Kürtler ile Sümerler Arasındaki Bağ
Kürtler ile Sümerler arasındaki ilişkinin tartışılması, yalnızca tarihsel bir merak değil; aynı zamanda kimlik, hafıza ve süreklilik sorununun da merkezinde yer alır. Bu bağ, modern dönem anlatılarında sıklıkla göz ardı edilse de, hem dil hem de tarihsel veriler üzerinden ele alındığında güçlü ipuçları sunmaktadır.
1970’li yılların başında Kürdistan’da edinilen deneyimler, egemen eğitim anlayışının Kürt tarihine ve diline yaklaşımını açık biçimde ortaya koymuştur. Kürtlerin özgürlük talepleri, sıklıkla emperyalizm ve Siyonizm gibi kavramlarla özdeşleştirilmiş; Kürtlerin kendi tarihsel kökenlerine dair söylemleri ise milliyetçi ve ırkçı bir çerçeve içinde bastırılmaya çalışılmıştır. Bu yaklaşım, Kürt tarihinin derinliğini ve sürekliliğini görünmez kılmıştır.
Bu bağlamda sıkça tekrarlanan iddialardan biri, Kürtlerin göçebe ve köksüz bir topluluk olduğu yönündedir. Oysa Kürt topluluklarının her birinin kendine özgü bir lehçeye sahip olması, aralarındaki farklılıkların düşmanlık unsuru olarak kullanılması, bu iddiaların siyasal amaçlarla üretildiğini göstermektedir. Kürtler, binlerce yıl boyunca yaşadıkları topraklarda asimilasyon, katliam ve sürgün politikalarına maruz kalmalarına rağmen, dillerini ve kültürlerini korumayı başarmışlardır.
Bu noktada Sümerler meselesi özel bir önem taşır. Sümerler, insanlık tarihinin bilinen en eski uygarlıklarından biri olarak, yaklaşık MÖ 5000’li yıllardan itibaren Mezopotamya coğrafyasında tarih sahnesine çıkmıştır. Dicle ve Fırat nehirleri arasında gelişen bu uygarlık, toplumsal, ekonomik, bilimsel ve kültürel alanlarda derin izler bırakmıştır. Özellikle yazının ilk örneklerinin Sümerler tarafından geliştirilmiş olması, bu uygarlığın insanlık tarihindeki yerini tartışmasız kılar.
Sümer uygarlığının etkileri yalnızca kendi dönemleriyle sınırlı kalmamış; Tevrat, İncil ve Kur’an gibi kutsal metinlerde de izleri sürülebilen bir kültürel miras bırakmıştır. Bu durum, Sümerlerin tarihsel süreklilik içinde yok olup gitmediğini; aksine farklı halklar ve kültürler aracılığıyla varlığını sürdürdüğünü düşündürmektedir.
Bu çerçevede Kürtlerin Sümerlerin devamı olduğu yönündeki yaklaşım, romantik bir iddiadan ziyade, tarihsel ve kültürel süreklilik temelinde ele alınmalıdır. Yaklaşık 40 milyonluk bir nüfusa sahip olan bir halkın, gökten düşmüş ya da bir anda ortaya çıkmış olması düşünülemez. Kürtlerin sahip olduğu zengin folklor, gelişmiş dil yapısı ve derin kültür birikimi, binlerce yıllık bir tarihsel arka planın ürünü olarak değerlendirilmelidir.
Dolayısıyla Kürtler ile Sümerler arasındaki ilişki, yalnızca geçmişe dair bir tartışma değil; aynı zamanda Kürtlerin bugününü ve geleceğini anlamaya yönelik temel bir anahtar niteliği taşımaktadır. Bu ilişki, Kürt kimliğinin tarihsel meşruiyetini ortaya koyan önemli bir düşünsel zemini temsil etmektedir.
---