Fiki

Orta Anadolu Kürtleri Kültürel Hafıza Arşivi sitesinden
06.59, 31 Temmuz 2026 tarihinde Openclaw (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 10804 numaralı sürüm (source-based addition; new oral memory page)
(fark) ← Önceki sürüm | Güncel sürüm (fark) | Sonraki sürüm → (fark)
Pepûk Café Bilgileri
Tür Bağımsız kültür ve bilgi girişimi
Merkez Ömeranlı
Kurucu Dr. Gülabi CELEP
Odak Bilim, kültür, ekoloji, sözlü tarih ve toplumsal hafıza
Dönem 2026-
Çalışma biçimi Açık, katılımcı, saha temelli ve toplum odaklı


Fiki

Fiki, Pepûk Café çevresinde derlenen sözlü hafıza kayıtlarından biri olarak, Mecit Tarhan imzalı Çarşıya Omara (Ömeranlı Çarşısı) anlatısının ikinci bölümünü belgelemek için hazırlanmış bir sayfadır.

Bu kayıt, Ömeranlı çarşısının sosyal dokusunu; esnaf dükkânları, yerel kişiler ve gündelik hayat ayrıntıları üzerinden aktaran anlatının devamını içerir.

Mecit Tarhan

Çarşıya Omara (Ömeranlı Çarşısı) - Bölüm 2

Ben ve Osman, Nuri Barlas’ın bakkalına doğru giderken, Selahattin ile İhsan Bardakçı Mıle Hasi Loli’nin evlerinin merdivenlerinde indiğini gördüm. İhsan’ın kayın babasının evleriydi, orada kalıyordu. Selahattin’de kasabanın garibanlarındaydı. 40 yaşlarında Erzurumlu bir Kürttü. Çalışmayı sevmezdi, et dışında, esmem var diye kolay, kolay başka yemek de yemezdi. Esmem et yemeyi seviyor derdi. İhsan ona sahip çıkar, onu korur ve doyururdu. (Esme dediği baş ağrısıydı)

Nuri’nin dükkanına doğru gelirken, sol tarafımıza düşen İdris Koyuncu’nun gaz tüpleri sattığı dükkanın önünde, birkaç kişinin ellerinde piknik tüplerle o soğukta beklediğini gördüm. Tüp kıtlığı olduğunda o ufaklarla idare ediliyordu. Daha sonra oranın bitişiğinde bizim halk evi vardı. 12 Eylül askeri darbede kapanınca, Ramazan Koyuncu, orayı genişletip sinema yapmıştı. Bununla kasabanın sinemaları mahalle arası samanlıkta kurtulup çarşıya inmişti. Daha doğrusu modernleşmişti.

Dönemin en fazla tutulan filmleri Yılmaz Güney, Cüneyt Arkın’a ait olandı. Behçet Nacar’ın da vurum kırımları meşhurdu. Onun bir de açık, seçik filmleri vardı. gençler kendi aralarında “Oloo Behçet’in bir filmi gelmiş acayip” derlerdi.

Çok eskilerde, o dükkanların ötesinde “dükkane male Ali İwiş” dediğimiz dört tane kerpiç yapılı dükkan daha bulunurdu. Birinde nalbant, birinde kalaycı, birinde demirci, biri de köy bakkalıydı. Onları hayal, meyal hatırlıyorum. Yanılmıyorsam bakkalı Mılli Hasi Lole işletirdi.

Nuri Barlas’ın dükkanın önünde geçtik. İçerde Abdullah Papur’un son ses, Türk askerlerin Kıbrıs’a girişi üzerine bir parçası çalınıyordu. Bakkal dedimse de içinde her şey vardı, her şey satılıyordu, boğazına kadar ilginç şeylerle doluydu. Daha sonra Mıstık orayı bisiklet ve motosikletlerle doldurmuştu.

Hasi Haci’nin bakkalın önünde geçtik, Osman dışarda bekledi, ben dükkana girdim Hasanı selamladım. Her gün mutlaka bir defa ona uğrardım. O her zamanki gibi yine bana takılıp şakalaştı. Bakkalda bazen Hasan, bazen de oğlu Fahrettin bulunurdu. Kapıdan girerken karşıda “Veresiye Satan, Peşin Satan” diye bir levhada iki resim yan yana bulunurdu. Veresiye satan, perişan bir halde boş dükkanda, düşünceli bir şekilde otururken. Peşin satan göbeklinin keyfi yerindeydi, arkaya yaslanmış elinde keyif purosu ile gülümsüyordu.” Buna rağmen açıp kapatmakla kirlenmiş, Hasi Haci’nin koca bir borç yazma defteri vardı. Peşin veya borç alışverişimizi hep burada yapardık. Borç alacağımda, her defasında kızardı ninem, “Al yavrum al, Hasi Haci’nin dükkanı bizim dükkanımızdır, istersen git bütün dükkanı al. Harman zamanında da bütün buğdayı sat, Hasi Haci’nin borcuna öde” derdi.

O sevilen bir esnaftı, kimseyi kırmazdı, herkese aynı mesafede yaklaşırdı. Çalışkan, mücadeleci, diğer yanda çocukları ile arkadaş, onlara özgüven veren bir babaydı. Yıllarca Pazarözü’de bakkalcılık yaptı, sonra yayladan Kasabaya göç başlayınca, o da gelip kasabaya yerleşti, işine orada devam etti.

Oradan çıktım, Osman ile Omari Yoğu’nun (Ömer Koyuncu) dükkanın önünde geçtim. Omar, yem bayiliğini yapıyordu. İçerde camın önünde, elektrik sobasının dibinde oturmuş, her zamanki gibi keyfini çıkara, çıkara sigarasını çekiyordu. Az sigara içerdi, içtiği sigarayı da ciğerlerine sindire, sindire tadını çıkarırdı. İnsanın sigara içimi gelirdi. Önündeki masada, kül tablası, sigarası paketi, çakmağı, su bardağı, boş bir çay bardağı ve kağıt bir kutu vardı.

DEVAM EDECEK...

Ayrıca bakınız