik faktörler, iki grubun arasındaki ilişkileri daha çok pozitif yönde etkilemektedir. Ancak, siyasi olaylar ve seçim dönemlerinde ilişkiler gerginleşebilmektedir.
Bu etmenler arasında önemli olanlar arasında, ekonomik ve sosyal faktörler, kültürel ve mezhepsel farklılıklar, siyasal tercihler ve tarihsel ilişkiler yer almaktadır. Bu farklılıklar, ilişkileri zaman zaman gerilimli hale getirirken, aynı zamanda birlikte yaşamanın yollarını da belirleyebilmektedir. Bununla birlikte, her iki toplumun kendilerine özgü kültürel ve sosyal pratiklerini koruma eğiliminde olmaları, ilişkileri daha da karmaşık hale getirmektedir.

Kürt topluluklarının göç hikâyesi boyunca kendilerine has kültürel ve sosyal ilişkilerini sürdürmeleri, etnik kimlikleri üzerinden bir birlikteliği muhafaza etmeleri önemlidir. Bu, Kürtlerin göç ettikleri yerlerde kendilerini kabul ettirmelerine ve kimliklerini sürdürmelerine yardımcı olur. Aynı zamanda, Kürt topluluklarının yurtdışındaki diğer etnik gruplarla ilişkileri de bu kültürel ve sosyal bağların etkisi altında oluşur. Bu nedenle, Kürtlerin göç hikâyesinde kültürel ve sosyal ilişkileri üzerinde durmak önemlidir.

Aynı zamanda, Kulu ve Cihanbeyli gibi yerleşim yerlerinde etnik kimliklerin ve siyasal tercihlerin, gündelik yaşam pratiklerinde nasıl yansıdığını ve bu pratiklerin nasıl etkilediğini analiz etmek için önemli bir fırsattır. Bu yerleşim yerlerinde etnik kimliklerin ve siyasal tercihlerin, ekonomik ve mezhepsel faktörlerle nasıl etkileştiğini anlamak, daha geniş bir toplumsal anlamda Türkiye'deki etnik kimlikler ve siyasal tercihler arasındaki ilişkileri anlamak için önemli bir katkı sağlar.

Acaba Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayan Kürt toplulukları için “iki kere öteki olmak”tan bahsedebilir miyiz? “İki kere öteki olmak” kavramı, literatürde genel olarak siyasal sistemin “öteki” olarak nitelendirdiği iki farklı kimliğe sahip olmak anlamında kullanılıyor.

Örneğin Türkiye’de Alevi kadınların, Alevi olmak ve kadın olmak üzere iki farklı öteki kimliği var.

Kulu ve Cihanbeyli gibi yerlerde, Kürt toplulukları hem siyasal hem de etnik anlamda "öteki" olarak kabul edilirler. Bu durum, ilişkileri ve sosyal hayatlarını etkileyebilir. Bu konuda, Kürt topluluklarının sosyal ve kültürel bağlarını koruyabildikleri ve ilişkileri oluşturabildikleri önemlidir.

Bu yerel coğrafyada ise Türklerin çoğunlukta olduğu bir bölgede yaşayan Kürtler için “azınlık” konumu önemli bir faktördür. Bu iki farklı öteki kimliği bir arada taşımak, Kulu ve Cihanbeyli Kürtleri için zorlu bir durumdur ve toplumsal ilişkileri, sosyal ve kültürel hayatlarını etkileyebilir.

Ulus-devlet inşası sürecinde Türkiye Cumhuriyeti yönetimi, Kürt kimliğini, milliyetçi bir perspektiften ele almış ve Kürtleri Türk milliyetçiliğinin dışında tutmuştur. Bu yüzden, Kürtlerin Türkiye siyaseti içinde öteki konumunda yerleşmesi, bu tarihi sürecin bir sonucudur. Bu durum, Kürtlerin Türkiye siyasetinde ve hukukunda eşit haklara sahip olmasının zorluklarına yol açmıştır. Aynı zamanda, Kürtlerin ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının sınırlandırılmasına neden olmuştur.

Bu nedenle, Kürt kimliğinin Türkiye siyaseti içinde öteki konumunda yerleşmesi, kuruluş yıllarındaki ulus-devlet politikalarının bir sonucudur. Bu politikalar, Türk etnik kimliğini vatandaşlık tanımı olarak ele alırken, diğer etnik kimlikleri ötekileştirmeye ve dışlama potansiyeli taşıdı. Bu, Kürtlerin Türkiye siyaseti içinde öteki konumunda yerleşmesine ve bu durumun devam etmesine yol açmıştır.

Bu nedenle, Kürt kimliği Türkiye siyaseti içinde öteki konumunda yerleştirilmiş ve kabul edilmemiş bir kimlik olarak kalmıştır. Bu durum, Kürtlerin siyasi haklarının sınırlandırılmasına, dil ve kültürlerinin yasaklanmasına, sosyal ve ekonomik olarak ayrımcılığa maruz kalmalarına neden olmuştur. Bu tür politikalar, Kürtlerin ulus-devlet içindeki konumunu zayıflatırken, etnik ve kültürel kimliklerini sürdürmelerine engel olmuştur.

Kürt kimliğinin öteki olarak konumlandırılması, Türkiye'de Kürtlerin siyasi, ekonomik ve sosyal açılardan dışlanmasına neden olmuştur. Bu durum, Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde de Kürt topluluklarının yaşadığı zorlukların temel nedenlerinden biridir. Bu zorlukların üstesinden gelmek için Kürt kimliğinin öteki konumundan kurtarılması ve Kürtlerin eşit vatandaşlar olarak kabul edilmeleri gerekir.

Kürt toplulukları en başından itibaren “Müstakbel Türk” olarak algılanır.

Bu, Kürtlerin Türkiye siyaseti ve toplumu içinde ötekileştirilmiş ve yok sayılmış olmasına yol açar. Kürt kimliğinin tanınması ve kabul edilmesi yerine, asimilasyon politikaları uygulanır. Bu, Kürtlerin haklarının ihlal edilmesine, kimliklerinin yok edilmeye çalışılmasına ve sosyal dışlanmaya yol açar.

Kulu ve Cihanbeyli'deki Kürt toplulukları, ülke genelindeki Kürt toplulukları gibi, Türkiye siyaseti ve toplumunda öteki olarak algılanmış ve konumlandırılmıştır. Bu durum, ulus-devlet politikalarının etkisiyle ortaya çıkmıştır ve Kürt kimliğinin asimile edilmeye ve Türklük içinde eritilmeye çalışılmasına yol açmıştır. Kulu ve Cihanbeyli'deki Kürt toplulukları, bu geniş pencereden ele alınan Kürtlük tanımının bir parçası olarak değerlendirilmelidir.

Bu bölgede Türklerin çoğunlukta olduğu için, Kürtler azınlık konumunda ve Türk kimliğinin karşısında öteki olarak konumlandırılırlar. Bu da onların bölgedeki sosyal, ekonomik ve kültürel ilişkilerine etki eder ve iki kere öteki olarak algılanmalarına neden olur.

Yakınında Ankara, Kırşehir, Nevşehir, Aksaray gibi illerin bulunduğu Kulu ve Cihanbeyli Konya’ya bağlı iki ilçedir. Bu nedenle Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayan Kürt toplulukları hem ulusal siyaset içinde öteki olarak konumlandırılırken, aynı zamanda bölgesel anlamda da çoğunluk olan Türk kimliğinin karşısında azınlık konumunda olurlar. Bu durum, iki kere öteki olmalarına neden olur ve ilişkileri ve yaşamlarını etkiler.


Çevre illerde kurumsal yapı ve devletin benimsenmiş bir kimliği varken, Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayan Kürt toplulukları bu kimlik ve yapının dışında kalmaktadır. Bu durum, Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayan Kürt topluluklarının hem ulusal siyaset içinde hem de yerel bölgesel anlamda öteki konumunda olduğunu gösterir.

Aynı zamanda, sağ muhafazakâr ve milliyetçi siyasi görüşlerin çok yaygın olduğu bu bölgelerde Kürt kimliği ve Kürt kimliğine sahip olanlar tarafından ötekileştirilme riski de daha yüksektir. Bu durum, Kulu ve Cihanbeyli’deki Kürt topluluklarının ikinci ötekiliğini oluşturur.

Bu durum Kulu ve Cihanbeyli’deki Kürtlerin yaşadıkları bölgenin siyasal ve sosyal yapısına uymak zorunda kalmış olmalarına yol açar. Bu nedenle, Kulu ve Cihanbeyli’deki Kürtlerin "iki kere öteki" olmaları, onların toplumsal ve siyasal ilişkileri bakımından zor durumda kalmalarına neden olurken, aynı zamanda ekonomik olarak zorunlu olan işbirliği ihtiyacını doğurur.

Kulu ve Cihanbeyli'de yaşayan Kürtler hem ulusal siyasal anlamda "öteki" olarak konumlandırılmışlar hem de bölgesel anlamda azınlık konumunda oldukları için "iki kere öteki" olarak tanımlanabilirler. Bu durum onların toplumsal ve siyasal yaşamlarını etkileyebilir. Bu iki boyutlu ötekileştirme, Kürtleri diğer Kürt topluluklarından ayırmakta ve aynı zamanda etnik kimliklerine olan bağlılıklarını sürdürmelerine olanak sağlamaktadır.

Birinci boyut:

Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde yaşayan Kürtlerin, ulus-devlet siyasetinin ötekileştirici etkilerine rağmen kimliklerini sürdürmelerine olanak sağlar. Bu, yerel sosyal ve ekonomik ilişkilerin ve Kürdistan coğrafyasındaki Kürt toplulukları ile olan bağların etkisiyle gerçekleşir. Bu durum, Kürtler için "iki kere öteki olmak" kavramının önemli bir boyutudur.


Kürt topluluklarının kimliklerini sürdürme mücadelesi olarak değerlendirilebilir. Etnik kimliğinin önemine rağmen, Orta Anadolu’da yaşayan Kürtler siyasal ve toplumsal olarak bölgesel anlamda öteki konumunda bulunmaktadırlar. Bu durum, Kürt topluluklarının, iki boyutlu bir öteki olarak yaşadıklarını gösterir.

Kulu ve Cihanbeyli gibi yerleşim alanlarında Kürt kimliğini koruyan ve sürdüren bir toplumun oluşmasına neden oldu. Bu toplum, etnik kimliklerinden dolayı ötekileştirilmiş olsa da, kimliğini sürdürebilme ve koruya bilme becerilerini kazandı. Bu aynı zamanda, Kürt kimliğinin özellikle siyasi olarak dışlanmış olmasına rağmen, kültürel olarak yaşatılmasına olanak sağladı.

Bu durum, Kulu ve Cihanbeyli gibi Orta Anadolu bölgesinde yaşayan Kürt topluluklarının, kendilerine dayatılan öteki kimliğine karşı direniş göstermelerini ve kimliklerini sahiplenmelerini sağladı. Aynı zamanda, bu öteki konumunun getirdiği sosyal ve ekonomik zorlukların yanı sıra, kimliklerini sahiplenmelerinde ve sürdürmelerinde daha fazla çaba sarf etmelerine neden oldu. Bu, Kulu ve Cihanbeyli gibi Orta Anadolu bölgesinde yaşayan Kürt topluluklarının, kendilerine dayatılan öteki kimliğine karşı direniş göstermelerini ve kimliklerini sahiplenmelerini sağladı.




İkinci boyut ise:
Orta Anadolu Kürtlerinin Kürdistan coğrafyasındaki Kürtlerden toplumsal ve siyasal olarak farklılaşmasıdır. Bu durum, Kulu ve Cihanbeyli gibi Orta Anadolu bölgesinde yaşayan Kürtlerin siyasi tercihlerini ve tutumlarını etkileyebilir. Kürt etnik kimliği bilincinin gelişmesi ve sürekliliğinin sağlanması için yapılan mücadeleler, bölgesel olarak öne çıkan milliyetçi eğilimler ve azınlık konumunda olmaları nedeniyle daha sınırlı olabilir ve radikal siyasi hareketlere pek nadiren rastlanır.


Kulu ve Cihanbeyli gibi Orta Anadolu bölgesinde yaşayan Kürt toplulukları, yerel siyasal dinamikler ve bölgesel özellikler nedeniyle ulusal siyasetten ve Kürt siyasal hareketlerinden farklı bir şekilde etkilenir. Öteki konumunda olmaları, radikal siyasal eğilimleri ve illegal faaliyetlere yönelmelerini engelleyebilir. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtleri siyasal tercihleri ve mücadeleleri bakımından farklılaşmıştır ve kendilerine özgü bir siyasal tutum sergilemektedirler.


Kulu ve Cihanbeyli gibi Orta Anadolu bölgesinde yaşayan Kürt topluluklarının siyasi tercihleri ve sosyal ilişkileri, ulusal siyasetin etkisi ve bölgesel dinamiklerin bir karışımı sonucu oluşmuştur. Kürt kimliğinin ötekileştirilmiş olması, Kürt topluluklarının bölgesel anlamda azınlık konumunda olması ve Türk milliyetçiliğinin yüksek olduğu bir ortamda, radikal siyasal eğilimlerin kitlesel bir karşılık bulmamasına neden olmaktadır. Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayan Kürt topluluklarının siyasi tercihleri, gündelik politikanın Kürdistan coğrafyasında oluşabildiği yoğun eylemselliğe karşın daha yavaş ve yumuşak bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Kulu ve Cihanbeyli’de Kürtler, genel olarak tarım ve hayvancılık faaliyetlerinde çalışmaktadır. Ancak, bölgede Türklerin çoğunlukta olduğu ve Kürtlerin azınlık konumunda olduğu düşünülürse, Kürtler için tarım ve hayvancılık işlerinde çalışmak bir seçenek değil, zorunlu bir iştir. Bu nedenle Kulu ve Cihanbeyli’de Kürtlerin ekonomik faaliyetleri, genellikle daha düşük seviyede örgütlü ve az karlıdır. Ayrıca, Kulu ve Cihanbeyli’de Kürtlerin ekonomik faaliyetleri, genellikle kendi aralarında yapılır ve diğer etnik gruplarla az iş yapılır. Bu durum, Kulu ve Cihanbeyli’de Kürtlerin, toplumsal ilişkiler bağlamında ekonomik faaliyetlerine özgü bir “kürdün marketi” olarak nitelendirilir.
arımsal faaliyetler için gerekli tarımsal alet ve makineler de bölgede bolca bulunur. Ancak, Kürtlerin arazileri genellikle küçük olduğu için, tarımsal faaliyetleri büyük ölçekli tarım işletmelerine göre daha az verimlidir. Ayrıca, tarımsal faaliyetlerin ürünleri genellikle yerel pazarlarda satılır, böylece Kürt çiftçilerin gelirleri daha düşüktür. Bu nedenle, Kulu ve Cihanbeyli’de yerleşik Kürtler genellikle ekonomik olarak zor durumdadır. Bu durum, Kürtlerin bölgede ekonomik olarak daha az etkili olduğunu ve daha az güçlü bir pozisyona sahip olduğunu gösterir.
Arazi sahibi olduğu halde büyükşehirlere veya Avrupa’ya göç etmiş insanlar, tarımsal üretimle ilgisizdir. Bu durum, köylerde yaşayan çiftçilere yarar; sahiplerinin değerlendirmediği tarım arazileri, “yarıcılık” sistemi ile tarımsal üretim için kullanılır. Bu sistem sayesinde köylerde yaşayan çiftçiler tarımsal faaliyetlerle işlerini sürdürebilirler ve böylece köylerdeki tarımsal üretim devam edebilir. Ancak, bu sistem aynı zamanda tarla sahiplerinin tarımsal faaliyetlerle ilgilenmemelerine de neden olur. Hasat zamanı üründen elde edilen gelirden masraflar çıkarılır, geriye kalan miktar tarla sahibi ile yapılan anlaşmaya göre –çoğu zaman yarı yarıya– paylaşılır. Bu sistem, tarla sahiplerinin üretimle ilgilenmemelerine rağmen, tarımsal üretimi sürdürmelerine ve yararlanmalarına olanak tanır. araziler miras yoluyla sürekli olarak parçalanır. Bu da, Kulu ve Cihanbeyli’de Kürtlerin tarımsal üretim için kullandıkları arazi parçalarının zaman içinde küçük olmasına yol açar. Bu, üretimin azaltılmasına ve üretimin daha az verimli hale gelmesine neden olabilir. Ayrıca, arazilerin bölünmesi, üretimin sürdürülebilirliğini de tehlikeye atabilir.
Tarımdan elde edinilen kazanç yıl boyunca ailenin masraflarını karşılayabilecek düzeyde değildir. Bu da tarımsal faaliyetlerin ek gelir elde edilebilecek bir iş olarak algılanmasına neden olmuştur. Bu yüzden Kulu ve Cihanbeyli’de yerleşik Kürtler tarımdan elde edilen kazancın yanı sıra diğer işlerde çalışarak ailelerinin geçimlerini sağlamaktadır. Örneğin, inşaat, hizmet sektörü veya ticaret gibi alanlarda çalışmaktadırlar. Bu nedenle, tarım sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel olarak da önemlidir. Çünkü tarım, Kulu ve Cihanbeyli’de yerleşik Kürtlerin geçimlerini sağlamak için gerekli olan bir araçtır.
Hayvanların yazın yaylakta, kışın ise köylerde bakımının yapılması, Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayan Kürt topluluklarının hayvancılık faaliyetiyle birlikte tarım faaliyetleri de yürüttüğünü gösterir. Bu, toplulukların ekonomik faaliyetlerinin çeşitlendirilmesini sağlar ve ekonomik olarak daha dayanıklı hale gelmelerine yardımcı olur. Bu sistemde, hayvanların bakımı, beslenmesi ve satışı gibi tüm faaliyetler yerleşik halk tarafından yürütülür. Hayvancılık, Kulu ve Cihanbeyli’de yerleşik Kürtler için ek gelir elde etme ve geçim kaynağı sağlama açısından önemlidir. Aynı zamanda, hayvancılık yaylakların korunmasına ve doğal alanların kullanımına da katkıda bulunur. Bu nedenle, besi hayvancılığı, Kulu ve Cihanbeyli’deki Kürt topluluklarının ekonomik geçim kaynağı olarak önemli bir yere sahiptir. Bu faaliyet, arazi parçasının büyüklüğüne göre farklı sayıda hayvan besleyebilme imkânı sağlar ve kâr oranı daha yüksektir. Ayrıca, besi hayvancılığının yürütülmesi için büyük yatırım yapmaya gerek yoktur, bu nedenle küçük üreticiler için uygun bir seçenektir.
Besi zamanı hayvanların ihtiyaçları ve ahır bakımı genel olarak ev halkı tarafından karşılanır. Bu faaliyet, bölgede yaşayan Kürt toplulukları için ekonomik açıdan önemli bir kaynaktır. Hayvancılık, tarımdan elde edilen kazançların yetersizliği nedeniyle ailelerin ek gelir elde etmelerine olanak sağlar. Aynı zamanda, besi hayvancılığının yürütülmesi, Kulu ve Cihanbeyli’deki Kürt topluluklarının kültürel mirasının bir parçasıdır ve bölgede yaşayan insanlar için önemli bir geçim kaynağı olarak kalmaktadır.
Besi hayvanlarının bakımını daha çok erkek aile reisi ve erkek çocuklar yapar; inek, küçükbaş hayvan ve kümes hayvanlarının işlerini ise kadınlar yürütür. Bu, bölgede kadınların genellikle ev içi çalışmalarla sınırlı olduğu ve erkeklerin ise dışarıdaki faaliyetlerle daha fazla ilgilendiği anlamına gelir. Bu tarımsal faaliyetler, Kulu ve Cihanbeyli’deki Kürt topluluklarının ekonomik olarak hayatta kalmalarını sağlar ve aynı zamanda kültürel bir değer olarak da sürdürülür.
Besi hayvanlarının sayısı kendi pazarını kurabilecek seviyede değildir. Bu yüzden daha büyük işletmeciler köyleri dolaşıp hayvanları satın alır. Bu satın alma sistemi, Kulu ve Cihanbeyli’deki Kürt topluluklarının hayvancılık faaliyetlerinden elde edebildikleri gelirleri sınırlar. Bu durum, kendilerine ait bir pazar yaratma imkânının olmamasına ve pazarlama araçlarının sınırlı olmasına bağlıdır. Aracılar yüzünden Kulu ve Cihanbeyli’de hayvancılıkla uğraşanlar daha az kazanır.
Hayvancılık yıl boyu kesintisiz süren ve daima masraf gerektiren bir iş alanıdır. Bu nedenle, hayvancılık genellikle ek gelir elde etmek için yapılan bir iş olarak görülür. Ayrıca, hayvancılık faaliyetleri genellikle yaz aylarında daha yoğun hale gelir, çünkü hayvanlar yaylaklarda beslenirken, kış aylarında ise ahırlarda beslenirler. Bu da hayvancılık faaliyetlerinin yıl boyunca sürekli bir iş olarak algılanmasına neden olur.
Besi hayvanlarının ihtiyaçları doğrultusunda alınması gereken malzemeler –özellikle yem– alım gücünü zorlar. Bunun yanı sıra, sağlıklı hayvanların elde edilmesi için zaman zaman zorunlu olan ilaçlar, besiciliği yapanlar için ek bir masraf oluşturur. Ayrıca, hayvanların satışına hazır hale getirilmeleri için yapılması gereken giderler de hayvancılık faaliyetinin maliyetini arttırır. Bu sebeple, hayvancılık yapmak sadece ekonomik açıdan değil, aynı zamanda zaman ve enerji açısından da zorlu bir iştir.
ticari hayvancılık işletmelerinin güçlü pazarlama ağları ve daha yüksek üretim kapasiteleri nedeniyle, Kulu ve Cihanbeyli’de hayvancılıkla uğraşan Kürt üreticilerin pazarda rekabet etmeleri zordur. Pazara hayvanları götürecek olan aracı piyasaya hâkimdir; bu da geçimini hayvancılığa bağlayan köylünün pazarlık gücünü zayıflatır ve daha da az kazanmasına neden olur. Sonuç olarak, Kulu ve Cihanbeyli'de yaşayan Kürt topluluklarının ekonomik faaliyetleri özellikle tarıma ve hayvancılığa dayanır. Arazi sahipleri arasında yaygın olan "yarıcılık" sistemi sayesinde köylerdeki çiftçiler tarımsal faaliyetlerle geçimini sürdürür. Hayvancılık ise yıl boyu kesintisiz süren ve daima masraf gerektiren bir iş alanıdır. Pazara hayvanları götürecek olan aracıların piyasaya hâkim olması nedeniyle geçimini hayvancılığa bağlayan köylünün pazarlık gücü zayıflatılmıştır ve kâr oranı düşmektedir.


Kulu ve Cihanbeyli gibi Orta Anadolu bölgesinde yaşayan Kürt topluluklarının ekonomik olarak tarım ve hayvancılık gibi sektörlerde çalışması masrafların yüksek olması ve kazançların düşük olması nedeniyle ekonomik olarak kazanç elde etmelerini zorlaştırmaktadır. Bu nedenle diğer ekonomik fırsatları aramak veya başka sektörlerde çalışmak daha cazip hale gelmektedir.


Kulu ve Cihanbeyli nüfusuna kayıtlı kişilerin eğitim düzeyleri TÜİK verilerine göre Türkiye ortalamasının altındadır. Eğitim düzeyinin düşüklüğü, çalışma hayatında daha az çeşitli seçeneklere sahip olmalarına ve daha az kazanç elde etmelerine yol açar. Aynı zamanda, eğitim düzeyinin düşüklüğü bölgede sosyal ve ekonomik gelişmenin yavaş olmasına da neden olur. Eğitim, kişilerin kendilerini geliştirmelerine ve daha iyi iş fırsatları elde etmelerine olanak tanır, bu nedenle Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde eğitimin yaygınlaştırılması önemlidir.



Eğitim düzeyinin düşüklüğü, işgücü piyasasında nitelikli işgücüne sahip olunmamasına, yüksek kalifiye işgücüne ulaşmak için yapılması gereken yatırımların arttığına ve ekonomik gelişmenin yavaş olduğuna işaret eder. Bu durum, Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde ekonomik büyümenin ve kalkınmanın zor olduğunu gösterir.


Diğer taraftan okullaşma oranını düşüren etmenlerden başlıcası Kürt nüfusun Avrupa’ya yoğun göçüdür. Rol model alınan ailedeki yetişkin bireylerin yaşam pratikleri ve ekonomik statüleri daha genç olanlara cazip geldiğinden Avrupa’ya göçü özendirir. Bu durum özellikle okullaşma oranlarının düşük olduğu bölgelerde daha belirgindir. Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde okullaşma oranları düşük olduğu için nitelikli işgücüne katılım oranları da düşüktür. Bu durum ekonomik kalkınma için bir engel oluşturur ve bölgenin genel refah seviyesini düşürür.


Buna rağmen Kulu’nun Karacadağ beldesi üniversite eğitimi oranının en yüksek olduğu bölgedir. Bu, bölgede eğitimin önemli bir değer olarak görülmesi ve bölge halkının okullaşma oranını arttırmaya çalışmasına işaret eder. Ancak yine de genel olarak eğitim düzeyi düşük kalmaktadır ve ekonomik kazançların arttırılması için nitelikli işgücüne katılım oranlarının artması gerekmektedir.



Karacadağ beldesinden olup, 1980’li yıllardan itibaren üniversite eğitimi almış kişi sayısı azımsanmayacak düzeydedir. Bu, Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayan Kürt topluluklarının eğitim konusunda ciddi bir efor gösterdiklerini gösterir. Özellikle üniversite eğitimi almış bireylerin, bölgedeki genel eğitim düzeyinin üstünde olduğu anlaşılmaktadır. Bu durum, bölgede yaşayan Kürtlerin eğitim konusunda yapabilecekleri potansiyelin olduğunu gösterir ve gelecekte eğitim düzeyinin yükselmesine katkıda bulunabileceklerini düşündürür.


Bu yüzden, Kulu ve Cihanbeyli’deki Kürt topluluklarının eğitim düzeyleri genel olarak Türkiye ortalamasının altındadır ve bu durum ekonomik kazanç elde etmelerini ve nitelikli işgücüne katılmalarını zorlaştırmaktadır. Ancak, Karacadağ beldesi bu genel trendin dışında kalmaktadır ve üniversite eğitimi almış kişi sayısı azımsanmayacak düzeydedir. Bu, siyasallaşmanın üniversite eğitimi ile ilişkili olabileceği düşüncesini doğurmaktadır.


Bu nedenle Karacadağ bölgesinin siyasallaşma süreci ayrı bir çalışma konusu olabilir. Ayrıca, üniversite eğitimi alan kişilerin bölgede geri döndüklerinde ne gibi etkiler yarattıkları ve üniversite eğitimi almanın bölgede sosyal ve ekonomik dönüşümlere ne gibi katkılar sağladığı da ayrıntılı bir şekilde incelenmelidir.


Karacadağ’ı dışarıda bırakırsak Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde üniversite eğitimi alan kişiler azınlıktadır. Bu nedenle, üniversite eğitimi almış kişilerin sayısının az olması, ilçelerin ekonomik ve sosyal gelişimine katkıda bulunmasını zorlaştırmaktadır. Eğitim düzeyinin yükselmesi, nitelikli işgücüne katılımı artırarak ekonomik kazançların artmasına ve sosyal gelişimin hızlandırılmasına katkıda bulunabilir. Bu nedenle, Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde eğitim düzeyinin yükseltilmesi önemli bir konudur.


üniversite eğitimi almamış bireylerin iş fırsatlarının daha sınırlı olması nedeniyle, genç nüfusun bölgeden göç etmesi veya Avrupa’ya gitmesi yaygındır. Bu durum, Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayan Kürt topluluklarının ekonomik ve sosyal durumunu olumsuz etkilemektedir.


Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde üniversite eğitimi almak için gidilen şehirlerde Kürt siyaseti ile tanışma fırsatı bulunmuş olabileceğinden, eğitim düzeyi düşük olmasına rağmen siyasallaşma sürecinde üniversite eğitiminin etkisi değerlendirilmelidir. Bununla birlikte, eğitim imkânları açısından iyi sayılabilecek bir bölgede yaşamalarına rağmen genç kesimin eğitim arzusunun düşük olması ve hizmet ve eğlence sektörlerinde gündelik işler yaparak kazanç elde etmeye çalışması, gençlerin Avrupa ülkelerine göç etmeden önce bir ön hazırlık olarak görmeleri ve eğitimin gereksiz bir yük olarak görülmesi gibi faktörler de dikkate alınmalıdır.

Tarım, hayvancılık, niteliksiz gündelik işler ve Avrupa ülkelerinde işçilik neredeyse tüm ekonomik faaliyetleridir. Ancak bu faaliyetlerin hepsi de düşük kazanç elde etme potansiyeline sahiptir ve genellikle sadece geçim için yeterli olmaz. Ayrıca, üniversite eğitimi alan kişi sayısının azlığı nitelikli işgücüne katılımı zorlaştırır ve ekonomik faaliyetlerin gelişmesini engelleyebilir. Kulu ve Cihanbeyli'de yaşayan Kürt topluluklarının ekonomik durumu, geniş yaylaları ve düzlükleri olsa da, bölgenin küçük üretici profiline sahip olması ve eğitim düzeyinin düşüklüğü gibi faktörler nedeniyle zorluklarla karşı karşıyadır.

Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde ekonomik faaliyetler tarım, hayvancılık, niteliksiz gündelik işler ve Avrupa ülkelerinde işçilik şeklindedir. Bunun nedeni bölgenin coğrafi yapısı, eğitim düzeyinin düşüklüğü ve Avrupa’ya göç etme oranının yüksek olmasıdır. Tarım ve hayvancılık kazanç getirisinin cazip olmaması, insanları diğer iş alanlarında arayışa yönlendirirken, eğitimle uğraşmak istemeyenler ise genel olarak Avrupa’ya göç etmektedir. Bu ekonomik faaliyetler Kürt ve Türk toplulukları için geçerlidir ancak Türklerin Avrupa’ya göç etme oranı Kürtler kadar yoğun değildir ve Türkler ilçe merkezlerinde hizmet sektöründe çoğunluktadır.


genel olarak Kulu ve Cihanbeyli'de ekonomik faaliyetlerin çeşitliliği sınırlıdır ve tarım ve hayvancılık kazanç getirisinin cazip olmaması nedeniyle insanlar diğer iş alanlarına yönelmektedir. Bunun sonucunda, Kürtlerin ilçe merkezlerinde esnaflaşması ve Türklerin hizmet sektöründe çoğunlukta olması oluşmuştur. Bu, toplumun iki kesimi arasında hizmet alacakları dükkânlar açısından ikilik yaratmaktadır. Bu ayrım kesin çizgiler ile oluşmamaktadır ancak genel olarak Kürt ve Türk toplumunun birlikteliği azalmıştır.


Avrupa’da yaşayan göçmenlerin köyündeki evini yenileme ya da yeni ev yapma talepleri, yöredeki inşaat sektörünü canlı tutarken, iki toplum arasındaki ilişkinin de sürekliliğini sağlar.

İnşaat sektörünün cazip kazanç alanı olması, bölgeye Türkiye’nin çeşitli yerlerinden bina yap-satçılarının gelmesini sağlamıştır.

Sonradan gelen yap-satçılar genel olarak Kürt etnik kimliğine sahip kişilerdir. Bu, Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde inşaat sektörünün Kürtler tarafından yönetilen bir sektör olarak görülmesine neden olmuştur. Ayrıca, yap-satçıların Kürt köylerine yaptıkları yatırımlar ve köylerdeki insanlarla olan iş ilişkileri, Kürtlerin ekonomik faaliyetlerinde inşaat sektörünün önemli bir yeri olduğunu göstermektedir. Bu, iki toplum arasındaki ekonomik ilişkileri daha da güçlendirmektedir.


Bu göç, Kulu ve Cihanbeyli’deki ekonomik durumun düşüklüğünden kaynaklanır ve genç kesimin gelecekteki ekonomik kazançlarını arttırmak amacıyla yapılan bir seçimdir. Avrupa’da işçi olarak çalışmak, genellikle daha yüksek ücretler ve daha iyi çalışma koşulları sunmaktadır. Ancak, aynı zamanda genç kesimin köylerinde bıraktığı ekonomik ve sosyal bağların kopmasına neden olur. Bu nedenle, Kulu ve Cihanbeyli’deki ekonomik durumun düzelmesi ve genç kesimin köylerinde kalmasını sağlamak için alternatif ekonomik faaliyetlerin geliştirilmesi önemlidir.

Bu, ekonomik olarak daha karlı olarak görülen iş alanlarının az olması ve eğitim düzeyinin düşük olması nedeniyle olmaktadır. Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde iş seçeneklerinin sınırlı olması, genç kesimin Avrupa’ya göç etmeyi tercih etmesine neden olmaktadır. Bu durum, bölgedeki ekonomik sistemi ve insanların geçim kaynaklarını etkileyebilmektedir.

Avrupa ülkelerinde elde edilen gelir, tatil zamanlarında Kulu ve Cihanbeyli’de bulunan köylerine yatırım olarak geri döner. Bu yatırım genellikle köylerdeki evlerin yenilenmesi, araba ya da traktör alımı gibi yatırımlar olarak gerçekleşir. Ayrıca, göçmenlerin ailelerine Avrupa'da elde edilen gelirlerle birlikte destek olmaları da ekonomik olarak önemlidir. Bu nedenle, Avrupa'ya göç, Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde yaşayan Kürtler için ekonomik olarak önemli bir faktördür.


Son zamanlarda ilçe merkezlerinde inşa edilen yeni konutlardan satın almak da rağbet edilen bir yatırım alanıdır. Bu yatırımlar, köylerdeki binaların yenilenmesine ve genel olarak köylerin ekonomik durumunun iyileşmesine katkı sağlar. Ayrıca göç etmekte olan genç kesim için de ev sahibi olma fırsatı sunar. Bu durum, Avrupa’da çalışıp köylerine yatırım yapma sürecini hızlandırır ve köylerin ekonomik olarak daha stabil hale gelmesini sağlar.

Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde ekonomik yapının işgücü arzını, işgücü talebini ve yatırım alanlarını etkilediği söylenebilir. Avrupa ülkelerine göç, ekonomik yapının belirleyici bir faktörüdür ve toplumsal yapıyı şekillendirmektedir. Bu nedenle, Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde ekonomik yapının analizi, siyasallaşma ve toplumsal yapı hakkında daha geniş bir anlayış kazanmak için önemlidir.

Ancak genel olarak, kültür bir toplumun değerleri, inançları, normları, gelenekleri ve sanatları gibi faktörleri içermektedir. Göç, bu faktörlerin tümünü etkileyebilir ve toplumun kültürel yapısını değiştirebilir. Örneğin, göç edenlerin yerleştiği yerlerdeki kültürle etkileşimleri, kendilerinin kültürleri ve gelenekleri de değişebilir. Aynı zamanda, göç edenlerin çocukları da kendilerine özgü bir kültürel kimlik oluşturabilir. Bu nedenle, göç kültürün çeşitliliği ve zenginliği açısından önemli bir faktördür.

Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde Kürt ve Türk topluluklarının kültürel yapıları karşılaştırıldığında, farklılıklar olduğu görülecektir. Kültürel yapılar arasındaki farklılıklar, toplumlar arasındaki ilişkileri de etkileyebilir. Örneğin, Kürt köylerinde daha yaygın olan geleneksel yeme ve içme kültürü, Türk topluluklarında daha az yaygın olabilir. Aynı şekilde, Kürtlerin dini kültürü ve inançları Türklerden farklı olabilir. Bu farklılıkların etkileri toplumlar arasındaki ilişkilerde farklılıklar yaratabilir ve bu ilişkilerin nasıl tanımlanacağı konusunda fikirler değişebilir.

Bu nedenle kültür kavramı, hem insanlığın ortak yaratımı olarak tanımlanabilecek bir kavram hem de belirli toplulukların, grupların ve bireylerin yaşam tarzlarını oluşturan örf, adet, gelenek ve göreneklerini içerebilen bir kavramdır. Kültür kavramı, toplumsal, sosyal ve ekonomik faktörlerin etkisi altında değişebilir ve zaman içinde evrim geçirebilir.

Ayrıca, kültür, dinamik bir süreçtir ve zaman içinde değişebilir. İnsanların yaşam tarzları, ekonomik ve sosyal koşulların değişmesi, teknolojik ilerlemeler gibi faktörler kültürün evrimini etkileyebilir. Bu nedenle kültürün analizi, yalnızca belirli bir zaman diliminde değil, tarihsel perspektifte yapılması gerekir.

Toplulukların içi ve arasındaki üretim ve bölüşüm ilişkileri; İnsan pratik, kurum ve tahayyüllerinin tarihselliği, birikimsel niteliği ve bu niteliğin her birine kazandırdığı göreli özerklik; Kültürün muhteviyatının oluşturulması, taşınması ve aktarımındaki insan aracılığı ve/veya etkinliği; Kültür oluşturucusu, taşıyıcı ve aktarıcısı olarak insan(lar)ın aralarındaki eşitsiz iktidar ilişkileri ve iktidar konumlarının sahiplerine kültürel muhtevanın yorumlanması ve/veya yeniden üretilmesinde sağladığı avantajlar ve bunların sosyal, ekonomik, siyasal, etnik, cinsiyet gibi faktörlerle ilişkisi. Bu kertelerin hepsinin kültür kavramının anlaşılması ve değerlendirilmesinde önemli olduğunu söylemek mümkündür. Kültür, insanlığın ortak bir yaratımı olarak görülse de, aynı zamanda birey ve toplulukların yaşam tarzlarını belirleyen birçok faktörü içerebilir. Kültür, insanların aralarındaki ilişkileri, iktidar ilişkilerini ve sosyal, ekonomik, siyasal ve diğer faktörleri de etkileyebilir.


Bu yüzden, kültürün oluşumu ve evrimi sadece insanların maddi pratikleri, geçim faaliyetleri, dil, tarih, mitoloji, sanat, inanç, değerler, normlar, kurumlar, kurallar gibi faktörleri ile açıklanamaz. Aynı zamanda insanların arasındaki üretim ve bölüşüm ilişkileri, insanların iktidar ilişkileri ve konumları da kültürün oluşumunu ve evrimini etkiler.


Bu etnik dayanışma, yaşam tarzı, inançlar, görenekler, dil ve tarih gibi kültürel faktörlerle korunmaktadır. Aynı zamanda, ekonomik faaliyetler ve göç etme gibi faktörler de kültürel yapının şekillenmesinde belirleyici rol oynamaktadır. Kulu ve Cihanbeyli’de kültür, insanların birbirleriyle geçim/üretim ve bölüşüm/mübadele ilişkileri içinde oluşur ve sürekli olarak değişir.


Kültürel yapı, siyasallaşmanın oluşmasında önemli bir rol oynayan bir faktördür. Kulu ve Cihanbeyli gibi Kürtlerin yoğun olarak bulunduğu coğrafyalarda Kürt olmak, Türkiye’nin genel Kürt meselesi algısının karşısında, Kürt siyasetinin yükselişini bölgesel düzeyde karşılarken yerleşik olunan bölgedeki grupların “devletçi” hegemonyası altında bulunmak, Avrupa ülkelerine süreklileşmiş ve benimsenmiş göç olgusunun varlığı gibi faktörler kültürel yapının oluşmasına ve siyasallaşmasına yol açmaktadır. Bu durum, kültürün siyasallaşma ile birlikte birçok yönünün ortaya çıktığını ve ilişkilerin kompleks hale geldiğini göstermektedir.

Bu nedenle, Kulu ve Cihanbeyli Kürtlerinin dil kullanımı, Kürdistan coğrafyasındaki Kürtlerin dil kullanımından farklılık gösterir. Bu farklılık, baskı ve asimilasyon politikalarının etkisiyle ortaya çıkmıştır. Ayrıca, Kulu ve Cihanbeyli Kürtlerinin kapalı çevrelerinde kullandıkları dil, kontrolsüz dönüşümlerden etkilenmiştir. Bu dönüşümler, dilin kurumsallaşamamasından kaynaklanmaktadır.

Bu dönüşüm, dilin kontrolsüz olarak gelişmesine yol açar ve dilin özelliklerini kaybetmesine neden olur. Aynı zamanda dilin kurumsallaşmamış olması, kullanımının kontrol edilememesi ve dilin dönüşümüne açık olması, dilin korunması ve gelecekteki nesillere aktarımının zorlaşmasına neden olur. Bu durum, dilin gelecekteki nesillere aktarılmasının ve korunmasının zorlaşmasına, aynı zamanda Kürt kimliğinin dil yoluyla taşınmasının zorlaşmasına neden olabilir.


Kürt etnik kimliğine sahip olan yerli halk, Kürtçe'yi de yoğun olarak kullanmaktadır. Kürt dilinin zamanla uğradığı dönüşüm, hâkim dilin Türkçe olması ile bağlantılıdır. Bu dönüşüm, Türkçe kelimelerin Kürtçe'ye ithal edilmesine yol açmıştır. Kulu ve Cihanbeyli'deki Kürtlerin genel olarak Kürdistan coğrafyasındaki insanlarla ilişkileri yok denecek düzeydedir ancak artan iletişim olanakları ve Avrupa ülkelerine gerçekleşen göçler aracılığıyla bu ilişkiler gelişmektedir. Kulu ve Cihanbeyli'de yaşayan Kürtler, Kürt kültürünü koruma ve sürdürmeye özen gösterirler. Bu kültür, Kürdistan coğrafyası için de geçerli olan belirli genel kapsamlı ögelerin devam ettirilmesini ifade eder.

Kürt etnik kimliği ve dilinin yanı sıra, kültürel ögeler olarak düğün, cenaze gibi gündelik yaşam ilişkileri, Kürt kültürüne ait ögeler olarak sürdürülmektedir.

Ancak, yörede hâkim olan dilin Türkçe olması, Kürtçenin dönüşüm geçirmesine neden olmuştur. Kulu ve Cihanbeyli gibi kapalı çevrelerde kullanılan Kürtçe, Türkçe ile kurulan ilişkiler sonucunda Türkçe kelimelerin içine ithal edilmiştir.

Bununla birlikte, yörenin gündelik hayatında Kürt kültürüne sadakat esastır ve olabildiğince korunmakta ve sürdürülmektedir. Kürt siyasetinin yükselişi ile kurulan ilişkiler hem Kürt kültürünü geliştirir hem de siyasal kültürün toplumsal ilişkilere nüfuz etmesini kolaylaştırır.


yöre Kürtlerinin siyasal eğilimleri genellikle milliyetçi ve muhafazakâr olarak tanımlanabilir. Bölgede hâkim olan siyasal hegemonya, radikal siyasal faaliyetlerin desteklenme oranının düşük olduğu anlamına gelir. Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde gerçekleştirilen Newroz kutlamaları, Kürt kültürünün politik zeminde devam ettirilmesi isteğini gösterir. Newroz, Kürt kimliğinin kolektif olarak dile getirilebilmesi için gerekli olan mecranın yazılı olmayan kültürel alanda aranması olarak ele alınabilir. Bu anlamda, Newroz, Kürt kültürünün siyasal boyutunun bir ifadesidir.

Ancak Anadolu’nun iç kesimlerinin milliyetçi ve muhafazakâr yapısı, siyasal kültürün yönünü domine eder. Bu yapı, yöredeki Kürtlerin siyasal reaksiyonlarını sınırlandırmakta ve radikal siyasal faaliyetlere yönelik desteği azaltmaktadır. Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde, yöredeki milliyetçi ve "devletçi" yapının etkisi nedeniyle, siyasal örgüt ve partilerin sempatizanları tarafından yapılan protesto eylemleri Kürdistan coğrafyasındaki eylemlerle kıyaslandığında daha az radikal olmaktadır.

Bu farklılık, yöredeki siyasal hegemonyanın sürekli olarak referans alınması ile doğrudan bağlantılıdır. Örneğin, Kulu ve Cihanbeyli’nin köylerinde gerçekleştirilen Newroz kutlamaları, Kürt kültürünün politik zeminde devam ettirilmesi isteğini gösterir.


En belirgin farklılık, siyasal reaksiyon gösterme konusunda görülür. Radikal siyasal faaliyetlerin desteklenme oranı Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde düşüktür çünkü yörede milliyetçi ve “devletçi” yapısı baskın ve gelişkindir. Kürdistan coğrafyasında gerçekleşen protesto eylemlerinin radikallik düzeyi ile Kulu ve Cihanbeyli’de etnik kimliksel siyaseti önceleyen örgüt ve partilerin sempatizanları tarafından yapılanlar farklıdır. Bu farklılık, yöredeki siyasal hegemonyanın sürekli olarak referans alınması ile doğrudan bağlantılıdır. Bahsedilen farklılıkları siyasal kültüre dair bir örnekle görebiliriz. Örneğin, Kulu ve Cihanbeyli’nin köylerinde gerçekleştirilen Newroz kutlamaları, Kürt kültürünün politik zeminde devam ettirilmesi isteğini gösterir.


Siyasal faaliyetlerin desteklenme oranının düşük olması, yörede hâkim olan milliyetçi ve devletçi düşüncelerin siyasal faaliyetleri kontrol etmesi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu yapı, radikal siyasal faaliyetlerin kabul görmemesine yol açar. Ayrıca, yörede siyasal faaliyetlerin kontrol edilmesi, yörede yaşayanların siyasal fikirlerini ifade etmelerine engel olabilir. Bu nedenle, yörede siyasal faaliyetlerin desteklenme oranı düşüktür.

Radikal siyasal faaliyetlerin desteklenme oranı Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde düşüktür çünkü yörede milliyetçi ve “devletçi” yapısı baskın ve gelişkindir. Bu yapı, yerel halkın siyasal katılımını azaltır ve siyasal reaksiyonların radikal olmasını önler. Bölgede hâkim olan milliyetçi ve devletçi düşünceler, siyasal faaliyetlerin yerel halk tarafından kabul görmesini zorlaştırır. Bu nedenle, radikal siyasal faaliyetlerin desteklenme oranı düşük olur ve yerel halk genellikle daha muhafazakâr siyasal yolları tercih eder.


Kürdistan coğrafyasında gerçekleşen protesto eylemlerinin radikallik düzeyi ile Kulu ve Cihanbeyli’de etnik kimliksel siyaseti önceleyen örgüt ve partilerin sempatizanları tarafından yapılanlar farklıdır. Bu farklılık, bölgenin siyasal hegemonyasının sürekli olarak referans alınması ile doğrudan bağlantılıdır. Örneğin, Kürdistan coğrafyasında gerçekleşen protesto eylemleri genellikle daha radikal ve sert olurken, Kulu ve Cihanbeyli’de etnik kimliksel siyaseti önceleyen örgüt ve partilerin sempatizanları tarafından yapılan eylemler daha yumuşak ve sözle ifade edilen bir tepki olarak karşımıza çıkar. Bu farklılık, bölgenin siyasal hegemonyasının etkisi ile açıklanabilir ve bölgede milliyetçi ve “devletçi” yapının baskın olmasından kaynaklanır.

Kulu ve Cihanbeyli’nin köylerinde gerçekleştirilen Newroz kutlamaları, Kürt kültürünün politik zeminde devam ettirilmesi isteğini gösterir. Newroz, Kürt halkının kolektif kimliğinin ifade edilmesi için bir platform olarak kullanılır. Bu kutlamalar, siyasal hegemonyanın baskısına rağmen Kürt kültürünün yaşatılmasına ve güncellenmesine yönelik bir çaba olarak değerlendirilir. Bu, yöredeki Kürtlerin siyasal hegemonyanın etkileri altında kendi kültürlerini koruma çabasının bir örneğidir.


Newroz, Kürt halkının tarihsel ve kültürel bir bayramıdır ve Kürdistan coğrafyasında olduğu gibi Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde de kutlanmaktadır. Bu kutlamalar, Kürt kimliğinin ve kültürünün varlığının kabul edilmesi ve korunması için bir talebi ifade etmektedir. Ayrıca, Kürtlerin tarihteki direnişlerini ve mücadelesini hatırlamak için de önemlidir. Bu nedenle, Newroz kutlamaları, Kürt kültürünün ve siyasal kültürün politik zeminde devam ettirilmesi isteğinin bir ifadesidir.


Newroz, Kulu ve Cihanbeyli’de Kürtler için önemli bir siyasal ve kültürel etkinlik olarak kabul edilir. Özellikle siyasal kimliğin ifade edilmesi bakımından, Newroz, Kürt kültürünün sürdürülmesi ve devam ettirilmesi için bir platform olarak kullanılır. Aynı zamanda, Newroz kutlamaları, Kürt kültürünün bir parçası olarak kabul edilen dil, tarih ve edebiyat gibi diğer öğelerin de öne çıkarılmasına imkân verir. Bu nedenle, Newroz kutlamaları, Kulu ve Cihanbeyli’de Kürt kültürünün sürdürülmesi ve devam ettirilmesi için önemli bir rol oynar.


Yapılan alan çalışmalarında siyasal kültür bağlamında 1990’lı yıllardan itibaren Newroz kutlamaları Kulu ve Cihanbeyli’de Kürt köylerinde yaygınlaşmıştır. Bu kutlamalar, Kürt halkının siyasal kimliklerini dile getirmek için bir fırsat olarak kabul edilir ve bölgede yaşayan Kürtler tarafından kutlanır.

Newroz kutlamaları, Kürt kültürünün siyasal zeminde devam ettirilmesi amacını taşır ve Kürt halkının sosyal ve kültürel hayatının bir parçası olarak kabul edilir.

Bu kutlamalar, Kürt kimliğinin ve dilinin önemini vurgulamakta ve bölgede yaşayan Kürtlerin kolektif bir kimliğe sahip olduğunu göstermektedir.

Newroz kutlamalarının yaygınlaşması, bölgedeki Kürt kültürünün siyasal zeminde yer edinmesini sağlamıştır.

Aynı zamanda, Newroz kutlamalarının yaygınlaşması, bölgede yaşayan Kürtlerin siyasal kimliklerini daha açık bir şekilde ifade etmelerine olanak tanımıştır.

Bu kutlamalar, Kürt kimliğinin ve dilinin önemini vurgulamakta ve bölgede yaşayan Kürtlerin kolektif bir kimliğe sahip olduğunu göstermektedir.

Newroz kutlamalarının yaygınlaşması bölgedeki Kürt kültürünün siyasal zeminde yer edinmesini sağlamıştır. Aynı zamanda, bölgede yaşayan Kürtlerin siyasal kimliklerini daha açık bir şekilde ifade etmelerine olanak tanımıştır.


“Barış süreci” veya “çözüm süreci” olarak adlandırılan dönemde (2013-2015) Newroz kutlamaları Kulu ve Cihanbeyli’de, diğer Kürt kentlerinde olduğu gibi, kitlesel katılımla kutlanmıştır. Ancak, sürecin sona ermesi ve çatışmaların yeniden başlaması ile birlikte, Newroz kutlamaları yine daha az kitlesel ve daha çok siyasal bir nitelik kazanmıştır. Bu farklılık, yöredeki siyasal yapının etkisini gösterir ve Kulu ve Cihanbeyli’de Kürt kültürünün siyasal anlamda nasıl yansıdığını açıkça ortaya koyar. Bu durum, Kürt kültürünün yörede nasıl korunduğunu ve nasıl sürdürüldüğünü anlamak için önemli bir referans noktasıdır.

Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde Kürt kültürünün siyasal bir boyutu olarak yer alan Newroz kutlamaları, yöredeki siyasal hegemonya ve milliyetçi yapı nedeniyle sınırlı olarak kutlanmaktadır. Ancak, siyasal kültürün değişmesiyle birlikte Newroz kutlamalarının popülerliği de değişebilmektedir. Bu kutlamalar, Kürt kimliğinin dile getirilebilmesi için yazılı olmayan kültürel alandaki bir mecra olarak görülebilir.

Aynı zamanda, bu kutlamalar Kürt kimliğinin ve kültürünün baskı altında olsa da varlığının devam ettiğini gösterir. Ayrıca, siyasal atmosferin değişmesine paralel olarak Newroz kutlamalarının kitlesel veya sınırlı olması, yerel Kürtlerin siyasal düşüncelerinin ve eğilimlerinin dinamiklerini yansıtmaktadır. Bu nedenle, Newroz kutlamaları Kulu ve Cihanbeyli’deki Kürtlerin siyasal kültürlerinin önemli bir parçasıdır.

Bu nedenle, Kulu ve Cihanbeyli'deki Kürtlerin Newroz kutlamalarına olan ilgisi, sadece Kürt kültürünün devam ettirilmesini değil, aynı zamanda siyasal kimlik taleplerinin de ifade edilmesini içermektedir. Bu fenomen, Kürtlerin kendilerini tanımlama ve ifade etme yollarının özelliklerini yansıtmaktadır.


= Orta Anadolu'da Kürt Siyasallığı: Durum ve Gelişmeler =

Orta Anadolu bölgesinde Kürt siyasallığı, hem ülke genelinde hem de bölgesel olarak önemli bir rol oynamaktadır. Kürt siyasal hareketlerinin bölgede çalışmaları, yöredeki Kürt topluluklarının siyasal kimliğini ve taleplerini geliştirmiştir. Ayrıca yurtdışından yapılan göçler aracılığıyla Kürt siyasetleri ile kurulan ilişki, yöredeki Kürt siyasallığının daha da güçlenmesine neden olmuştur.

Ancak, Orta Anadolu bölgesinin milliyetçi ve muhafazakâr yapısı, Kürt siyasallığının yönünü etkileyebilmektedir. Özellikle radikal siyasal faaliyetlerin desteklenme oranı bölgede düşüktür çünkü yörede milliyetçi ve “devletçi” yapısı baskın ve gelişkindir.

Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde gerçekleşen Newroz kutlamaları, Kürt siyasallığının kültürel alanda yerleşmeye çalıştığının örneklerindendir


Orta Anadolu'da Kürt siyasalliği, Türkiye'deki Kürt siyasetinin birçok faktöre bağlı olarak evrim geçirmiş bir yapısıdır. Bu evrim sürecinde, Kürt hareketinin hedefleri, yolları ve yöntemleri değişmiştir. Özellikle 1980 sonrası dönemde, Kürt siyaseti radikalleşmiş ve Kürt hareketinin amacı Türkiye'de bir Kürdistan devleti kurmak olmuştur. Bu süreçte, Orta Anadolu'da yaşayan Kürtler de siyasal hareketin etkisinde kalmış ve siyasal kültürleri de bu etkiye göre şekillenmiştir.


Orta Anadolu bölgesinde, Osmanlı İmparatorluğu döneminde farklı etnik kökenli halkların yaşamış olduğu bilinmektedir. Bu farklı etnik kökenli halklar arasında Kürtler de yer almaktadır. Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde de, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Kürtlerin yaşamış olduğu ve kendi kültürlerini sürdürdükleri bilinmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşu ile birlikte, Kürtlerin kimlikleri ve kültürleri üzerinde baskılar uygulanmaya başlamıştır. Bu baskılar, dil, edebiyat ve tarih gibi konularda Kürt kimliğinin dile getirilmesini engelledi. Özellikle 1960’lardan itibaren yükselen Kürt siyaseti, Kürt kültürünün ve kimliğinin korunması ve sürdürülmesi için mücadele etmeye başladı. Bu siyasal hareket, Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde de Kürt kimliğinin ve kültürünün korunması ve sürdürülmesi için mücadele etmeye devam etti.

Ancak, bölgede baskın olan Türk milliyetçi ve muhafazakâr yapı, radikal siyasal faaliyetlerin desteklenmesini engellemiştir. Bu nedenle, Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde kitlesel protesto eylemleri gibi radikal siyasal faaliyetlerin desteklenme oranı düşüktür. Bunun yerine, yöredeki Kürtler daha sınırlı alanlarda kendi kültürlerini sürdürmeye çalışmıştır. Örneğin, Newroz kutlamaları gibi geleneksel Kürt kültürel yapısının devam ettirilmesine yönelik faaliyetler yapılmıştır.

Sonuç olarak, Orta Anadolu bölgesinde Kürt siyasallığı, tarihsel ve toplumsal nedenlere bağlı olarak etkileşim içinde olan bir siyasal kültürdür.


20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar Rumların, Ermenilerin yaşadığı bölgeye, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Kürt, Türk ve Nogay Tatarları gibi çeşitli topluluklar da iskân edilmiştir. Bu iskân politikası, bölgedeki etnik yapıyı değiştirmiş ve çeşitli toplulukların bir arada yaşamasına yol açmıştır. Ancak, Türk hükümetinin Kürtleri asimile etme politikası nedeniyle Kürt kültürü ve diline yönelik baskılar uygulanmıştır.

Bu baskılar, Kürtlerin siyasal kültürünü de etkilemiştir. Özellikle 1960’larda yükselen Kürt siyaseti, Kürt kültürünün siyasal alanda da yaşatılmasını amaçlamıştır. Bu süreçte Kulu ve Cihanbeyli’deki Kürt toplulukları da siyasal kültürlerinde değişimlere uğramıştır.

Kulu ve Cihanbeyli’de gerçekleştirilen Newroz kutlamaları, Kürt siyasetinin kolektif kimlik talepleri doğrultusunda yeniden canlandırdığı bir geleneğin bölgeye aktarımının örneğidir. Ancak, bölgenin milliyetçi ve muhafazakâr yapısı nedeniyle radikal siyasal faaliyetlerin desteklenme oranı düşüktür.

Sonuç olarak, Orta Anadolu’da Kürt siyasallığı, toplumsal yapının etkisi altında gelişmiş ve tarihsel süreç içinde değişimlere uğramıştır. Ancak, milliyetçi ve muhafazakâr yapının etkisi nedeniyle radikal siyasal faaliyetlerin desteklenme oranı düşüktür.


Bu yapı, bölgede siyasal kültürün oluşmasında belirleyici olmuş ve siyasal kültürün çeşitli boyutlarını etkilemiştir. Örneğin, siyasal muhalefetin yaygınlığı ve yoğunluğu, siyasal katılımın ölçüsü, siyasal kurumların güvenilirliği gibi siyasal kültür unsurları bölgede heterojen yapının sonucudur.

Bölgede siyasal kültürün oluşmasında, etnik kimliklerin ön plana çıkması da önemli bir faktördür. Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde yaşayan Kürtler, Türkler ve diğer topluluklar arasındaki etnik farklılıklar, siyasal kültürün oluşmasında belirleyici olmuştur. Örneğin, Kürtlerin siyasal katılımı genellikle Kürt siyasal partileri aracılığıyla gerçekleşirken, Türklerin siyasal katılımı genellikle Türk milliyetçi partileri aracılığıyla gerçekleşir.

Sonuç olarak, Orta Anadolu bölgesinde Kürt siyasalliği, bölgedeki etnik kimliklerin ön plana çıkması, siyasal muhalefetin yaygınlığı ve yoğunluğu, siyasal katılımın ölçüsü, siyasal kurumların güvenilirliği gibi siyasal kültür unsurlarının etkileşiminden oluşmuş bir siyasal kültürdür.


Bu siyasallaşma, Kürt köylerinde Kürt kimliğinin önem kazanmasına ve Kürt siyasi hareketinin popülerleşmesine neden olmuştur. Bu popülerleşme, Kürt kültürünün ve dilinin korunması, eğitim ve özgürlük gibi konularda taleplerin ortaya konmasına yol açmıştır.

Siyasal kültür, Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde keskin bir şekilde bölünmüştür ve etnik kimlik temelinde belirlenmiştir. Milliyetçi ve muhafazakâr Türk yapısı, siyasal reaksiyonların daha az radikal ve devletçi olmasına neden olurken, Kürt köylerindeki siyasal kültür daha radikal ve özgürlükçüdür.

Bu farklılıklar, bölgenin siyasal hegemonyasının sürekli olarak referans alınması ile doğrudan bağlantılıdır. Özellikle, Kulu ve Cihanbeyli’de gerçekleştirilen Newroz kutlamaları, Kürt kültürünün politik zeminde devam ettirilmesi isteğini gösterir ve Kürt siyasetinin kolektif kimlik taleplerini dile getirdiği bir geleneğin de bölgeye aktarımının bir örneğidir.


Ayrıca, bölgede gerçekleşen siyasi olayların ve çatışmaların siyasal kültürü nasıl etkilediğini de inceleyeceğiz. Örneğin, 1980-1990 yılları arasındaki çatışmaların etkisi, "barış süreci" dönemi (2013-2015) ile bugünkü durum arasındaki farkları gözlemleyeceğiz. Ayrıca, kürt siyasallaşmasının toplumsal yapı ve ekonomiye nasıl yansıdığını da inceleyeceğiz. Bu çalışma, bölgede mevcut siyasal kültürün oluşmasına ve evrimine dair bir genel bakış sağlayacaktır.

Konya ve çevresinde siyasal kültürün sağ ve muhafazakâr eğilimlere yönelik olduğunu göstermektedir. Bu eğilimlerin zaman içerisinde azalmasına rağmen hala etkili olduğu görülmektedir. Kürt siyasallaşması konusunda ise, Konya ve çevresinde Kürt siyasi partilerinin oy oranlarının düşük olması ve Kürt halkının bu partilere katılımının az olması, bölgede Kürt siyasallaşmasının daha az etkili olduğunu göstermektedir.


Sağ siyaseti güçlü biçimde destekleyen Konya’da 1965 seçimleri sürpriz bir sonuçla karşılaşır: 54 ilde %2,97 oy oranına ulaşarak TBMM’ye 15 milletvekili sokmayı başaran Türkiye İşçi Partisi (TİP), milli bakiye sistemi sayesinde Konya’dan da Yunus Koçak’ı milletvekili çıkarır. Dünyada sol/sosyalist siyasetin yükseldiği dönemde önemli bir muhalefet odağı olan TİP milletvekillerine, sağ siyasetçiler sıklıkla fiziki saldırılar yapar. Bu saldırılar, TİP’in Konya’da siyasal etkisini azaltır ve 1971 seçimlerinde TİP, Konya’dan oy alamaz. Ancak, TİP’in Konya’da kazandığı oy oranı, sol siyasetin bölgede var olduğunu ve önemli bir muhalefet oluşturduğunu gösterir.

1970’lerde Konya’da siyasal söylem, 1980 askerî darbesi ile birlikte Milliyetçi Çevreler tarafından daha radikalleşir. 1980’ler ve 1990’lar boyunca Milliyetçi Çevreler tarafından yapılan saldırılar ile sol siyasetçiler ve özellikle Kürt siyasetçiler sıklıkla hedef alınır.

2000’li yıllara geldiğimizde, Konya’da siyasal kültürün etkisinde sol siyasi hareketler ve Kürt siyaseti hala baskın değildir. Ancak, Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde Kürt siyasetinin etkisi daha belirgindir. Bu ilçelerde, Kürt siyasal partilerine oy verme oranı daha yüksektir ve Kürt kültürünün siyasal zeminde devam etmesi için Newroz gibi etnik kimlik temelli kutlamalar daha yaygındır.

Ancak, 1980 askeri darbesi sonrası siyasal ortam değişti ve Kulu ve Cihanbeyli'de Kürt siyasallaşması hızlandı. 1980'lerde Kürt Milliyetçi hareketleri güçlenmeye başladı ve Kürtlerin kolektif kimliğini siyasal zeminde dile getirmeleri için güncel bir ihtiyaç oluştu. Bu nedenle Kulu ve Cihanbeyli'de 1990'lardan itibaren Kürt siyasi partilerine olan ilgi arttı. Kürt siyaseti ve özellikle de Kürt Milliyetçi hareketleri, Orta Anadolu'da Kürt köylerinde yaygınlaştı. Bu dönemde Kulu ve Cihanbeyli'de düzenlenen Newroz kutlamaları, Kürt kültürünün politik zeminde devam ettirilmesi isteğini gösterir.


Ancak, Kulu ve Cihanbeyli gibi Kürt nüfusun yoğun olduğu ilçelerde siyasal katılım daha farklı bir şekilde oluşmuştur. 1990'lardan itibaren Kürt siyasi partileri, bu ilçelerde artan bir ilgi görmüştür. Bu nedenle, Kulu ve Cihanbeyli gibi ilçelerde siyasal eğilimin sağ ve milliyetçi siyasetten daha çok Kürt etnik temelli siyasalleşmeye yöneldiği söylenebilir. Bu olgu, Orta Anadolu'da Kürt siyasallaşmanın nasıl ve ne zaman arttığını anlamak için önemli bir zemin oluşturmaktadır.


Konya, Türkiye genelinde sağ ve muhafazakâr siyasetin güçlü olduğu bir bölgedir. Cumhuriyet'in kuruluşundan beri sağ siyasi partilerin oy oranları yüksektir. Bu eğilim, 1960'larda Türkiye genelinde sol siyasetin yükselişine rağmen Konya'da hissedilmemiştir. Ancak, Konya'da yaşayan Kürt nüfusun etkisi sonucunda Bülent Ecevit önderliğindeki CHP'ye yüksek oy oranları verilmiştir. 1980 askerî darbesi sonrasında sağ eğilimli Anavatan Partisi (ANAP) Konya'da güçlü bir oy oranı elde etmiştir. 1990'lardan itibaren Konya seçmeninin eğilimi dini önceleyen partilere kaymıştır. Bu eğilim siyasallaşan İslâm'ın merkezlerinden biri olan Konya'da karşılık bulmuştur.

28 Şubat Darbesi’ni gerçekleştiren Batı Çalışma Grubu, Konya’da düzenlenen toplantıları ve bu toplantılarda atılan dinî sloganları, hükümeti uyarmak için kullandığı argümanlara eklemiştir. Bu nedenle, Konya siyasal tarihi açısından önemli bir inceleme konusudur. Tarih öncesinden günümüze kadar etnik kimlik bağlamında homojen olmayan bir yapıya sahip olan bölgede, siyasal katılımın değişen davranışları ve siyasi partilerin etkileri incelenerek, toplumsal yapının siyasal kültürü nasıl etkilediği ortaya konulabilir. Ayrıca, Konya'daki siyasal davranışların Türkiye genelinde siyasal eğilimlerle nasıl ilişkili olduğu da incelenebilir.



Kulu ve Cihanbeyli gibi Konya’nın Kürt nüfus yoğunluğu olan ilçelerinde siyasi parti seçimlerine katılma oranı daha düşüktür. Bu, Kürt topluluklarının sağ iktidarlara karşı muhalefet ederken, legal siyasi yolları tercih etmemelerinden kaynaklanmaktadır. Bunun yerine, etnik kimliklerine dayalı mücadele yürütmekte, siyasi partilerle olan ilişkileri daha az olmaktadır. Bu nedenle, Kulu ve Cihanbeyli gibi yerlerde sağ iktidarlara karşı kitlesel bir muhalefet davranışı görülmemiştir.
Konya siyasetinde sağ ve muhafazakar eğilimlerin etkisi altında kalan bir nüfusun yer aldığı görülmektedir. Bu eğilimler, Konya’da iktidarı elinde tutan sağ ve muhafazakar partilerin yüksek oy oranlarına neden olmuştur. Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde ise Kürt etnik kimliği öncelenen siyasal partilere oy verme davranışları siyasallaşma kavramı üzerinden okunabilir. Bununla birlikte, 1990'lardan önceki döneme ilişkin Kürt etnik kimliğini önceleyen oy verme davranışları hakkında sağlıklı veriler yoktur.
DP dönemi, Orta Anadolu Kürtleri için birçok yönden önemli bir dönemdir. Bu dönemde, Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde yaşayan Kürtler, DP'ye büyük oranda destek vermişlerdir. Bunun nedenlerinden biri, DP'nin yukarıdan modernleştirici CHP anlayışına karşı İslâmi açılardan muhalefet etmesi olabilir. Bu, Kürt topluluklarının dine bağlılıklarının güçlü olduğu bölgelerde, DP'nin desteğini almasına neden olmuş olabilir. Adnan Menderes gibi DP kurucularına yönelik tavır genel olarak olumludur. Ancak, Menderes'in görevinden sonra gerçekleştirilen askerî darbe ve Menderes'in idamı, Kürt topluluklarının duygusal olarak bu döneme ilişkin tavırlarını etkileyebilir.
Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde DP iktidarının siyaseti, İslâmi kodlarla yürütülmesi, tarım politikalarının önemli olması ve ABD yardımlarının artması nedeniyle, bölgedeki Kürt toplulukları tarafından olumlu karşılanmıştır. Bölgede yaşayan Kürtlerin çoğunluğu tarım ile geçimini sağladığından, DP'nin tarım politikaları onların desteğini kazanmıştır. Aynı zamanda, ABD yardımlarının artması ve Türkiye pazarının bir denetim içine alınması, DP yöneticilerinin ve Amerikan memurlarının Türkiye'ye tarım ürünleri ihraç etme rolünü vermelerini sağlamıştır. Bu sayede devlet, altyapı çalışmalarıyla pazara ulaşmanın olanaklarını arttırmış ve motorlu taşımacılıkla ülke pazarlarını bütünleştirmiştir.
Konya'da artan İslâmileşme eğilimi, ılımlı İslâm politikaları ile siyasi sahneye çıkan Adalet ve Kalkınma Partisi'ne (AKP) büyük teveccüh yaratır. AKP, 2002'den itibaren Konya'da yüksek oy potansiyeline sahiptir. Konya'da, diğer sağ partilere yönelik bir parçalanma olmaz ve iktidar partisi olan AKP, seçimlerde yüksek oy oranları almıştır. Kulu ve Cihanbeyli'de Kürt etnik kimliğini önceleyen siyasi partilere çıkan oy oranları siyasallaşma kavramı üzerinden okunabilir. 1960 askerî darbesi ile birlikte, Türkiye siyasetinde askerî yönetimlerin rolü önem kazanır. Darbenin ardından uzun süre ordunun Türkiye siyasetindeki yeri ile ilgili tartışmalar yaşanır. Bu darbe ile birlikte, DP iktidarının indirilmesi sonucunda, kurucu iktidarın temsilciliği rolüne soyunan askerî yönetimler, Türkiye siyasetine yön vermeyi sürdürür. AP, seçimlerde önemli bir oy oranı elde ederek hükümeti kurar. Ancak, darbe yönetiminin etkisi hala siyasette hissedilir ve ordunun siyasete müdahalesi devam etmektedir. Bu durum, sivil siyasetin gelişememesine ve demokratik kurumların zayıflamasına neden olmuştur. AP hükümeti döneminde, ordunun siyasete müdahalesi, sivil siyasetin gelişememesi, ekonomik sorunlar ve sosyal çatışmalar gibi faktörler nedeniyle halk desteğini kaybetmiştir. 1980 askerî darbesi ile son bulan darbe dönemi, Türkiye siyasetinin ve demokrasinin gelişimine önemli engel olmuştur.
Bu dönem Türkiye siyasetinde siyasi istikrarın sağlanmasına çalışılsa da, gerçek anlamda siyasi reformların gerçekleştirilemediği bir dönem olarak kabul edilir. Kulu ve Cihanbeyli gibi Kürt topluluklarının yoğun olduğu bölgelerde, 1960 sonrasında canlanmaya başlayan kürt tavır, seçimlerde CHP'nin önde gelmesiyle paralellik göstermektedir. Ancak Kürt kolektif kimlik talebi mücadelesinde önemli yeri olan "49'lar davası"nın etkisi bu bölgelerde belirgin değildir. Bu dava, 1960 yılında açılmış ve Kürt ileri gelenlerin yer aldığı bir grup insanın "Türkiye Cumhuriyeti'ni bölmek" suçlamasıyla yargılandığı bir davadır. Kulu ve Cihanbeyli'deki Kürt toplulukları bu davanın öneminin farkında olmamaktadır. “49’lar davası”, Kürt hareketlerinin öncülerinden oluşan bir grup insanın, "Yabancı ülkelerin müzahereti ile Türkiye Cumhuriyeti'ni bölmek" suçlamasıyla yargılandığı bir davadır. Bu dava, 1960 yılında başlamış ve Kürt hareketlerinin mücadelesinde önemli bir yer edinmiştir. Kulu ve Cihanbeyli gibi Kürt toplulukları arasında, bu dava ve Kürt hareketlerinin ortaya çıkışına dair bilinç düzeyi düşüktür. Bu, o dönemde Kürt kolektif kimliği talebi mücadelesinin henüz kitlesel olarak ortaya çıkmadığı ve bu konuda bilinçlenmenin daha sonra gerçekleştiği anlamına gelir.
== Demirel ve Ecevit döneminde Orta Anadolu Kürtleri == AP, 1960'lı yıllarda Türkiye'de siyaset sahnesinde öne çıkan sağ partilerden biri olmuştur. AP iktidarı, ekonomik konulara odaklandı ve Türkiye’nin ekonomik konularına yönelik önemli reformlar yaptı. Aynı zamanda, Kulu ve Cihanbeyli gibi kentlerde ve kırsal bölgelerde yapılan yatırımlar ile halkın refahını arttırdı. Ancak, AP iktidarı sırasında ülkede siyasi istikrar ve özelleştirme gibi konular gündeme gelirken, Kürt sorunu ve Kürt hareketleri de hızla yükselmeye devam etti. Bu nedenle, AP iktidarı sırasında Türkiye siyasetinde ve toplumunda önemli değişimler gerçekleşti.


Türkiye İşçi Partisi (TİP), 1965 seçimlerinde Meclis'e ilk defa temsilcilik elde etmiş bir siyasi partidir. TİP, Kürt meselesini dönemin düşüncelerinden çok daha ileride bir yaklaşım ile ele almıştır. TİP, Kürt halkının kolektif haklarını savunmuş ve Kürt sorununun çözümü için demokratik ve insan hakları temelli bir yaklaşım benimsemiştir. TİP, Kürt halkının dil, kültür ve kimlik haklarının tanınmasını, Kürt illerinde sosyal ve ekonomik adaletin sağlanmasını ve bir Kürt bölgesel yönetimi kurulmasını önermiştir. TİP, Kürt sorununun siyasi bir sorun olduğunu ve siyasi çözüm yollarının aranması gerektiğini vurgulamıştır.


Türkiye solunun ilk defa kitleselleştiği TİP, Kürt meselesini dönemin düşüncelerinden çok daha ileride bir yaklaşım ile ele almıştır. Bu ele alışının temelinde, Kürt halkının haklarının korunması, dil, kültür ve kimliklerinin özgürce yaşatılması, eşitliği ve adaleti sağlamak adına Kürt halkının özerklik taleplerinin desteklenmesi yatmaktadır. TİP, Kulu ve Cihanbeyli gibi Kürt nüfuslu bölgelerde de yoğun bir oy kitlesine sahip olmuştur. Bu dönemde Türkiye siyasetinde Kürt meselesi daha önce görülmemiş bir şekilde öne çıkmış ve Konya gibi bölgelerde de bu konuya dikkat çekilmiştir.


1971 yılında Demirel hükümeti istifa eder ve yeni bir hükümet kurulur. Bu hükümet, 1971-73 yılları arasında Türkiye siyasetinde önemli değişimlere ve sosyal adalet taleplerine yanıt arama çabasına girer. Bu dönemde Kürt topluluklarının kolektif kimlik talepleri ve özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki Kürt-Türk çatışmaları, hükümetin öncelikli olarak ele alması gereken bir konu haline gelir. Bu dönemde hükümetin Kürt sorununa verdiği yanıtlar ve uyguladığı politikalar, Kulu ve Cihanbeyli gibi Orta Anadolu Kürt topluluklarının siyasal tercihlerini etkileyebilir.


1971 yılında ordu tarafından gerçekleştirilen 12 Mart muhtırası, Türkiye'nin siyasi tarihinde önemli bir dönemeçtir. Muhtıra, "anarşi"yi sona erdirebilecek ve reformları "Atatürkçü bir görüşle" uygulayacak güçlü ve inandırıcı bir hükümet kurulmasını talep etmekteydi. Bu talepler karşılanmadığı takdirde ordu "anayasal görevini yerine getirecek" ve iktidara el koyacaktı. Bu olay, Türkiye'nin siyasi tarihinde önemli bir dönemeçtir ve ordunun siyasi rolünün ne denli güçlü olduğunu gösterir. Bu muhtıra sonrası, ordu, siyasi hayatta etkili bir rol oynamaya devam edecektir.


Bu süreçte, Türkiye solu ile Kürt topluluklarının kolektif kimlik talebi noktasında ayrışan “Kürt Solu” olarak tanımlanabilecek kendine özgü gruplar oluşur. Bu gruplar, devrimci ve mücadelesel bir siyaset izlerler ve Türkiye solunun klasik anlayışından farklı olarak, Kürt halkının özgürlük mücadelesinin önemli bir parçasını oluşturduklarını ileri sürerler.

Bu dönemde, Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde de birçok devrimci hareket etkinliği görülür.

Ancak, 1971 askeri müdahalesi sonrası ordu ve polis tarafından sıkı bir şekilde takip edilen bu hareketler, zaman içinde baskı ve tutuklamalar sonucu zayıflar.

Bu dönem, Türkiye siyasetinde sol ve Kürt hareketleri için oldukça zorlu bir dönemdir.


Doğu Devrimci Kültür Ocakları (DDKO) bu oluşumlardandır. Doğu Devrimci Kültür Ocakları (DDKO), Kürt topluluklarının kolektif kimlik taleplerine söylemlerinde yer veren, devrimci sol bir örgüttür. DDKO, 1971 yılında kurulmuş ve özellikle Kürt halkının sosyal, ekonomik ve kültürel haklarını savunmuştur. Örgüt, Türkiye genelinde faaliyet göstermiş ancak özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde etkinlik göstermiştir. DDKO, Kürt halkının siyasi haklarının tanınması, ekonomik ve sosyal adaletin sağlanması, Kürt dilinin ve kültürünün özgürce kullanılması gibi temel taleplerini dile getirmiştir. Örgüt, 1980'lerde yasaklandı ve birçok üyesi tutuklandı veya sürgüne gönderildi.


Türkiye’nin Kürt nüfusunun yoğun olarak bulunduğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde, Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi (TKDP) ve TİP içinde yer alan “ulusalcı” Kürtler ve bağımsız Kürt aydınları tarafından “Doğu Mitingleri” olarak isimlendirilen mitingler düzenler. Doğu Mitingleri, Kürt halkının kimlik taleplerini dile getirmek için düzenlenen ve çeşitli kentlerde gerçekleşen toplu gösterilerdir. Bu mitinglerde, Kürt halkının dil, kültür ve haklarının tanınması, özerk bir Kürdistan'ın oluşturulması gibi talepler dile getirilmekteydi. Bu mitingler 1970'li yıllarda Türkiye'de Kürt sorununu ortaya koyan önemli olaylardandır ve Kürt halkının taleplerini daha güçlü bir şekilde dile getirebileceği bir platform oluşturdu.


Orta Anadolu Kürtleri de, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşayan Kürtler gibi, kolektif kimlik talepleri ile ilgili endişeler taşırlar. Bu dönemde, Orta Anadolu Kürtleri arasında da siyasi farkındalık ve aktivizm artmıştır. Ancak, Orta Anadolu Kürtleri arasında yaşayan Türk topluluklarının etkisi nedeniyle, bu hareketlenmenin boyutları ve yayılması Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşayan Kürtlerle karşılaştırıldığında daha azdır.


1971 yılında yapılan askerî müdahaleyle son bulmuş olsa da, 1970’ler ve 1980’ler boyunca Kürt hareketi yavaş yavaş gelişmeye devam etmiştir. Orta Anadolu Kürtleri de bu süreçte kendi kimlikleri ve talepleri ile ilgili daha bilinçli hale gelmişlerdir. Kulu ve Cihanbeyli gibi ilçelerde de bu hareketlenmenin etkisi giderek artmıştır.

1970’lerde sol örgütlerde bulunmuş Orta Anadolu Kürtlerinden olan görüşmecilere göre, Kulu ilçe merkezinde Türkiye’de var olduğu kadar keskin olmasa da sağ ve sol çekişmeleri mevcuttur:Solcuların, sağcıların kahveleri vardı. Bu kahvelerde solculuk ve sağcılık üzerine tartışmalar yapılırdı ve sağcılar genellikle solculuk hakkında olumsuz yorumlar yaparlardı. Ancak, solcularda bu sağcı kahvelerde yer almazlardı. Bu dönemde Orta Anadolu Kürtleri arasında siyasi fikir ayrılıkları olduğu ancak bu ayrılıkların genellikle kahve masalarında tartışma biçiminde olduğu söylenebilir.


Kulu ve Cihanbeyli Kürtleri 1970’li yıllar boyunca CHP’yi destekler. Ancak, 1970'lerin sonlarına doğru Türkiye'de yaşanan siyasi karışıklıklar ve özellikle 1980 yılında gerçekleşen askeri darbe ile birlikte siyasi hayatın kapatılması, özellikle sol örgütlerin faaliyetlerinin durdurulması Orta Anadolu Kürtlerinin siyasi hareketliliklerini de etkilemiştir. Bu dönemde, özellikle Kürt kimliği üzerine yoğunlaşan ve Kürt haklarını savunan örgütlerin faaliyetleri yasaklanmış ve birçok aktivist tutuklanmıştır. Bu nedenle Orta Anadolu Kürtlerinin siyasi hareketliliği dönemin siyasi koşulları nedeniyle azalmıştır.


1970'lerin sonlarına ve 1980'lerin başlarına doğru, Türkiye genelinde siyasal şiddet ortamı keskinleşmiştir. Bu dönemde, Türkiye solu ve Kürt hareketi arasında gerçekleşen çatışmalar ve özellikle devletin çeşitli yöntemlerle bu hareketleri bastırması, Orta Anadolu bölgesinde de etkisini göstermiştir. Bu dönemde, bölgedeki Kürt toplulukları arasında siyasal şiddetin yarattığı travma ve acılar yaşanmıştır. Ayrıca, bölgede bulunan Kürtlerin kolektif kimlik talepleri yanında, ekonomik ve sosyal sorunlar da ciddi boyutlara ulaşmıştır. Bu dönemde, bölgede etnik temelli bir çatışma ortamı oluşmuş ve bu çatışma dönemi, bölgede Kürtlerin siyasal ve toplumsal hayatlarını ciddi şekilde etkilemiştir.


Bu koalisyonlar dönemi, siyasi çekişmelerin ve şiddetin arttığı bir dönem olarak kabul edilir. Siyasi partiler arasındaki çatışmalar, özellikle sağ ve sol arasındaki çatışmalar, sokaklarda ve özellikle üniversitelerde artar. Bu siyasi çekişmeler, özellikle Kulu ve Cihanbeyli gibi Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde, Kürt topluluklarının kolektif kimlik talepleri veya bağımsızlık istekleri ile ilişkilendirilir. Bu dönemde, Orta Anadolu Kürtleri arasında da, sağ ve sol arasındaki çatışmaların etkisi görülür. Bu dönem, Türkiye siyasetinin çalkantılı bir döneme girdiği ve yönetilemezlik yılları olarak tanımlanır.


1970'li yıllar boyunca Türkiye'de siyasi atmosfer oldukça gerilimliydi. Askeri müdahaleler, siyasi çalkantılar ve şiddet olayları Türkiye'nin siyasi ve sosyal yapısını derinden etkiledi. Bu dönemde, Kulu ve Cihanbeyli gibi Orta Anadolu bölgelerinde de siyasi kutuplaşma ve çatışmalar görülmüştür. Kulu ve Cihanbeyli'deki Kürt toplulukları arasında CHP'nin sağ kanat mensubu Bülent Ecevit'in öncülüğünde bir sempati oluşmuştur. Kulu ve Cihanbeyli'de halk genel olarak Ecevit'i kendilerine daha yakın görürler ve CHP'yi desteklerler. Bu destek, Ecevit'in "ortanın solu" politikasından kaynaklanır.


Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde 1970'li yıllarda, orta Anadolu Kürtlerinin genellikle CHP'yi desteklediği ve "sol cephe" olarak tanımlanabilecek bir hareketin var olduğu görülmektedir. Bu hareketin özellikle Karacadağ bölgesinde daha yoğun olarak görüldüğü ve "Küçük Moskova" olarak adlandırıldığı belirtilmektedir.


Bu dönemde siyasal şiddet ve çatışmaların arttığı nedeniyle, Kulu ve Cihanbeyli’de de etkilerini gördüğü söylenebilir. Bu dönemde Kürt kimliği ve siyasal taleplerinin sindirilmeye çalışıldığı, Kürt kimliği ile solculuğun ayrıştırıldığı bir dönem olmuştur.

Sonuç olarak, Orta Anadolu Kürtlerinin 1970’lerde siyasal davranışları çok çeşitlidir. Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde, CHP’nin halkçı tavrına sempati duyulur ve Ecevit'in liderliğindeki CHP seçimlerinde desteklenir. Ancak, siyasal şiddet yılları ve yönetilemezlik ortamı, Kürtleri sol örgütlere yöneltebilir ve Kürt siyasi hareketinin doğmasına yol açar. 1980 askerî darbesi ile birlikte, Kürt solu Türk solundan ayrılarak kendi örgütlerini kurar ve birçok farklı yapıları içermektedir.

1970'li yılların sonunda ve 1980 askerî darbesine doğru yaklaşırken Orta Anadolu'da da Kürt etnik kimliği temelinde örgütlenmeler meydana gelmiştir. Bu örgütlenmeler arasında birçok çatışma yaşanmış ve bu çatışmalar sonucunda yüzlerce insan hayatını kaybetmiştir. 1980 askerî darbesi Türkiye'de bir dönüm noktası olmuş ve darbenin öncesinde meydana gelen şiddet ortamı, uluslararası alanlarda darbe yönetiminin algılanışı ve ülke içinde var olan siyasal tıkanma, darbeye bilerek ve isteyerek bir zemin hazırlandığını göstermektedir.


12 Eylül Darbesi ve Orta Anadolu’da “Kürtlük”

12 Eylül Darbesi, Türkiye'nin siyasi, ekonomik ve sosyal yapısını kökten değiştiren bir dönüm noktası olmuştur. Darbenin hemen ardından sıkı yönetim ilan edilmiş ve tüm kurum ve kuruluşların faaliyetlerine son verilmiştir. Önceden ve iyi planlandığı anlaşılan darbe, ülkede söz sahibi olan tüm politikacıların çoğunun tutuklanması ve siyasetten uzaklaştırılması ile sonuçlanmıştır. Ayrıca, darbe sürecinde çok sayıda solcu militan idam edilmiş, vurulmuş ve işkence görmüş ya da kaybolmuştur. Bu darbenin etkileri hala Türkiye'nin siyasi, toplumsal ve ekonomik yapısı üzerinde hissedilmektedir.


12 Eylül 1980 askerî darbesi ile birlikte, Türkiye genelinde uygulanan sıkıyönetim politikaları, Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde de hissedilir. Bu bölgede yaşayan Kürt köyleri özellikle ayrımcı bir şekilde hedef alınmıştır. Cunta, iktidarı ele geçirdikten sonra her yerde çeşitli yöntemlerle halka kendini göstermek ister. Böylece, Kulu ve Cihanbeyli'de yapılan baskınlarda, köylerdeki insanların çeşitli şekilde aşağılandığı ve fiziksel şiddete maruz kaldığı rapor edilmektedir. Bu ayrımcı uygulamalar Türk köylerinde uygulanmamıştır. Bu darbeden sonra Orta Anadolu Kürtleri, devletin etnik kimlik temelli ayrımcılığına maruz kalmışlardır.


1980 askerî darbesi, Türkiye'de siyasi çıkmazların oluştuğu bir dönemde gerçekleşmiştir. Darbe, silahlı kuvvetlerin yönetime el koymasıyla sonuçlanmış ve darbe komutanı Kenan Evren, cumhurbaşkanı olarak ilan edilmiştir. Darbenin hemen ardından yürürlüğe konulan sıkı yönetim, siyasal sistemi tümüyle tasfiye etmiş ve ülkede söz sahibi olan tüm kurum ve kuruluşların faaliyetlerine son verilmiştir. 12 Eylül Darbesi, Kürtler için de ayrımcı bir dönem olarak kabul edilir. Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde resmî düzeyde alenileşen ayrımcı politikalar, Kürt köylerinde ilk kez bu kadar kesif şekilde hissedilir. 1983 seçimlerinde ANAP iktidara oturur ve on yıl boyunca ülke yönetiminde söz sahibi olur. Ancak Kürt sorunu ANAP iktidarının başlangıcında sadece "küçük bir asayiş sorunu" olarak görülmüştür ve Kürtlerin etnik kimliğine sahip insanlara yapılan ayrımcılıklar tepki olarak Kürt etnik temelli bir siyasallaşma sürecine girmiştir.


Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde bulunan Kürt topluluklarının çoğu, 1980'lerde askerî darbe sonrası ortaya çıkan siyasal sistemde kendilerine yapılan ayrımcılıkları ve Doğu Kürdistan'daki Kürtlerin yaşadığı sorunları görmeye başlamıştır. Bu nedenle, Kürt etnik temelli bir siyasallaşma sürecine girmişlerdir ve yerel seçimlerde darbe öncesinde var olan siyasi partiler yerine, Kürt sorununa çözüm arayacak olan partileri desteklemişlerdir. Bu süreçte, Kulu ve Cihanbeyli'deki Kürt toplulukları, "Doğu Kürtleri" olarak tanımladıkları insanlara uygulanan politikalara tepki olarak, siyasi katılımı arttırmıştır.

Merkez sağ çizgideki partiler, özellikle Turgut Özal döneminde ekonomik iyileşme ve özgürlüklerin arttığını iddia ederken, sol çizgideki partiler ise, Kürt halkının kültürel, etnik ve diğer dışarıda bırakılmış kimliklerine vurgu yapmaktadır. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtleri arasında siyasal tercihlerde çeşitlilik vardır.



Kulu ve Cihanbeyli’de kürt siyaset

1987 seçimlerinin ardından Kürt siyasi hareketleri gelişir ve giderek Türkiye kamuoyunu daha çok meşgul eder.

Kürt siyasi hareketlerinin legalleşme mücadelesi 1991 seçimlerinden başlayarak günümüze kadar olan siyasal süreci ciddi olarak etkiler. Ancak, bu legalleşme süreci aynı zamanda Kürt siyasi hareketlerinin sınırlarını ve amaçlarını belirleme açısından da önemlidir.

Kürt siyasi hareketleri, Türkiye genelinde adalet, özgürlük ve eşitliği savunurken, aynı zamanda Kürt halkının kültürel ve dil haklarının korunmasını ve Kürt sorununun çözülmesini istemektedir.

Bu siyasi mücadelenin sonucunda, Kürt siyasi hareketleri bugün Türkiye genelinde önemli bir siyasi güç olarak kabul edilmektedir.


Kulu ve Cihanbeyli’deki Kürt topluluklarının siyasi görüşlerinin ve hareketlerinin Avrupa ülkelerinde yaşayan Kürtlerle benzer olmasına neden olur. Bu paralellik, Kürt siyasal hareketlerinin legalleşme mücadelesinde ve Kürt kimliğine sahip insanların haklarının aranmasında etkili olur. Ayrıca, Kulu ve Cihanbeyli’deki Kürtlerin Avrupa ülkelerine göç etmeleri, siyasal hareketlerin yurtdışındaki desteğini arttırır ve Türkiye’deki siyasal süreçlerde etkili olur.

Kulu ve Cihanbeyli'de yaşayan Kürt toplulukları, 1980'li yıllardan itibaren giderek yoğunlukla Avrupa ülkelerine göç etmiştir. Bu göç, Kürt siyasi hareketlerinin legalleşme mücadelesini etkilemiştir. 1987 seçimlerinden sonra, Kürt siyasi hareketleri gelişmeye başlamış ve Türkiye kamuoyunu daha çok meşgul etmiştir. Bu süreçte, Orta Anadolu Kürtlerinin bir bölümü merkez sağ çizgideki partilere oy verirken, diğer bir bölümü ise kültürel, etnik ve diğer dışarıda bırakılmış kimliklere vurgu yapan daha sol partileri tercih etmiştir. Bu tarihten bugüne kadar, Kulu ve Cihanbeyli'deki Kürt topluluklarının siyasal tercihleri, Türkiye siyasetinde yaşanan değişimleri yansıtmaktadır.



Kürt siyasi tarihinde Türkiye sınırları içerisinde kürt tavırla kurulan ilk örgütlerden olan DDKO, birbirinden bağımsız, her şehirde ayrı örgütlenmeler halinde kurulmuştur.

DDKO örgütlenme sürecinde yer alan kadrolar, daha sonra Kürt siyasetine yön veren isimler olarak öne çıkmıştır. DDKO’ların etkinlikleri Türkiye’nin Kürt illerinde olduğu kadar büyük şehirlerde ve Orta Anadolu’da da görülür. Bu çabalar, Türkiye'de Kürt hareketlerinin legal alanda faaliyet göstermelerine olanak sağlamıştır. Bu süreçte Kürt hareketleri, Türkiye solu ile beraber hareket ederken, zaman içerisinde kendi özgün örgütlenmelerini oluşturmuş ve "Kürdistan" tavrını benimsemişlerdir. Bu dönemde Türkiye solu ve Kürt hareketleri arasındaki ilişki giderek zayıflamış ve Kürt hareketleri Türkiye solundan ayrılmıştır. Bu ayrımın ilk olarak TİP içinde görüldüğü belirtilmektedir. Bu süreçte Kürt hareketleri, legal alanda faaliyet göstermeye çalışmışlardır. Ancak yasal baskılar yüzünden sürekli kapatılmışlardır ve başka isimlerle tekrar kurulmuşlardır. Bu süreçte Kürt hareketlerinin legal alandaki çabaları, 1991 seçimlerinden itibaren günümüze kadar olan siyasal süreci ciddi olarak etkilemiştir.


Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde DDKO’da bulunmuş veya en azından arkadaşlık ilişkileri çerçevesinde ilişkilenmiş insanlar mevcuttur. Bu insanlar, Kürt siyasi hareketinin legalleşme sürecinde önemli roller üstlenmiştir. Özellikle, 1991 yılından sonra yasal olarak kurulan Kürt partilerinin çalışmalarına ve seçimlerde aldıkları sonuçlara etkide bulunmuşlardır. Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde, göç ettikleri Avrupa ülkelerinde edindikleri siyasal deneyimlerle birlikte, Kürt siyasi hareketinin legal alanda yürüttüğü mücadelelerde önemli roller üstlenmişlerdir.

DDKO’ların Kulu ve Cihanbeyli’de etkinliklerinin kitlesel bir karşılığı olmadığını belirtmek gerekir. Ancak, DDKO’ların Kulu ve Cihanbeyli’de yaptıkları çalışmalar, bölgede yaşayan Kürt gençleri arasında bilinirliği ve siyasal farkındalığı arttırmış olabilir. Aynı zamanda, bölgede yapılan çalışmaların sonucunda ortaya çıkan siyasal aktivistler, daha sonra Kürt siyasi hareketlerinin öncüleri ve liderleri olarak öne çıkmış olabilirler.


Bölge halkının büyük bir çoğunluğu hâlâ kürt temelde siyasete katılmanın tehlikeli olduğu düşüncesindedir. Bu nedenle, DDKO gibi örgütlenmeler bölgede örgütlenememiş ve etkili olamamıştır. Ayrıca, bölgede yer alan ekonomik ve sosyal sorunlar ile uğraşmak zorunda olan halk, siyasal örgütlenmelerin önceliği olarak kabul etmemiştir. Bu yüzden, Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde siyasi örgütlenmeler ve hareketler daha az etkilidir ve halkın siyasal katılımı daha düşüktür.


DDKO'ların kapatılması sonrası ortaya çıkan Rızgari, KİP ve Özgürlük Yolu gibi örgütler, Kürt siyasetinin legal alandaki mücadelesinin öncüleri olarak kabul edilir. Bu örgütler, Türkiye solunun Kürt sorununa dair anlayışını etkileyerek, Kürt halkının kolektif kimlik haklarının tanınmasını savunmuşlardır. Özellikle Özgürlük Yolu, Sovyet tipi federatif yapıyı savunarak, Kürdistan'ın bağımsızlığını ve kimlik haklarının tanınmasını talep etmiştir.

Özgürlük Yolu ve diğer Kürt örgütleri, Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde Kürt halkının siyasallaşmasını hızlandırmış ve Kürt hareketlerinin legal alana yönelmesini sağlamıştır. Özgürlük Yolu ve DDKO gibi örgütler, Kürt halkının kimlik haklarının tanınması ve özgürlüklerinin savunulması yolunda öncü rol oynamıştır. Aynı zamanda, Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde örgütlenme çalışmaları yürüten Özgürlük Yolu ve diğer Kürt örgütleri, Kürt halkının siyasal sürece katılmasını teşvik etmiş ve Kürt siyasetinin kurumsallaşmasına katkıda bulunmuşlardır.

DDKO ve DDKD gibi örgütler, Orta Anadolu Kürtlerinin siyasallaşmasında öncü rol oynamıştır. Bu örgütler, Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde etnik kimlik eksenli bir siyaset arayışı içerisinde olan Kürt gençleri ile tanışmalarına ve siyasal etkinliklere katılmalarına olanak sağlamıştır. Bunun yanı sıra, Avrupa’ya yapılan göçler bağlamında siyasallaşan Orta Anadolu Kürtleri arasında etkili olan örgütler arasında DDKD ve Kemal Burkay çevresi önemlidir. PKK’nin kurulmasından önce bu örgütler, Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde etkili olmuş ve Kürt kimliği eksenli siyaset arayışındaki Kürt gençleri ile ilişki kurmuşlardır.


PKK, 1980'lerin başlarından itibaren Türkiye genelinde silahlı mücadelesine başlar. Bu dönemde, bölgedeki Kürt nüfusunun önemli bir kısmının desteğini kazanır. Ancak aynı zamanda bölgede yaşayan halkın çoğu tarafından da tepki ile karşılanır. Bunun nedeni, PKK'nin özellikle bölgedeki köy ve kasabalarda gerillalarını barındırması ve halkın yaşamını zorlaştırmasıdır. Ayrıca, PKK'nin örgütlenme yapmasının önünde devletin sıkıyönetim uygulamaları ve sivil halkın tutuklamaları gibi engellemeler de bulunur.


PKK'nin temel ideolojisi üzerine inşa edilmiş olan "sömürgecilik tezi"nin, Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde yaşayan Kürt nüfusunda geniş bir yankı bulmuş olması muhtemeldir. Özellikle 1980 sonrası dönemde, bölgede geniş bir kitle tarafından desteklenen PKK, "Apocular" ismi ile tanınmış ve Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde de etkili olmuştur.


Orta Anadolu Kürtlerinin siyasallaşması, 1970'lerin sonlarında Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde DDKD ve Kemal Burkay çevresinin örgütlenme çalışmalarıyla başlar. Avrupa ülkelerine yapılan göçler bağlamında siyasallaşan Orta Anadolu Kürtleri, bu derneklerin yardımıyla oturma ve çalışma izni alabilmişlerdir. 1980 öncesinde DDKD'nin Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde çalışma yürüttüğü ve yayın dağıttıkları belirtilmektedir. Ancak, bu örgütler kitlesel manada yayılamaz. Sonrasında, PKK'nin kurulması ve silahlı mücadele yöntemini benimsemesi, Kürt sorununun önemli bir dönüm noktasıdır. PKK, 1980'lerin sonunda Türkiye siyasetinde önemli bir güç haline gelir. Orta Anadolu Kürtleri arasında, ilk zamanlar pek önemsenmeyen bir örgüt olarak görülse de, 12 Eylül darbesi sonrası güçlenir


1990'lı yılların başında, Kürt ulusal hareketi içinde yasal partilerin siyasi önemi anlaşılmaya başladı. Bu yasal partiler, "Kürt kimliğinin tanınma talebinin temsilciliğini üstlenen" ve "ana davası bu olan" partilerdir. Ancak, Türkiye'de çoğunluğun paylaştığı bakışa paralel olarak, bu partiler "terör örgütünün uzantısı" olarak kriminalize edildi. Bu siyasi çekişme, SHP'de Kürt milletvekillerinin partiden ihraç edilmelerine, yasal Kürt partilerinin kurulmasına ve Kürt siyasetinin yeni yönler almasına neden oldu.


7 Haziran 1990’da resmen kurulan Halkın Emek Partisi (HEP) Kürt topluluklarının “kendi partileri” olarak görmeye başladıkları siyasal çizginin ilk temsilcisidir. HEP, Orta Anadolu'da Kürt toplumunun öncülüğünü yapmış ve Kürt siyasal hareketinin yasal alanda temsil edilmesine katkıda bulunmuştur. Ancak, HEP'in kuruluşu ve çalışmaları sırasında Türkiye'de Kürt sorununun özellikle de silahlı mücadele yürüten PKK tarafından görülmesi nedeniyle resmi otoriteler tarafından sistematik bir şekilde kriminalize edilmiştir. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtleri arasında HEP ve diğer Kürt siyasi partilerine verilen destek, önceki yıllarda sosyal demokrat çizgide siyaset yapan siyasi partilerin etkisinden daha azdır.

Nisan 1999 seçimlerinde, Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde HADEP’in oyu artar.

Cihanbeyli ilçesinde en fazla oyu alarak birinci parti olan HADEP, Kulu ilçesinde Fazilet Partisi’nin ardından ikinci olur. Bu sonuçlar, Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde HADEP'in halk tarafından desteklendiğini ve siyasi etkinliğinin bölgede yüksek olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar aynı zamanda bölgede siyasetin hala Kürt siyasi oluşumları tarafından yürütüldüğünü ve HADEP'in hala bölgede önemli bir rol oynadığını ortaya koymaktadir. Ancak aynı zamanda, HADEP'in kapatılma tehlikesi altında seçime girmesi ve genel olarak Türkiye siyasetinde sağ ve milliyetçi eğilimlerin güçlenmesi, Kürt siyasi oluşumlarının geleceği açısından endişe vericidir.


Bu artan siyasallaşma, HADEP'in yörede konumunu güçlendirmesine ve oy oranlarının artmasına neden olur. Ancak, Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde siyasetin seçim dönemleri dışında çalışmaların az olması, siyasal kültürün burada sadece seçim dönemleri ile sınırlı olduğunu gösterir. Bu durum, Kürt toplumunun 1999 seçimleri ile birlikte etnik kimliğinin politik alanda daha öne çıkarılmasına yol açar.

HADEP'in kapatılması ve liderlerinin yargılanması, Kürt siyasi hareketinin Türkiye'deki legal mücadelesinin zorluklarının bir göstergesidir. Bu davalar Kürt toplumunda siyasal katılımı azaltmış ve Kürt siyasi hareketinin örgütlenmesini zorlaştırmıştır. Bu davalar ayrıca Türkiye'deki demokrasi ve insan haklarının gerilemesine de işaret etmektedir.

Kulu ve Cihanbeyli’de giderek yerleşen kürt siyasallaşma: Demokratik Halk Partisi

Türkiye'de Kürt siyasi hareketi olarak bilinen HADEP partisi 1995 ve 1999 yılları arasında seçimlere katılmış, ancak devlet tarafından kapatılma tehdidi ile karşı karşıya kalmış ve sonunda 2003 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmıştır. Bu olaylar sonucunda yeni bir siyasi parti olan Demokratik Halk Partisi (DEHAP) kurulmuştur, ancak 2002 yılında yapılan seçimlerde barajı geçememiştir. Bu arada, Türkiye siyaseti yeni bir siyasi iklime girmiş ve muktedir partiler yerine yeni bir muhafazakar sağ parti olan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidara gelmiştir.

Konya bölgesinde 2002 yılı seçimlerinde DEHAP, Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde yüksek oy oranları alarak birinci ve ikinci parti olarak çıkmıştır. Bu, Orta Anadolu Kürtlerinin politik düzlemde etnik kimlik aidiyetleri bağlamında oy verme tutumunu sergilediğini gösterir. Ancak DEHAP, HADEP'in aynı yıl kapatılmasının ardından kendisi de bir kapatma davası ile karşı karşıya kalmıştır. Bu, partinin içinde ve dışında yönelik ağır eleştirilerin varlığını ve Kürt siyasi hareketinin yeni bir paradigma ile çıkmak ihtiyacı olduğunu göstermektedir.

2007 genel seçimlerinde, AKP yüksek bir oy oranı ile iktidarı kazanırken, CHP ve MHP de oylarını arttırmıştır. Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde DTP, beklentilerin altında oy alırken, AKP lideri R. Tayyip Erdoğan'ın Kürt sorunu konusunda güvenlik perspektifinin dışında görüşleri Kürt toplulukları arasında karşılık bulmuştur. DTP, Kürt illerinde AKP'nin yerine kazanmıştır ancak Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde ortaya çıkan durum, bağımsız adayın bölgede tanınmıyor oluşu ve seçimi kazanma iddiasının bulunmaması ile doğrudan bağlantılıdır.


Orta Anadolu Kürtleri arasında siyasal kültürün seçim dönemleriyle sınırlı kaldığı gözlenmiştir. Bu nedenle, Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde yerleşik siyasal kültür, siyasetin seçim dönemlerinde yoğunlaşmasına rağmen, seçim dönemi dışında çalışmalara katılma oranının düşük olmasına neden olmuştur. Bu durum, Kulu ve Cihanbeyli’nin Kürtlerin tarihsel vatanı olan Kürdistan coğrafyasından uzaklığının, Kürt siyasetinin kurumlarının yaklaşımını da etkilemiştir. Bu yüzden, Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde yerleşik siyasal kültürün değişmesi için Kürt siyasi hareketinin kurumsallaşması ve sürekli çalışmalar yapması gerekmektedir.

2007 ve 2011 seçimlerinde Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde bağımsız adaylar ile katılım yapılmıştır. Bu seçimlerde DTP oyları önceki seçimlere göre büyük düşüş göstermiştir. Bu düşüş AKP'nin yörede artan sempatiye ve kamu hizmetlerindeki görece iyileşmeye bağlı olarak gerçekleşmiştir. Kürt siyasetinin çabaları paralel olarak AKP'nin Kürt politikalarındaki ilerlemeler ile gerçekleşmiştir. Ancak, DTP kapatılmıştır ve yerine Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) kurulmuştur. Bu parti, "demokratik özerklik" tartışmalarının merkezi olmuştur ve Kürt siyasetinin legal alanda kazandığı ivmeyi sürdürmeye çalışmıştır.


HDP, Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde kuruluş sürecinde bürolarını açarak, bölgede bir siyasal mevcudiyet kurmaya çalışmıştır. Bu süreçte, Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal çizgisine daha bilinçli ve kendine güvenen bir şekilde sahip çıktığı görülmüştür. HDP'nin bu bölgelerde yürüttüğü çalışmalar, Kürt siyasetine verilen oyun arttığını gösterirken, Kürt sorununun çözümüne yönelik demokratik yolların aranması yönünde oluşan beklenti de artmıştır.

HDP, Türkiye çapında karşılık bulmasının yanı sıra, Kulu ve Cihanbeyli gibi Orta Anadolu bölgesinde de büyük bir ilgi görür. Avrupa'da yaşayan hemşerilerin bilinçli yönlendirmeleri ile bölgedeki Kürtler HDP'nin kuruluş sürecine daha fazla emek verir. HDP, 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Selahattin Demirtaş'ı aday göstererek, Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde potansiyelini gösterir. 7 Haziran 2015 seçimlerinde ise, HDP parti olarak seçime girme kararı alır ve Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde daha önce hiç deneyimlenmemiş bir seçim propagandası dönemi yaşanır. HDP, Konya milletvekilliği için aday olarak bir Kürt ve bir Kürt olmayan aday gösterir. Bu seçimlerde HDP, güçlü bir şekilde katılır ve bölgedeki Kürt oyunun büyük bir kısmını alır.


7 Haziran 2015 seçimleri Kulu ve Cihanbeyli'de yaşayan Kürt kitlesinin siyasal çalışmalarına katılımının ve Kürt siyasetine yönelik ilgilerinin arttığını göstermiştir. Avrupa'da yaşayan Orta Anadolu Kürtleri, seçim dönemlerinde yaptıkları siyasal çalışmalar ve maddi desteklerle bölgedeki Kürtlerin siyasal katılımını arttırmışlardır. Barış görüşmeleri sırasında çatışmaların durması ve siyasal zeminin genişlemesi sonucunda Orta Anadolu Kürtleri siyasete daha aktif katılmıştır. Ancak 7 Haziran seçimlerinin ardından çatışmalar yeniden başlamış ve AKP iktidarı tarafından HDP karşıtı bir politika izlenmiştir. Bu nedenle HDP, 1 Kasım 2015 tarihinde yapılacak olan erken seçimlere hazırlıklı olarak girmiştir.

== ORTA ANADOLU KÜRTLERİNİN KÜRT SİYASALLAŞMA SÜREÇLERİ ==

Göç, ekonomik olarak zor durumda olan bölgede yaşayan Kürtler için bir çıkış yolu olarak görülmüştür. Bu göç, Kulu ve Cihanbeyli’deki Kürtler arasında Avrupa’da yaşayan akraba ve tanıdıkların varlığının yaygınlaşmasına neden olmuştur. Bu durum, bölgedeki Kürtler arasında Avrupa ile olan bağların güçlenmesine ve Avrupa’da yaşayan Kürtlerin siyasi ve ekonomik etkilerinin bölgede daha belirgin hale gelmesine yol açmıştır.


Orta Anadolu Kürtlerinin kürt siyasallaşması, öncelikle Avrupa'ya göç eden Kürtlerin siyasal çalışmaları ve yönlendirmeleri ile oluşmuştur. Avrupa'da yaşayan Kürtler, legal alandaki siyasal zeminin genişlemesiyle birlikte daha aktif bir şekilde Türkiye'de siyasete katılmışlardır. Özellikle PKK ile devlet güçleri arasındaki çatışmaların durması ve barış görüşmelerine yönelik adımların atılması, Orta Anadolu Kürtleri için bir referans noktası oluşturmuş ve legal mücadele alanı genişlediğinde siyasete daha aktif katılmalarını sağlamıştır. Ayrıca, Avrupa'da yaşayan Kürtlerin yaptığı maddi yardımlar ve yönlendirme çalışmaları, Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal çizgilerini netleştirmesine katkıda bulunmuştur.


Göç, Orta Anadolu Kürtleri için birçok faktörün bir arada etkisiyle gerçekleşir. Bu faktörler arasında ekonomik ve işsizlik sorunları, yaşam koşullarının zorluğu, çatışmalı süreçler, kültürel ve dil farklılıkları, aile ve sosyal ilişkiler, güvenlik endişeleri, özgürlük ve insan hakları gibi konular yer alır. Avrupa’ya yapılan göç, Orta Anadolu Kürtleri için birçok faktörün bir arada etkisiyle gerçekleşir. Bu faktörler arasında ekonomik ve işsizlik sorunları, yaşam koşullarının zorluğu, çatışmalı süreçler, kültürel ve dil farklılıkları, aile ve sosyal ilişkiler, güvenlik endişeleri, özgürlük ve insan hakları gibi konular yer alır. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtleri için Avrupa’ya yapılan göç, hem ekonomik hem de sosyal ve kültürel açıdan önemlidir. Bu süreçte, Kürt kimliği ve kolektif haklar öncelik kazanır ve siyasallaşma süreci hızlanır.

Göç süreci, Orta Anadolu Kürtlerinin sosyal, ekonomik ve kültürel hayatlarını derinden etkiler. Avrupa’da yaşayan Kürtler, anavatanlarındaki Kürt topluluklarına maddi ve manevi destek sağlar. Ayrıca, Avrupa’da yaşayan Kürtlerin bilinçli yönlendirmeleri ile bölgedeki Kürtler Kürt siyasetine daha fazla ilgi gösterir ve siyasal çizgilerini netleştirir. Bu yüzden, Avrupa’ya yapılan göç, Orta Anadolu Kürtlerinin kürt siyasallaşmasının temel nedenlerinden biridir.


Orta Anadolu Kürtlerinin Avrupa'ya göç etmeleri, Türkiye'de Kürt sorununun yanı sıra ekonomik ve sosyal sorunların da nedeni olmuştur. Göç süreci, hem gidenler hem de kalanlar için bireysel ve toplumsal değişimleri beraberinde getirmiştir. Kürt illerinde yaşanan çatışmalar nedeniyle zorunlu olarak yer değiştiren topluluklar, Türkiye'nin batı bölgelerine göç etmişlerdir. Bu durum, heterojen bir toplum yapısının oluşmasına ve etnik kimlik ayrımcılığının derinleşmesine neden olmuştur. Öte yandan, ekonomik sistem de bu durumdan etkilenmiştir, örneğin Kürt illerinden göç edenlerin batıda ucuz işgücü olarak kullanılması gibi. Kürt sorunu, Türkiye'nin sosyolojik, ekonomik ve kültürel boyutları olan karmaşık bir sorunudur ve Orta Anadolu Kürtlerinin göçü bu sorunun bir parçasıdır.

Orta Anadolu Kürtlerinin Kürt siyasallaşması, sosyolojik, ekonomik ve kültürel temellerinde Avrupa ülkelerine yapılan göçün önemli bir rol oynadığı görülmektedir. Çatışmalı süreçlerin devam etmesi, Kürt illerinde ötekileştirme pratikleriyle karşılaşan Kürt topluluklarının bir arada yaşamakta bulmasına ve birbirine tutunmasına neden olmuştur. Bu gergin atmosfer içinde, Kürtler devletin "resmî ideoloji" bağlamında Kürt sorununa yönelik tezlerini kabul etmeyen siyasi oluşumlara sempati duymaya başlamıştır. Kürt sorunu, Türkiye’nin tarihi boyunca inkâr edilen ve saklanması gereken bir etnik kimliğe sahip olma olgusuyla doğrudan bağlantılıdır.


Orta Anadolu Kürtlerinin siyasallaşması, sadece Avrupa’ya yapılan göçlerle açıklanamayan birçok faktörden etkilenmektedir. Bu faktörler arasında Türkiye’nin Kürt sorunu çerçevesinde uyguladığı inkâr ve asimilasyon politikaları, çatışmalı süreçlerin yarattığı psikolojik ve sosyolojik etkiler, ekonomik ve kültürel faktörler, dinî/mezhepsel pratikler, ve daha birçok faktör yer almaktadır. Bu çalışma, bu faktörlerin siyasallaşma sürecinde nasıl etkilediğini ve bütünleştirici bir perspektifte analiz etmeyi amaçlamaktadır.

Avrupa’ya göç, birbirini besleyen etkenler içerisinde önemli bir boyut olarak ele alınmaktadır. Ancak bu boyut, siyasallaşmanın sadece bir parçasıdır ve daha geniş bir perspektifte ele alınması gerekir. Örneğin, çatışmalı süreçler, ekonomik ve sosyal koşullar, kültürel faktörler, devlet politikaları gibi birçok etken siyasallaşmayı etkilemektedir. Aynı şekilde, siyasallaşma sadece Kürt kimliğini değil, insanların kendilerini hangi kimlikler üzerinden tanımladıklarını, hangi kimlikleri öne çıkardıklarını ve hangi kimlikleri ihmal ettiklerini de etkilemektedir. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtlerinin siyasallaşmasının anlaşılması için bu çalışmanın daha geniş bir perspektifle ele alınması önerilir.


Orta Anadolu’da siyasallaşma

Bu çalışma, Avrupa’da yaşayan Orta Anadolu Kürtlerinin siyasallaşma sürecine nasıl etki ettiklerini ve bu sürecin Türkiye’deki Kürt sorununa nasıl yansıdığını incelemektedir. Göç sürecinin etkileri, sadece göç etmiş olanların değil, kalanların da hayatını etkilemektedir. Bu nedenle, Avrupa’ya göç sürecinin Orta Anadolu Kürtlerinin siyasallaşmasına nasıl katkıda bulunduğu ve bu sürecin Türkiye’deki Kürt sorununun çözümüne nasıl katkıda bulunabileceği önemli bir konudur.


Ancak, siyasallaşmanın sadece göç nedeniyle değil, aynı zamanda mevcut sosyal ve ekonomik koşulların etkisiyle de gerçekleştiği unutulmamalıdır. Örneğin, göç eden Kürtlerin ekonomik sıkıntılarının yanı sıra, Türkiye’de yaşadıkları etnik ayrımcılık ve ötekileştirme pratikleri de siyasallaşmalarının nedenlerinden biridir.

Göç edenler, yeni ortamda karşılaştıkları sosyal ve kültürel farklılıklara adapte olmak için siyasi kurumlar ve oluşumlarla işbirliği yapar. Bu sayede, kendilerini kabul ettirmek ve sosyal haklarını elde etmek için çaba sarf ederler. Böylece, Orta Anadolu Kürtleri siyasetin birçok boyutunu tanır ve bu boyutlar üzerinden sosyal ve ekonomik haklarını elde etmeye çalışırlar.

İltica talepleri özellikle Kürt sorunu bağlamında Türkiye’de yaşanan olaylar kanıt gösterilerek gerçekleştirilir. Bu, Türkiye’deki çatışmalı ortamın ve Kürt sorununun Avrupa ülkelerinde de etkisini gösterir. İltica talepleri kabul edilirse, Orta Anadolu Kürtleri Avrupa ülkelerinde yaşama ve çalışma hakkı elde etmekte ancak bu süreçte siyasi oluşumlara daha fazla ilgi duymaktadırlar. Aynı zamanda, Avrupa’daki Kürt topluluklarının yoğunluğu da siyasi faaliyetlerin daha yaygın olmasına sebep olmaktadır.

Dernekler, iltica taleplerinin kabul edilebilmesi için başvuruda bulunan kişiye daha önceki tecrübelerine dayanarak bürokratik yardım sunar.Bu destek, sadece iltica işlemleri sürecinde değil, aynı zamanda göçmenin Avrupa’da yaşama ve çalışma hakkını elde etmesine kadar devam eder. Dernekler, göçmenlerin dil eğitimi, iş bulma, vatandaşlık ve diğer sosyal hizmetler gibi ihtiyaçlarına cevap vererek onların adaptasyon sürecine destek olur. Bu destek, Orta Anadolu Kürtlerinin Avrupa’ya yaptıkları göç sürecinde siyasallaşmalarının bir parçası olarak değerlendirilmelidir.

Kürt sorunu bağlamında Türkiye'de yaşanan hak mahrumiyetleri, siyasi baskılar ve çatışmalar nedeniyle Orta Anadolu Kürtleri için güvenli bir yaşam arayışıdır. Göç edenlerin siyasal argümanlar kullanması, bu güvenli yaşam arayışının bir parçasıdır. Ayrıca, iltica başvurularında kullanılan yöntemler genellikle resmî işlemleri kolaylaştırmak ve geçerli bir savunma elde etmek amacını taşır. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtlerinin iltica başvurularında kullandıkları yöntem, tek taraflı çıkarcılık olarak değil, yaşamsal bir ihtiyaç olarak görülmelidir.

Aynı zamanda, dernekler ve sivil toplum kuruluşları da Türkiye'de Kürt sorunu konusunda insan hakları ihlallerine dikkat çekmek ve çözüm üretebilmek için bu göçmenlerin hikayelerini kullanabilir. Bu yolla, Orta Anadolu Kürtlerinin Avrupa'ya göçleri sadece kişisel bir çıkar arayışı olarak değil, aynı zamanda toplumsal bir sorun olarak ele alınabilir.

Bu süreçte Orta Anadolu Kürtleri, Avrupa’da yaşadıkları hak mahrumiyetleri sonucu siyasal bir kimlik arayışına girerler. Bu arayış, Kürt kimliğini önceleyen siyasal hareketlere ilgi duymalarına neden olur. Göç eden Orta Anadolu Kürtleri, siyasal kimliklerini Avrupa’da örgütlenmeler aracılığıyla inşa ederler ve siyasal konulara daha aktif bir şekilde katılırlar. Bu süreç, Orta Anadolu Kürtlerinin siyasallaşmasının başlangıcıdır.


Orta Anadolu Kürtlerinin “Avrupa macerası”

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya, yenilgiye uğratılmış ve ekonomik olarak çöküşe mahkûm edilmiştir. Ancak, 1960'larda İtalya, İspanya, Portekiz ve Yunanistan gibi ülkelerden işçi göçlerine izin verdi. 1973 yılında Türkiye'den gelen işçilere de kapısını açtı. İskandinav ülkelerinden özellikle İsveç, Kürt sorunu bağlamında mağdur olan kişiler için kolaylık sağlaması nedeniyle Kürtler tarafından tercih edilen ülkelerdendir. İsveç, o dönemlerde Kürtleri daha kolay kabul ediyordu ve siyasi savunmaların daha kolay kabul edilmesi nedeniyle Orta Anadolu Kürtleri daha çok İsveç'e gitmişlerdir. Ayrıca, Orta Anadolu Kürtlerinin göç edecekleri ülkeleri belirlemelerinde aile üyelerinden deneyimler etkilidir ve Göç literatüründeki "Network Theory" adı verilen teori Orta Anadolu Kürtlerinin göçünün yönünü açıklar.


1980 askerî darbesinin ardından Türk-İslâm sentezi bağlamında uygulanan politikalar, sistem ile uzlaşma olanağı bulunmayan örgütlerin Türkiye içinde siyaset yürütme olanağını ortadan kaldırmıştır. Darbe, darbe öncesi var olan sol/sosyalist örgütlerin görünür olmasını da engellemiştir. Tutuklamalar ve baskılar sonunda siyasi mücadele yürütebilecek alan bulamayan örgütlerin kadrolarının büyük bölümü ülke dışına çıkmıştır. 1983 yılında silahlı mücadele yöntemini siyasal bir araç olarak kullanmaya başlayan PKK ise Suriye topraklarına çekilirken bir yandan da Avrupa ülkelerine gidip örgütlenmiştir. Diğer taraftan çatışmaların yoğunlaştığı Kürt illerinden, Avrupa ülkelerine göç eden insanlar da artmıştır. Bu araştırmada İsveç ve Almanya ülkelerinde yapılan araştırmalar, Kulu ve Cihanbeyli gibi Kürt yerleşim bölgelerinden Avrupa ülkelerine göç eden insanların durumunu analiz etmek için yapılmıştır. İsveç'te özellikle PKK sempatizanı olan dernek ve örgütler Orta Anadolu Kürtleri arasında etkilidir. Ancak Almanya'da Kürt siyasi oluşumları daha çeşitlidir. Kemal Burkay etrafında örgütlenen Partiya Sosyalîst a Kurdistan - Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK) ve Kürdistan Dernekleri Birliği (KOMKAR) gibi örgütlerin Orta Anadolu Kürtlerinin siyasallaşmasında etkileri araştırmalar ile ortaya çıkarılmıştır.

Avrupa’ya göç ve siyasallaşma

Orta Anadolu Kürtlerinin Avrupa'ya yapılan göçleri, siyasallaşma sürecini hızlandırmıştır. Göç süreci, kişilerin Kürt sorunu konusunda bilgi edinmelerini ve siyasi oluşumlara sempati duymalarını sağlamıştır. Bu çalışmada, göçün etkisi ve Orta Anadolu Kürtlerinin siyasallaşması konusunda özellikle Kürt illerinden gelenler ile Orta Anadolu Kürtlerinin kaynaşmasının önemi vurgulanmıştır. Ancak, çalışmanın bir eksiği olarak, kadın görüşmecilerin sayısının az olması ve bu nedenle kadın perspektifi yeterince ele alınamaması belirtilmiştir.


Kulu ve Cihanbeyli’de çok az sayıda kadın siyasal alana ilgi duymaktadır. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürt kadınlarının siyasallaşma sürecindeki rolü veya göç etmelerinin etkileri konusunda daha geniş bir görüş sahibi olmak için daha fazla kadın görüşmeciyle çalışmalara ihtiyaç vardır. Bununla birlikte, çalışmanın elde ettiği sonuçlar hala, Orta Anadolu Kürtlerinin Avrupa’ya göçleri sürecinde siyasallaşma ile ilgili önemli bilgiler sunmaktadır.

Bu durum, Orta Anadolu Kürtlerinin Avrupa ülkelerinde siyasal alana katılımını azaltmış ve kadın görüşmecilerin sayısının az olmasına yol açmıştır. Bu eksiklik, çalışmanın kapsamını sınırlandırmış ve Orta Anadolu Kürt kadınlarının göç edenler arasındaki rolünün ve etkilerinin daha iyi anlaşılmasını engellemiştir. Bu konuda daha fazla çalışma yapılması gerektiği açıktır.

İsveç ve Almanya’da Orta Anadolulu Kürt kadınlar ile yaptığım ön araştırma görüşmelerinde, ilgisizlikten dolayı siyasal bilgi bağlamında yetersiz olduklarını gözledim. Bu nedenle, kadın görüşmecilerin azlığı, çalışmanın siyasal bilgi açısından zayıf olduğu anlamına gelmektedir. Bu eksiklik, gelecekteki benzer çalışmalarda dikkate alınması gereken bir husustur. Bu çalışmanın sonucunda, Orta Anadolu Kürtlerin Avrupa'ya göç etmelerinin siyasallaşma sürecine nasıl etki ettiği ve bu sürecin nasıl işlediği konusunda daha fazla bilgi elde edilmiştir. Ancak, kadın görüşmecilerin azlığı nedeniyle, Orta Anadolu Kürt kadınlarının Avrupa'daki siyasal deneyimleri hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz.


Ev içi emeği ile kendini ifade eden kadınların çoğu klasikleşmiş bir algı olan “Siyaset ile uğraşmayın, başınıza tehlikeli şeyler gelebilir,” düşüncesine sahipti. Bu algı, siyasal bilgi ve deneyim eksikliğinin yanı sıra, Türkiye’de siyasetle ilgili olarak kadınların marjinalleştirilmesi ve cinsiyetçi ayrımcılık yüzünden de oluşmuş olabilir. Bu nedenle, çalışmanın kapsamını genişletmek ve daha fazla kadın görüşmeci ile çalışmak, Orta Anadolu Kürt kadınların siyasallaşma deneyimlerinin daha detaylı olarak anlaşılmasını sağlayacaktır.


Erkek görüşmecilerin siyasete aşırı ilgi duymasına karşılık kadınlar aynı oranda ilgisizdi. Bu durum, siyasal alandaki cinsiyet eşitliğine dair eksikliklerin devam ettiğini göstermektedir. Ayrıca, kadınların siyasetle ilgili bilgi ve becerilerinin yetersiz olması, kadınların siyasal alanda aktif rol almalarını engelliyor. Bu eksikliğin giderilmesi için, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın hakları konularının önemsenmesi, kadınların siyasal alana katılımının teşvik edilmesi gerekmektedir.

Genç kuşak kadınların özellikle sosyal medya platformları aracılığıyla “popüler” anlamda siyasallaştıklarını belirtebiliriz. Bu genç kuşak kadınların, klasikleşmiş algıların dışında daha radikal ve özgürlükçü bir siyasal anlayışa sahip olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca, Avrupa ülkelerinde yaşadıkları ortamın sosyal ve siyasal haklar açısından daha ileri seviyede olması, kadınların siyasal katılımını arttırmış olabilir. Bu genç kuşak kadınların Orta Anadolu Kürt kadınlarının siyasal katılımını arttırmak için rol model oluşturabileceği düşünülebilir.


Siyasal bilinç bağlamında eksiklikler saptanmasına rağmen, Kürt siyasetinin örgüt ve partilerine ait olan simgelerin popülist bağlamda gündelik yaşamda kullanımı yaygındır. Bu, Orta Anadolu Kürtlerin siyasetle olan ilişkilerinin sadece formal bir katmanını oluşturmakta olduğunu gösterir. Bu kadar kullanımın yanı sıra, bu simgelerin örgüt ve partilerle olan bağları belirginleştirmekte olduğu da düşünülmektedir. Aynı zamanda, bu simgelerin kullanımı, Orta Anadolu Kürtlerin siyasetle olan bağlarının daha derin ve yoğun olduğunu göstermektedir.

Fakat ikinci kuşak göçmenler bu araştırmanın kapsamında olmadığından, derinlemesine bir analiz yapılamamıştır. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtlerin Avrupa’ya göç etmelerinin siyasallaşma üzerindeki etkileri konusunda daha fazla araştırma ve analiz yapılması gerekmektedir. Bu araştırmalar geniş bir kapsamda yapılmalı ve ikinci kuşak göçmenlerin deneyimleri, sosyal medya kullanımı ve siyasal bilinç gibi faktörler de dikkate alınmalıdır. Siyasal bilinç ve bilgi düzeyi yüksek olmayan Orta Anadolulu Kürtlerin, Avrupa ülkelerinde yaşadıkları süre boyunca siyasal konulara ilişkin bilgi ve tecrübelerini arttırmakta zorluk çektiği görülmektedir. Bu nedenle, siyasal ilgi ve aktivizmleri genellikle duygusal ve popülist bir çerçevede kalmaktadır. Ayrıca, ikinci kuşak göçmenlerin siyasal bilincinin ve deneyiminin analiz edilmesi gerektiği de belirtilmelidir.

çalışmanızda belirttiğiniz gibi Orta Anadolu Kürtlerin Avrupa'ya yapılan göçler bağlamında siyasallaşması sadece göçle sınırlı değildir. Göç sadece bir etken olmakla birlikte, Kürt sorunu ve Türkiye'de yaşanan hak mahrumiyetleri gibi faktörler de siyasallaşmayı etkileyebilir. Ayrıca, sosyal medya ve internetin kullanımının artması ile birlikte gündemi hızlı bir şekilde izlemek ve siyasal bilgiye erişmek daha kolay hale gelmiştir. Bu nedenle sosyal medya siyasallaşma üzerinde etkili olmuş olabilir.

Takip edilen siyasal gündem daha çok popüler bağlamdadır, entelektüel derinlik büyük oranda eksiktir.

Örneğin, İsveç’in Stockholm kentinde yapılan gözlemlerde, derinlemesine siyasal analizlerin yapıldığı PKK’nin gazetesi olarak bilinen Serxwebun genel olarak tüm kamusal mekânlarda bulunur. Ancak, görüşmelerde gazetenin okunmadığı ve sadece görsel içeriği ile ilgilenildiği görülmüştür. Bu, Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal ilgilerinin popüler bir seviyede olduğunu, ancak entelektüel bir seviyede eksik olduğunu göstermektedir. Bu eksiklik, siyasal bilinçlerinin geliştirilmesi ve siyasal bilgi seviyelerinin yükseltilmesi için çalışmalar yapılması gerektiğini düşündürmektedir.

Göç süreci içinde, Orta Anadolu Kürtlerinin siyasallaşma düzeyi ile siyasal bilgi ve entelektüel düzeyleri arasında bir uyumsuzluk gözlemlenir. Orta Anadolu Kürtleri göç etmeden önce siyasal faaliyetlere katılmazken, göçten sonra siyasal örgütlenmelerin ve derneklerin içinde yer alırlar. Bu süreçte kadınların siyasal faaliyette yer alma oranı düşüktür. Ayrıca, Orta Anadolu Kürtleri göç etmeden önce Kürt illerinden gelenlerle az ilişki kurarken, göçten sonra bu ilişkileri artırmaktadırlar. Bu durum göç sürecinin siyasallaşma üzerinde etkili olduğunu gösterir.

Kulu ve Cihanbeyli'de kalan aile üyeleri ve tanıdıkları ile sürekli olarak ilişki içinde olmaları ve Türkiye'deki siyasal gündemi takip etmeleri de siyasal ilgilerini etkileyebilir. Görüşmecilerin çoğu Türkiye'de siyasetle ilgilenememişler ancak Avrupa'da yaşadıklarından dolayı daha fazla farkına varmışlar.

Sonuç olarak, Orta Anadolu Kürtlerinin Avrupa'da yaşadıkları süre içerisinde siyasallaşma sürecine girmiş oldukları, ancak siyasal bilgi ve entelektüel derinlik bakımından yetersiz oldukları görülmektedir. Bu ilginin temel nedeni olarak Türkiye'deki Kürt sorunu ve haksızlıklarının farkına varmaları ve bu konuda akraba ve tanıdıklarını etkilemeye çalışmaları gösterilmektedir. Bu göç bağlamında siyasallaşma sürecinin daha iyi anlaşılması için Orta Anadolu Kürtlerin gündelik yaşam pratikleri, emek süreçleri ve kültürel organizasyonlarının bilinmesi gerekir.


İsveç’te Kürt etnik temelli siyasallaşma

İsveç, yabancıların ekonomik, sosyal ve kültürel hayatlarına katılımını teşvik etmekte ve onların mevcut refah sistemiyle bütünleşmelerini sağlamaktadır. Bu bütünleşme süreci, Orta Anadolu Kürtleri için de geçerlidir ve İsveç’te yaşayan Orta Anadolu Kürtleri, ülkenin bütünleşme politikasının etkisi altında siyasallaşma sürecine girmiştir.

Dernek büroları, Kürtler için bir sosyalleşme alanı olarak hizmet verir. Kürt kültürü ve siyaseti hakkında bilgi edinmek, Kürtler arasında iletişim kurmak ve aktiviteler yapmak için birçok insan derneklere gitmektedir. Dernekler genellikle kültürel ve siyasal organizasyonlar yaparak, toplulukla etkileşime girerler. Ayrıca, dernekler Türkiye’nin siyasal gündemine dair basın açıklamalarını ve göçmenlerin Türkiye’ye yönelik ilgisini canlı tutarlar. Dernekler, Kürtler için birçok şey öğretir ve onların sosyalleşmesini kolaylaştırır.

2000'lerin başından itibaren İsveç hükümetinin siyasi mültecilik başvurularının kabulünü daha sıkı bir şekilde denetlediği ve daha az başvurunun kabul edildiği görülmüştür. Bu değişim, İsveç hükümetinin göç politikasının fokusunun bütünleşmeye yönelik hale gelmesinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtleri için İsveç'in siyasi mültecilik başvurularının kabulü bugün daha zor hale gelmiştir.


Kürt kültür dernekleri, İsveç gibi kültürel ve sosyolojik olarak yabancı olunan bir ülkede benzer kültürel ve sosyolojik altyapıya sahip olan insanların bir arada bulunmasına imkân tanır. Dernekler, Orta Anadolu Kürtleri için önemli bir sosyalleşme alanıdır. Dernekler, aynı zamanda iltica başvurularında daha önceden yaptıkları uygulamalar ile önemli bir tecrübeye sahiptir. Dernekler, 1980’lerden itibaren göçmen olarak İsveç’e gelen Kürtlere avukatlar aracılığıyla siyasi mülteci haklarını elde etmeleri konusunda hukuki destekte bulunmuştur. Dernekler, ekonomik nedenlerle gelen Kürtlere hukuki destek vererek İsveç’te yaşama ve çalışma hakkını elde etmelerini sağlamıştır.

Orta Anadolu Kürtlerinin Avrupa'ya göç etmeleriyle birlikte, Kürt siyasallaşmasına etki etmek için kurulmuş olan Kürt kültür dernekleriyle ilişkileri ortaya çıkmıştır. Bu dernekler, Orta Anadolu Kürtlerine iltica sürecinde hukuki destek verirken, aynı zamanda siyasi bilinç ve farkındalık konularında da bilgi vermektedir. Derneklerle olan ilişkiler, göçmenlerin siyasi mültecilik hakkını elde etmelerinden sonra da devam etmektedir. Orta Anadolu Kürtleri derneklere besledikleri vefa duygusu ile sempati beslemektedirler ve zaman zaman dernekleri ziyaret etmektedirler. Bu ilişkiler, Orta Anadolu Kürtlerinin siyasi bilincinin gelişmesine ve siyasallaşmasına etki etmektedir.


Sonuç olarak, İsveç’te Kürt etnik temelli siyasallaşma, Kürtlerin ülkeye göç ettikleri dönemlerde kurdukları ilişkilerle ve dernekler aracılığıyla gerçekleşmektedir. Orta Anadolu Kürtleri, yabancı oldukları İsveç’te kendilerine benzer kültürel ve sosyolojik altyapıya sahip olan insanlarla tanışıp, sosyal bir dayanışma ağı oluşturabildikleri Kürt kültür dernekleri aracılığıyla örgütlenmektedir. Bu dernekler, özellikle iltica sürecinde hukuki destek veren ve siyasi mültecilik hakkını elde etmelerine yardımcı olan yapılar olarak öne çıkmaktadır. Derneklerin hukuki destek ve maddi yardımları aracılığıyla Orta Anadolu Kürtleri, İsveç’te yaşama ve çalışma hakkı elde edebildikleri gibi, aynı zamanda siyasallaşma sürecine de girebilmektedir. Bu siyasallaşma sürecinde, Orta Anadolu Kürtlerinin derneklerle oluşan ilişkileri vefa duygusunun oluşmasına ve siyasal bilinçlenmelerine etki etmektedir. Bu araştırma, İsveç’te Kürt etnik temelli siyasallaşmanın nasıl gerçekleştiğini ve derneklerin bu siyasallaşma sürecinde nasıl bir rol oynadığını ortaya koymuştur.

Mekânsal bağlamda Orta Anadolu Kürtlerinin siyasallaşması

Bu kitabın giriş bölümünde, İsveç'te Orta Anadolu Kürtlerinin siyasallaşmasının arka planına odaklanılmıştır. İsveç'te Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerde, mekânsal yakınlık ve sosyal ve ekonomik zorunluluklar nedeniyle, Orta Anadolu Kürtleri arasında sıkı bir dayanışma oluşmuştur. Bu dayanışma, önceden gelmiş olanlarla yeni gelenler arasında sık sık bir araya gelmeleri ve bu sayede siyasal deneyimlerini daha kolay paylaşmalarını sağlamıştır. Ayrıca, kıraathaneler ve dernekler gibi sosyalleşme alanları da siyasallaşmayı kolaylaştırmıştır. Bu kitapta, İsveç'te Orta Anadolu Kürtlerinin siyasallaşmasının nedenleri ve mekânsal bağlamı ayrıntılı olarak incelenecektir.

Bu bölüm, Orta Anadolu Kürtlerinin göç ettikleri İsveç'te siyasallaşmalarının mekânsal bağlamını incelemeye odaklanmaktadır. Kitap, Orta Anadolu Kürtlerinin İsveç'te nerede ve nasıl yaşadıklarının siyasallaşma sürecindeki rolünü araştırmaktadır. Kitap ayrıca, Orta Anadolu Kürtlerinin İsveç'te kurdukları aile ve arkadaş ilişkilerinin siyasallaşma sürecinde nasıl etkili olduğunu ve mekânsal yakınlıkların siyasallaşma sürecinde nasıl rol oynadığını analiz etmektedir. Kitap, Orta Anadolu Kürtlerinin İsveç'te kentsel/mekânsal ayrışma, kıraathaneler ve dernekler gibi faktörlerin siyasallaşma sürecindeki rolünü incelemeye odaklanmaktadır.

Orta Anadolu’nun çeşitli il ve ilçelerinden gelen Kürtler, genellikle birbirine yakın bölgelerde yaşamayı tercih eder. Bu sebeple, İsveç’in Stockholm ve Göteborg şehirlerinde de kentsel/mekânsal ayrışma mekanizması yinelenir: Her yeni gelen göçmen, aile üyelerinin evine yerleşir ve ekonomik kazanç elde etmeye başladığında ise ayrılır ve yine aynı bölgede yeni bir ev kurar. Göçmenler Stockholm ve Göteborg’da merkeze uzak kenar mahalleleri tercih eder. Bu bölgelerde, Orta Anadolu Kürtlerinin yanı sıra Afrikalı, Ortadoğulu ve Asyalı göçmenler de barınır.

Bu mekânsal yakınlık, göçmenler arasında siyasal deneyimlerini paylaşma fırsatı verir. Bir arada yaşanan bölgelerde erkeklerin iş saatleri dışında buluşabildiği kıraathaneler mevcuttur. Kıraathaneler, Orta Anadolu Kürtleri için sosyalleşme alanıdır ve aynı zamanda siyasallaşma için de kullanılır.


Bu giriş bölümü, Orta Anadolu Kürtlerinin İsveç'te siyasallaşmasının mekânsal bağlamını incelemektedir. Öncelikle, Orta Anadolu Kürtlerinin İsveç'te genellikle birbirine yakın bölgelerde yaşamayı tercih ettiği belirtilmektedir. Bu tercih, sosyal ve ekonomik zorunluluk olarak nitelendirilmektedir çünkü kenar mahallelerde kira ücretleri daha düşüktür. Ayrıca, mekânsal yakınlık, göçmenlere siyasal deneyimlerini daha kolay paylaşma fırsatı verir. Bölgelerde erkeklerin iş saatleri dışında buluşabildiği kıraathaneler de sosyalleşme alanı olarak kullanılmaktadır. Stockholm ve Göteborg gibi şehirlerde, Orta Anadolu Kürtleri tarafından işletilen kıraathaneler siyasallaşmanın önemli alanlarıdır. Bu kıraathanelerde gerçekleştirilen sohbetlerde genellikle HDP'nin temsil ettiği Kürt siyasi hareketinin siyasal görüşü hâkimdir. Bu giriş bölümü, Orta Anadolu Kürtlerinin İsveç'te siyasallaşmasının mekânsal bağlamını anlamaya yönelik bir çalışmadır.


Orta Anadolu Kürtlerinin İsveç’teki mekânsal bağlamda siyasallaşması, sosyal ve ekonomik zorunlulukların etkisiyle oluşan mekânsal ayrışma, derneklerin ve kıraathanelerin rolü, kişisel ilişkiler ve popüler siyasi görüşlerin etkisiyle gerçekleşmektedir. Bu siyasallaşma süreci, Orta Anadolu Kürtlerinin İsveç’teki mekânsal yerleşimleri ve sosyal ilişkileri ile bütünleşmektedir.

İsveç'te Orta Anadolu Kürtlerinin siyasallaşmasını etkileyen bir diğer faktör, ekonomik ilişkileridir. Özellikle Stockholm ve Göteborg gibi şehirlerde, Orta Anadolu Kürtlerinin çoğunluğu gıda sektöründe çalışmaktadır. Pizza, döner, kebap gibi yiyeceklerin satıldığı sektör genellikle Türkiye'den göç edenler tarafından işletilmektedir. Pizza işi aracılığıyla sermaye birikimi sağlamış olan kişilerin yaşam koşullarına duyulan özlemin de bu tercihi beslediği söylenebilir. Bu iş yerlerinde Orta Anadolu Kürtleri arasında bir arada olma fırsatı da sağlanmaktadır.


düğün organizasyonlarında kürt unsurların kullanımının artması Avrupa’da edindikleri deneyimlerle bağlantılıdır. Bu tarz toplantılar ve organizasyonlar, Orta Anadolu Kürtleri arasında siyasallaşmayı ve siyasal görüşlerin yayılmasını sağlar. Kıraathaneler ve eğlence geceleri gibi mekânlar, Kürt topluluklarının bir araya gelme fırsatı sunarken aynı zamanda siyasal propaganda yapmak için de uygun ortamlar sağlar. Bu ortamlar, Orta Anadolu Kürtlerinin kendi kültürel formlarına uygun birtakım öğeleri görmek, sosyalleşmek ve popüler bağlamda siyasal olanın yanında olmak amacı ile tercih edilir. Ancak görüşmecilerin ifadelerine göre, bu tarz organizasyonlara katılanların çoğu siyasal olarak bilinçsiz olmasına rağmen, ortamdan dışlanmamak için gidiyor ve ardından radikal bir şekilde partiyi savunmaya başlıyor çünkü o ortamdan etkileniyor ve milliyetçiliği artıyor.


Almanya, Türkiye'den gitmiş çeşitli etnik grupları barındıran bir ülkedir. Bu grupların kesin olmayan çizgilerle birbirlerinden ayrılmış olduğu ve siyasal konulara karşı bilinçsiz olduğu gözlemlenmiştir. İsveç'te ise, Türkiye'den gelen işçiler arasında siyasal bilinç ve siyasal ilişkiler daha yüksek düzeyde olmuş ve siyasallaşma daha fazla görülmüştür. Bu durum, İsveç'te mevcut olan toplumsal ve ekonomik konumlanış ile bağlantılı olarak değerlendirilmektedir.


Almanya'da yaşayan Kürtlerin çoğunluğu Orta Anadolu Kürtleri olduğu için, bu grubun siyasal faaliyetlerine katılma oranı daha düşüktür. Bu nedenlerle, Almanya'da Kürt siyasal örgütlenmelerinin yaygınlığı ve etkisi İsveç'ten daha düşüktür.


Bu çalışma, Türkiye'den Avrupa'ya göç eden Orta Anadolu Kürtlerinin göç nedenleri ve siyasallaşma sürecini incelemektedir. İsveç ve Almanya örnek olarak ele alınmıştır. İlk olarak, Almanya ve İsveç'in İkinci Dünya Savaşı sonrası işgücüne ihtiyaç duyması ve Türkiye ile imzalanan işgücü anlaşmaları ile Türkiye'den binlerce işçi ve ailelerinin göç etmesi açıklanmıştır. Daha sonra, Kürt gruplarının Türk olarak algılanmasının nedenleri ve bu durumun Kürtler için "milliyetçi bir söylem" geliştirmelerine yol açtığı belirtilmiştir. Ayrıca, Almanya'da yaşayan Türklerin milliyetçi eğilimi ve Kürt siyasi oluşumlarının faaliyetlerini engelleyebilecekleri, özellikle de PKK gibi terörist sayılan örgütlerin faaliyetlerine tepki gösterebilecekleri tahmin edilmektedir. Son olarak, Orta Anadolu Kürtleri için göçlerin çoğunlukla ekonomik nedenlerle gerçekleştiği ve siyasal nedenlerin önemsiz olduğu belirtilmektedir.

Orta Anadolu Kürtleri, Türkiye'de terörist sayılan örgütlerin faaliyetlerine karşı tepki göstermekte ve Almanya'da yaşayan Türklerle birlikte Kürt siyasi oluşumlarının faaliyetlerini engellemektedir. Aynı zamanda Orta Anadolu Kürtleri, ekonomik nedenlerle Almanya'ya göç etmektedir. Kürt siyasi oluşumları arasında rekabet vardır ve KOMKAR dernekleri Orta Anadolu Kürtleri için daha etkili olmuştur. KOMKAR, hukuki ve siyasi destekte daha etkili olmasının yanı sıra, Orta Anadolu Kürtleri arasında siyasal taraftar toplamaktadır. Burkay siyasal çizgisi ise, Türkiye siyasetinde ve Kürt kitleleri arasında etkisini kaybetmiştir ve Orta Anadolu Kürtleri potansiyel bir kitledir.




Almanya’da Kürt etnik temelli siyasallaşma

Kürt siyasi oluşumlarının ve derneklerinin Orta Anadolu Kürtleri üzerindeki etkisi, özellikle Almanya'da, öncelikle ekonomik nedenlerle göç etmiş olan Orta Anadolu Kürtleri arasında siyasal bir sürece yol açmıştır. Kürt siyasi oluşumlarının ve derneklerinin çalışmaları, Orta Anadolu Kürtleri arasında milliyetçi bir eğilim yaratmış ve siyasallaşmasına yol açmıştır. Ancak, Almanya'da yaşayan Türklerin de milliyetçi eğilimleri nedeniyle, Kürt siyasi oluşumlarının faaliyetleri kısıtlıdır. Ayrıca, Almanya'da meskûn göçmenlerin yeni gelen hemşerilerini KOMKAR derneklerine yönlendirmeleri, PKK ile ilişkili olduğu düşünülen derneklerin hukuki destekte daha az etkili olmasına neden olmuştur.

Almanya'da yaşayan Orta Anadolu Kürtleri, ekonomik kazançlarını arttırmak için çalışmalarını yoğunlaştırmışlardır ve siyaseten aktif olmanın "boş uğraş" olarak görüldüğünü belirtmektedirler. Bu nedenle, siyasal mültecilik başvuruları ve siyasal örgütler ile ilişkiler daha az etkili olmuştur ve Orta Anadolu Kürtleri daha çok bireysel yaşam ve ekonomik kazançlarına odaklanmıştır. Bununla birlikte, sosyal medya yoluyla öğrenilen siyasal gelişmeler karşısında "ev içi" reaksiyonlar gösterme eğilimi fazladır.

Almanya’daki Orta Anadolu Kürtlerinde etnik temelli siyasallaşma 2000’lerde artmaya başlar. Bu artış, Türkiye’deki Kürt siyasetinin yurtdışındaki yansıması olarak Almanya’da yaşayan Orta Anadolu Kürtlerinin siyasetle ilgilenmeye başlamasına ve araştırma yapmaya başlamasına sebep olmuştur. Bu durum, Kulu ve Cihanbeyli bölgesinin siyasal ve sosyal yapısına da etki etmiştir. Bu yüzeysel siyasallaşmanın, Orta Anadolu Kürtlerinin Türkiye’deki etnik temelli siyasallaşmasına katkıda bulunabileceği düşünülmektedir.

Almanya’da Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal tecrübelerini aktarabilecekleri mekânlar sadece kısıtlı zamanlarda gerçekleşen aile ve dost evi ziyaretleridir. Bu nedenle, Almanya’da yaşayan Orta Anadolu Kürtleri arasında siyasal konuların genellikle özel alanda, aile ve dostlar arasında konuşulması yaygındır. Bu, onların gündelik yaşamlarının önemli bir parçası olarak siyasetle ilişkilerinin oluşmasına neden olur. Aynı zamanda, Kulu ve Cihanbeyli bölgesine yaptıkları ziyaretler sırasında, siyasal konuların daha yoğun bir şekilde konuşulmasının yanı sıra, siyasal olayların yerinde olarak görülmesi ve yaşanması da Orta Anadolu Kürtlerinin siyasallaşmasını arttırmaktadır.

Özel alanlarda gerçekleşen toplantılar, Kürt milliyetçiliği ve siyaseti ile ilgili fikirlerin yayılmasına ve tartışmasına olanak tanır. Bu, Almanya’daki Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal fikirlerini oluşturma ve ifade etme sürecinde etkili bir rol oynar.

Orta Anadolu Kürtleri için sosyal ve ekonomik kazançların önemi, siyasi faaliyetlere katılmayı veya dernek ile ilişkiler geliştirmeyi daha az önemli hale getirmektedir. Ayrıca, çeşitli iş kollarına dağılmış oluşları, Kürt kültür derneklerinin faaliyetlerine katılmalarını da zorlaştırmaktadır. Bu durum, Almanya’daki Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal faaliyetlere katılma oranlarının düşük olmasına ve yüzeysel bir siyasallaşmanın hâkim olmasına neden olmaktadır.

Sosyal medya platformları, Orta Anadolu Kürtleri için siyasal toplumsallaşmanın yaşandığı bir zemin olarak görülebilir, çünkü sosyal medya platformları aracılığıyla kendilerine ulaşabilecekleri, kendileri için önemli olan siyasal haberler, görüşler ve tartışmaları takip edebilirler. Ayrıca, sosyal medya platformları sayesinde kendileri ile aynı düşünen ve siyasal görüşleri benimseyen insanlarla iletişim kurabilecekler ve siyasal toplumsallaşma için bir ortam yaratabilecekler.

Araştırmalar, Almanya ve İsveç'de yaşayan Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal süreçlere katılımlarının düşük olduğunu ve daha çok ekonomik kazançlarına odaklandıklarını göstermektedir. Ancak, sosyal medya ve ev içi toplantılar gibi özel alanlarda Kürt siyasetine yönelik duygusal bir ilgi olduğu ve radikal düşüncelerin yaygın olduğu görülmektedir. Bu veriler, Orta Anadolu Kürtlerinin Türkiye'de kalan akraba ve tanıdıklarını siyasal olarak nasıl etkilediği konusunda ipuçları sunabilir.


Araştırmada elde edilen veriler, Almanya ve İsveç’teki Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal konumlanışlarının Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayan yakınlarının siyasal konumlanışlarını doğrudan etkileyebileceğini göstermektedir. Özellikle sosyal medya yoluyla paylaşılan siyasal görüşler ve ev içi toplantılarda konuşulan konular, Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayanlar arasında siyasal fikirlerin yaygınlaşmasına neden olabilir. Bu bağlamda, Almanya ve İsveç’teki Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal düşünceleri, Kulu ve Cihanbeyli’deki siyasal atmosferi etkileyebilir.

Bu konuda yapılacak araştırmalar, siyasallaşmanın Kulu ve Cihanbeyli ilçelerindeki sosyal ve siyasal yapılar üzerindeki etkilerini ortaya koyabilecektir. Bu etkiler arasında, akraba ve tanıdıklar arasında siyasal düşüncelerin yayılması, Kürt milliyetçiliğine yakın düşüncelerin yaygınlaşması, siyasi oluşumların faaliyetlerine katılımın artması gibi örnekler yer alabilir. Ayrıca, Almanya ve İsveç’teki Orta Anadolu Kürtlerinin Kulu ve Cihanbeyli’ye yaptıkları ziyaretler sırasında siyasal fikirlerini nasıl paylaştıkları ve bu fikirlerin bölgedeki insanlar üzerindeki etkileri de araştırılması gereken konular arasındadır.


Avrupa’da yaşayan Orta Anadolu Kürtlerinin yüzeysel/popüler bağlamda edindiği Kürt etnik temelli siyasallaşması, Kulu ve Cihanbeyli’nin siyasallaşmasının temellerini de etkilemiştir. Bu etkileşim, Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayan Kürtler arasında yaygın olarak kabul edilen siyasal görüşlerin ve siyasi hareketlerin belirlenmesinde rol oynayabilir. Özellikle Almanya ve İsveç’te etkin olan siyasi örgüt ve kuruluşların Kulu ve Cihanbeyli’deki faaliyetlerine katılımların artması, Kulu ve Cihanbeyli’nin siyasal atmosferini de etkileyebilir. Aynı zamanda, Kulu ve Cihanbeyli’deki Kürtlerin Avrupa’daki siyasal gelişmelerle daha yakından ilgilenmeleri, siyasal fikirlerini ve tutumlarını daha belirgin bir şekilde sergilemelerine neden olabilir.


Kulu ve Cihanbeyli’ye ulaşan Kürt siyasallaşma

Orta Anadolu Kürtlerinin Avrupa’da siyasal aktivitelerine katılımının az olmasına rağmen, Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayan Kürtler arasında siyasal konuların konuşulması ve ilgi alanı olması yaygındır. Bu ilçelerde gerçekleşen siyasal hareketler ve etkinlikler, Avrupa’daki Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal görüşlerinden etkilenmektedir. Kulu ve Cihanbeyli’de siyasetin yaygın olarak konuşulması ve Kürt siyasetinin önemi, siyasal toplumsallaşmanın yerel seviyede mevcut olduğunu gösterir. Bu ilçelerde yerleşik Kürtlerin siyasal görüşleri Avrupa’da yaşayan Kürtlerin görüşleriyle paralellik göstermektedir.


Bölgenin geneline bakıldığında Kürt etnik temelli siyasallaşma pratiklerinde birbirinden farklı fakat birbiri ile bağlantılı önemli değişkenler görülebilir. Bu değişkenler arasında, bölgede yaşayan Kürtlerin sosyo-ekonomik durumları, eğitim seviyeleri, sosyal ağları, siyasi görüşleri, kültürel ve dilsel özellikleri gibi faktörler önemlidir. Ayrıca Türkiye'de gerçekleşen siyasi ve toplumsal olayların bölgede yarattığı etkiler de siyasallaşma pratiklerini etkileyebilir. Bu faktörlerin tümü, bölgede Kürt etnik temelli siyasallaşmanın nasıl şekillendiğini ve hangi yönlerde ilerlediğini belirler.

Bu araştırma, Avrupa ülkelerine yapılan göçlerin Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde yaşayan Kürt topluluklarının siyasallaşma pratikleri üzerindeki etkilerini incelemeye odaklanmıştır. Göçlerin sağladığı ekonomik fırsatlar ve kültürel farklılıklar gibi faktörlerin siyasallaşma pratikleri üzerindeki etkisi araştırma konusu olacaktır. Ayrıca, Avrupa ülkelerinde yaşayan Kürtlerin kamusal alanda siyasal faaliyetlere katılma oranlarının yanı sıra ev içi siyasallaşma pratikleri de inceleme konusu olacaktır.

Bu göçler, öncesi ve sonrası ile Orta Anadolu Kürtlerinin Kürt etnik temelli siyasallaşmasında önemli oranda rol oynamıştır. Avrupa’ya göç etmek, Kulu ve Cihanbeyli Kürtlerinin tamamının bildiği ve alıştığı bir olgudur. Bu göç, ekonomik kazanç arayışı veya siyasi nedenlerle gerçekleşmektedir. Göç edenler arasında siyasi görüşleri olanlar da vardır ve bu görüşleri Avrupa’da da sürdürmektedirler. Kulu ve Cihanbeyli’de kalan aile ve arkadaşlarına da bu görüşleri aktarmaktadırlar. Bu şekilde Avrupa’daki siyasal hareketler Kulu ve Cihanbeyli’deki siyasal hareketleri etkileyebilmektedir.


Avrupa’ya göç eden bireyler Kulu ve Cihanbeyli sakinlerini doğrudan ve dolaylı olarak etkiler. Bu etkiler, yurtdışındaki siyasal gündemlerin ilçedeki siyasal konumlanışları ve düşünceleri etkilemesi, yurtdışındaki Kürt kurumlarının ve örgütlerinin ilçedeki faaliyetlerine katkıda bulunması, yurtdışındaki Kürt diasporasının ilçedeki sosyal ve ekonomik hayatı etkilemesi gibi farklı yollarla gerçekleşebilir. Ayrıca yurtdışındaki göçmenlerin Türkiye’ye geri dönüşleri sırasında ilçedeki siyasal ve toplumsal hayatı da etkileyebilir.

Bu etkiler de Avrupa’ya göç eden yakınları üzerinden Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal tutumlarının değişmesine neden olmaktadır. “Eskiden Almancılar gelirdi, bütün köy onların ağzının içine bakardı. Şimdi ise Almanya’ya gidenler geri döndüklerinde bölgenin siyasal atmosferini değiştirmekte ve etnik temelli siyasallaşmayı desteklemektedir. Bu araştırma, Kulu ve Cihanbeyli’de Kürt etnik temelli siyasallaşmanın nasıl ve hangi yönlerden Avrupa’daki Orta Anadolu Kürtlerinin göçü tarafından etkilendiğini incelemeyi amaçlamaktadır.


Onlar ne derse doğru görünürdü”: Siyasallaşmanın yayılması Bu ifade, Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde eskiden yerleşik olan Almanların bölgeye olan etkisini ve onların siyasal olarak bölge halkını nasıl etkilediğini vurgulamaktadır. Bu ifade, Avrupa'ya göç edenlerin de bölge halkının siyasal tutumlarını etkileyebileceği fikrini desteklemektedir. Bu araştırmada, Avrupa'ya göç edenlerin Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde siyasallaşmanın yayılmasına nasıl etkide bulunduğunun incelenmesi önemlidir.

Kulu ve Cihanbeyli yöresi sakinlerinde Avrupa’ya göç etmek yaygın bir hedeftir. Bu yüzden Avrupa’da yaşayan Orta Anadolu Kürtleri, Kulu ve Cihanbeyli sakinleri için bir rol model olarak görülebilir. Avrupa’da elde ettikleri sosyal, ekonomik ve siyasal fırsatlar Kulu ve Cihanbeyli sakinlerinin de hayatlarını değiştirmesine neden olabilir. Ayrıca Avrupa’da yaşayan Orta Anadolu Kürtleri, Kulu ve Cihanbeyli sakinlerine siyasal düşüncelerini ve fikirlerini paylaşabilirler. Bu durum Kulu ve Cihanbeyli sakinlerinin siyasal tutumlarının değişmesine neden olabilir.


Bugün azalmış olsa da 1960’lardan itibaren Kulu ve Cihanbeyli yöresinde doğmuş bir bireyin yaşantısı içinde bir şekilde Avrupa’ya göç etme, düşünsel ve pratik bağlamda etkili olmuştur. Bu, yörede yaşayan bireyler için Avrupa ülkelerinde yaşamak ve çalışmak için bir fırsat olarak görülmektedir. Bu fırsatların elde edilmesi için bireyler aile ve arkadaşlarının Avrupa ülkelerinde yaşadıklarını ve çalıştıklarını göz önüne alarak sosyal ve ekonomik olarak destekleyebilirler. Bu destek, yörede siyasal süreçleri ve siyasal aktiviteleri de etkileyebilir. Bu nedenle, Avrupa’ya göç, Orta Anadolu Kürtleri için siyasal süreçleri ve siyasal aktiviteleri etkileyen önemli bir faktördür.


Avrupa’ya göç edip alt gelir gruplarının yaptığı işlerde çalışmak, Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayan her bireyin hayalidir/zorunluluğudur. Bu nedenle, Avrupa’ya göç etmenin ekonomik açıdan yararları, Kulu ve Cihanbeyli yöresinde yaygın olarak bilinir ve kabul edilir. Ancak, Avrupa’da yaşayan Kürtlerin edindiği Kürt etnik temelli siyasallaşma, Kulu ve Cihanbeyli yöresinde yaşayan Kürtlerin siyasal tutumlarını ve pratiklerini de etkileyebilir. Bu etkilerin nasıl gerçekleştiği ve hangi yönlerde gerçekleştiği, araştırmanın odak noktası olacaktır.

Son yıllarda eğitim konusunda artan bilinçlenme bağlamında bu hayal/zorunluluk ortadan kalkmış gibi görünse de Kulu ve Cihanbeyli’de günümüzde dahi en belirgin özellik “Almancı” olmaktır. Avrupa ülkelerine göç olgusunun içselleştirilmiş olması yanı sıra, bu olgunun zamanla Kulu ve Cihanbeyli’de yarattığı dönüşümler de benimsenmiştir. Bu dönüşümler, Kulu ve Cihanbeyli sakinlerinin siyasal düşüncelerinde, ekonomik ve sosyal hayatlarında, kültürel pratiklerinde ve kimliklerinde belirgin bir şekilde görülebilir. Örneğin, Avrupa’ya göç edenlerin getirdiği ekonomik imkanlar, sosyal hayatlarının dönüşümünü sağlamış olabilir. Aynı şekilde, Avrupa’da karşılaştıkları kültürel farklılıklar ve etkileşimler, Kulu ve Cihanbeyli sakinlerinin kimliklerini ve kültürel pratiklerini de etkileyebilir. Bu araştırmanın amacı, Kulu ve Cihanbeyli’de nasıl bir dönüşüm gerçekleştiğini, bu dönüşümlerin nedenlerini ve etkilerini incelemeye çalışmaktır.


Bunların başında ise “siyasal dönüşüm” gelir. Orta Anadolu Kürtlerinin Avrupa ülkelerine göç etmeleri, Kulu ve Cihanbeyli’de Kürt etnik temelli siyasallaşmanın yayılmasına neden olmuştur. Göçmenlerin Avrupa’da edindiği siyasal deneyimleri ve bilgi birikimleri, Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayan akraba ve tanıdıkları tarafından benimsenmiş ve yerel toplumda siyasal fikirlerin değişmesine neden olmuştur. Bu bağlamda, Avrupa’ya göç eden bireylerin siyasal deneyimleri, Kulu ve Cihanbeyli’nin siyasallaşmasının temellerini etkilemiştir.

Konya gibi muhafazakâr ve milliyetçi siyasal tercihlerin yoğun olduğu bir yörede olması sebebiyle kendine özgü birtakım siyasallaşma argümanları üretmiştir. Bu argümanlar arasında özellikle Türkiye siyasetinde Kürt sorununa ilişkin politikaların eleştirisi önemlidir. Avrupa’ya göç etmiş olan yakınlarının gözlemleri ve deneyimleri, Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayan Kürtler arasında siyasal farkındalık ve duyarlılığı arttırmıştır. Bu durum, siyasi etkinliklere ve dernek faaliyetlerine katılımı arttırmıştır.


Bunların içinde en öne çıkan nokta Avrupa ülkelerine yapılan göçlerdir. Avrupa’ya göç eden kişiler yukarıda ayrıntıları anlatıldığı şekilde Kürt etnik kimliği siyasetini önceleyen örgüt ve partilerle ilişki kurduktan sonra, genellikle milliyetçi zeminde gelişen Kürt etnik temelli bir siyasallaşmaya dahil olur. Bu siyasallaşma, Kulu ve Cihanbeyli’deki Kürt topluluklarının siyasal konumlarını doğrudan etkileyebilir. Avrupa’daki siyasal gündem, özellikle Türkiye’deki siyasal atmosfere endekslidir. Dolayısıyla Türkiye’deki Kürt siyasetinde etkin olan örgüt ve kuruluşların Avrupa’daki etkinliklerine katılımın artması, Kulu ve Cihanbeyli’de de Kürt etnik temelli siyasallaşmayı yaygınlaştırabilir. Bu siyasallaşmanın etkisi, Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayan Kürtlerin siyasal tecrübelerini ve tutumlarını değiştirebilir.


Bu siyasallaşma, Kulu ve Cihanbeyli’deki bireylerin siyasal tutumlarını, düşüncelerini ve eylemlerini doğrudan etkileyebilir. Özellikle Avrupa’ya göç eden aile üyelerinin siyasal görüşleri ve faaliyetleri, Kulu ve Cihanbeyli’deki bireylerin siyasal düşüncelerini ve eylemlerini etkileyebilir. Ayrıca, Avrupa’da yaşayan Kürtlerin siyasal örgütler ve kuruluşlarla ilişkisi, Kulu ve Cihanbeyli’deki bireylerin siyasal konumlanışlarını ve etkileşimlerini etkileyebilir. Bu nedenle, Avrupa’daki siyasallaşma, Kulu ve Cihanbeyli’nin siyasal atmosferini doğrudan etkileyebilir.

En belirgin etkileme/etkilenme, seçim dönemlerinde olur. Bu dönemlerde Avrupa ülkelerinde yaşayan Kürtlerin oy kullanma tercihleri, Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayanların oy kullanma tercihlerini etkileyebilir. Ayrıca Avrupa ülkelerinde yaşayan Kürtlerin siyasal faaliyetlerine katılımı, Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayanların da siyasal faaliyetlere katılımını arttırabilir. Bu etkileşim, Avrupa ülkelerinde yaşayan Kürtlerin siyasal görüşleri ve Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayanların siyasal görüşleri arasında uyum veya çelişkiler oluşmasına neden olabilir.


Bunun dışında yaz aylarında Türkiye’ye tatile gelindiğinde, aile ve arkadaş ortamlarında kullanılan siyasi dil etkileme sürecini devam ettirir. Avrupa ülkelerinde yaşayan Orta Anadolu Kürtlerinin siyasallaşması, Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayan Kürtler arasında da siyasal konumlanışların değişmesine neden olur. Bu değişim, göç edenlerin Avrupa’daki siyasal çevreleriyle ilişki kurmaları ve Kürt etnik temelli siyasallaşmalarının yaygınlaşması ile gerçekleşir. Bu siyasallaşma, aile ve arkadaş ortamlarında kullanılan dil ve siyasi görüşler üzerinden Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayanlara da yansır. Bu süreç seçim dönemleri ve tatil zamanlarında daha belirgin hale gelir.

Bilinçli bir etkilemenin varlığından söz edilse bile bu etkileme çoğu zaman politik içeriği çok zayıf, çoğunlukla slogan düzeyinde kalan etkilemedir. Bu nedenle, Kulu ve Cihanbeyli’de siyasallaşma genellikle yapay bir şekilde ve aşırı bir biçimde gerçekleşmez. Ayrıca, Avrupa’da yaşayan Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal tercihleri genellikle Türkiye’deki siyasal tercihlerinden farklı olabilir. Bu nedenle, Kulu ve Cihanbeyli’deki siyasallaşmanın Avrupa’daki siyasallaşmadan ayrı bir yapısı olabilir.


Kişinin en bağımlı, en güçsüz, etkilere en açık olduğu dönemde; çevresini ve kaynaklarını ailesi denetler” (Alkan, 1979, s. 55-56) daha çok ailenin yetişkin bireylerinin çocuklar üzerindeki etkilerine odaklanan bir söylemdir. Bu söylem, Kulu ve Cihanbeyli’de de geçerlidir. Çocukların yetiştirilme tarzı ve çevresi, aile üyelerinin siyasal görüşleri üzerinde etkilidir. Aile üyelerinin Avrupa’ya göç etmiş olmaları, çocukların siyasal görüşlerini ve siyasal süreçlere katılımlarını etkileyebilir. Bu nedenle, araştırma sonuçlarına göre Kulu ve Cihanbeyli’de siyasallaşma için en önemli etken olarak ailelerin Avrupa’ya göç etmiş olması gösterilebilir.


Ancak, aile içinde çeşitli siyasal görüşlerin yaşandığı durumlar da mümkündür. Bu durumlar aile içi tartışmalara veya ayrılıklara neden olabilir. Ayrıca, Avrupa’ya göç etmiş bireylerin siyasal görüşleri Türkiye’deki ailelerinden farklı olabilir. Bu farklılıklar, iletişim ve ziyaretler sırasında siyasal konuların konuşulmasına neden olabilir. Özellikle genç nesil üzerinde etkili olabilir.