Rişvan Aşireti: Revizyonlar arasındaki fark

Orta Anadolu Kürtleri Kültürel Hafıza Arşivi sitesinden
("= Rışvan Aşireti = Bu bölümde, Rışvan Aşireti’nin tarihteki yeri, Osmanlı idarî sistemi içindeki konumu ve günümüzdeki durumu ele alınmaktadır. İnceleme; aşiretin kökenleri, göçebe yaşam tarzı, iskân politikaları ve Osmanlı Devleti ile ilişkileri çerçevesinde yapılandırılmıştır. == Rışvan Aşireti'nin Kökenleri ve İlk Yerleşimleri == Rışvan Aşireti, kökenleri Güneydoğu Anadolu..." içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu)
 
Değişiklik özeti yok
48. satır: 48. satır:


Osmanlı döneminde iskâna tâbi tutulan Ömeran Aşireti, günümüzde kültürel açıdan dönüşüme uğramış olsa da tarihsel kimliğini korumaktadır.
Osmanlı döneminde iskâna tâbi tutulan Ömeran Aşireti, günümüzde kültürel açıdan dönüşüme uğramış olsa da tarihsel kimliğini korumaktadır.
Bu bölümde, Rişvan Aşireti'nin tarihteki yerinin önemi ve bugünkü durumu
değerlendirilecektir. Öncelikle, Rişvan Aşireti'nin kökenleri ve
Güneydoğu Anadolu'daki ilk yerleşimleri hakkında bilgi verecektir. Daha
sonra, aşiretin 1515'te Osmanlı egemenliği altına girmesi ve yarı göçebe
hayat tarzı ile ilişkisi açıklanacaktır. Ayrıca, aşiretin XVII. ve
XVIII. yüzyıllarda Hısn-ı Mansur ve Malatya yanı sıra Antep, Maraş,
Sivas, Ankara, Konya, Denizli, Manisa ve İzmir'e kadar yayılması ele
alınacaktır.
Göçebe yaşam tarzının getirdiği adli vakalar ve eşkıyalık, zorbalık, yol
kesme, mala, cana ve ırza saldırı gibi suçlar da değerlendirilecektir.
XVII. yüzyıldan itibaren iskâna tâbi tutulması ve vergi toplama
kaygıları hakkında bilgi verilecektir. Aşiret reisleri ve maden
işletmelerinde hizmetleri ve vergileri ile hazinenin önemli bir gelir
kaynağı olması incelenecektir.
Son olarak, XIX. yüzyılın sonlarına doğru aşiretin dağılması ve
günümüzde Rişvan Aşireti'nin durumu ele alınacak ve sonuç olarak
aşiretin tarihteki yerinin önemi
== Rişvan Aşireti'nin Tarihçesi: Güneydoğu Anadolu'dan Orta ve Batı Anadolu'ya yayılışı
=== Rişvan Aşireti'nin kökenleri ve Güneydoğu Anadolu'daki ilk yerleşimleri
Rişvan Aşireti, Güneydoğu Anadolu bölgesinde kökenlerine dayanan bir
aşirettir. Aşiret, 1515 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin alınmasıyla Osmanlı egemenliği altında
yaşamaya başladı. Aşiret, yarı göçebe bir hayat süren bir aşirettir ve
zamanla Orta ve Batı Anadolu'ya, hatta Rumeli'ye doğru yayılmaya
başladı. Bu yayılma, aşiretin göçebe yaşam tarzının gereği olarak yaylak
ve kışlak yerleri arasında sürekli yer değiştirmesinden kaynaklanmıştır.
Aşiretin ilk yerleşim yerleri arasında Hısn-ı Mansur, Malatya, Antep,
Maraş, Sivas, Ankara, Konya, Denizli, Manisa ve İzmir gibi yerler yer
almaktadır.
=== 1515'te Osmanlı egemenliği altına girmesi ve yarı göçebe hayat tarzı
Rişvan Aşireti, 1515 yılında Osmanlı Devleti tarafından Güneydoğu
Anadolu Bölgesi'nin alınması ile Osmanlı egemenliği altına girmiştir.
Aşiret, yarı göçebe bir hayat tarzını benimsemiştir ve yaylak ve
kışlaklar arasında sürekli yer değiştirmiştir. Bu hayat tarzı, aşiret
içi kurumların ve geleneklerin oluşmasına neden olmuş ve aşiret içi
dayanışma ve birlikteliği pekiştirmiştir. Aşiret kültürünü koruyan
birçok aşiret mensubu vardır.
=== XVII. ve XVIII. yüzyıllarda Hısn-ı Mansur ve Malatya yanı sıra Antep, Maraş, Sivas, Ankara, Konya, Denizli, Manisa ve İzmir'e kadar yayılışı
Rişvan Aşireti, 1515 yılında Osmanlı Devleti tarafından Güneydoğu
Anadolu Bölgesi'nin alınmasıyla Osmanlı egemenliği altına girdi. Aşiret,
yarı göçebe bir hayat tarzını benimsemişti ve zamanla Orta ve Batı
Anadolu'ya ve hatta Rumeli'ye doğru yayılmaya başlamıştı. XVII. ve
XVIII. yüzyıllarda Hısn-ı Mansur ve Malatya yanı sıra Antep, Maraş,
Sivas, Ankara, Konya, Denizli, Manisa ve İzmir gibi bölgelerde
yerleşmeye başladılar. Aşiret, yaylak ve kışlaklar arasında gidip
gelirken hayvancılık yapmış ve özellikle bölgenin ekonomisinde önemli
rol oynamıştır. Aşiretin bazı kolları, yaylak ve kışlaklarının yanı sıra
bölgede madencilik faaliyetlerinde de yer aldılar. Bu nedenle, Rişvan
Aşireti'nin tarihteki yerinin önemi ve bugünkü durumunun detaylı bir
şekilde incelenmesi gerekir.
=== Göçebe yaşam tarzının getirdiği adli vakalar ve eşkıyalık, zorbalık, yol kesme, mala, cana ve ırza saldırı gibi suçlar
Rişvan Aşireti, göçebe yaşam tarzının gereği olarak yaylak ve kışlak
yerleri arasında sürekli yer değiştirmiştir. Bu yaşam tarzı, aşiret
mensuplarının yaylak ve kışlaklara gidip gelirken adli vakalara sebep
olmalarına neden olmuştur. Eşkıyalık, zorbalık, yol kesme, mala, cana ve
ırza saldırı gibi suçlar, aşiret dışı kimselere karşı işlendiği gibi
aşiret mensupları, yolcular ve tüccarlara karşı da yapılmıştır. Bu tür
suçlar devlet tarafından takip edilmiş ve sorumlular cezalandırılmıştır.
=== XVII. yüzyıldan itibaren iskâna tâbi tutulması ve vergi toplama kaygıları
Rişvan Aşireti, XVII. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti tarafından
güvenlik ve vergi toplama kaygıları nedeniyle iskâna tâbi tutulmuştur.
Bu politika kapsamında aşiret, belirlenen bölgelerde yerleştirilmiştir.
Ancak aşiret mensuplarının çoğu, iskân edildikleri yerlerde kalmak
istemediği için ya eski yerlerine dönmeye çalışmışlar veya eşkıyalık
yapmışlardır. Bu politikanın sonuçları arasında aşiret mensuplarının
devletle olan ilişkilerinin bozulması, ekonomik sıkıntılar ve sosyal
sorunlar bulunmaktadır. Bu nedenle, iskân politikasının uygulanması
sırasında dikkatli bir şekilde planlanması ve uygulanması gerektiği
sonucuna varılmaktadır.
=== Osmanlı Devleti yöneticileri nezdinde itibarı ve valilik yapan aşiret reisleri
Rişvan Aşireti, Osmanlı Devleti yöneticileri nezdinde önemli bir itibara
sahipti. Çok sayıda aşiret reisi Malatya, Maraş, Adana ve Sivas gibi
yerlerde valilik yapmıştır. Bu valilikler, aşiret reislerinin devlet
yöneticileri tarafından güvenilir ve yetkili kişiler olarak
görülmelerini sağlamıştır. Aşiret reisleri, devletin belirlediği
bölgelerde yerleştirilmiş olan aşiret mensuplarının vergi toplama,
güvenlik ve düzenli hizmetler gibi konularda devletin temsilcisi olarak
görev yapmışlardır. Ayrıca, aşiret reisleri madenlerin işletilmesinde
gerekli hizmetleri görürler ve topladıkları vergiler hazinenin önemli
bir gelir kaynağını oluştururdu.
=== Maden işletmelerinde hizmetleri ve vergileri ile hazinenin önemli bir gelir kaynağı olması
Rişvan Aşireti, Osmanlı Devleti'nin ekonomik yapısı içinde önemli bir
rol oynadı. Aşiret, maden işletmelerinde hizmetlerini sunarak devlet
hazinesine vergi olarak katkıda bulundu. Bu vergiler, devletin ihtiyacı
olan fonları sağlamak için önemli bir kaynak teşkil etti. Aşiret
üyeleri, maden işletmelerinde çalışarak hem kendi geçimlerini sağladılar
hem de devletin ekonomisini desteklediler. Bu nedenle, Rişvan
Aşireti'nin maden işletmelerindeki rolü önemlidir ve devlet için önemli
bir gelir kaynağı oluşturdu.
=== Eşkıyalık yapan aşiret mensuplarının cezalandırılması ve geri gönderilmeleri
Rişvan Aşireti, Osmanlı Devleti döneminde Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde
yerleşik bir aşiret olarak varlığını sürdürmüştür. Aşiret, yarı göçebe
bir hayat tarzı benimsemiş ve Orta ve Batı Anadolu'ya doğru yayılmıştır.
Bu yayılma sürecinde, aşiret mensupları eşkıyalık, zorbalık, yol kesme
ve diğer suçlarla adli vakalara sebep olmuş ve bu tür eylemler devlet
tarafından takip edilmiştir. Osmanlı Devleti, Rişvan Aşireti'ni XVII.
yüzyıldan itibaren iskâna tâbi tutmuş ve vergi toplama kaygıları ile
yerleştirmiştir. Bu iskân politikası, aşiret mensuplarının bazılarının
eski yerlerine dönmeye veya eşkıyalık yapmaya zorlamıştır. Rişvan
Aşireti, Osmanlı Devleti yöneticileri nezdinde önemli bir itibara
sahipti. Çok sayıda aşiret reisi Malatya, Maraş, Adana ve Sivas gibi
yerlerde valilik yapmıştır. Ayrıca aşiret, maden işletmelerinde
hizmetleriyle hazinenin önemli bir gelir kaynağı olmuştur. Sonuç olarak,
Rişvan Aşireti tarihte önemli bir yere sahipti ve Osmanlı Devleti'nin
sosyal, ekonomik ve idari yapısı içinde önemli bir rol oynadı. Ancak
aşiret mensuplarının eşkıyalık ve diğer suçlarla adli vakalara sebep
olmaları, devlet tarafından takip edilmiş ve cezalandırılmıştır. Bu
durum, aşiret mensuplarının geri gönderilmesine de neden olmuştur.
=== XIX. yüzyılın sonlarına doğru aşiretin dağılması ve günümüzde Rişvan Aşireti'nin durumu.
XIX. yüzyılın sonlarına doğru, Osmanlı Devleti'nin sosyal, ekonomik ve
idari yapısındaki değişimler sonucu Rişvan Aşireti de etkilenmiştir.
Aşiret reislerinin gücü azalmış, yerleşik hayat tarzını benimsemeye
başlamışlardır. Bu değişimler sonucu aşiret mensupları arasında dağılma
ve ayrılma olayları meydana gelmiştir. Günümüzde Rişvan Aşireti adı
altında bir bütünlük yoktur ve aşiretin mensupları farklı bölgelerde
yaşamaktadır. Ancak hala Rişvan Aşireti'nin tarihi, kültürel ve ekonomik
izleri günümüzde de görülmektedir. Bu aşiretin tarihteki yerinin önemi,
bugünkü durumu ve geleceği konusunda daha ayrıntılı bir araştırma
yapılması gerekmektedir.
=== Rişvan Aşireti'nin alt kollari
Rişvan Aşireti, zaman içinde birçok alt kol oluşturmuştur. Bu alt
kollar, aşiretin yerleştiği bölgedeki coğrafi ve sosyal faktörler
nedeniyle oluşmuştur. Örneğin, Hısn-ı Mansur bölgesinde yaşayan alt kol,
farklı bir yaşam tarzına sahip olabilir ve farklı ekonomik faaliyetlerde
bulunabilir. Aynı şekilde, Malatya bölgesinde yaşayan alt kol, farklı
bir sosyal yapıya sahip olabilir ve farklı kültürel gelenekleri
benimseyebilir. Bu alt kollar, aşiretin genel yapısını ve işleyişini
etkileyebilir ve devlet yöneticileri tarafından farklı şekillerde
yönetilir. Bu nedenle, Rişvan Aşireti'nin alt kollarının tarihsel ve
sosyal özellikleri, aşiret hakkında daha derin bir anlayış kazandırmak
için önemlidir.
== Göçebe Yaşam Tarzı: Yaylak ve Kışlaklar arasındaki sürekli yer değiştirmeler
Rişvan Aşireti, yarı göçebe bir hayat tarzı süren bir aşirettir. Bu
nedenle, aşiret mensupları yaylak ve kışlak yerleri arasında sürekli yer
değiştirmektedir. Yaylaklar, yaz ayları için kullanılan ve hayvanların
otlatabileceği yerlerdir. Kışlaklar ise, kış ayları için kullanılan ve
aşiret mensuplarının konaklayabileceği yerlerdir. Bu sürekli yer
değiştirmeler, aşiret mensuplarının hayatlarının önemli bir parçasıdır
ve göçebe hayat tarzının bir gereğidir. Aynı zamanda, bu sürekli yer
değiştirmeler aşiret mensuplarının adli vakalara sebep olmasına da neden
olmuştur.
== Iskân Politikası: Güvenlik ve vergi toplama amacıyla yapılan iskânlar ve sonuçları
Rişvan Aşireti, Osmanlı Devleti tarafından güvenlik ve vergi toplama
amacıyla iskân edilmiştir. Bu iskân politikası, aşiretin yerleştiği
bölgelerde düzenli vergi toplama ve güvenlik sağlama amacını taşımıştır.
Ancak aşiret mensuplarının bazıları iskân edilmek istememiş veya eski
yerleşim alanlarına geri dönmek istemişlerdir. Bu durum, aşiret
mensuplarının eşkıyalık yapmasına veya devlet güvenliğini tehlikeye
atmasına sebep olmuştur. Sonuç olarak, iskân politikası aşiretin
yerleşim alanlarını değiştirmiş ancak aynı zamanda aşiret mensuplarının
devletle olan ilişkilerini etkilemiştir.
== Rişvan Aşireti'nin Kültürel Mirası: Aşiret içi kurumlar, gelenekler ve inançlar
Rişvan Aşireti kültürü, yıllarca göçebe yaşam tarzının etkisiyle
oluşmuştur. Aşiret içi kurumlar, yaylak ve kışlaklar arasındaki sürekli
yer değiştirmelerde hayatın devam etmesini sağlamak için oluşmuştur.
Örneğin, aşiret reisleri, aşiret mensuplarının lideri olarak görev
yaparlar ve aşiret içi sorunları çözmek için yetkili olurlar. Aşirette,
gelenekler ve inançlar da önemlidir. Örneğin, aşiretteki kadınlar,
hayvanların bakımını ve yerleşim yerlerinde ev işlerini yürütmekle
sorumludur. Ayrıca, aşiretteki erkekler de hayvanların korunması ve
avlanması gibi görevleri yerine getirir. Bu kurumlar, gelenekler ve
inançlar, aşiret içi bir arada kalmayı sağlar ve aşiret mensuplarının
ortak bir kimlikleri vardır.
== Sonuç ve Değerlendirme: Rişvan Aşireti'nin tarihteki yerinin önemi ve bugünkü durumu
Rişvan Aşireti, Osmanlı Devleti'nin sosyal, ekonomik ve idari yapısı
içinde önemli bir yere sahipti. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin
alınmasıyla Osmanlı egemenliğinde yaşamaya başlayan aşiret, yarı göçebe
bir hayat sürdü ve zamanla Orta ve Batı Anadolu'ya ve hatta Rumeli'ye
doğru yayılmaya başladı.
Aşiret, göçebe yaşam tarzının gereği olarak yaylak ve kışlak yerleri
arasında sürekli yer değiştirmiştir. Bu yaşam tarzı, eşkıyalık,
zorbalık, yol kesme, mala, cana ve ırza saldırı gibi çok sayıda adli
olaya sebep olmuştur. Devlet, bu tür suçları takip etmiş ve sorumluları
cezalandırmıştır.
Iskân politikası ile, aşiret güvenlik ve vergi toplama amacıyla
yerleştirilmiştir. Ancak bazı kolları, iskân edilen yerlerde kalmak
istemeyerek eski yerlerine dönmeye çalışmış veya eşkıyalık
yapmışlardır.
Rişvan Aşireti, Osmanlı Devleti yöneticileri nezdinde önemli bir itibara
sahipti. Aşiret reisleri, valilik gibi önemli görevlerde yer almış
== note
Kürdlerin Anadolu'ya iskanı farklı zaman dilimleri içinde
gerçekleşmiştir. Göçün tarihi, kapsamı ve coğrafi konumlanışı, bizi
böyle bir yargıya götürmektedir. Bu yazının konusu Reşî'ler ve
gelişmeleri bu eksen üzerinden ele alınacaktır. Bu belirlemelere
dayanarak, Reşî'lerin Anadolu'daki macerasına bakabiliriz. Öncelikle,
coğrafi konumlarına bir göz atalım.
=== Coğrafik Durum
Reşî aşiretinin çoğunlukla Ankara-Konya-Kırşehir il sınırları içindeki
kırsal ve ovalık alanlara yerleştirildiğini belirtmiştik. Aşiret
kolları, belirli noktalarda koloniler şeklinde yoğunlaşmıştır ve coğrafi
olarak Haymana, Kulu, Cihanbeyli ve Malya ovalarına serpilmiştir. Aşiret
kolları, Xelîkan, Omeran, Sefîkan, Çelîkan ve Nasirî (bazıları) olmak
üzere Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde yer almaktadır. Nasirî, Sefîkan,
Bilikan aşiretleri Ankara'nın Haymana, Koçhisar ve Gölbaşı ilçelerinde
yer almaktadır. Kırşehir'de ise Berketî, Oxçîyan, Şêxbilan, Mifîkan,
Molikan ve Bilikan aşiret kolları, Çiçekdağ, Boztepe, Akçakale, Kaman ve
merkez ilçelerine bağlı köylerde iskan edilmiştir. Tüm bu aşiret kolları
hakkında daha geniş bilgi tabloda yer almaktadır.
=== GÖÇÜN TARİHİ
Reşîlerin Anadolu'ya göçleri çeşitli zaman dilimleri içerisinde
gerçekleşmiştir. Göçün tarihi, kapsam alanı ve coğrafik konumlanışı
hakkında yapılan araştırmalar, Reşîlerin Anadolu'nun
Ankara-Konya-Kırşehir illerinde, özellikle de Haymana, Kulu, Cihanbeyli
ve Malya ovalarına yerleştiklerini göstermektedir. Bu aşiret kolları,
ilçeler bazında da belirli noktalarda yoğunlaşmıştır. Reşîlere bağlı
Xelîkan, Omeran, Sefîkan, Çelîkan ve bir bölümü Nasirî kolları,
Konya'nın Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde bulunmaktadır. Nasirî, Sefîkan
ve Bilikan aşiretleri ise Ankara'nın ilçeleri Haymana, Koçhisar ve
Gölbaşı sınırları içinde yaşamaktadır. Kırşehir'de ise Berketî, Oxçîyan,
Şêxbilan, Mifîkan, Molikan ve Bilikan aşiret kolları Çiçekdağ, Boztepe,
Akçakale, Kaman ve merkez ilçesine bağlı köylerde iskan olmuşlardır.
Reşîlerin Anadolu'ya göçleri öncesinde Antep-Maraş-Adıyaman kesişme
noktalarında yarı yerleşik bir şekilde yaşadıkları bilinmektedir. Ancak,
göç öncesindeki durumları tam olarak netleşmemiştir. Reşîlerin İran'ın
kuzeyindeki Horasan bölgesi ile ilişkileri ise halen araştırılmaktadır.
Reşîlerin yaşam biçimleri ve ekonomik ilişkileri, yerleşik ancak hareket
halinde olan aşiretler kategorisinde değerlendirilmelidir. Sürekli konar
ve göçer halde olan gezgin aşiretler kategorisine girmemektedirler.
=== Yaşam Biçimleri
Reşîler, hayvanlarının geniş otlak alanlarına ihtiyaç duymalarından
dolayı göçebe hayatı yaşamalarına rağmen, çiftçilik ve tarımla da
uğraştıkları bilinmektedir. Ancak, besicilik asıl geçim kaynağıdır ve
özellikle koyun besiciliği önemlidir. Kapalı bir iktisadi sistemleri
vardır ve kendi kendilerine yetebilen topluluklar olarak görülürler.
Ayrıca, sahip oldukları hayvanlardan çeşitli şekillerde yararlanırlar,
el dokuması giyim eşyaları, kilim, çuval, heybe vb. üretirler. Reşî
halılarının ve kilimlerinin tarihteki ünü de ayrıca belirtilmelidir.
Reşîler, hayvancılık faaliyetleriyle uğraşmakla birlikte, yerleşik
toplumlara özgü tarım ve çiftçilikle de meşgul oldukları bilinmektedir.
Ancak esas geçim kaynakları, özellikle koyun besiciliği alanında
faaliyet göstermeleridir. Kendi kendilerine yetebilen topluluklarda
sıklıkla rastlanan kapalı iktisadi sistem, Reşîlerde de mevcuttu. Sahip
oldukları hayvanları, giysi, kilim, çuval gibi eşyaların yapımında
kullanmak için kullanırlardı. Reşî halılarının ve kilimlerinin tarihteki
ünü ayrıca belirtilmelidir. Reşîler ayrıca canlı hayvan ve et ticareti
yaparak, İstanbul'un et ihtiyacının karşılanmasında önemli bir yere
sahip olmuşlardır. 1540 yılındaki kayıtlarda Reşîlerin, 4 aşiret içinde
2 milyona yakın koyunu elinde bulundurdukları belirtilmiştir. Reşîler,
diğer ihtiyaçlarını ise ürünlerini takas yoluyla değiştirerek
karşılamışlardır. Koyun, keçi, at, deve ve hatta katırları pazara
sürerek ihtiyaçlarını gidermişlerdir. Alışverişin yapıldığı yerlerde
pazarlar kurulur ve Reşîler bu yolla önemli bir gelir elde ederlerdi.
Reşîler, sürülerinin otlak bulma kaygısı ile Yazlak ve Kışlak arasında
hareket ederlerdi. Yazlakta genellikle besicilik, Kışlakta ise çiftçilik
yaparlardı ve genellikle geri dönüş noktaları Kışlakta inşa ettikleri
evlerdi. Baharın ilk aylarında karlar erimeye başladığında, Fırat
nehrinin kıyılarından Sivas-Kayseri arasındaki Uzunyayla'ya,
Çukurova'nın iç kısımlarına, Suriye Çölü'ne ve hatta Konya, Haymana ve
Kırşehir ovalarına kadar geniş bir coğrafyada hareket ederlerdi.
Görüldüğü gibi, ziyaret edilen yerler bazen yakın, bazen uzaktı ve
genellikle mevsimsel olarak yapılırdı. İhtiyaç duydukları eşyaları at,
deve ve katırlara yükleyerek terkedilmiş, harabe ve eski yerleşim
bölgelerine yakın yerlerde çadırlarını (Kon) kurarlar ve orada
kalırlardı. Reş adı verilen bu çadırlar, koyun ve keçi yününden yapılan
keçelerin birleştirilmesiyle yapılırdı. Ayrıca, kısa bir sürede
kurulabilen ve sökülebilen pratik çadırlardı.
Yayla ve kışlaklara gitmek için öncelikle bölgenin valisi tarafından
verilen izin alınırdı. Her aşiret kolunun, izin belgesinin sınırları
içinde hareket etmesi ve çevreye zarar vermemesi için teminat belgesi
imzalaması gerekirdi. Aşiret ve cemaatlerin başında bir beg bulunurdu.
Bu begler, ileri gelenlerin ve ihtiyarların kanaatleri alınarak eyalet
valisi tarafından atandı ve beylik beratı adı verilen belge ile
görevlerine başlardı. Ancak Reşîlerde beglerin seçimi farklıydı,
kendileri seçim yapar ve eyalet valisi tarafından onaylanırdı.
Beg ailesi ve İhtiyarlar Meclisi ile birlikte aşiret aristokrasisini
oluşturan Torin kastı, Reşî toplumunda yer alıyordu. Beg ailesiyle
çoğunlukla akrabalık bağı olan Torinler, istedikleri kişiyi seçme
yetkisine sahipti. Aynı zamanda, Osmanlı'nın Balkanlar'da Slav kökenli
milletlere uyguladığı Voyvodalık kurumuna da sahip oldular. Bu sayede,
merkeze karşı kısmi sorumluluklarının yanında yarı otonom bir statü
kazandılar ve kendi kendilerini yönetme imkanı buldular.
=== STATÜLERİ
Reşîler, Osmanlı toplumunda Tımar, Zeamet ve Has Reaya olarak
sınıflandırılmışlardır. Has Reaya statüsünde oldukları için Üsküdar'daki
Valide Sultan Vakfı'na bağlıydılar ve merkezle ilişkileri bu vakıf
üzerinden yürütülürdü. Ödedikleri vergiler de doğrudan bu vakfın
kasasına giderdi. Reaya vergileri kapsamında Bennak ve Mücerred
vergilerini öderlerdi. Bennak, arazisi olmayan evli bir kişiden alınan
ve tam veya yarım çifti olan vergi türüydü. Ederi 12 akçe idi ve ekini
olan Bennak vergisi için ise 17. yüzyıldan sonra 18 akçe kuruş
alınmıştır.
=== SÜRGÜN VE İLK İSKAN GİRİŞİMLERİ
16. yüzyılın sonlarına doğru, yarı yerleşik ve konar-göçer aşiretler,
büyük değişimler ve yaptırımlarla karşı karşıya kaldı. 1650'lerde
kaybedilen savaşlar ve iç isyanlar nedeniyle imparatorluğun bünyesinde
büyük bir bozulma ve karışıklık yaşandı. Binlerce yerleşim yeri harap
oldu ve terk edildi. Mali ve askeri sıkıntılar arttı, merkezi ve yerel
otorite tanınmaz hale geldi. Bu mali ve askeri krizden çıkmak ve ele
geçirilemeyen aşiretleri sindirmek için yönetim, kapsamlı çözümler
üzerinde çalışmaya başladı. Bu çözümlerin en önemlisi, yerleşim
politikasıydı. 1691'de Fazıl Mustafa Paşa döneminde, geniş bir yerleşim
politikası uygulandı. Osmanlı, kurulduğu günden beri bu tür politikalara
aşinaydı.
Yani, iskan politikasına Osmanlı İmparatorluğu yabancı değildi. Uzun
yıllara dayanan bir deneyimi vardı. Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşa
döneminde alınan iskan teşebbüsü kararı, beş ana bölgeyi kapsıyordu. O
zamanki deyimle, bu beş eyaletin sınırları içinde gerçekleşen bir iskan
teşebbüsüydü. Bu eyaletler şunlardı: A. Rakka ve Halep eyaletleri içinde
bulunan bölgelere iskan B. Hama ve Humus sancağına iskan C. Anadolu
Eyaleti ve topraklarına iskan D. Adana Sancağı'nda Ayaş Berendi ve Kınık
kazaları bölgesine iskan E. Bozok sancağına iskan.
Özellikle Rakka ve Halep eyaletleri içerisinde bulunan bölgelere yapılan
iskan, Reşî aşiretinin bazı kollarını da kapsıyordu. Verilen ferman ise,
hangi aşiretin nereye yerleştirileceği ve nasıl iskana tabii tutulacağı
konusunda oldukça açık bir içeriğe sahipti. Aşiretlerin isimleri tek tek
belirtilerek en ince ayrıntısına kadar bilgi verilmişti. Bu, Osmanlı'nın
bu tür konularda oldukça hazırlıklı olduğunu göstermektedir. Şimdilik,
konunun dağılmaması için aşiret listelerine girmeyeceğiz ancak ileride
ele alabiliriz.
İskan teşebbüsü, Osmanlı İmparatorluğu'nun 16. yüzyılın sonlarına doğru
karşı karşıya kaldığı ciddi mali ve askeri krizin sonucu olarak ortaya
çıkmış bir politikadır. Binlerce yerleşim merkezi harap olmuş, sakinleri
tarafından terk edilmişti. Mali ve askeri sıkıntılar yüz yüze kalmış,
merkezi ve yerel otorite yer yer tanınmaz hale gelmişti. Bu krizden
çıkmak ve ele avuca gelmeyen aşiretleri sindirmek amacıyla, Osmanlı
yönetimi kapsamlı çözümler üzerine düşünmeye başlamıştır. Bu çözümlerin
en önemlisi, iskan siyasetidir. İskan politikasına yabancısı olmayan
Osmanlı İmparatorluğu, yüzyıllara dayanan bir tecrübeye sahipti.
1691 yılında Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşa döneminde alınan kararla
birlikte, etki alanı oldukça geniş bir iskan politikası yürürlüğe
sokuldu. Osmanlı'nın bu tür politikalara aşina olduğu göz önüne
alındığında, iskan teşebbüsü görece kolay bir şekilde hayata geçirildi.
Beş ana bölgeyi kapsayan iskan teşebbüsü, ayrıntılı bir şekilde
planlandı.
Ferman ile belirlenen şu üç ana madde, iskan teşebbüsünün asıl amacını
ortaya koymaktadır:
Devlet tarafından kontrol edilmesi zor asi grupların Suriye'deki Arap
Bedevilerine karşı bir güvenlik unsuru olarak set fazifesini görevini
sağlamaları. Harap ve boş iskan merkezlerinin yeniden canlandırılması.
Konar-Göçer hayat tarzlarından dolayı yerleşik halka zarar veren ve yer
yer kontrol edilemeyen aşiretlerin ıslahı. Osmanlı İmparatorluğu'nun
iskan politikası, sadece aşiretleri sindirmek değil, aynı zamanda
imparatorluğun içinde bulunduğu krizden çıkmak ve yeniden toparlanmak
için de bir fırsat sunmuştur.
Yukarıda bahsettiğimiz iskan teşebbüsü fermandaki kararlara göre,
Reşîlerin belirli kollarının Kuzey Suriye'de yerleşik hayata geçirilmesi
zorunlu kılınmıştır. Fermanın yayınlanmasına neden olan Suriye bölgesi,
özellikle Kuzey ve Batı Suriye toprakları, Reşîler için yabancı değildi.
Bu bölgeleri eskiden beri yazlık olarak kullanıyorlardı ve özellikle
Kuzey (Rakka Eyaleti) ve Beli nehrinin kıyılarına düzenli bir biçimde
gider gelirlerdi. Ancak bölgedeki değişimler doğal olarak onları da
etkiledi.
Suriye bölgesi, 1516 yılına kadar merkezi Kahire'de olan Memluk
Sultanları'nın hakimiyeti altındaydı. Ancak Yavuz Sultan Selim'in
Mısır'ı ele geçirmesiyle bu hakimiyet Osmanlılara geçti. Memluk
Sultanları, bölgeyi bazı Arap aşiretlerinin kontrolüne bırakarak emirlik
kurumu adı altında yönetmişlerdi. Otonom bir statüye sahip olan bu
emirlikler, bir anlamda Memluk Sultanları'nın yerel temsilcileri
konumundaydılar. Osmanlı ilk dönemde bu ilişkileri olduğu gibi devam
ettirdi.
Zamanla, Osmanlı hükümeti, siyasi gelişmelere paralel olarak, Arap
emirlikleriyle olan ilişkilerinde değişiklikler yaptı. İki taraf
arasında karşılıklı güvensizlik ve çıkar çatışmaları başladı ve bu durum
zamanla iyice kötüleşti. Sonuçta, Osmanlı yönetimi Arap emirlikleriyle
uzun vadede çalışmanın ve kontrolün sağlanmasının mümkün olmadığına
karar verdi. 1585 yılında, Şam vilayeti ve çevresindeki Arap
aşiretlerine karşı bir cezalandırma hareketi başlatıldı. Bölgedeki tüm
aşiret liderleri ve ileri gelenleri tutuklanarak İstanbul'a esir olarak
gönderildi. Bu hareket sonuç vermeyince, Osmanlı hükümeti farklı arayış
ve çözümler için yola koyuldu.
Halep eyaletinin kuzey batısında bulunan Kürd aşiretleri ve Reşî ler,
Kilis Voyvodalığı adı altında yönetilmekteydi. Osmanlı yönetiminin
Balkanlarda uyguladığı Voyvodalık kurumu, Kürdlerin yaşadığı topraklarda
da geçerliydi ve Reşî ler kendi yaşam alanlarında bu kurumun etkisi
altında kalmaktaydılar.
Osmanlı belgelerinde Kürd Livası olarak geçen Liva-i Ekrad, Maraşlı
Reşwanzadelerin yönetimindeydi ve belgelerde Liva-i Ekrad olarak
anılıyordu. Reşwanzadeler, 18. yüzyıldan itibaren valilik düzeyinde bir
güce sahip olmuştu ve diğer Kürd aşiretlerinin liderleri
durumundaydılar. Görevleri, yönetim işlerinin yanı sıra aşiret
üyelerinin tespit edilmesi, vergi kayıtlarının tutulması, düzen ve
güvenliğin sağlanması ve imparatorluğun ihtiyacı olduğunda
kullanılabilecek süvari alaylarının oluşturulmasıydı. Reşwanzadeler,
merkeze göreceli bir bağlılık düzeyinde otonom bir tarzda yönetim
görevlerini yürütüyorlardı.
Bu ilişkilerin yürütülmesi için Üsküdar'daki Valide Sultan Vakfı devreye
giriyordu. İskan listesinde Reşîlerin de yer aldığı anlaşılınca, birçok
kez delegasyonlar İstanbul'a gitmiş, aracılar vasıtasıyla karar
değiştirilmeye çalışılmıştır.
1691 yılında yürürlüğe sokulan mecburi iskan kararı sadece Kilis
Voyvodalığına bağlı olan Reşî aşiret kollarını değil, Sivas ve
Diyarbakır eyaletleri sınırları içinde bulunan diğer kolları da
kapsıyordu. Ancak dikkat çekici olan nokta, özellikle iki aşiretin
isminin fermanın altı çizilerek belirtilmesiydi: Reşîler ve Avşarlar.
Bu olayların sonucunda, Reşîler genel bir iskan siyasetiyle yaşam
merkezlerinden kopartılarak, geçmişte sürülerini otlatmak için
gittikleri Suriye çöllerine yerleştirildi. 1700'lerin başından itibaren
başlayan ve 1860'lara kadar süren bu dönem, tam bir buçuk yüzyıl süren
bir çalkalanma döneminin başlangıç evresi olarak kabul edildi.
Bu süre boyunca, Reşî ler arasında kaçışlar, yeni sürgün edilişler ve
gidiş gelişler yaşandı. Bazı kollar, fırsatını bulduklarında geri
dönerken, diğerleri ise gitmeyi hiç düşünmediler. Otorite boşluğundan
yararlanarak kalanlar da vardı. Ancak bazıları bu bölgeyi hiçbir zaman
benimsemedi. Coğrafyanın besicilik için uygun olmaması ve Arap
aşiretlerinin sürekli saldırıları, gitmek istememenin başlıca nedenleri
arasındaydı.
1815 yılına gelindiğinde, Beni-Said aşireti önderliğindeki Arap
aşiretleri bölgeye saldırarak ciddi tahribatlara sebep oldu. Yakılan ve
yıkılan yerleşim yerleri nedeniyle bölge neredeyse yaşanmaz hale geldi.
Mecburi iskana tabi tutulan yarı gönüllü aşiretler, Osmanlı yönetiminin
"kalın ve direnin, yerinizden ayrılmayın" gibi emirlerine uygun
davranmadılar. Bunun yerine, geçmişte kışlak olarak kullandıkları
Çukurova, Sivas-Uzunyayla ve Anadolu'nun iç kesimlerine doğru göç etmeye
başladılar.
1830 yılında Sivas eyaletinde bulunan Reşî aşiretleri, aşiret konumundan
çıkma yoluna gitmeyerek eski yaşam alanlarına geri döndüler. Merkezi
yönetim bu duruma çözüm bulmak amacıyla aşiretlerin başına bir sorumlu
tayin etme usulüne başvurdu. Aşiretlerin daha iyi kontrol edilebilmesi
amaçlanmıştı. Konya ve Ankara civarlarında kışlayan aşiretlere de benzer
şekilde sorumlular tayin edildi. Bu sorumlular genellikle aşiret
mensupları arasından seçiliyor ve belirli ünvanlar (Mala Kûrk, Berat,
Mühür) verilerek devletin sorumluluğuna ortak ediliyordu.
1842 yılında, aşiretlerin resmi bir statüsü yoktu ve belirsizlik
hakimdi. Bu duruma bir çözüm getirilmesi gerekiyordu. Bu nedenle,
aşiretlerin yazlık ve kışlık için farklı yerlere gitmelerine gerek
kalmadan, bulundukları sancak ve kaza geniş topraklarda iskan edilmeleri
ve ihtiyaçlarının karşılanması yolu önerildi. Boşta kalan topraklar ve
tarlalar aşiretlere tahsis edildi ve ziraat ile uğraşmaları teşvik
edildi. Bursa, Sivas, Ankara, Konya ve Aydın eyaletleri bu uygulamaya
öncülük etti. Buna karşı çıkanlar ise asker kullanmak suretiyle zor
kullanılarak çözüme dahil edildi.
Yeni köylerin yanı sıra mevcut köylerin içine dağıtılmak suretiyle de
iskan edilen aşiretler için, Reşî ve Avşarların mümkün mertebe toplu
halde bulunmalarına özen gösterildi. Bu amacın yerine getirilmesi, yerel
yöneticilere gönderilen yazılı emirlerde de özellikle belirtilmişti.
Yani, Reşîler ve Avşarlar toplu şekilde iskan edilmemeleri için
tedbirler alınmıştı.
=== Fırka-i Islahiye
Çukurova bölgesi, Kozan Dağı ve Kürd Dağı etrafında hüküm süren isyan ve
karışıklık, iskânları gerçekleştiremeyen aşiretlerin durumu, devlet
yetkilileri tarafından yeniden ele alındı. İlk iş olarak, geniş bir
komisyon kuruldu ve bu komisyona "Fırka-i Islahiye" adı verildi.
Komisyon, bir askeri birliğin emrine verildi. Padişah Abdülaziz
(1861-1876) döneminde kurulan bu ordu, yedi Balkan taburu, bir Girit
askeri taburu, Hassa ikinci süvari alayından bir tabur ve diğer
gruplarla birlikte on beş piyade, iki alay süvari ve 500-600
Çerkez-Gürcü atlılardan oluşuyordu.
Fırka-i Islahiye, özellikle Çukurova bölgesindeki isyan ve karışıklık
yataklarının kontrol altına alınması amacıyla kurulan bir komisyondur.
İskanı başarısız olan aşiretlerin durumunun yeniden ele alınması
sonrasında oluşturulan bu birlik, Padişah Abdülaziz döneminde
kurulmuştur. İskenderundan Sivas Eyaleti hududuna kadar olan geniş bir
bölgede görevlendirilen birlik, 1 tabur Girit askeri, yedi Balkan
taburu, Hassa ikinci süvari alayı, 15 piyade, 2 alay süvari ve 500-600
Çerkez-Gürcü atlıdan oluşuyordu. Derviş Paşa ve Ahmet Cevdet Paşa'nın
başında yer aldığı bu birlik, askeri sevk ve idare, şiddet kullanımı,
bölgedeki halkın devlet varlığını hissetmesi, karşı çıkan aşiret ve aile
liderlerinin bölgeden çıkarılması, ıslah edilen yerlerin devlet
yönetimine uygun şekilde teşkilatlandırılması, vergilerin azaltılması ve
tapusuz arazilere tapu verilmesi gibi konularda yetkili kılınmıştır.
Fırka-i Islahiye birlikleri, 1865 yılında vapurla İskenderun limanına
indirilirken bir genel af ilan edildi. İlerleyen dönemde, gönüllü olarak
iskan olmaya karar veren aşiretlerin önde gelenlerini tanıyan şahıslar
tayin edildi ve bir genel toplantı düzenlendi. Bu toplantıda, devletin
niyeti açıkça ifade edildi ve aşiretlerin eski hareket tarzlarının
yasaklandığı, yerleşik hayata geçmelerinin istendiği bildirildi. Karşı
çıkanlar için ise mevcut ordu (Fırka-i Islahiye) tarafından gerekli
müdahale yapılacağı açıkça ifade edildi. Birçok aşiret bu koşulları
kabul etmek zorunda kaldı, kabul edenler arasında Reşîler de yer aldı.
Her kol, bulunduğu eyalet sınırları içinde iskan edilecekti.
Fırka-i Islahiye'nin çalışmaları sonucunda bölgedeki aşiret sorunlarına
bir çözüm getirildi. Bu kapsamda Kerkütlü, Çerçili, Hanagzi,
Türtbahçesi, Egintili, Keferdiz Nahiyeleri ve Dumdum ovası aşiretleri
birleştirilerek yeni bir kaza oluşturuldu. Buraya, Fırkanın isminden
esinlenilerek Islahiye adı verildi. 1866 yılında, kaza merkezi olarak
aynı adla bir kasaba da kuruldu ve Delikanlı ile Çelikanlı
aşiretlerinden yüzer hane buraya yerleştirildi. Ardından, Islahiye
Sancak Merkezi olmak üzere Izziye, Hassa ve Bulanık kazaları
birleştirilerek Maraş Mutasarrıflığına bağlı bir kaymakamlık teşkil
edildi. Bu sayede Gavur dağlarının en önemli aşiretleri sindirilerek
iskan edildi.
Anadolu'nun üç büyük şehrindeki aşiret kollarının bir bölümünün, Derviş
Paşa, Ahmet Cevdet Paşa ve sonrasında halefi olan Kürd İsmail Paşa ile
yapılan görüşme ve anlaşmalar sonucu bugünkü yerleşim yerlerine
yerleşmeyi kabul ettikleri düşünülmektedir. Mevcut verilere göre, Sivas
valisinin etkileri ve Islahiye fermanının sonuçlarına göre iskanın
gerçekleştiği belirtilmektedir.
Reşîlerin Anadolu'daki önemli bir kısmı, yapılan anlaşmalar sonucu
bölgeye gelmiş ve yerel yöneticilerle görüşmelerde bulunmuştur. Alınan
karar sonucunda aşiretlerin bulundukları eyaletin sınırları içerisinde
kalmaları ve yerleşik hale gelmeleri kabul edilmiştir. Diğer yandan,
yerlerini değiştirmek isteyenlere, vali tarafından Mürur Tezkiresi
verilmesi şartı ile kefil gösterilmeye başlanmıştır. Yani, aşiret ileri
geleni ile vali arasında yapılan mutabakat sonucu, aşiretler yeni
alanlarına yerleştirilmişlerdir.
Reşîlerin göç macerası, bir takım ara kaymalar ve geri dönüşlerle
karşılaşsa da, belirli bir zaman dilimi içerisinde Ankara, Konya ve
Kırşehir illeri sınırları içerisine yerleşmeyi başardılar. Farklı aşiret
kollarının farklı zamanlarda yerleştiğini de belirtmek gerekir. Genel
anlamda iskanın bu şekilde oluştuğunu tahmin ediyoruz. Bundan sonra,
farklı bölgelere yerleşen aşiretlerin yerel yöneticilerle yaptıkları
görüşmeler ele alınacaktır. Ancak, henüz işin başında olduğumuzu ve
zamanla tarihimizle ilgili daha net bilgiler elde edeceğimizi
unutmamalıyız.
=== Sonuç
Sonuç olarak, Reşîler Anadolu'nun üç büyük şehri olan Ankara, Konya ve
Kırşehir il sınırları içerisinde yerleşik haldedirler. Bu yerleşim
süreci 1791'den 1893'e kadar uzanan bir dönemi kapsamaktadır. Ayrıca,
Antep-Adıyaman-Maraş üçgeninde, Anadolu ve Kürdistan'ın kesişme ve temas
noktalarından birinde yaşamaktaydılar.
Konar-Göçer hayatı sürmelerine rağmen, Reşîler yerleşik bir hayat
sürdüler. Yazlık ve kışlık bölgeler arasında besicilik faaliyetleri
nedeniyle hareket halindeydiler, ancak her zaman geri döndükleri merkez
Kilis Voyvodalığı idi. Vergilerini ödemek için Topkapı ve Yıldız
saraylarındaki harem dairesine ve Üsküdar'daki Valide Sultan Vakfı'na
yardım amacıyla kurulan hayır kurumlarına öderlerdi.
1691 yılında çıkarılan ferman gereği, Konar-Göçerler Arabistan çöllerine
(Suriye'nin Rakka eyaleti) yerleşmeye zorlandılar. Ancak, herkes gitmedi
ve bazıları geri döndü. Otorite boşluğundan dolayı bazıları eski
yerlerine geri döndü. Bu durum 1839 yılına kadar sürdü. Tanzimat
Fermanı'nın çıkmasıyla, Konar-Göçerlerin durumları yeniden ele alındı ve
yazlık ve kışlık olarak kullandıkları yerlere yerleşmeleri istendi.
Ancak, bu yöntem işe yaramayınca, Islahiye Fermanı ve Fırkası
aracılığıyla zorla yerleşmeleri sağlandı (1865).
Reşîlerin Anadolu'ya göçü iki ana güzergah üzerinden gerçekleşti.
Bunlardan biri Sivas-Uzunyayla, diğeri ise Adana-Ceyhan rotasını takip
etti. Kona Reş olarak adlandırdıkları dönemde, çadırlarda kaldılar. Daha
sonrasında, terk edilmiş bölgelere yerleşmeye başladılar. Mifîkan,
Şêxbilan, Berketî, Molîkan, Oxçîyan ve Bilikan kolları Kırşehir'e;
Xalîkan, Omeran, Nasirî ve Sefîkan kolları Konya Kulu'ya yerleşti.
Ayrıca, Bilikan ve Nasirî kollarına bağlı aileler Ankara dolaylarına
iskan edildiler. İskan görüşmelerini Omeran beyleri yürüttü ve valilerle
sancak kaymakamları bürokratik işlemleri gerçekleştirdi.


[[Kategori:Anadolu Aşiretleri]]
[[Kategori:Anadolu Aşiretleri]]

20.40, 4 Mart 2026 tarihindeki hâli

Rışvan Aşireti

Bu bölümde, Rışvan Aşireti’nin tarihteki yeri, Osmanlı idarî sistemi içindeki konumu ve günümüzdeki durumu ele alınmaktadır. İnceleme; aşiretin kökenleri, göçebe yaşam tarzı, iskân politikaları ve Osmanlı Devleti ile ilişkileri çerçevesinde yapılandırılmıştır.

Rışvan Aşireti'nin Kökenleri ve İlk Yerleşimleri

Rışvan Aşireti, kökenleri Güneydoğu Anadolu’ya uzanan büyük bir aşirettir. Aşiretin tarih sahnesindeki görünürlüğü, 1515 yılında bölgenin Osmanlı hâkimiyetine girmesiyle belirginleşmiştir. Bu tarihten itibaren Rışvanlılar, Osmanlı idarî ve askerî yapısı içinde yarı özerk bir konumda yaşamışlardır.

İlk yerleşim alanları arasında Hısn-ı Mansur, Malatya, Antep, Maraş ve çevresi yer almaktadır. Bu bölgeler, aşiretin yaylak ve kışlak düzeninin merkezlerini oluşturmuştur.

Osmanlı Egemenliği ve Yarı Göçebe Yaşam

Rışvan Aşireti, Osmanlı egemenliği altında yarı göçebe bir yaşam tarzı sürdürmüştür. Bu yaşam biçimi, hayvancılığa dayalı ekonomik faaliyetlerle doğrudan ilişkilidir. Yaylak–kışlak hareketliliği, aşiretin hem sosyal örgütlenmesini hem de devletle olan ilişkilerini belirleyen temel unsurlardan biri olmuştur.

Göçebe yaşam, aşiret içi dayanışma, liderlik ve aşiret kurumlarının güçlenmesine katkı sağlamıştır.

XVII. ve XVIII. Yüzyıllarda Coğrafi Yayılma

XVII. yüzyıl ve XVIII. yüzyıl boyunca Rışvan Aşireti’nin yerleşim alanları genişlemiştir. Bu dönemde aşiret mensupları yalnızca Güneydoğu Anadolu ile sınırlı kalmamış; Sivas, Ankara, Konya, Denizli, Manisa ve İzmir gibi Orta ve Batı Anadolu bölgelerine kadar yayılmıştır.

Bu yayılma, zorunlu göçten ziyade, göçebe ekonominin gerektirdiği mevsimsel hareketliliğin bir sonucudur.

Göçebe Yaşam ve Adlî Vakalar

Göçebe yaşam tarzı, Osmanlı kaynaklarında çeşitli adli vakalar ile ilişkilendirilmiştir. Eşkıyalık, yol kesme, zorbalık ve mala ya da cana yönelik saldırılar, hem aşiret mensupları hem de dış gruplar arasında yaşanmıştır.

Osmanlı Devleti, bu tür olayları yakından takip etmiş; suç işleyen bireyleri cezalandırarak merkezi otoriteyi korumaya çalışmıştır.

İskân Politikaları ve Vergi Düzeni

XVII. yüzyıldan itibaren Rışvan Aşireti, iskân politikası kapsamına alınmıştır. Bu politikanın temel amaçları güvenlik sağlamak ve vergi toplama süreçlerini düzenli hâle getirmekti.

Ancak iskân uygulamaları, aşiret mensupları arasında direnişe yol açmış; bazı gruplar eski yaşam alanlarına dönmeye çalışmıştır. Bu durum, devlet–aşiret ilişkilerinde gerilimlere neden olmuştur.

Osmanlı İdaresinde Rışvan Aşiret Reisleri

Rışvan Aşireti, Osmanlı yöneticileri nezdinde yüksek bir itibara sahipti. Birçok aşiret reisi, Malatya, Maraş, Adana ve Sivas gibi merkezlerde valilik görevlerinde bulunmuştur.

Bu durum, aşiretin yalnızca bir göçebe topluluk değil, aynı zamanda Osmanlı idarî yapısına entegre bir aktör olduğunu göstermektedir.

Maden İşletmeleri ve Hazine Gelirleri

Rışvan Aşireti, özellikle maden işletmelerinde sağladığı hizmetlerle Osmanlı hazinesi için önemli bir gelir kaynağı olmuştur. Aşiret mensupları, madenlerin korunması, işletilmesi ve lojistik faaliyetlerinde görev almış; karşılığında vergi yükümlülüklerini yerine getirmiştir.

XIX. Yüzyılda Dağılma Süreci

XIX. yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı Devleti’nde yaşanan idarî ve toplumsal dönüşümler, Rışvan Aşireti’ni de etkilemiştir. Aşiret reislerinin gücü zayıflamış, yerleşik hayata geçiş hızlanmış ve aşiret yapısı çözülmeye başlamıştır.

Günümüzde Rışvan Aşireti adı altında bütüncül bir yapı bulunmamakla birlikte, tarihsel ve kültürel izleri farklı bölgelerde yaşamaya devam etmektedir.

Rışvan Aşireti'nin Alt Kolları

Rışvan Aşireti, tarihsel süreç içinde birçok alt kola ayrılmıştır. Bu kollar, yerleştikleri bölgelerin coğrafi ve sosyal koşullarına göre farklılaşmıştır. Hısn-ı Mansur ve Malatya çevresindeki kollar, aşiretin merkezî unsurları arasında yer almıştır.

Ömeran Aşireti

Ömeran Aşireti, Rışvan Aşireti’nin önemli alt kollarından biridir. Güneydoğu Anadolu kökenli olan bu aşiret, yarı göçebe yaşam tarzını uzun süre sürdürmüş ve özellikle hayvancılık faaliyetleriyle tanınmıştır.

Osmanlı döneminde iskâna tâbi tutulan Ömeran Aşireti, günümüzde kültürel açıdan dönüşüme uğramış olsa da tarihsel kimliğini korumaktadır.


Bu bölümde, Rişvan Aşireti'nin tarihteki yerinin önemi ve bugünkü durumu değerlendirilecektir. Öncelikle, Rişvan Aşireti'nin kökenleri ve Güneydoğu Anadolu'daki ilk yerleşimleri hakkında bilgi verecektir. Daha sonra, aşiretin 1515'te Osmanlı egemenliği altına girmesi ve yarı göçebe hayat tarzı ile ilişkisi açıklanacaktır. Ayrıca, aşiretin XVII. ve XVIII. yüzyıllarda Hısn-ı Mansur ve Malatya yanı sıra Antep, Maraş, Sivas, Ankara, Konya, Denizli, Manisa ve İzmir'e kadar yayılması ele alınacaktır. Göçebe yaşam tarzının getirdiği adli vakalar ve eşkıyalık, zorbalık, yol kesme, mala, cana ve ırza saldırı gibi suçlar da değerlendirilecektir. XVII. yüzyıldan itibaren iskâna tâbi tutulması ve vergi toplama kaygıları hakkında bilgi verilecektir. Aşiret reisleri ve maden işletmelerinde hizmetleri ve vergileri ile hazinenin önemli bir gelir kaynağı olması incelenecektir. Son olarak, XIX. yüzyılın sonlarına doğru aşiretin dağılması ve günümüzde Rişvan Aşireti'nin durumu ele alınacak ve sonuç olarak aşiretin tarihteki yerinin önemi

== Rişvan Aşireti'nin Tarihçesi: Güneydoğu Anadolu'dan Orta ve Batı Anadolu'ya yayılışı

=== Rişvan Aşireti'nin kökenleri ve Güneydoğu Anadolu'daki ilk yerleşimleri

Rişvan Aşireti, Güneydoğu Anadolu bölgesinde kökenlerine dayanan bir aşirettir. Aşiret, 1515 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin alınmasıyla Osmanlı egemenliği altında yaşamaya başladı. Aşiret, yarı göçebe bir hayat süren bir aşirettir ve zamanla Orta ve Batı Anadolu'ya, hatta Rumeli'ye doğru yayılmaya başladı. Bu yayılma, aşiretin göçebe yaşam tarzının gereği olarak yaylak ve kışlak yerleri arasında sürekli yer değiştirmesinden kaynaklanmıştır. Aşiretin ilk yerleşim yerleri arasında Hısn-ı Mansur, Malatya, Antep, Maraş, Sivas, Ankara, Konya, Denizli, Manisa ve İzmir gibi yerler yer almaktadır.

=== 1515'te Osmanlı egemenliği altına girmesi ve yarı göçebe hayat tarzı

Rişvan Aşireti, 1515 yılında Osmanlı Devleti tarafından Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin alınması ile Osmanlı egemenliği altına girmiştir. Aşiret, yarı göçebe bir hayat tarzını benimsemiştir ve yaylak ve kışlaklar arasında sürekli yer değiştirmiştir. Bu hayat tarzı, aşiret içi kurumların ve geleneklerin oluşmasına neden olmuş ve aşiret içi dayanışma ve birlikteliği pekiştirmiştir. Aşiret kültürünü koruyan birçok aşiret mensubu vardır.

=== XVII. ve XVIII. yüzyıllarda Hısn-ı Mansur ve Malatya yanı sıra Antep, Maraş, Sivas, Ankara, Konya, Denizli, Manisa ve İzmir'e kadar yayılışı

Rişvan Aşireti, 1515 yılında Osmanlı Devleti tarafından Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin alınmasıyla Osmanlı egemenliği altına girdi. Aşiret, yarı göçebe bir hayat tarzını benimsemişti ve zamanla Orta ve Batı Anadolu'ya ve hatta Rumeli'ye doğru yayılmaya başlamıştı. XVII. ve XVIII. yüzyıllarda Hısn-ı Mansur ve Malatya yanı sıra Antep, Maraş, Sivas, Ankara, Konya, Denizli, Manisa ve İzmir gibi bölgelerde yerleşmeye başladılar. Aşiret, yaylak ve kışlaklar arasında gidip gelirken hayvancılık yapmış ve özellikle bölgenin ekonomisinde önemli rol oynamıştır. Aşiretin bazı kolları, yaylak ve kışlaklarının yanı sıra bölgede madencilik faaliyetlerinde de yer aldılar. Bu nedenle, Rişvan Aşireti'nin tarihteki yerinin önemi ve bugünkü durumunun detaylı bir şekilde incelenmesi gerekir.

=== Göçebe yaşam tarzının getirdiği adli vakalar ve eşkıyalık, zorbalık, yol kesme, mala, cana ve ırza saldırı gibi suçlar

Rişvan Aşireti, göçebe yaşam tarzının gereği olarak yaylak ve kışlak yerleri arasında sürekli yer değiştirmiştir. Bu yaşam tarzı, aşiret mensuplarının yaylak ve kışlaklara gidip gelirken adli vakalara sebep olmalarına neden olmuştur. Eşkıyalık, zorbalık, yol kesme, mala, cana ve ırza saldırı gibi suçlar, aşiret dışı kimselere karşı işlendiği gibi aşiret mensupları, yolcular ve tüccarlara karşı da yapılmıştır. Bu tür suçlar devlet tarafından takip edilmiş ve sorumlular cezalandırılmıştır.

=== XVII. yüzyıldan itibaren iskâna tâbi tutulması ve vergi toplama kaygıları

Rişvan Aşireti, XVII. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti tarafından güvenlik ve vergi toplama kaygıları nedeniyle iskâna tâbi tutulmuştur. Bu politika kapsamında aşiret, belirlenen bölgelerde yerleştirilmiştir. Ancak aşiret mensuplarının çoğu, iskân edildikleri yerlerde kalmak istemediği için ya eski yerlerine dönmeye çalışmışlar veya eşkıyalık yapmışlardır. Bu politikanın sonuçları arasında aşiret mensuplarının devletle olan ilişkilerinin bozulması, ekonomik sıkıntılar ve sosyal sorunlar bulunmaktadır. Bu nedenle, iskân politikasının uygulanması sırasında dikkatli bir şekilde planlanması ve uygulanması gerektiği sonucuna varılmaktadır.

=== Osmanlı Devleti yöneticileri nezdinde itibarı ve valilik yapan aşiret reisleri

Rişvan Aşireti, Osmanlı Devleti yöneticileri nezdinde önemli bir itibara sahipti. Çok sayıda aşiret reisi Malatya, Maraş, Adana ve Sivas gibi yerlerde valilik yapmıştır. Bu valilikler, aşiret reislerinin devlet yöneticileri tarafından güvenilir ve yetkili kişiler olarak görülmelerini sağlamıştır. Aşiret reisleri, devletin belirlediği bölgelerde yerleştirilmiş olan aşiret mensuplarının vergi toplama, güvenlik ve düzenli hizmetler gibi konularda devletin temsilcisi olarak görev yapmışlardır. Ayrıca, aşiret reisleri madenlerin işletilmesinde gerekli hizmetleri görürler ve topladıkları vergiler hazinenin önemli bir gelir kaynağını oluştururdu.

=== Maden işletmelerinde hizmetleri ve vergileri ile hazinenin önemli bir gelir kaynağı olması

Rişvan Aşireti, Osmanlı Devleti'nin ekonomik yapısı içinde önemli bir rol oynadı. Aşiret, maden işletmelerinde hizmetlerini sunarak devlet hazinesine vergi olarak katkıda bulundu. Bu vergiler, devletin ihtiyacı olan fonları sağlamak için önemli bir kaynak teşkil etti. Aşiret üyeleri, maden işletmelerinde çalışarak hem kendi geçimlerini sağladılar hem de devletin ekonomisini desteklediler. Bu nedenle, Rişvan Aşireti'nin maden işletmelerindeki rolü önemlidir ve devlet için önemli bir gelir kaynağı oluşturdu.

=== Eşkıyalık yapan aşiret mensuplarının cezalandırılması ve geri gönderilmeleri

Rişvan Aşireti, Osmanlı Devleti döneminde Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yerleşik bir aşiret olarak varlığını sürdürmüştür. Aşiret, yarı göçebe bir hayat tarzı benimsemiş ve Orta ve Batı Anadolu'ya doğru yayılmıştır. Bu yayılma sürecinde, aşiret mensupları eşkıyalık, zorbalık, yol kesme ve diğer suçlarla adli vakalara sebep olmuş ve bu tür eylemler devlet tarafından takip edilmiştir. Osmanlı Devleti, Rişvan Aşireti'ni XVII. yüzyıldan itibaren iskâna tâbi tutmuş ve vergi toplama kaygıları ile yerleştirmiştir. Bu iskân politikası, aşiret mensuplarının bazılarının eski yerlerine dönmeye veya eşkıyalık yapmaya zorlamıştır. Rişvan Aşireti, Osmanlı Devleti yöneticileri nezdinde önemli bir itibara sahipti. Çok sayıda aşiret reisi Malatya, Maraş, Adana ve Sivas gibi yerlerde valilik yapmıştır. Ayrıca aşiret, maden işletmelerinde hizmetleriyle hazinenin önemli bir gelir kaynağı olmuştur. Sonuç olarak, Rişvan Aşireti tarihte önemli bir yere sahipti ve Osmanlı Devleti'nin sosyal, ekonomik ve idari yapısı içinde önemli bir rol oynadı. Ancak aşiret mensuplarının eşkıyalık ve diğer suçlarla adli vakalara sebep olmaları, devlet tarafından takip edilmiş ve cezalandırılmıştır. Bu durum, aşiret mensuplarının geri gönderilmesine de neden olmuştur.

=== XIX. yüzyılın sonlarına doğru aşiretin dağılması ve günümüzde Rişvan Aşireti'nin durumu.

XIX. yüzyılın sonlarına doğru, Osmanlı Devleti'nin sosyal, ekonomik ve idari yapısındaki değişimler sonucu Rişvan Aşireti de etkilenmiştir. Aşiret reislerinin gücü azalmış, yerleşik hayat tarzını benimsemeye başlamışlardır. Bu değişimler sonucu aşiret mensupları arasında dağılma ve ayrılma olayları meydana gelmiştir. Günümüzde Rişvan Aşireti adı altında bir bütünlük yoktur ve aşiretin mensupları farklı bölgelerde yaşamaktadır. Ancak hala Rişvan Aşireti'nin tarihi, kültürel ve ekonomik izleri günümüzde de görülmektedir. Bu aşiretin tarihteki yerinin önemi, bugünkü durumu ve geleceği konusunda daha ayrıntılı bir araştırma yapılması gerekmektedir.

=== Rişvan Aşireti'nin alt kollari

Rişvan Aşireti, zaman içinde birçok alt kol oluşturmuştur. Bu alt kollar, aşiretin yerleştiği bölgedeki coğrafi ve sosyal faktörler nedeniyle oluşmuştur. Örneğin, Hısn-ı Mansur bölgesinde yaşayan alt kol, farklı bir yaşam tarzına sahip olabilir ve farklı ekonomik faaliyetlerde bulunabilir. Aynı şekilde, Malatya bölgesinde yaşayan alt kol, farklı bir sosyal yapıya sahip olabilir ve farklı kültürel gelenekleri benimseyebilir. Bu alt kollar, aşiretin genel yapısını ve işleyişini etkileyebilir ve devlet yöneticileri tarafından farklı şekillerde yönetilir. Bu nedenle, Rişvan Aşireti'nin alt kollarının tarihsel ve sosyal özellikleri, aşiret hakkında daha derin bir anlayış kazandırmak için önemlidir.

== Göçebe Yaşam Tarzı: Yaylak ve Kışlaklar arasındaki sürekli yer değiştirmeler

Rişvan Aşireti, yarı göçebe bir hayat tarzı süren bir aşirettir. Bu nedenle, aşiret mensupları yaylak ve kışlak yerleri arasında sürekli yer değiştirmektedir. Yaylaklar, yaz ayları için kullanılan ve hayvanların otlatabileceği yerlerdir. Kışlaklar ise, kış ayları için kullanılan ve aşiret mensuplarının konaklayabileceği yerlerdir. Bu sürekli yer değiştirmeler, aşiret mensuplarının hayatlarının önemli bir parçasıdır ve göçebe hayat tarzının bir gereğidir. Aynı zamanda, bu sürekli yer değiştirmeler aşiret mensuplarının adli vakalara sebep olmasına da neden olmuştur.

== Iskân Politikası: Güvenlik ve vergi toplama amacıyla yapılan iskânlar ve sonuçları

Rişvan Aşireti, Osmanlı Devleti tarafından güvenlik ve vergi toplama amacıyla iskân edilmiştir. Bu iskân politikası, aşiretin yerleştiği bölgelerde düzenli vergi toplama ve güvenlik sağlama amacını taşımıştır. Ancak aşiret mensuplarının bazıları iskân edilmek istememiş veya eski yerleşim alanlarına geri dönmek istemişlerdir. Bu durum, aşiret mensuplarının eşkıyalık yapmasına veya devlet güvenliğini tehlikeye atmasına sebep olmuştur. Sonuç olarak, iskân politikası aşiretin yerleşim alanlarını değiştirmiş ancak aynı zamanda aşiret mensuplarının devletle olan ilişkilerini etkilemiştir.

== Rişvan Aşireti'nin Kültürel Mirası: Aşiret içi kurumlar, gelenekler ve inançlar

Rişvan Aşireti kültürü, yıllarca göçebe yaşam tarzının etkisiyle oluşmuştur. Aşiret içi kurumlar, yaylak ve kışlaklar arasındaki sürekli yer değiştirmelerde hayatın devam etmesini sağlamak için oluşmuştur. Örneğin, aşiret reisleri, aşiret mensuplarının lideri olarak görev yaparlar ve aşiret içi sorunları çözmek için yetkili olurlar. Aşirette, gelenekler ve inançlar da önemlidir. Örneğin, aşiretteki kadınlar, hayvanların bakımını ve yerleşim yerlerinde ev işlerini yürütmekle sorumludur. Ayrıca, aşiretteki erkekler de hayvanların korunması ve avlanması gibi görevleri yerine getirir. Bu kurumlar, gelenekler ve inançlar, aşiret içi bir arada kalmayı sağlar ve aşiret mensuplarının ortak bir kimlikleri vardır.

== Sonuç ve Değerlendirme: Rişvan Aşireti'nin tarihteki yerinin önemi ve bugünkü durumu

Rişvan Aşireti, Osmanlı Devleti'nin sosyal, ekonomik ve idari yapısı içinde önemli bir yere sahipti. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin alınmasıyla Osmanlı egemenliğinde yaşamaya başlayan aşiret, yarı göçebe bir hayat sürdü ve zamanla Orta ve Batı Anadolu'ya ve hatta Rumeli'ye doğru yayılmaya başladı. Aşiret, göçebe yaşam tarzının gereği olarak yaylak ve kışlak yerleri arasında sürekli yer değiştirmiştir. Bu yaşam tarzı, eşkıyalık, zorbalık, yol kesme, mala, cana ve ırza saldırı gibi çok sayıda adli olaya sebep olmuştur. Devlet, bu tür suçları takip etmiş ve sorumluları cezalandırmıştır. Iskân politikası ile, aşiret güvenlik ve vergi toplama amacıyla yerleştirilmiştir. Ancak bazı kolları, iskân edilen yerlerde kalmak istemeyerek eski yerlerine dönmeye çalışmış veya eşkıyalık yapmışlardır. Rişvan Aşireti, Osmanlı Devleti yöneticileri nezdinde önemli bir itibara sahipti. Aşiret reisleri, valilik gibi önemli görevlerde yer almış

== note

Kürdlerin Anadolu'ya iskanı farklı zaman dilimleri içinde gerçekleşmiştir. Göçün tarihi, kapsamı ve coğrafi konumlanışı, bizi böyle bir yargıya götürmektedir. Bu yazının konusu Reşî'ler ve gelişmeleri bu eksen üzerinden ele alınacaktır. Bu belirlemelere dayanarak, Reşî'lerin Anadolu'daki macerasına bakabiliriz. Öncelikle, coğrafi konumlarına bir göz atalım.

=== Coğrafik Durum

Reşî aşiretinin çoğunlukla Ankara-Konya-Kırşehir il sınırları içindeki kırsal ve ovalık alanlara yerleştirildiğini belirtmiştik. Aşiret kolları, belirli noktalarda koloniler şeklinde yoğunlaşmıştır ve coğrafi olarak Haymana, Kulu, Cihanbeyli ve Malya ovalarına serpilmiştir. Aşiret kolları, Xelîkan, Omeran, Sefîkan, Çelîkan ve Nasirî (bazıları) olmak üzere Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde yer almaktadır. Nasirî, Sefîkan, Bilikan aşiretleri Ankara'nın Haymana, Koçhisar ve Gölbaşı ilçelerinde yer almaktadır. Kırşehir'de ise Berketî, Oxçîyan, Şêxbilan, Mifîkan, Molikan ve Bilikan aşiret kolları, Çiçekdağ, Boztepe, Akçakale, Kaman ve merkez ilçelerine bağlı köylerde iskan edilmiştir. Tüm bu aşiret kolları hakkında daha geniş bilgi tabloda yer almaktadır.

=== GÖÇÜN TARİHİ

Reşîlerin Anadolu'ya göçleri çeşitli zaman dilimleri içerisinde gerçekleşmiştir. Göçün tarihi, kapsam alanı ve coğrafik konumlanışı hakkında yapılan araştırmalar, Reşîlerin Anadolu'nun Ankara-Konya-Kırşehir illerinde, özellikle de Haymana, Kulu, Cihanbeyli ve Malya ovalarına yerleştiklerini göstermektedir. Bu aşiret kolları, ilçeler bazında da belirli noktalarda yoğunlaşmıştır. Reşîlere bağlı Xelîkan, Omeran, Sefîkan, Çelîkan ve bir bölümü Nasirî kolları, Konya'nın Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde bulunmaktadır. Nasirî, Sefîkan ve Bilikan aşiretleri ise Ankara'nın ilçeleri Haymana, Koçhisar ve Gölbaşı sınırları içinde yaşamaktadır. Kırşehir'de ise Berketî, Oxçîyan, Şêxbilan, Mifîkan, Molikan ve Bilikan aşiret kolları Çiçekdağ, Boztepe, Akçakale, Kaman ve merkez ilçesine bağlı köylerde iskan olmuşlardır.

Reşîlerin Anadolu'ya göçleri öncesinde Antep-Maraş-Adıyaman kesişme noktalarında yarı yerleşik bir şekilde yaşadıkları bilinmektedir. Ancak, göç öncesindeki durumları tam olarak netleşmemiştir. Reşîlerin İran'ın kuzeyindeki Horasan bölgesi ile ilişkileri ise halen araştırılmaktadır. Reşîlerin yaşam biçimleri ve ekonomik ilişkileri, yerleşik ancak hareket halinde olan aşiretler kategorisinde değerlendirilmelidir. Sürekli konar ve göçer halde olan gezgin aşiretler kategorisine girmemektedirler.

=== Yaşam Biçimleri

Reşîler, hayvanlarının geniş otlak alanlarına ihtiyaç duymalarından dolayı göçebe hayatı yaşamalarına rağmen, çiftçilik ve tarımla da uğraştıkları bilinmektedir. Ancak, besicilik asıl geçim kaynağıdır ve özellikle koyun besiciliği önemlidir. Kapalı bir iktisadi sistemleri vardır ve kendi kendilerine yetebilen topluluklar olarak görülürler. Ayrıca, sahip oldukları hayvanlardan çeşitli şekillerde yararlanırlar, el dokuması giyim eşyaları, kilim, çuval, heybe vb. üretirler. Reşî halılarının ve kilimlerinin tarihteki ünü de ayrıca belirtilmelidir.

Reşîler, hayvancılık faaliyetleriyle uğraşmakla birlikte, yerleşik toplumlara özgü tarım ve çiftçilikle de meşgul oldukları bilinmektedir. Ancak esas geçim kaynakları, özellikle koyun besiciliği alanında faaliyet göstermeleridir. Kendi kendilerine yetebilen topluluklarda sıklıkla rastlanan kapalı iktisadi sistem, Reşîlerde de mevcuttu. Sahip oldukları hayvanları, giysi, kilim, çuval gibi eşyaların yapımında kullanmak için kullanırlardı. Reşî halılarının ve kilimlerinin tarihteki ünü ayrıca belirtilmelidir. Reşîler ayrıca canlı hayvan ve et ticareti yaparak, İstanbul'un et ihtiyacının karşılanmasında önemli bir yere sahip olmuşlardır. 1540 yılındaki kayıtlarda Reşîlerin, 4 aşiret içinde 2 milyona yakın koyunu elinde bulundurdukları belirtilmiştir. Reşîler, diğer ihtiyaçlarını ise ürünlerini takas yoluyla değiştirerek karşılamışlardır. Koyun, keçi, at, deve ve hatta katırları pazara sürerek ihtiyaçlarını gidermişlerdir. Alışverişin yapıldığı yerlerde pazarlar kurulur ve Reşîler bu yolla önemli bir gelir elde ederlerdi.

Reşîler, sürülerinin otlak bulma kaygısı ile Yazlak ve Kışlak arasında hareket ederlerdi. Yazlakta genellikle besicilik, Kışlakta ise çiftçilik yaparlardı ve genellikle geri dönüş noktaları Kışlakta inşa ettikleri evlerdi. Baharın ilk aylarında karlar erimeye başladığında, Fırat nehrinin kıyılarından Sivas-Kayseri arasındaki Uzunyayla'ya, Çukurova'nın iç kısımlarına, Suriye Çölü'ne ve hatta Konya, Haymana ve Kırşehir ovalarına kadar geniş bir coğrafyada hareket ederlerdi.

Görüldüğü gibi, ziyaret edilen yerler bazen yakın, bazen uzaktı ve genellikle mevsimsel olarak yapılırdı. İhtiyaç duydukları eşyaları at, deve ve katırlara yükleyerek terkedilmiş, harabe ve eski yerleşim bölgelerine yakın yerlerde çadırlarını (Kon) kurarlar ve orada kalırlardı. Reş adı verilen bu çadırlar, koyun ve keçi yününden yapılan keçelerin birleştirilmesiyle yapılırdı. Ayrıca, kısa bir sürede kurulabilen ve sökülebilen pratik çadırlardı.

Yayla ve kışlaklara gitmek için öncelikle bölgenin valisi tarafından verilen izin alınırdı. Her aşiret kolunun, izin belgesinin sınırları içinde hareket etmesi ve çevreye zarar vermemesi için teminat belgesi imzalaması gerekirdi. Aşiret ve cemaatlerin başında bir beg bulunurdu. Bu begler, ileri gelenlerin ve ihtiyarların kanaatleri alınarak eyalet valisi tarafından atandı ve beylik beratı adı verilen belge ile görevlerine başlardı. Ancak Reşîlerde beglerin seçimi farklıydı, kendileri seçim yapar ve eyalet valisi tarafından onaylanırdı.

Beg ailesi ve İhtiyarlar Meclisi ile birlikte aşiret aristokrasisini oluşturan Torin kastı, Reşî toplumunda yer alıyordu. Beg ailesiyle çoğunlukla akrabalık bağı olan Torinler, istedikleri kişiyi seçme yetkisine sahipti. Aynı zamanda, Osmanlı'nın Balkanlar'da Slav kökenli milletlere uyguladığı Voyvodalık kurumuna da sahip oldular. Bu sayede, merkeze karşı kısmi sorumluluklarının yanında yarı otonom bir statü kazandılar ve kendi kendilerini yönetme imkanı buldular.

=== STATÜLERİ

Reşîler, Osmanlı toplumunda Tımar, Zeamet ve Has Reaya olarak sınıflandırılmışlardır. Has Reaya statüsünde oldukları için Üsküdar'daki Valide Sultan Vakfı'na bağlıydılar ve merkezle ilişkileri bu vakıf üzerinden yürütülürdü. Ödedikleri vergiler de doğrudan bu vakfın kasasına giderdi. Reaya vergileri kapsamında Bennak ve Mücerred vergilerini öderlerdi. Bennak, arazisi olmayan evli bir kişiden alınan ve tam veya yarım çifti olan vergi türüydü. Ederi 12 akçe idi ve ekini olan Bennak vergisi için ise 17. yüzyıldan sonra 18 akçe kuruş alınmıştır.

=== SÜRGÜN VE İLK İSKAN GİRİŞİMLERİ

16. yüzyılın sonlarına doğru, yarı yerleşik ve konar-göçer aşiretler, büyük değişimler ve yaptırımlarla karşı karşıya kaldı. 1650'lerde kaybedilen savaşlar ve iç isyanlar nedeniyle imparatorluğun bünyesinde büyük bir bozulma ve karışıklık yaşandı. Binlerce yerleşim yeri harap oldu ve terk edildi. Mali ve askeri sıkıntılar arttı, merkezi ve yerel otorite tanınmaz hale geldi. Bu mali ve askeri krizden çıkmak ve ele geçirilemeyen aşiretleri sindirmek için yönetim, kapsamlı çözümler üzerinde çalışmaya başladı. Bu çözümlerin en önemlisi, yerleşim politikasıydı. 1691'de Fazıl Mustafa Paşa döneminde, geniş bir yerleşim politikası uygulandı. Osmanlı, kurulduğu günden beri bu tür politikalara aşinaydı.

Yani, iskan politikasına Osmanlı İmparatorluğu yabancı değildi. Uzun yıllara dayanan bir deneyimi vardı. Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşa döneminde alınan iskan teşebbüsü kararı, beş ana bölgeyi kapsıyordu. O zamanki deyimle, bu beş eyaletin sınırları içinde gerçekleşen bir iskan teşebbüsüydü. Bu eyaletler şunlardı: A. Rakka ve Halep eyaletleri içinde bulunan bölgelere iskan B. Hama ve Humus sancağına iskan C. Anadolu Eyaleti ve topraklarına iskan D. Adana Sancağı'nda Ayaş Berendi ve Kınık kazaları bölgesine iskan E. Bozok sancağına iskan.

Özellikle Rakka ve Halep eyaletleri içerisinde bulunan bölgelere yapılan iskan, Reşî aşiretinin bazı kollarını da kapsıyordu. Verilen ferman ise, hangi aşiretin nereye yerleştirileceği ve nasıl iskana tabii tutulacağı konusunda oldukça açık bir içeriğe sahipti. Aşiretlerin isimleri tek tek belirtilerek en ince ayrıntısına kadar bilgi verilmişti. Bu, Osmanlı'nın bu tür konularda oldukça hazırlıklı olduğunu göstermektedir. Şimdilik, konunun dağılmaması için aşiret listelerine girmeyeceğiz ancak ileride ele alabiliriz.

İskan teşebbüsü, Osmanlı İmparatorluğu'nun 16. yüzyılın sonlarına doğru karşı karşıya kaldığı ciddi mali ve askeri krizin sonucu olarak ortaya çıkmış bir politikadır. Binlerce yerleşim merkezi harap olmuş, sakinleri tarafından terk edilmişti. Mali ve askeri sıkıntılar yüz yüze kalmış, merkezi ve yerel otorite yer yer tanınmaz hale gelmişti. Bu krizden çıkmak ve ele avuca gelmeyen aşiretleri sindirmek amacıyla, Osmanlı yönetimi kapsamlı çözümler üzerine düşünmeye başlamıştır. Bu çözümlerin en önemlisi, iskan siyasetidir. İskan politikasına yabancısı olmayan Osmanlı İmparatorluğu, yüzyıllara dayanan bir tecrübeye sahipti.

1691 yılında Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşa döneminde alınan kararla birlikte, etki alanı oldukça geniş bir iskan politikası yürürlüğe sokuldu. Osmanlı'nın bu tür politikalara aşina olduğu göz önüne alındığında, iskan teşebbüsü görece kolay bir şekilde hayata geçirildi. Beş ana bölgeyi kapsayan iskan teşebbüsü, ayrıntılı bir şekilde planlandı.

Ferman ile belirlenen şu üç ana madde, iskan teşebbüsünün asıl amacını ortaya koymaktadır:

Devlet tarafından kontrol edilmesi zor asi grupların Suriye'deki Arap Bedevilerine karşı bir güvenlik unsuru olarak set fazifesini görevini sağlamaları. Harap ve boş iskan merkezlerinin yeniden canlandırılması. Konar-Göçer hayat tarzlarından dolayı yerleşik halka zarar veren ve yer yer kontrol edilemeyen aşiretlerin ıslahı. Osmanlı İmparatorluğu'nun iskan politikası, sadece aşiretleri sindirmek değil, aynı zamanda imparatorluğun içinde bulunduğu krizden çıkmak ve yeniden toparlanmak için de bir fırsat sunmuştur.

Yukarıda bahsettiğimiz iskan teşebbüsü fermandaki kararlara göre, Reşîlerin belirli kollarının Kuzey Suriye'de yerleşik hayata geçirilmesi zorunlu kılınmıştır. Fermanın yayınlanmasına neden olan Suriye bölgesi, özellikle Kuzey ve Batı Suriye toprakları, Reşîler için yabancı değildi. Bu bölgeleri eskiden beri yazlık olarak kullanıyorlardı ve özellikle Kuzey (Rakka Eyaleti) ve Beli nehrinin kıyılarına düzenli bir biçimde gider gelirlerdi. Ancak bölgedeki değişimler doğal olarak onları da etkiledi.

Suriye bölgesi, 1516 yılına kadar merkezi Kahire'de olan Memluk Sultanları'nın hakimiyeti altındaydı. Ancak Yavuz Sultan Selim'in Mısır'ı ele geçirmesiyle bu hakimiyet Osmanlılara geçti. Memluk Sultanları, bölgeyi bazı Arap aşiretlerinin kontrolüne bırakarak emirlik kurumu adı altında yönetmişlerdi. Otonom bir statüye sahip olan bu emirlikler, bir anlamda Memluk Sultanları'nın yerel temsilcileri konumundaydılar. Osmanlı ilk dönemde bu ilişkileri olduğu gibi devam ettirdi.

Zamanla, Osmanlı hükümeti, siyasi gelişmelere paralel olarak, Arap emirlikleriyle olan ilişkilerinde değişiklikler yaptı. İki taraf arasında karşılıklı güvensizlik ve çıkar çatışmaları başladı ve bu durum zamanla iyice kötüleşti. Sonuçta, Osmanlı yönetimi Arap emirlikleriyle uzun vadede çalışmanın ve kontrolün sağlanmasının mümkün olmadığına karar verdi. 1585 yılında, Şam vilayeti ve çevresindeki Arap aşiretlerine karşı bir cezalandırma hareketi başlatıldı. Bölgedeki tüm aşiret liderleri ve ileri gelenleri tutuklanarak İstanbul'a esir olarak gönderildi. Bu hareket sonuç vermeyince, Osmanlı hükümeti farklı arayış ve çözümler için yola koyuldu.

Halep eyaletinin kuzey batısında bulunan Kürd aşiretleri ve Reşî ler, Kilis Voyvodalığı adı altında yönetilmekteydi. Osmanlı yönetiminin Balkanlarda uyguladığı Voyvodalık kurumu, Kürdlerin yaşadığı topraklarda da geçerliydi ve Reşî ler kendi yaşam alanlarında bu kurumun etkisi altında kalmaktaydılar.

Osmanlı belgelerinde Kürd Livası olarak geçen Liva-i Ekrad, Maraşlı Reşwanzadelerin yönetimindeydi ve belgelerde Liva-i Ekrad olarak anılıyordu. Reşwanzadeler, 18. yüzyıldan itibaren valilik düzeyinde bir güce sahip olmuştu ve diğer Kürd aşiretlerinin liderleri durumundaydılar. Görevleri, yönetim işlerinin yanı sıra aşiret üyelerinin tespit edilmesi, vergi kayıtlarının tutulması, düzen ve güvenliğin sağlanması ve imparatorluğun ihtiyacı olduğunda kullanılabilecek süvari alaylarının oluşturulmasıydı. Reşwanzadeler, merkeze göreceli bir bağlılık düzeyinde otonom bir tarzda yönetim görevlerini yürütüyorlardı.

Bu ilişkilerin yürütülmesi için Üsküdar'daki Valide Sultan Vakfı devreye giriyordu. İskan listesinde Reşîlerin de yer aldığı anlaşılınca, birçok kez delegasyonlar İstanbul'a gitmiş, aracılar vasıtasıyla karar değiştirilmeye çalışılmıştır.

1691 yılında yürürlüğe sokulan mecburi iskan kararı sadece Kilis Voyvodalığına bağlı olan Reşî aşiret kollarını değil, Sivas ve Diyarbakır eyaletleri sınırları içinde bulunan diğer kolları da kapsıyordu. Ancak dikkat çekici olan nokta, özellikle iki aşiretin isminin fermanın altı çizilerek belirtilmesiydi: Reşîler ve Avşarlar.

Bu olayların sonucunda, Reşîler genel bir iskan siyasetiyle yaşam merkezlerinden kopartılarak, geçmişte sürülerini otlatmak için gittikleri Suriye çöllerine yerleştirildi. 1700'lerin başından itibaren başlayan ve 1860'lara kadar süren bu dönem, tam bir buçuk yüzyıl süren bir çalkalanma döneminin başlangıç evresi olarak kabul edildi.

Bu süre boyunca, Reşî ler arasında kaçışlar, yeni sürgün edilişler ve gidiş gelişler yaşandı. Bazı kollar, fırsatını bulduklarında geri dönerken, diğerleri ise gitmeyi hiç düşünmediler. Otorite boşluğundan yararlanarak kalanlar da vardı. Ancak bazıları bu bölgeyi hiçbir zaman benimsemedi. Coğrafyanın besicilik için uygun olmaması ve Arap aşiretlerinin sürekli saldırıları, gitmek istememenin başlıca nedenleri arasındaydı.

1815 yılına gelindiğinde, Beni-Said aşireti önderliğindeki Arap aşiretleri bölgeye saldırarak ciddi tahribatlara sebep oldu. Yakılan ve yıkılan yerleşim yerleri nedeniyle bölge neredeyse yaşanmaz hale geldi. Mecburi iskana tabi tutulan yarı gönüllü aşiretler, Osmanlı yönetiminin "kalın ve direnin, yerinizden ayrılmayın" gibi emirlerine uygun davranmadılar. Bunun yerine, geçmişte kışlak olarak kullandıkları Çukurova, Sivas-Uzunyayla ve Anadolu'nun iç kesimlerine doğru göç etmeye başladılar.

1830 yılında Sivas eyaletinde bulunan Reşî aşiretleri, aşiret konumundan çıkma yoluna gitmeyerek eski yaşam alanlarına geri döndüler. Merkezi yönetim bu duruma çözüm bulmak amacıyla aşiretlerin başına bir sorumlu tayin etme usulüne başvurdu. Aşiretlerin daha iyi kontrol edilebilmesi amaçlanmıştı. Konya ve Ankara civarlarında kışlayan aşiretlere de benzer şekilde sorumlular tayin edildi. Bu sorumlular genellikle aşiret mensupları arasından seçiliyor ve belirli ünvanlar (Mala Kûrk, Berat, Mühür) verilerek devletin sorumluluğuna ortak ediliyordu.

1842 yılında, aşiretlerin resmi bir statüsü yoktu ve belirsizlik hakimdi. Bu duruma bir çözüm getirilmesi gerekiyordu. Bu nedenle, aşiretlerin yazlık ve kışlık için farklı yerlere gitmelerine gerek kalmadan, bulundukları sancak ve kaza geniş topraklarda iskan edilmeleri ve ihtiyaçlarının karşılanması yolu önerildi. Boşta kalan topraklar ve tarlalar aşiretlere tahsis edildi ve ziraat ile uğraşmaları teşvik edildi. Bursa, Sivas, Ankara, Konya ve Aydın eyaletleri bu uygulamaya öncülük etti. Buna karşı çıkanlar ise asker kullanmak suretiyle zor kullanılarak çözüme dahil edildi.

Yeni köylerin yanı sıra mevcut köylerin içine dağıtılmak suretiyle de iskan edilen aşiretler için, Reşî ve Avşarların mümkün mertebe toplu halde bulunmalarına özen gösterildi. Bu amacın yerine getirilmesi, yerel yöneticilere gönderilen yazılı emirlerde de özellikle belirtilmişti. Yani, Reşîler ve Avşarlar toplu şekilde iskan edilmemeleri için tedbirler alınmıştı.

=== Fırka-i Islahiye

Çukurova bölgesi, Kozan Dağı ve Kürd Dağı etrafında hüküm süren isyan ve karışıklık, iskânları gerçekleştiremeyen aşiretlerin durumu, devlet yetkilileri tarafından yeniden ele alındı. İlk iş olarak, geniş bir komisyon kuruldu ve bu komisyona "Fırka-i Islahiye" adı verildi. Komisyon, bir askeri birliğin emrine verildi. Padişah Abdülaziz (1861-1876) döneminde kurulan bu ordu, yedi Balkan taburu, bir Girit askeri taburu, Hassa ikinci süvari alayından bir tabur ve diğer gruplarla birlikte on beş piyade, iki alay süvari ve 500-600 Çerkez-Gürcü atlılardan oluşuyordu.

Fırka-i Islahiye, özellikle Çukurova bölgesindeki isyan ve karışıklık yataklarının kontrol altına alınması amacıyla kurulan bir komisyondur. İskanı başarısız olan aşiretlerin durumunun yeniden ele alınması sonrasında oluşturulan bu birlik, Padişah Abdülaziz döneminde kurulmuştur. İskenderundan Sivas Eyaleti hududuna kadar olan geniş bir bölgede görevlendirilen birlik, 1 tabur Girit askeri, yedi Balkan taburu, Hassa ikinci süvari alayı, 15 piyade, 2 alay süvari ve 500-600 Çerkez-Gürcü atlıdan oluşuyordu. Derviş Paşa ve Ahmet Cevdet Paşa'nın başında yer aldığı bu birlik, askeri sevk ve idare, şiddet kullanımı, bölgedeki halkın devlet varlığını hissetmesi, karşı çıkan aşiret ve aile liderlerinin bölgeden çıkarılması, ıslah edilen yerlerin devlet yönetimine uygun şekilde teşkilatlandırılması, vergilerin azaltılması ve tapusuz arazilere tapu verilmesi gibi konularda yetkili kılınmıştır.

Fırka-i Islahiye birlikleri, 1865 yılında vapurla İskenderun limanına indirilirken bir genel af ilan edildi. İlerleyen dönemde, gönüllü olarak iskan olmaya karar veren aşiretlerin önde gelenlerini tanıyan şahıslar tayin edildi ve bir genel toplantı düzenlendi. Bu toplantıda, devletin niyeti açıkça ifade edildi ve aşiretlerin eski hareket tarzlarının yasaklandığı, yerleşik hayata geçmelerinin istendiği bildirildi. Karşı çıkanlar için ise mevcut ordu (Fırka-i Islahiye) tarafından gerekli müdahale yapılacağı açıkça ifade edildi. Birçok aşiret bu koşulları kabul etmek zorunda kaldı, kabul edenler arasında Reşîler de yer aldı. Her kol, bulunduğu eyalet sınırları içinde iskan edilecekti.

Fırka-i Islahiye'nin çalışmaları sonucunda bölgedeki aşiret sorunlarına bir çözüm getirildi. Bu kapsamda Kerkütlü, Çerçili, Hanagzi, Türtbahçesi, Egintili, Keferdiz Nahiyeleri ve Dumdum ovası aşiretleri birleştirilerek yeni bir kaza oluşturuldu. Buraya, Fırkanın isminden esinlenilerek Islahiye adı verildi. 1866 yılında, kaza merkezi olarak aynı adla bir kasaba da kuruldu ve Delikanlı ile Çelikanlı aşiretlerinden yüzer hane buraya yerleştirildi. Ardından, Islahiye Sancak Merkezi olmak üzere Izziye, Hassa ve Bulanık kazaları birleştirilerek Maraş Mutasarrıflığına bağlı bir kaymakamlık teşkil edildi. Bu sayede Gavur dağlarının en önemli aşiretleri sindirilerek iskan edildi.

Anadolu'nun üç büyük şehrindeki aşiret kollarının bir bölümünün, Derviş Paşa, Ahmet Cevdet Paşa ve sonrasında halefi olan Kürd İsmail Paşa ile yapılan görüşme ve anlaşmalar sonucu bugünkü yerleşim yerlerine yerleşmeyi kabul ettikleri düşünülmektedir. Mevcut verilere göre, Sivas valisinin etkileri ve Islahiye fermanının sonuçlarına göre iskanın gerçekleştiği belirtilmektedir.

Reşîlerin Anadolu'daki önemli bir kısmı, yapılan anlaşmalar sonucu bölgeye gelmiş ve yerel yöneticilerle görüşmelerde bulunmuştur. Alınan karar sonucunda aşiretlerin bulundukları eyaletin sınırları içerisinde kalmaları ve yerleşik hale gelmeleri kabul edilmiştir. Diğer yandan, yerlerini değiştirmek isteyenlere, vali tarafından Mürur Tezkiresi verilmesi şartı ile kefil gösterilmeye başlanmıştır. Yani, aşiret ileri geleni ile vali arasında yapılan mutabakat sonucu, aşiretler yeni alanlarına yerleştirilmişlerdir.

Reşîlerin göç macerası, bir takım ara kaymalar ve geri dönüşlerle karşılaşsa da, belirli bir zaman dilimi içerisinde Ankara, Konya ve Kırşehir illeri sınırları içerisine yerleşmeyi başardılar. Farklı aşiret kollarının farklı zamanlarda yerleştiğini de belirtmek gerekir. Genel anlamda iskanın bu şekilde oluştuğunu tahmin ediyoruz. Bundan sonra, farklı bölgelere yerleşen aşiretlerin yerel yöneticilerle yaptıkları görüşmeler ele alınacaktır. Ancak, henüz işin başında olduğumuzu ve zamanla tarihimizle ilgili daha net bilgiler elde edeceğimizi unutmamalıyız.

=== Sonuç

Sonuç olarak, Reşîler Anadolu'nun üç büyük şehri olan Ankara, Konya ve Kırşehir il sınırları içerisinde yerleşik haldedirler. Bu yerleşim süreci 1791'den 1893'e kadar uzanan bir dönemi kapsamaktadır. Ayrıca, Antep-Adıyaman-Maraş üçgeninde, Anadolu ve Kürdistan'ın kesişme ve temas noktalarından birinde yaşamaktaydılar.

Konar-Göçer hayatı sürmelerine rağmen, Reşîler yerleşik bir hayat sürdüler. Yazlık ve kışlık bölgeler arasında besicilik faaliyetleri nedeniyle hareket halindeydiler, ancak her zaman geri döndükleri merkez Kilis Voyvodalığı idi. Vergilerini ödemek için Topkapı ve Yıldız saraylarındaki harem dairesine ve Üsküdar'daki Valide Sultan Vakfı'na yardım amacıyla kurulan hayır kurumlarına öderlerdi.

1691 yılında çıkarılan ferman gereği, Konar-Göçerler Arabistan çöllerine (Suriye'nin Rakka eyaleti) yerleşmeye zorlandılar. Ancak, herkes gitmedi ve bazıları geri döndü. Otorite boşluğundan dolayı bazıları eski yerlerine geri döndü. Bu durum 1839 yılına kadar sürdü. Tanzimat Fermanı'nın çıkmasıyla, Konar-Göçerlerin durumları yeniden ele alındı ve yazlık ve kışlık olarak kullandıkları yerlere yerleşmeleri istendi. Ancak, bu yöntem işe yaramayınca, Islahiye Fermanı ve Fırkası aracılığıyla zorla yerleşmeleri sağlandı (1865).

Reşîlerin Anadolu'ya göçü iki ana güzergah üzerinden gerçekleşti. Bunlardan biri Sivas-Uzunyayla, diğeri ise Adana-Ceyhan rotasını takip etti. Kona Reş olarak adlandırdıkları dönemde, çadırlarda kaldılar. Daha sonrasında, terk edilmiş bölgelere yerleşmeye başladılar. Mifîkan, Şêxbilan, Berketî, Molîkan, Oxçîyan ve Bilikan kolları Kırşehir'e; Xalîkan, Omeran, Nasirî ve Sefîkan kolları Konya Kulu'ya yerleşti. Ayrıca, Bilikan ve Nasirî kollarına bağlı aileler Ankara dolaylarına iskan edildiler. İskan görüşmelerini Omeran beyleri yürüttü ve valilerle sancak kaymakamları bürokratik işlemleri gerçekleştirdi.