Göçebelikten Yerleşik Hayata Geçiş Sürecinde Kırklar Yaylası (1983–1984): Revizyonlar arasındaki fark
k (Reşwan ajanı: Tablo 2 (Görüşülen kim) grafiği ve kısa yorumu (patron onayıyla)) |
k (Patron Gulabi CELEP onayıyla (reswan ajanından): 500 konu #17 — tek kaynaklı iddialar ve kaynak hiyerarşisi; çekincesiz iki iddiaya etiket) |
||
| (Aynı kullanıcının aradaki diğer 2 değişikliği gösterilmiyor) | |||
| 78. satır: | 78. satır: | ||
Yaylalara gidip gelenlerin sayısının artmasıyla yer sorunu ortaya çıkmış; erken gelenler elverişli alanları seçerken daha geç gelenler zaman zaman başka yaylalara yönelmek zorunda kalmıştır. Bunun üzerine aileler Kırklar, Uzunkuyu veya Pazarözü'nde ev inşa etmeye başlamış; böylelikle her hane belirli ve sürekli bir yere sahip olmuş, çadır kurma ve sökme zorunluluğu giderek ortadan kalkmıştır. | Yaylalara gidip gelenlerin sayısının artmasıyla yer sorunu ortaya çıkmış; erken gelenler elverişli alanları seçerken daha geç gelenler zaman zaman başka yaylalara yönelmek zorunda kalmıştır. Bunun üzerine aileler Kırklar, Uzunkuyu veya Pazarözü'nde ev inşa etmeye başlamış; böylelikle her hane belirli ve sürekli bir yere sahip olmuş, çadır kurma ve sökme zorunluluğu giderek ortadan kalkmıştır. | ||
Acıkuyu'da ev yapan aileler ise zamanla tamamen oraya yerleşmiş ve 1945'te Ömeranlı'dan ayrılarak [[Kulu]]'ya bağlı bağımsız bir köy statüsüne kavuşmuştur. Kaynak, köy sınırlarının belirlenmesi sırasında Ömeranlı ve Acıkuyu sakinleri arasında ciddi anlaşmazlıkların ve kavgaların yaşandığını da kaydetmektedir. | Acıkuyu'da ev yapan aileler ise zamanla tamamen oraya yerleşmiş ve 1945'te Ömeranlı'dan ayrılarak [[Kulu]]'ya bağlı bağımsız bir köy statüsüne kavuşmuştur. {{Güvenilirlik|sözlü}} Bu yıl tek bir sözlü kaynağa dayanır. Resmî kayıtlar (1954 tarihli kanun cetveli ve MEB ''Tebliğler Dergisi'' 1955) ayrılmanın büyük olasılıkla 1954'te olduğunu düşündürür; arşivle doğrulanmalıdır.<ref>Bkz. [[Orta Anadolu Kürt Tarihçiliğinde Tek Kaynaklı İddialar ve Kaynak Hiyerarşisi]], zincirler tablosu.</ref> {{Güvenilirlik|arşiv}} Kaynak, köy sınırlarının belirlenmesi sırasında Ömeranlı ve Acıkuyu sakinleri arasında ciddi anlaşmazlıkların ve kavgaların yaşandığını da kaydetmektedir. | ||
Kırklar Yaylası'ndaki gidip gelme döneminde toplam 64 hane ev inşa etmiş; araştırmadan yaklaşık on yıl öncesine kadar mevsimsel hareketlilik devam etmiştir. Bunlardan 17 hane daha sonra Ömeranlı'da yaşamayı tercih etmiş ve Kırklar 47 hanelik ayrı bir yerleşim alanına dönüşmüştür. | Kırklar Yaylası'ndaki gidip gelme döneminde toplam 64 hane ev inşa etmiş; araştırmadan yaklaşık on yıl öncesine kadar mevsimsel hareketlilik devam etmiştir. Bunlardan 17 hane daha sonra Ömeranlı'da yaşamayı tercih etmiş ve Kırklar 47 hanelik ayrı bir yerleşim alanına dönüşmüştür. | ||
| 454. satır: | 454. satır: | ||
Kardeş veya yeğenlerin hane reisinin yanında bulunması yaygın değildir. Bunun başlıca istisnaları, babanın ölümü sonrasında büyük erkek çocuğun küçük kardeşleriyle birlikte hane reisliğini üstlenmesi veya boşanmış bir kız kardeşin çocuklarıyla birlikte baba evi olarak gördüğü erkek kardeşinin yanına dönmesidir. Araştırmadaki “aileli bekâr hane reisi” örneğinde de babanın ölümünden sonra evin büyük erkek çocuğu hane reisi olmuş; yanında bekâr kız kardeşi ile resmî olarak evli görünmesine karşın eşinden fiilen ayrılmış diğer kız kardeşi ve onun kızı yaşamıştır. | Kardeş veya yeğenlerin hane reisinin yanında bulunması yaygın değildir. Bunun başlıca istisnaları, babanın ölümü sonrasında büyük erkek çocuğun küçük kardeşleriyle birlikte hane reisliğini üstlenmesi veya boşanmış bir kız kardeşin çocuklarıyla birlikte baba evi olarak gördüğü erkek kardeşinin yanına dönmesidir. Araştırmadaki “aileli bekâr hane reisi” örneğinde de babanın ölümünden sonra evin büyük erkek çocuğu hane reisi olmuş; yanında bekâr kız kardeşi ile resmî olarak evli görünmesine karşın eşinden fiilen ayrılmış diğer kız kardeşi ve onun kızı yaşamıştır. | ||
=== Hanelerin büyüklüğü (Tablo 3) === | |||
[[Dosya:Kırklar Yaylası 1984 grafik 53.png|thumb|center|900px|Tablo 3: Hane nüfusu kaç kişi? Sol: 40 hanenin büyüklüğe göre dağılımı. Sağ: hanelerin ve kişilerin küçük/büyük hanelere dağılımı (hesaplanmış, H).]] | |||
Araştırmanın ek tablolarından üçüncüsü hanelerin kaç kişiden oluştuğunu gösterir.<ref name="k08-t34">Ağralı 1984, PDF s. 52, Tablo 3 "Hane nüfusu kaç kişi" ve Tablo 4 "Haneyi kimler teşkil eder". Tablolardaki bütün satır ve sütun toplamları tutmaktadır; sayılar tam metindeki dökümle (basılı s. 15) aynıdır.</ref> {{Güvenilirlik|kesin}} | |||
{| class="wikitable" | |||
! !! N !! 2 !! 3 !! 4 !! 5 !! 6 !! 7 !! 8 !! 9 !! 10 !! 11 !! Ortalama !! Medyan !! Toplam nüfus | |||
|- | |||
| '''Toplam''' || 40 || 1 || 4 || 3 || 6 || 5 || 4 || 9 || 4 || 2 || 2 || 6,6 || 6,8 || 264 | |||
|- | |||
| Hane 6 kişi ve üstü || 26 || — || — || — || — || 5 || 4 || 9 || 4 || 2 || 2 || 8,0 || 7,9 || 208 | |||
|- | |||
| Hane 5 kişi ve altı || 14 || 1 || 4 || 3 || 6 || — || — || — || — || — || — || 4,0 || 4,2 || 56 | |||
|} | |||
<small>Sütun başlıkları: hanede yaşayan kişi sayısı; hücreler: hane sayısı. Tam metin medyanı yuvarlayarak "7" verir.</small> | |||
==== Kısa yorum ==== | |||
'''Kalabalık haneler.''' Haneler 2 ile 11 kişi arasında değişir; en sık görülen büyüklük 8 kişidir (9 hane). Hanelerin üçte ikisi (26/40) 6 kişi ve üstüdür ve 264 kişinin 208'i, yani yaklaşık beşte dördü bu büyük hanelerde yaşar (hesaplanmış oran). Bir Kırklarlının içinde yaşadığı hane ortalama 7,4 kişiliktir (kişi ağırlıklı ortalama, hesaplanmış). {{Güvenilirlik|kesin}} | |||
'''Büyüklüğün kaynakları.''' Hane büyüklüğünün iki kaynağı vardır. Birincisi yüksek doğurganlıktır: 39 hane reisinin evliliklerinden 272 çocuk doğmuştur. İkincisi evli oğulların bir süre baba evinde kalmasıdır (bkz. [[#8. Aile Yapısı|Aile Yapısı]]). Tarım, hayvancılık ve nakliyecilikte çok sayıda kişinin birlikte çalıştığı bir ekonomide büyük hane bir iş gücü birliği olarak da düşünülebilir. {{Güvenilirlik|muhtemel}} | |||
'''Küçük haneler.''' 5 kişi ve altındaki 14 hane, aşağıdaki Tablo 4'te görüldüğü gibi yetişkin ağırlıklıdır. Dul ya da eşi yurtdışında olan kadınların reis olduğu hanelerin bir kısmı ve tek bekâr hane reisinin hanesi bu gruptadır (bkz. Tablo 1). {{Güvenilirlik|kesin}} | |||
=== Haneyi kimler oluşturur? (Tablo 4) === | |||
[[Dosya:Kırklar Yaylası 1984 grafik 54.png|thumb|center|900px|Tablo 4: Haneyi kimler oluşturur? Sol: hane halkının bileşimi (yüzdeler satırın kendi toplamına göre). Sağ: "diğer" grubundaki 33 kişi.]] | |||
{| class="wikitable" | |||
! !! N !! Hane reisi baba<sup>x</sup> !! Anne<sup>xx</sup> !! Erkek çocuk !! Kız çocuk !! Diğer erkek !! Diğer kadın | |||
|- | |||
| '''Toplam''' || 264 || 34 (.13) || 41 (.16) || 80 (.30) || 76 (.29) || 6 (.02) || 27 (.10) | |||
|- | |||
| Hane 6 kişi ve üstü || 208 || 22 (.11) || 27 (.13) || 64 (.31) || 71 (.34) || 5 (.02) || 19 (.09) | |||
|- | |||
| Hane 5 kişi ve altı || 56 || 12 (.21) || 14 (.25) || 16 (.29) || 5 (.09) || 1 (.02) || 8 (.14) | |||
|} | |||
{| class="wikitable" | |||
! !! Erkek torun !! Büyükanne<sup>✱</sup> !! Gelin !! Kız torun !! Kız kardeş !! Kız yeğen | |||
|- | |||
| '''Toplam''' || 6 || 6 || 11 || 7 || 2 || 1 | |||
|- | |||
| Hane 6 kişi ve üstü || 5 || 4 || 9 || 6 || — || — | |||
|- | |||
| Hane 5 kişi ve altı || 1 || 2 || 2 || 1 || 2 || 1 | |||
|} | |||
<small>Asıldaki dipnotlar: (x) Hane reisi baba sayısına 1 aileli bekâr hane reisi dahildir. (xx) Anne sayısına 6 hane reisi anne dahildir. (✱) Büyükannelerden biri hane reisi babanın ninesidir.</small> | |||
==== Kısa yorum ==== | |||
'''Çocukların toplumu.''' 264 kişinin 156'sı, yani %59'u çocuktur (80 erkek, 76 kız). Yetişkinlerin büyük kısmını hane reisleri ve onların eşleri oluşturur. {{Güvenilirlik|kesin}} | |||
'''"Diğer"lerin cinsiyeti, babayerli düzeni gösterir.''' Hane reisinin çekirdek ailesi dışındaki 33 kişinin 27'si kadın, 6'sı erkektir. Kadınların çoğu gelin (11) ve büyükannedir (6): gelinler evlenip kocalarının baba evine gelmiş, büyükanneler ise eşlerini kaybettikten sonra oğullarının yanında kalmıştır. Kaynak bu düzeni açıkça anlatır: evlenen kız kocasının evine gider; sağ kalan ebeveyn en iyi anlaştığı oğlunun yanında yaşar. Hanede hiç damat, erkek kardeş ya da büyükbaba yoktur; "diğer erkek"lerin hepsi torundur. {{Güvenilirlik|kesin}} | |||
'''Neden hiç büyükbaba yok?''' Kaynağa göre baba, evde bulunduğu sürece daima hane reisidir. Bu durumda hayattaki bir dede kendi hanesinde ya da oğlunun hanesinde "hane reisi" olarak sayılır ve tabloda hiçbir zaman "büyükbaba" olarak görünmez. Büyükannelerin görünmesi ise eşlerin yaşça büyük olmasıyla (çiftlerin %73'ünde erkek büyüktür) ve erkeklerin daha erken ölmesiyle açıklanabilir. {{Güvenilirlik|muhtemel}} | |||
'''Üç ve dört kuşak.''' Büyük hanelerde 9 gelin ve 11 torun yaşar; bunlar üç kuşaklı geniş ailelerdir. Büyükannelerden birinin hane reisi babanın ninesi olması, en az bir hanede dört kuşağın birlikte yaşadığını gösterir. {{Güvenilirlik|kesin}} | |||
'''Küçük hanelerde kızlar azalıyor.''' 5 kişi ve altındaki hanelerde 16 erkek çocuğa karşı yalnız 5 kız çocuk vardır; büyük hanelerde ise sayılar dengelidir (64 erkek, 71 kız). Bu, kızların evlenip ayrıldığı yaşlı hanelerde oğulların kalmasıyla açıklanabilir. Ancak sayılar küçük olduğundan kesin bir sonuç çıkarılmamalıdır. Kız kardeş ve kız yeğenlerin hepsi de küçük hanelerdedir; kaynağa göre babası ölmüş bir hanede ağabey, kız kardeşlerine bakmaktadır. {{Güvenilirlik|hipotez}} | |||
''Araştırmanın diğer 142 tablosu (Tablo 5–146) grafik ve kısa yorumlarıyla ayrı bir sayfada toplanmıştır: '''[[Kırklar Yaylası 1984 — Ek Tablolar]]'''.'' | |||
<gallery mode="packed" heights="200px"> | <gallery mode="packed" heights="200px"> | ||
| 1.464. satır: | 1.528. satır: | ||
== Ayrıca bakınız == | == Ayrıca bakınız == | ||
* [[Kırklar Yaylası 1984 — Ek Tablolar]] | |||
* [[Kırklar Yaylası]] | * [[Kırklar Yaylası]] | ||
* [[Ömeranlı]] | * [[Ömeranlı]] | ||
19.34, 17 Ekim 2026 itibarı ile sayfanın şu anki hâli
Göçebelikten Yerleşik Hayata Geçiş Sürecinde Kırklar Yaylası, Ahmet Ağralı'nın 1983–1984 saha araştırmasına dayanarak Kırklar Yaylası'nın 1980'lerin başındaki toplumsal yapısını bölüm bölüm inceleyen bir yazıdır.[1] Araştırmanın birinci bölümü kasabanın kendisini anlatır: bkz. Ömeranlı: Tarihsel Oluşum, Toplumsal Yapı ve Çevreyle İlişkiler (1983–1984).
Bu yazıda verilen sayılar, oranlar ve gözlemler kaynağın kendisinden aktarılmıştır Kesin; sözlü tanıklıklar ayrıca Sözlü rivayet ile işaretlenmiştir. Kaynakta okunması kesin olmayan kelimeler [?] ile gösterilmiştir.
Giriş
Kırklar Yaylası üzerine yapılan bu inceleme, 1983 yılı sonlarında gerçekleştirilen saha araştırmasına ve Ahmet Ağralı'nın İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümünde Mayıs 1984'te tamamladığı Göçebelikten Yerleşik Hayata Geçen Bir Toplum: Kırklar Yaylası başlıklı çalışmasına dayanmaktadır. Araştırma, Kırklar Yaylası'nın kuruluş sürecinden coğrafi yapısına, konut biçimlerinden dil özelliklerine, aile ve akrabalık ilişkilerinden evlilik pratiklerine, ekonomik yaşamdan Avrupa'ya göçe, doğum, sünnet, askerlik ve ölümle ilgili geleneklerden dinî yaşama kadar oldukça geniş bir sosyo-kültürel alanı kapsamaktadır.
1983 yılı itibarıyla kırk haneden ve 264 kişiden meydana gelen Kırklar Yaylası, bir taraftan Ömeranlı merkezli tarihsel yerleşim sürecinin devamı niteliğini taşırken, diğer taraftan göçebelikten yerleşikliğe, geleneksel hayvancılıktan mekanize tarıma ve uluslararası taşımacılığa, yerel ekonomik ilişkilerden Avrupa işçi göçüne uzanan kapsamlı bir toplumsal dönüşümün gözlemlenebildiği küçük fakat son derece yoğun bir saha oluşturmaktadır.
Araştırmanın verileri, belirli bir tarihsel âna, esas olarak 1982–1983 yıllarına aittir. Bu nedenle aşağıdaki değerlendirmeler Kırklar Yaylası'nın değişmez özellikleri olarak değil, 1980'lerin başındaki toplumsal yapısının tarihsel bir fotoğrafı olarak ele alınmalıdır.
1. Kırklar Yaylası'nın Genel Yapısı
Kırklar Yaylası, Ömeranlı (resmî adı Tavşançalı) kasabasına bağlı bir yayla yerleşmesidir. Araştırmanın gerçekleştirildiği tarihte resmî kayıtlarda Tavşançalı'nın Cami[?] Kebir Mahallesi'nin bir semti olarak görünmekte ve Konya–Ankara Karayolu'nun 125. kilometresinde bulunmaktadır.[2]
Yerleşmenin doğusunda Uzunkuyu, batısında Pazarözü yaylaları, güneyinde Acıkuyu köyü ve kuzeyinde Ömeranlı kasabası yer almaktadır. Güney kesiminden, Polatlı'nın Samsam köyü civarından doğarak Tuz Gölü'ne dökülen Samsam Suyu geçmektedir. Araştırma döneminde bu akarsudan tarımsal sulama amacıyla değil, esas olarak hayvanların sulanmasında yararlanılmaktadır.
Samsam Suyu ile Konya–Ankara karayolunun kesiştiği güneybatı kesiminde Makina ve Kimya Endüstrisi'ne ait ağır iş makineleri fabrikası için ayrılmış geniş bir saha bulunmaktadır. Fabrikanın temeli 1976'da atılmış, 1981'de üretime geçmesi planlanmış; ancak sosyal konutlar, idare binası ve üretim ünitelerinden yalnızca birinin tamamlanmasının ardından inşaat durmuştur. Fabrika sahası Kırklar Yaylası'nın güney ve batı cephelerini büyük ölçüde çevrelemekte, çevresi çitle ayrılmakta ve araştırma döneminde gece ve gündüz bir bekçi tarafından korunmaktadır.
Yaylanın arazi yapısı düz ve büyük ölçüde çıplaktır. Mera alanı oldukça sınırlıdır; arazinin büyük bölümü tarla olarak sürülmektedir. İç Anadolu'nun karasal iklim özellikleri hâkimdir: yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlıdır.
Tarımsal üretimde başlıca ürünler buğday ve arpadır. Araştırma sırasında yalnızca bir hanede bahçe tarımı yapıldığı ve buradan elde edilen ürünün tamamen hane içinde tüketildiği belirlenmiştir. Bununla birlikte tarım, yerleşmenin tek ekonomik faaliyeti değildir. Hayvancılık, nakliyecilik ve Avrupa ülkelerinde çalışma da temel geçim kaynakları arasındadır.
Hayvancılık hemen bütün hanelerde, farklı ölçeklerde gerçekleştirilmektedir. Büyükbaş hayvan olarak özellikle sığır; küçükbaş olarak davar; kümes hayvanı olarak tavuk ve hindi yetiştirilmektedir. Araştırmacının gözlemine göre 1980'lerin başında nakliyeciliğin yüksek gelir sağlamaya başlamasıyla ekonomik imkânı bulunan ailelerin kamyon almaya yöneldiği görülmektedir. Aynı şekilde Avrupa ülkelerine çalışmaya gitme arzusu da yerleşme sakinleri arasında oldukça güçlüdür.
Kırklar Yaylası 1980 yılında elektriğe kavuşmuştur. İçme suyu ise kuyulardan sağlanmaktadır. Daha eski dönemde kuyular kazma ve kürekle açılırken, ekonomik imkânların gelişmesi ve teknolojik araçlara erişimin artması sonucunda sondaj yöntemi yaygınlaşmaya başlamıştır. Kuyudan su çıkarma teknolojisinde de benzer bir dönüşüm yaşanmış; elle, yani “kulaç” yöntemiyle ve makaralarla su çekme sistemlerinin yanı sıra tulumba ve elektrik motoruna/dinamoya dayalı sistemler kullanılmaya başlanmıştır.
| Kuyudan su çıkarma yöntemi | Hane sayısı |
|---|---|
| Kulaç, yani elle çekme | 1 |
| Makara | 11 |
| Tulumba | 8 |
| Dinamo | 9 |
Bu tabloda toplam 29 hane görülmektedir. Kalan hanelerin bir bölümünün kendi kuyusu bulunmadığı anlaşılmaktadır. Kuyu sahibi olmayan aileler su ihtiyaçlarını komşularının kuyularından karşılamaktadır. Araştırmada özellikle vurgulanan hususlardan biri, kuyuların kullanımında güçlü bir ortaklaşma geleneğinin bulunmasıdır: herhangi bir hane istediği kuyudan su alabilmekte ve hayvanlarını sulayabilmekte; kuyu sahipleri buna karşı çıkmamaktadır.
Grafikler (veri: Ağralı 1984; (H) = hesaplanmış değer, (!) = kaynakta toplam uyuşmazlığı; ayrıntı grafik altındaki notta):
-
1. Kuyudan su çekme yöntemi (hane)
-
8. Kırklar ve çevre yaylalar (şematik kroki)
2. Kırklar Yaylası'nın Kuruluşu ve Göçebe Geçmişi
Kırklar Yaylası'nın ortaya çıkışı, Ömeranlı'nın kuruluşundan sonraki nüfus ve ekonomik hareketliliğiyle doğrudan ilişkilidir. Ömeranlı'daki hanelerin çoğalması üzerine nüfusun bir bölümü çevredeki geniş ve boş arazilerde sürüleriyle dolaşmaya başlamıştır. Bir başka grup ise deve kervanları aracılığıyla ülkenin farklı bölgeleri arasında taşımacılık yapmıştır. Kendilerine ait davar veya devesi bulunmayanlar başkalarının sürülerini ya da develerini gütmekteydi.[3]
Bu tarihsel ulaşım ve ticaret düzenini açıklayan en önemli sözlü tanıklıklardan biri, araştırma sırasında 61 yaşında olan ve yaşamının yaklaşık kırk yılını Kırklar Yaylası'na gidip gelerek geçiren Tevfik Tokmak'a aittir.Sözlü rivayet Tokmak, babası gibi devecilik yaptığını ve altı-yedi devesi bulunduğunu belirtmiştir. Ona göre develer, motorlu karayolu taşımacılığının yaygınlaşmasından önce bugünkü kamyonların gördüğü işlevi yerine getirmekteydi. Evlerin yapımında kullanılan taşlar Koçhisar'dan develerle getirilmekte, tahıl ürünleri yine develerle taşınmaktaydı. Bir devenin taşıma kapasitesi yaklaşık bir kile, yani kaynakta yaklaşık 200 kg buğday olarak belirtilmiştir.
Kervanlar Tavşan Tuzlası'ndan tuz, Ömeranlı'dan buğday alarak Aydın, Eskişehir ve Karaman'a götürmekte; dönüş yolunda Aydın'dan incir, Karaman'dan üzüm ve Eskişehir'den çamaşır kili getirerek Ömeranlı ve çevre köylerinde satmaktaydı. Tevfik Tokmak, bir dönem Eskişehir'de yedi deveyle iki ay boyunca kil ocağından şehre kil taşıdığını ve bu çalışma karşılığında 66 lira kazandığını anlatmıştır. Deveciliği 1965 yılında bıraktığını belirten Tokmak'ın “Develeri olan aç kalmazdı” şeklindeki ifadesi, deve taşımacılığının ekonomik önemini açık biçimde ortaya koymaktadır.
Tokmak'ın hatırladığı dönemde bir kile buğdayın yaklaşık 3 lira, bir koyunun 3 lira ve bir devenin yaklaşık 30 lira olduğu belirtilmiştir. Ağralı, iki aylık 66 liralık geliri koyun fiyatı üzerinden 1983 fiyatlarına uyarlamaya çalışmıştır:
| Hesaplama | Sonuç |
|---|---|
| 66 / 3 | 22 koyun |
| 22 × 12.000 TL | 264.000 TL |
| 264.000 / 2 ay | 132.000 TL/ay |
Böylece araştırmacı, yedi deveyle bir aylık taşıma faaliyetinin 1983 alım gücüyle yaklaşık 132.000 TL'ye karşılık geldiğini hesaplamış ve on iki devenin gelirini dönemin bir kamyonunun gelirine yakın görmüştür. Bu hesaplama, tarihsel fiyat karşılaştırmasına dayalı yaklaşık bir değerlendirmedir.
Davar sayısı kendi başına bir sürü oluşturabilecek düzeyde, yaklaşık 50–200 arasında olan aileler Ömeranlı'nın 5 km güneyindeki Kırklar, 7 km güneydoğusundaki Uzunkuyu ve 7 km güneybatısındaki Pazarözü yaylaları arasında dolaşmaktaydı. Bazıları ise Ömeranlı'nın yaklaşık 10 km güneyindeki Acıkuyu bölgesinde konaklıyordu.
Bu dönemde kesin yerleşme düşüncesi bulunmadığından konaklama sırasında “karaçadır” kuruluyordu. Ömeranlı ise yaylada yaşayanlar tarafından “Kışla” olarak adlandırılmakta, yayladan merkeze gidenler “Kışla'ya gidiyorum” demekteydi.
Yaylalara çıkışın kesin başlangıç tarihi bilinmemekle birlikte, araştırmanın yapıldığı tarihten en az seksen yıl önce başladığı ifade edilmiştir. Hacı Mustafa kabilesinden bir kişi, ilk yaylaya çıkanlardan birinin kendi doğumundan önce babası olduğunu söylemiştir. Yerel anlatıya göre Buğurci[?] (Gültekin) ve Meçe/Ertaşlardan Bekir, Kırklar Yaylası'na ilk giden kişiler arasında sayılmaktadır. Sözlü rivayet
Yaylalara gidip gelenlerin sayısının artmasıyla yer sorunu ortaya çıkmış; erken gelenler elverişli alanları seçerken daha geç gelenler zaman zaman başka yaylalara yönelmek zorunda kalmıştır. Bunun üzerine aileler Kırklar, Uzunkuyu veya Pazarözü'nde ev inşa etmeye başlamış; böylelikle her hane belirli ve sürekli bir yere sahip olmuş, çadır kurma ve sökme zorunluluğu giderek ortadan kalkmıştır.
Acıkuyu'da ev yapan aileler ise zamanla tamamen oraya yerleşmiş ve 1945'te Ömeranlı'dan ayrılarak Kulu'ya bağlı bağımsız bir köy statüsüne kavuşmuştur. Sözlü rivayet Bu yıl tek bir sözlü kaynağa dayanır. Resmî kayıtlar (1954 tarihli kanun cetveli ve MEB Tebliğler Dergisi 1955) ayrılmanın büyük olasılıkla 1954'te olduğunu düşündürür; arşivle doğrulanmalıdır.[4] Arşivle doğrulanmalı Kaynak, köy sınırlarının belirlenmesi sırasında Ömeranlı ve Acıkuyu sakinleri arasında ciddi anlaşmazlıkların ve kavgaların yaşandığını da kaydetmektedir.
Kırklar Yaylası'ndaki gidip gelme döneminde toplam 64 hane ev inşa etmiş; araştırmadan yaklaşık on yıl öncesine kadar mevsimsel hareketlilik devam etmiştir. Bunlardan 17 hane daha sonra Ömeranlı'da yaşamayı tercih etmiş ve Kırklar 47 hanelik ayrı bir yerleşim alanına dönüşmüştür.
Araştırmaya katılan hane reislerinin yaklaşık %8'i ilk yerleşenin kendisi, %37'si babası, %25'i birinci kuşak dedesi, %15'i ikinci kuşak dedesi, %5'i anne tarafından dedesi ve %2'si amcası olduğunu belirtmiş; %8'lik kesim ise ailelerinden ilk kimin Kırklar'a geldiğini bilmediğini ifade etmiştir. İlk yerleşenlerin kökeni bakımından 40 hanenin 36'sının Ömeranlı, birinin Uzunkuyu kaynaklı olduğu; üç hanede ise bu bilginin bilinmediği tespit edilmiştir. Soy ailesinden Kırklar'a ilk yerleşenlerin geliş tarihi medyan olarak araştırmadan yaklaşık 67,5 yıl öncesine karşılık gelmektedir.
-
2. 64 haneden 47 hanelik mahalleye
-
3. Kırklar'a ailesinden ilk kim yerleşti? (%)
-
4. İlk yerleşenler nereden geldi?
-
5. Zaman çizelgesi 1900–1983 (yıllar kısmen hesaplanmış, H)
-
6. Deve ekonomisi: 1983 fiyatına çevrim (sözlü tanıklık)
-
7. Deve kervanlarının yolları (sözlü tanıklık)
3. Coğrafi Konum, Ulaşım ve Çevreyle İlişkiler
Kırklar Yaylası'nın doğal çevresi ve iklimi Ömeranlı ile büyük ölçüde aynıdır. Yerleşmenin en önemli coğrafi avantajlarından biri Konya–Ankara karayolunun hemen yanında bulunmasıdır. Ulaşımın çok büyük bölümü bu güzergâh üzerinden sağlanmaktadır.[5]
Günlük alışverişin merkezi Ömeranlı'dır. Bakkaliye ihtiyaçlarının bir bölümü Kırklar içinden, önemli bir bölümü ise Ömeranlı'dan karşılanırken, altın ve ziynet eşyası alışverişi için Kulu veya Konya'ya gidilmektedir.
Tavşan Tuzlası tesislerini Konya–Ankara karayoluna bağlayan stabilize yolun Kırklar Yaylası'nın içinden geçmesi, yerleşmenin doğusundaki alanlarla bağlantısını da kolaylaştırmaktadır. Araştırma döneminde üç taksi her sabah ve akşam Kırklar–Ömeranlı arasında dolmuş olarak çalışmaktadır. Ayrıca ana karayoluna çıkılması hâlinde günün her saatinde Ömeranlı'ya, ilçelere veya büyük kentlere ulaşabilmenin mümkün olduğu belirtilmektedir.
Yerleşmenin dış dünyayla haberleşmesindeki temel kurumlardan biri Ömeranlı PTT merkezidir. Özellikle Avrupa'da çalışan çok sayıda akrabanın bulunması nedeniyle mektuplaşma son derece yoğun bir iletişim aracı hâline gelmiştir. Radyo, televizyon, gazete ve dergiler de yerleşmenin dış dünyayla ilişkisini kuvvetlendirmektedir; gazete ve dergiler Ömeranlı'dan temin edilmektedir.
4. Resmî ve Gayriresmî Kurumlar
Araştırma döneminde Kırklar Yaylası'nda bir ilkokul ile bir cami bulunmaktadır. İlkokulda iki öğretmen, camide ise bir din görevlisi görev yapmaktadır.[6]
Yerleşmede herhangi bir dernek veya kıraathane bulunmamaktadır. Bununla birlikte kıraathane kültürü tamamen yok değildir. Özellikle genç erkekler Ömeranlı'ya sık sık gitmekte ve başka işleri bulunmadığında zamanlarını kıraathanelerde geçirmektedir. Bazı ailelerin evlerinde de oyun araçlarının bulunduğu kaydedilmiştir.
Araştırmacı, Kırklar'daki dinî cemaatlerin Ömeranlı'dakilere kıyasla daha canlı ve aktif olduğunu belirtmekte ve Ömeranlı için tespit edilen cemaat özelliklerinin Kırklar için de geçerli olduğunu ifade etmektedir.
5. Konut Kültürü ve Maddi Yaşam
Kırklar Yaylası'nın konut tarihi, göçebelikten yerleşikliğe geçişin maddi kültürdeki en açık göstergelerinden biridir. Yayla sakinleri araştırmadan yaklaşık 60–70 yıl öncesine kadar çadırlarda yaşamaktaydı. Her hane için ayrı ayrı odalar veya çadırlar bulunmuyor; bütün aile tek bir çadırın içinde yaşamını sürdürüyordu. Erkek çocuk evlendiğinde çadırın bir bölümü perdeyle ayrılarak yeni çift için özel bir alan oluşturuluyordu. Araştırmacı, 1980'lerin başında dahi bazı ailelerde anne, baba ve çocukların aynı odada uyuduğunu gözlemlemiştir.[7]
Hayvanlar için “Havşo” ve “Korım” adı verilen yapılar kullanılmaktaydı. Korım, büyük bir çukur açıldıktan sonra üzerinin kamış veya tahtalarla kapatılmasıyla oluşturuluyor; hayvanların giriş ve çıkışı için bir kapı ile tavanda pencere işlevi gören bir açıklık bırakılıyordu. Koyunların “Havşo”da, kuzuların ise “Korım”da barındırıldığı; şiddetli yağışlarda korımlarda kuzuların boğulduğu olayların yaşandığı aktarılmaktadır. Bu yapıların örneklerine araştırmadan yaklaşık on yıl öncesine kadar rastlanabildiği belirtilmektedir.
İlk kalıcı evlerin yaklaşık yetmiş yıl önce inşa edildiği ve başlangıçta kerpiç ile taş kullanıldığı görülmektedir. Daha sonraki yıllarda tuğla ve betonarme yapılar yaygınlaşmıştır. Kaynağa göre bu değişimde özellikle Avrupa'ya işçi olarak gidenlerin gelirlerinin önemli etkisi olmuştur.
Çevre köylerde Ömeranlılar için kullanılan “Parası olunca ya eve ya da kadına yatırırlar” sözü de kaynakta aktarılmaktadır. Buradaki “kadın” ifadesi ikinci evlilik anlamında kullanılmaktadır ve söz, dönemin yerel toplumsal algısını yansıtmaktadır.
Araştırma döneminde yeni yapılmış konutların yanında yaklaşık yetmiş yıllık evler de hâlen kullanılmaktadır. Oturulan evlerin medyan yaşı 22 yıldır. Nüfusu altı veya daha fazla olan hanelerin konutlarının medyan yaşı yaklaşık 15 yılken, beş kişiden az nüfusu bulunan hanelerde konut yaşı yaklaşık 35 yıla çıkmaktadır. Araştırmacı bunu, nüfus arttıkça daha büyük ve yeni konutlara duyulan ihtiyacın artmasıyla açıklamaktadır.
Kırk hanenin 32'si kendi mülkiyetindeki evlerde, sekizi ise başkasına ait konutlarda kira ödemeden yaşamaktadır. Kendi evinde yaşayan 32 hane reisinden 15'i evi başkasına yaptırmış, sekizi kendisi inşa etmiş, dokuzu ise miras yoluyla edinmiştir. Miras yoluyla edinilen konutların tamamı babadan kalmıştır. Araştırmacı ayrıca kadınların babalarından kalan mirastaki paylarını talep etmelerinin yerel kültürde hoş karşılanmadığını kaydetmiştir.
Evler iki ile altı oda arasında değişmektedir ve medyan oda sayısı beştir.
Kırk konutun yapı malzemesi şöyledir:
| Yapı malzemesi | Konut sayısı | Oran |
|---|---|---|
| Kerpiç | 34 | %85 |
| Tuğla | 3 | %7 |
| Briket | 2 | %5 |
| Taş | 1 | %3 |
Kerpiç ve briket yapılarda toprak, saman ve su karıştırılarak hazırlanan çamur harcı; tuğla ve taş yapılarda ise beton harcı kullanılmaktadır.
Kırk konutun 31'inin damı toprakla örtülü, dokuzunun ise çatılıdır.
Evlerden ayrı olarak aşhane, samanlık, ahır, mandıra, kümes ve tuvalet yapılmaktadır. Aşhane mutfak ve kiler işlevini birlikte görmekte; ekmek ve yemek burada hazırlanmakta, un çuvalları burada saklanmaktadır. Ahırlar inek ve davarlar için, mandıralar ticari amaçlı besicilik için, kümesler ise tavuklar için kullanılmaktadır.
Bu yardımcı yapıların büyük bölümü kerpiçtir. Kerpiç, toprak, saman ve suyun karıştırılıp ayakla çiğnenmesinden sonra kalıplara dökülerek kurutulmasıyla elde edilmektedir. Saman toprağın bağlayıcılığını artırmaktadır.
Toprak dam yapımında duvarların üzerine enine aralıklı yuvarlak ağaçlar veya yaklaşık 10 × 10 cm kesitli dilmeler yerleştirilmekte; sabitlenmeleri için araları doldurulduktan sonra üstlerine bir sıra daha duvar örülmektedir. Ağaçların üzeri tahta, hasır veya kamışla örtülmekte, ardından tahıl sapı ve toprak ya da çamur tabakası serilmektedir. En üstte yağış sırasında su geçirmeyi azaltmak amacıyla killi toprak kullanılmaktadır. Bu kilin, Kırklar'ın yaklaşık 15 km doğusundaki Zincirlikuyu'dan getirildiği kaydedilmiştir.
-
9. 40 konutun yapı malzemesi
-
10. Konutların damı
-
11. Konut mülkiyeti
-
12. Evlerin medyan yaşı ve hane büyüklüğü
6. Köken ve Dil Yapısı
Araştırmaya göre Kırklar Yaylası'nda devlet görevlileri dışında yaşayan nüfusun tamamı Kürt kökenlidir. Sakinler atalarının göçebe olarak farklı bölgelerden geldiğini ifade etmektedir. Hane reislerinin yaklaşık %45'i daha eski kökenlerini bilmezken, %35'i Altılar köyünden geldiklerini söylemiştir. Altılar'daki topluluğun da Ömerli aşiretine mensup olduğu ve Ömeranlı sakinleriyle birlikte doğu illerinden geldiği belirtilmektedir.[8]
Ana dil Kürtçedir ve kaynakta konuşulan ağız “Kırmançi (Kurmanç)” olarak tanımlanmıştır. Bununla birlikte dış dünyayla artan ilişkiler ve özellikle okul eğitimi nedeniyle Türkçenin etkisi güçlenmiştir. Araştırmacı bu dilsel değişimi yaşlılarla çocukların konuşmaları karşılaştırıldığında açık biçimde gözlemlediğini belirtmektedir.
Malatya'daki akrabalarıyla ilişkilerini sürdüren İzol aşiretine mensup ailelerde dahi, Malatya'dan gelen akrabalar ile Kırklar'daki kişiler arasında Kürtçe iletişimde zorluk yaşanabildiği ve Türkçenin ortak iletişim dili hâline gelebildiği kaydedilmiştir.
Yaylada 28 hanede toplam 58 kişi Türkçe bilmemektedir; bunların 25'i erkek, 33'ü kadındır. Ancak bu sayının büyük bölümünü henüz okul çağına gelmemiş altı yaşından küçük çocuklar oluşturmaktadır. İlkokul çağı altındaki çocuklar çıkarıldığında Türkçe bilmeyen yalnız altı kadın kalmaktadır.
Kaynakta Kaydedilen Bazı Kürtçe Kelimeler
“Sal” kelimesi “yıl” karşılığında kullanılmaktadır.
Mevsimler
| Kürtçe | Türkçe |
|---|---|
| Peyiz | Sonbahar |
| Zıvıstan | Kış |
| Bar | İlkbahar |
| Avin | Yaz |
Araştırmacı ayların özgün Kürtçe karşılıklarını tespit edemediğini ve Rumî ay adlarının kullanıldığını belirtmiştir.
Günler
| Kürtçe | Türkçe |
|---|---|
| Şemi | Pazar |
| Döşemi[?] | Pazartesi |
| Seşemi | Salı |
| Çarşemi | Çarşamba |
| Pencşemi | Perşembe |
| İni | Cuma |
| Poşini | Cumartesi |
Sayılar
| Kürtçe | Sayı |
|---|---|
| Yek | 1 |
| Du | 2 |
| Se | 3 |
| Çor | 4 |
| Penc (Pyınc) | 5 |
| Şeş | 6 |
| Haft[?] | 7 |
| Hayşt | 8 |
| Neh (Nıhe) | 9 |
| Deh (Dıhe) | 10 |
| Yezde (Deöyek) | 11 |
| Dözde (Deödödö)[?] | 12 |
| Sezde (Deösıse)[?] | 13 |
| Çorzde (Deöçar) | 14 |
| Penzde (Deöpyınç) | 15 |
| Şezde (Deöşeş) | 16 |
| Hefzde (Deöhaft) | 17 |
| Heyzde (Deöhayşt) | 18 |
| Nezde (Deönıhe) | 19 |
| Bist | 20 |
Parantez içindeki biçimler araştırmanın yapıldığı dönemdeki kullanım şekilleri olarak verilmiştir. Ağralı, özellikle 11 için kullanılan “Deöyek” gibi biçimleri Türkçenin sayı oluşturma sisteminin etkisine bağlamaktadır.
Hayvan Adları
| Kürtçe | Türkçe |
|---|---|
| Tone | Dana |
| Mange | İnek |
| Go | Öküz |
| Hesp | At |
| Ker | Eşek |
| Kuçık | Köpek |
| Pısık | Kedi |
| Mışık | Fare |
| Pez | Davar |
| Mıhı | Koyun |
| Beran | Koç |
| Berh | Kuzu |
| Bızın | Keçi |
| Cucık | Tavuk |
Gündelik Sözcükler
| Kürtçe | Türkçe |
|---|---|
| Pır | Çok |
| Handık | Az |
| Here[?] | Git |
| Ore | Gel |
| Hat | Geldi |
| Çu | Gitti |
| Rune | Otur |
| Rove | Kalk |
| Gran | Ağır |
| Sıvık | Hafif |
| Gır | Büyük |
| Çuk | Küçük |
| Drej | Uzun |
| Köt | Kısa |
| Por | Saç |
| Sımel | Bıyık |
| Rö | Sakal |
| Serı | Kafa |
| Çav | Göz |
| Pos[?] | Burun |
| Dest | El |
| Pı | Kol |
| Tılı | Parmak |
| Nıg | Ayak |
| Jönö | Bacak |
| Konc | Bel |
| Zıg | Karın |
| Dıl | Kalp, gönül |
| Gurçık | Böbrek |
| Maras | Ayakkabı |
| Peçık | Eldiven |
| Nan | Ekmek |
| Şiv | Yemek |
| Av | Su |
| Run | Tereyağı |
| Sev | Elma |
| Hanar | Nar |
| Pizav | Soğan |
| Sir | Sarımsak |
Araştırmacı ayrıca dil değişimini göstermek amacıyla bazı eski sözcükleri ve dönemin kullanım biçimlerini karşılaştırmıştır:
| Kaynakta “Kürtçe aslı” olarak verilen biçim | Dönemin kullanım karşılığı |
|---|---|
| Darı | Kapı |
| Take | Pencere |
| Ro | Güneş |
| İv | Ay |
| Estırg | Yıldız |
| Mektev | Okul |
| Kıros | Atlet/Fanila |
| Heskır | Sevmişkır[?] |
Masa, sandalye, duvar, soba, ceket, kalem, defter ve cetvel sözcüklerinin daha eski Kürtçe karşılıkları ise araştırma sırasında tespit edilememiştir.
-
13. Türkçe bilmeyenler (1983)
-
50. Dil değişimi örnekleri
7. Nüfus ve Hane Yapısı
Araştırmada “hane”, aynı ekonomik ve sosyo-kültürel birlik içinde yaşayan kişilerden meydana gelen bir toplumsal birim olarak ele alınmıştır. Bir hane tek bir aileyi kapsayabileceği gibi aile yapısında zamanla geniş aileden çekirdek aileye veya tersine dönüşümler gerçekleşebilmektedir.[9]
Kırklar Yaylası'nda araştırma döneminde 40 hane ve toplam 264 kişi bulunmaktadır. Hane nüfusunun medyan değeri yedidir.
Nüfusun hane içindeki konumlara göre dağılımı şu şekildedir:
| Statü | Kişi sayısı |
|---|---|
| Hane reisi baba | 33 |
| Aileli bekâr hane reisi | 1 |
| Hane reisi anne | 6 |
| Anne | 35 |
| Erkek çocuk | 80 |
| Kız çocuk | 76 |
| Büyükanne | 6 |
| Gelin | 11 |
| Erkek torun | 6 |
| Kız torun | 7 |
| Kız kardeş | 2 |
| Kız yeğen | 1 |
| Toplam | 264 |
Aileli bekâr hane reisi dışında çocuksuz hane reisi bulunmamaktadır. Otuz dokuz hane reisinin evliliklerinden toplam 272 çocuk doğmuş; bunların 135'i erkek, 137'si kızdır. Doğan çocuklardan 226'sı araştırma tarihinde hayattadır, 46'sı ölmüştür. Hayatta kalanların 113'ü erkek ve 113'ü kız; ölenlerin 22'si erkek ve 24'ü kızdır.
Ailelerin çocuk sayıları oldukça geniş bir aralık göstermektedir: yalnız bir çocuğu bulunan ailelerin yanında toplam 23 çocuk sahibi olmuş hane reisleri de vardır.
Hayatta olan 226 çocuğun 156'sı hâlen aile hanesinde, 70'i ise çeşitli nedenlerle hane dışında yaşamaktadır.
Çocuk sahibi 17 hane çocuklarının bir bölümünü veya tamamını evlendirmiştir. Evlendirilen çocuk sayısının hane başına medyan değeri 3,9'dur. Otuz dokuz hanede toplam 47 evli çift vardır. Bunların 41'inde hem erkek hem kadın ilk evliliğini yapmıştır; kaynakta bunlar E₁K₁ olarak gösterilmektedir. Kalan çiftlerden üçünde erkek ikinci, kadın ilk evliliğindedir; bir çift E₃K₂, biri E₄K₁ ve biri E₅K₁ kategorisindedir.
Baba hanede bulunduğu sürece hane reisi kabul edilmektedir. Baba yoksa bu görev anneye geçmektedir. Yalnızca bir hanede babanın bulunmaması üzerine yetişkin erkek çocuk hane reisliğini üstlenmiştir.
Erkek ve kız çocukların sayıları birbirine oldukça yakındır: 80 erkek ve 76 kız çocuk bulunmaktadır.
Kardeş veya yeğenlerin hane reisinin yanında bulunması yaygın değildir. Bunun başlıca istisnaları, babanın ölümü sonrasında büyük erkek çocuğun küçük kardeşleriyle birlikte hane reisliğini üstlenmesi veya boşanmış bir kız kardeşin çocuklarıyla birlikte baba evi olarak gördüğü erkek kardeşinin yanına dönmesidir. Araştırmadaki “aileli bekâr hane reisi” örneğinde de babanın ölümünden sonra evin büyük erkek çocuğu hane reisi olmuş; yanında bekâr kız kardeşi ile resmî olarak evli görünmesine karşın eşinden fiilen ayrılmış diğer kız kardeşi ve onun kızı yaşamıştır.
Hanelerin büyüklüğü (Tablo 3)

Araştırmanın ek tablolarından üçüncüsü hanelerin kaç kişiden oluştuğunu gösterir.[10] Kesin
| N | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | Ortalama | Medyan | Toplam nüfus | |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| Toplam | 40 | 1 | 4 | 3 | 6 | 5 | 4 | 9 | 4 | 2 | 2 | 6,6 | 6,8 | 264 |
| Hane 6 kişi ve üstü | 26 | — | — | — | — | 5 | 4 | 9 | 4 | 2 | 2 | 8,0 | 7,9 | 208 |
| Hane 5 kişi ve altı | 14 | 1 | 4 | 3 | 6 | — | — | — | — | — | — | 4,0 | 4,2 | 56 |
Sütun başlıkları: hanede yaşayan kişi sayısı; hücreler: hane sayısı. Tam metin medyanı yuvarlayarak "7" verir.
Kısa yorum
Kalabalık haneler. Haneler 2 ile 11 kişi arasında değişir; en sık görülen büyüklük 8 kişidir (9 hane). Hanelerin üçte ikisi (26/40) 6 kişi ve üstüdür ve 264 kişinin 208'i, yani yaklaşık beşte dördü bu büyük hanelerde yaşar (hesaplanmış oran). Bir Kırklarlının içinde yaşadığı hane ortalama 7,4 kişiliktir (kişi ağırlıklı ortalama, hesaplanmış). Kesin
Büyüklüğün kaynakları. Hane büyüklüğünün iki kaynağı vardır. Birincisi yüksek doğurganlıktır: 39 hane reisinin evliliklerinden 272 çocuk doğmuştur. İkincisi evli oğulların bir süre baba evinde kalmasıdır (bkz. Aile Yapısı). Tarım, hayvancılık ve nakliyecilikte çok sayıda kişinin birlikte çalıştığı bir ekonomide büyük hane bir iş gücü birliği olarak da düşünülebilir. Muhtemel
Küçük haneler. 5 kişi ve altındaki 14 hane, aşağıdaki Tablo 4'te görüldüğü gibi yetişkin ağırlıklıdır. Dul ya da eşi yurtdışında olan kadınların reis olduğu hanelerin bir kısmı ve tek bekâr hane reisinin hanesi bu gruptadır (bkz. Tablo 1). Kesin
Haneyi kimler oluşturur? (Tablo 4)

| N | Hane reisi babax | Annexx | Erkek çocuk | Kız çocuk | Diğer erkek | Diğer kadın | |
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| Toplam | 264 | 34 (.13) | 41 (.16) | 80 (.30) | 76 (.29) | 6 (.02) | 27 (.10) |
| Hane 6 kişi ve üstü | 208 | 22 (.11) | 27 (.13) | 64 (.31) | 71 (.34) | 5 (.02) | 19 (.09) |
| Hane 5 kişi ve altı | 56 | 12 (.21) | 14 (.25) | 16 (.29) | 5 (.09) | 1 (.02) | 8 (.14) |
| Erkek torun | Büyükanne✱ | Gelin | Kız torun | Kız kardeş | Kız yeğen | |
|---|---|---|---|---|---|---|
| Toplam | 6 | 6 | 11 | 7 | 2 | 1 |
| Hane 6 kişi ve üstü | 5 | 4 | 9 | 6 | — | — |
| Hane 5 kişi ve altı | 1 | 2 | 2 | 1 | 2 | 1 |
Asıldaki dipnotlar: (x) Hane reisi baba sayısına 1 aileli bekâr hane reisi dahildir. (xx) Anne sayısına 6 hane reisi anne dahildir. (✱) Büyükannelerden biri hane reisi babanın ninesidir.
Kısa yorum
Çocukların toplumu. 264 kişinin 156'sı, yani %59'u çocuktur (80 erkek, 76 kız). Yetişkinlerin büyük kısmını hane reisleri ve onların eşleri oluşturur. Kesin
"Diğer"lerin cinsiyeti, babayerli düzeni gösterir. Hane reisinin çekirdek ailesi dışındaki 33 kişinin 27'si kadın, 6'sı erkektir. Kadınların çoğu gelin (11) ve büyükannedir (6): gelinler evlenip kocalarının baba evine gelmiş, büyükanneler ise eşlerini kaybettikten sonra oğullarının yanında kalmıştır. Kaynak bu düzeni açıkça anlatır: evlenen kız kocasının evine gider; sağ kalan ebeveyn en iyi anlaştığı oğlunun yanında yaşar. Hanede hiç damat, erkek kardeş ya da büyükbaba yoktur; "diğer erkek"lerin hepsi torundur. Kesin
Neden hiç büyükbaba yok? Kaynağa göre baba, evde bulunduğu sürece daima hane reisidir. Bu durumda hayattaki bir dede kendi hanesinde ya da oğlunun hanesinde "hane reisi" olarak sayılır ve tabloda hiçbir zaman "büyükbaba" olarak görünmez. Büyükannelerin görünmesi ise eşlerin yaşça büyük olmasıyla (çiftlerin %73'ünde erkek büyüktür) ve erkeklerin daha erken ölmesiyle açıklanabilir. Muhtemel
Üç ve dört kuşak. Büyük hanelerde 9 gelin ve 11 torun yaşar; bunlar üç kuşaklı geniş ailelerdir. Büyükannelerden birinin hane reisi babanın ninesi olması, en az bir hanede dört kuşağın birlikte yaşadığını gösterir. Kesin
Küçük hanelerde kızlar azalıyor. 5 kişi ve altındaki hanelerde 16 erkek çocuğa karşı yalnız 5 kız çocuk vardır; büyük hanelerde ise sayılar dengelidir (64 erkek, 71 kız). Bu, kızların evlenip ayrıldığı yaşlı hanelerde oğulların kalmasıyla açıklanabilir. Ancak sayılar küçük olduğundan kesin bir sonuç çıkarılmamalıdır. Kız kardeş ve kız yeğenlerin hepsi de küçük hanelerdedir; kaynağa göre babası ölmüş bir hanede ağabey, kız kardeşlerine bakmaktadır. Hipotez
Araştırmanın diğer 142 tablosu (Tablo 5–146) grafik ve kısa yorumlarıyla ayrı bir sayfada toplanmıştır: Kırklar Yaylası 1984 — Ek Tablolar.
-
14. 264 kişinin hanedeki konumu
-
15. Doğan 272 çocuk: hayatta ve ölmüş
-
16. 47 evli çiftte kaçıncı evlilik?
8. Aile Yapısı
Kaynak, aileyi toplumun kültürel değerlerini, ahlak kurallarını ve davranış kalıplarını yeni kuşaklara aktaran en temel toplumsal kurum olarak ele almaktadır. Yapısal olarak çekirdek ve geniş aile ayrımı yapılmakta; evlilik düzeni bakımından monogami ve poligami, otorite bakımından patriarkal ve matriarkal, yeni çiftin yerleşim biçimi bakımından ise neolokal, patrilokal ve matrilokal kategorileri kullanılmaktadır. Bu kavramsal çerçevede Dr. Taylan Akkayan'ın Göç ve Değişme adlı çalışmasına atıf yapılmıştır.[11]
Kırklar Yaylası'nda kültürel idealin geniş aile olduğu belirtilmesine rağmen, fiilî dağılımda 40 hanenin 17'si geniş, 23'ü çekirdek ailedir.
Geniş aile bünyesinde büyükanne, gelin, erkek ve kız torun, kız kardeş ve kız yeğen gibi bireyler bulunabilmektedir. Bazı hanelerde bu kategorilerden yalnızca bir kişi varken bazı hanelerde beş kişiye kadar çıkmaktadır.
Erkek çocuklardan çoğunlukla en büyük veya en küçüğünün baba evinde kalarak yaşlanan ebeveynlerine bakması beklenmektedir. Babanın ölümünden sonra, evlenmesine rağmen baba evinden ayrılmamış erkek çocuğun evi devralması geleneksel uygulama olarak aktarılmaktadır. Baba öldüğünde evli büyük erkek çocuk hanede bulunuyorsa genellikle evden ayrılmamakta, diğer kardeşlerini evlendirdikten sonra ayrı hanelere çıkarmaktadır. Büyük erkek çocuk bekârsa evlendikten sonra baba evinde kalmaktadır. Baba sağken ise çoğunlukla küçük erkek çocuğun evde kalması beklenmektedir.
Bütün çocuklar evlenmiş ve ebeveynlerden biri ölmüşse sağ kalan ebeveyn, en iyi anlaşabildiği erkek çocuğunun yanında yaşamaktadır.
Araştırma sırasında iki aile dışında ailelerin monogamik olduğu belirlenmiştir. Kaynağa göre geçmişte daha sık rastlanan polijini, ekonomik koşulların zorlaşması ve ilk eşlerin hukuki yollara başvurması nedeniyle azalmıştır. İkinci evlilik genellikle ilk eşin rızasına bağlanmakta; çocuksuzluk veya ilk eşin ağır hastalığı gibi durumlarda gündeme gelmektedir.
Aile yapısı patriarkal ve yerleşim düzeni esas olarak patrilokaldir. İlk evliliklerini yapan 41 çiftin 39'u evlilik sonrasında ilk olarak erkeğin baba evine yerleşmiştir. Yalnız iki çift zorunlu koşullar nedeniyle başlangıçtan itibaren ayrı konutta yaşamıştır.
Yeni evli çiftlerin baba evinde en az sekiz-on ay kaldıktan sonra, özellikle küçük erkek kardeşin evlenmesi veya hane içi geçimsizlik nedeniyle ayrılabildiği görülmektedir. İlk evliliğini yapan 41 çiftin 20'si araştırma tarihinde hâlen erkeğin babasıyla birlikte yaşarken 21'i bağımsız eve çıkmıştır. Ayrılan bu 21 çiftin baba evinde kalma süresinin medyanı 3,3 yıldır.
Kaynakta dağılım şu şekilde verilmiştir:
| Baba evinde kalma süresi | Çift sayısı |
|---|---|
| 1 yıl | 4 |
| 2 yıl | 4 |
| 3 yıl | 3 |
| 4 yıl | 1 |
| 5 yıl | 4 |
| 6 yıl | 2 |
| 8 yıl[?] | 1 |
| 9 yıl | 1 |
| 18 yıl[?] | 1 |
Aile içinde babadan sonra en etkili kişi annedir. Bazı hanelerde birlikte yaşayan evli erkek çocuk da karar süreçlerine katılmaktadır.
Çocuğun, özellikle de erkek çocuğun aile sürekliliği bakımından son derece önemli görüldüğü anlaşılmaktadır. Erkek çocuğu bulunmayan aileler için “Ocağı Kör”, yani “ocağı sönük” ifadesi kullanılmaktadır.
Araştırma tarihinde genç çiftler arasında doğum kontrolü uygulamalarının ortaya çıkmaya başladığı gözlenmiş olmakla birlikte, altı kız çocuğu bulunan bir aile erkek çocuk sahibi olma beklentisi nedeniyle doğumları sınırlandırmamıştır. Aralık 1983'te söz konusu ailenin erkek çocuğunun dünyaya gelmesi üzerine Ömeranlı ve Kırklar sakinlerinin aileyi tebrik ettiği ve ailenin toplu yemek verdiği kaydedilmiştir.
Hane reisi kim? (Tablo 1)

Araştırmanın ek tablolarından ilki, 40 hanede hane reisinin kim olduğunu gösterir.[12] Kesin
| N | Hane reisi baba | Hane reisi anne | Hane reisi aileli bekâr | |
|---|---|---|---|---|
| Toplam | 40 | 33 (.82) | 6(1) (.15) | 1 (.03) |
| Hane 6 kişi ve üstü | 26 | 22 (.85) | 4 (.15) | — |
| Hane 5 kişi ve altı | 14 | 11 (.79 [?]) | 2(1) (.14 [?]) | 1 (.07) |
(1) Asıldaki dipnot: "HR statüsüne sahip kumayı gösterir." [?] Asılda üzerine yazılmış rakamlar (.78/.79, .15/.14); Tablo 2'deki değerler kullanıldı ve bunlar hesapla da uyumludur.
Tablonun yorumu
Babaya dayalı hane düzeni. Hanelerin %82'sinde hane reisi babadır. Bu oran, kaynağın aileyi patriarkal ve patrilokal olarak tanımlamasıyla örtüşür. Kaynakta kural açıkça yazılıdır: "Baba evde bulunduğu zaman daima hane reisidir. Babanın bulunmadığı zamanlarda Anne hane reisi olur."[12] Kesin
Kadın hane reisliği bir yokluğun sonucudur. Altı kadın hane reisinin hiçbiri kadının konumu güçlendiği için reis olmamıştır. Her birinde erkek yoktur: üçü duldur, üçünün eşi Batı Almanya'dadır. Eşler 3, 13 ve 16 yıl önce gitmiştir. Kadının reisliği ataerkil düzene bir istisna değil, erkek yokken düzeni sürdürmenin yoludur. Muhtemel
Avrupa göçü haneyi ikiye bölmüştür. Tam metne göre ayrıca altı baba hane reisi de yurtdışındadır. Bu durumda 1983'te 40 hanenin 9'unda (%22,5; hesaplanmış oran) hanenin yetişkin erkeği Avrupa'dadır. 1965'te başlayan Avrupa göçü, kadınların 13–16 yıl evi tek başına yönettiği bir hane biçimi doğurmuştur. Bu geçici bir durum değil, bir kuşağa yayılmış bir yapıdır. Yurtdışındakiler ve gidiş yolları için aşağıdaki Göç bölümüne bakınız.
Açık soru. Kurala göre babanın yokluğunda anne reis olur. Ancak yurtdışındaki altı baba yine "hane reisi baba" olarak sayılmış, eşi yurtdışında olan üç kadın ise reis olarak yazılmıştır. Kaynak bu farkı açıklamaz. Görüşme sırasında bazı babaların izinde olması ya da bazı hanelerde kararların uzaktan da babaya bırakılması olası açıklamalardır; sözlü tarih görüşmelerinde sorulmalıdır. Hipotez
Hane büyüklüğü. Küçük hanelerde baba dışı reis biraz daha sıktır (%21'e karşı %15). Bu, dul ya da eşi uzakta olan hanelerin daha küçük olmasıyla açıklanabilir. Ancak bu grupta yalnız 14 hane vardır ve tek bir hane oranı yaklaşık 7 puan değiştirir; bu farktan genel bir sonuç çıkarılmamalıdır. Bekâr oğulun reis olduğu tek hane de bu gruptadır. Kendisine hane reisinin kim olduğu sorulduğunda "Ben veya Annem farketmiyor" diye cevap vermiştir.[12]
Çok eşliliğin izi. Tablonun dipnotu, hane reisi annelerden en az birinin kuma olduğunu gösterir. Kaynak, iki aile dışında ailelerin tek eşli olduğunu ve çok eşliliğin ekonomik koşullar ile ilk eşlerin mahkemeye başvurması sonucu azaldığını belirtir. Bu bilgi burada yalnız toplu olarak verilmiştir. Kesin
Tarihsel çerçeve. Göçebe dönemde temel birim çadır ve çadır kümesiydi; büyük kararlar kabile ve sülale düzeyinde alınırdı. Yerleşik hayata geçişle birlikte toprak, ev ve resmî kayıt hane üzerinden yürümeye başladı. Bu açıdan Tablo 1, eski kabile otoritesinin yerine geçen ve haneye dayanan ataerkil düzenin 1983'teki bir fotoğrafıdır. Avrupa göçü ise aynı haneyi ülke sınırlarının ötesine taşımaya başlamıştır. Kabile ve sülale yapısı için aşağıdaki Akrabalık bölümüne bakınız. Hipotez
Verinin sınırı. Tablo 1 ile Tablo 2'nin (Konuşulanın hanedeki statüsü) aynı olması, her hanede hane reisiyle görüşüldüğünü gösterir. Yani araştırmanın verileri 33 erkek, 6 kadın ve 1 bekâr erkeğin anlatımına dayanır; hanedeki eşlerin, gelinlerin ve gençlerin bakışı verilerde doğrudan yer almaz. Ayrıntı için aşağıdaki Tablo 2 bölümüne bakınız.
Görüşülen kim? (Tablo 2)

İkinci ek tablo, araştırmacının her hanede kiminle konuştuğunu gösterir.[12] Kesin
| N | Hane reisi baba | Hane reisi anne | Hane reisi aileli bekâr | |
|---|---|---|---|---|
| Toplam | 40 | 33 (.82) | 6(1) (.15) | 1 (.03) |
| Hane 6 kişi ve üstü | 26 | 22 (.85) | 4 (.15) | — |
| Hane 5 kişi ve altı | 14 | 11 (.79) | 2(1) (.14) | 1 (.07) |
(1) Asıldaki dipnot: "HR Anne statüsüne sahip kumayı gösterir."
Kısa yorum
Tablo 2, Tablo 1 ile sayıca birebir aynıdır: her hanede görüşülen kişi hane reisinin kendisidir. Yani araştırmanın bütün sayısal verileri 40 kişinin anlatımına dayanır: 33 baba, 6 kadın hane reisi ve 1 bekâr oğul. Kesin
Hanede yaşayan 264 kişiden 224'ü, yani eşler, gelinler, büyükanneler, çocuklar ve torunlar, doğrudan görüşülmemiştir. Erkek hane reislerinin tamamıyla (34/34) konuşulmuş, yetişkin kadınların ise yalnız yaklaşık onda biriyle (6/58; hesaplanmış oran) konuşulmuştur. Görüşülen altı kadın da ancak hanede erkek olmadığı için hane reisi sayılan kadınlardır. Kesin
Bu durum, dönemin saha araştırmalarında yaygın olan "hane reisiyle görüşme" yöntemine uyar. Aynı zamanda, kadınların yabancı erkeklerle konuşmasının sınırlı olduğu bir toplulukta erkek bir araştırmacının erişebildiği kişileri de yansıtır. Muhtemel Bu nedenle kadınların gündelik hayatı, gelinlerin konumu, çeyiz, doğum ve yas gibi konular büyük ölçüde hane reislerinin ve araştırmacının gözünden aktarılmıştır. Bu konularda yapılacak sözlü tarih çalışmaları, özellikle kadınlarla görüşülerek bu boşluğu doldurabilir. Hipotez
-
17. Aile tipi
-
18. Baba evinde kalma süresi (21 çift)
9. Hane Fertlerinin Yaş, Doğum Yeri, Medenî Durum, Eğitim ve Meslek Yapısı
9.1. Yaş Yapısı
Baba statüsündeki kişiler aynı zamanda hane reisi konumundadır. Babanın bulunmadığı altı hanede ise anne hane reisidir.[13]
Hane reisi babaların medyan yaşı 38,7; eşlerinin medyan yaşı 37'dir. Hane reisi olan annelerde medyan yaş 44,5'e yükselmektedir.
Hanedeki çocukların büyük bölümü 0–19 yaş grubundadır. Yalnız yedi erkek ve bir kız çocuk bu aralığın dışındadır. Erkek çocukların medyan yaşı 11,4, kız çocuklarınki 8,6'dır.
On bir gelinin yaşları 17 ile 31 arasında değişmekte ve medyanları 19,7'dir. Torunlardan bir kızın 16 yaşında olması, araştırmacı tarafından evlilik ve çocuk sahibi olma yaşlarının oldukça düşük olmasının bir göstergesi olarak değerlendirilmiştir.
Altı büyükannenin medyan yaşı 72'dir. Hanedeki iki kız kardeşten biri 16, diğeri 30 yaşında; kız yeğen ise altı yaşındadır.
-
19. Hanedeki konuma göre medyan yaş
9.2. Doğum Yerleri
Yetişkin kuşağın büyük bölümü Ömeranlı doğumluyken çocuk kuşağı ağırlıklı olarak Kırklar Yaylası doğumludur. Gelinlerin doğum yerleri ise daha çeşitlidir.
| Statü | Ömeranlı | Kırklar | Altılar | Acıkuyu | K. Dağ | Y. Oba | Malatya | Uzunkuyu | Beş Kar. | Pazarözü |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| Hane reisi baba (34) | 30 | 4 | – | – | – | – | – | – | – | – |
| Hane reisi anne (6) | 5 | – | 1 | – | – | – | – | – | – | – |
| Anne (35) | 27 | 2 | 1 | 2 | 1 | 1 | 1 | – | – | – |
| Erkek çocuk (80) | 13 | 67 | – | – | – | – | – | – | – | – |
| Kız çocuk (76) | 7 | 69 | – | – | – | – | – | – | – | – |
| Büyükanne (6) | 6 | – | – | – | – | – | – | – | – | – |
| Gelin (11) | 3 | 4 | – | – | – | – | – | 2 | 1 | 1 |
| Erkek torun (6) | – | 6 | – | – | – | – | – | – | – | – |
| Kız torun (7) | – | 7 | – | – | – | – | – | – | – | – |
| Kız kardeş (2) | 1 | 1 | – | – | – | – | – | – | – | – |
| Kız yeğen (1) | 1 | – | – | – | – | – | – | – | – | – |
Toplam 264 kişilik nüfusun doğum yeri dağılımı, yerleşikliğin kuşaklar arasındaki tarihini açık biçimde göstermektedir.
-
20. Doğum yeri ve kuşak
9.3. Medenî Durum
Aileli bekâr hane reisi dışında baba ve anne statüsündeki kişiler evlidir. Hane reisi olan altı annenin üçü dul, üçü evlidir; evli olanların eşleri Avrupa ülkelerinde çalışmaktadır.
Kız çocukların tamamı bekârdır. Hanede 11 evli erkek çocuk ve bunlara karşılık 11 gelin vardır.
Altı büyükannenin beşi dul, biri eşinden ayrılmıştır. Erkek ve kız torunlar henüz evlenme çağında değildir. Aileli bekâr hane reisinin yanında bulunan iki kız kardeşten biri bekâr, diğeri boşanmıştır.
9.4. Eğitim
1983 verileri kuşaklar ve cinsiyetler arasında belirgin bir eğitim farkı bulunduğunu göstermektedir. Kaynağın oran kullanımına göre babaların yaklaşık %85'i “tahsilli” sayılırken annelerde bu oran yaklaşık %23'tür.
Sekiz anne ilkokul mezunudur. Babalarda 27 ilkokul mezunu, bir ortaokul mezunu ve liseyi tamamlamadan ayrılmış bir kişi bulunmaktadır. Eğitimli sayılmayan beş babadan üçünün okuma yazması yoktur; bir kişi okuryazar, biri ise ilkokulu tamamlamadan bırakmıştır.
“Tahsilli” sayılmayan 27 annenin 15'i hiç okula gitmemiş, 12'si okuryazardır. On bir gelinden sekizi ilkokulu bitirmiş, üçü yalnız okuryazardır.
Bir baba, 12 anne ve üç gelin, 1981'de başlatılan okuma-yazma seferberliği çerçevesinde kurslara katılarak okuryazarlık belgesi almıştır.
Yedi yaş ve üzerindeki 54 erkek ve 46 kız çocuğun tamamına yakını eğitim sistemine dâhildir. Erkek çocukların tamamı; kız çocukların ise 45'i en az bir resmî eğitim kurumunu bitirmiş veya bir kuruma devam etmektedir. Okul çağındaki veya daha büyük torunların da tamamı eğitim görmektedir.
Hane reislerinin %98'i hem erkek hem kız çocuklarının okutulmasını istediğini söylemiştir. Yalnızca bir hane reisi eğitimin yararını sorgulayan olumsuz bir cevap vermiştir.
Erkek çocuklarının eğitim düzeyi konusunda hane reislerinin %10'u ilkokula, %5'i ortaokula, %10'u liseye, %5'i Yüksek İslam Enstitüsüne, %3'ü üniversiteye kadar eğitim arzuladığını; %3'ü maddi imkânları ölçüsünde eğitim, %59'u ise çocuklarının “okuyabildikleri kadar” okumalarını istediğini belirtmiştir. Meslek sahibi olma, hayatını kurtarma, devlete faydalı olma, okuryazarlık kazanma ve idareci olma gibi gerekçeler öne çıkmıştır.
Kız çocukları için beklentiler arasında geçimini sağlayabilmek, okuryazar olmak ve ileride eşiyle daha iyi anlaşabilmek yer almaktadır. Hane reislerinin %36'sı ilkokul, %10'u ortaokul, %3'ü İmam-Hatip Lisesi, %5'i ilkokul sonrası Kur'an kursu, %10'u üniversite, yaklaşık %8'i imkânlar ölçüsünde eğitim ve %2'si fakülte eğitimiyle birlikte dinî eğitim istemiştir.
Araştırmacının temel sonucu, önceki kuşaklarda erkeklerin resmî eğitimden kadınlara oranla çok daha fazla yararlanmasına karşın, 1980'lerin başında ilkokul çağındaki kız ve erkek çocuklar arasında bu farkın büyük ölçüde ortadan kalkmış olmasıdır.
-
21. Babaların, annelerin ve gelinlerin eğitimi
-
22. 1981 okuma-yazma seferberliği
-
23. Çocuklar için istenen eğitim düzeyi (oranlar eksik, !)
9.5. Meslekler
Otuz dört hane reisi babanın meslekleri şöyledir:
| Meslek | Sayı |
|---|---|
| Çiftçi | 2 |
| Hayvancı | 2 |
| Taksici | 1 |
| Nakliyeci | 1 |
| Şoför | 1 |
| Yurtdışında işçi | 5 |
| Çiftçi + hayvancı | 6 |
| Çiftçi + taksici | 2 |
| Nakliyeci + şoför | 5 |
| Hayvancı + rençber | 1 |
| Hayvancı + nakliyeci | 2 |
| Çiftçi + fabrikatör | 1 |
| Hayvancı + çoban | 1 |
| Çiftçi + nakliyeci + rençber | 1 |
| Çiftçi + hayvancı + rençber | 1 |
| Çalışmayan/“boşta gezen” | 2 |
Kaynakta çiftçi, toprağı bulunup geçimini tarımsal üretimden sağlayan; hayvancı, esas gelirini hayvandan elde eden; taksici, başka gelir kaynağı olmaksızın taksicilik yapan; nakliyeci, kamyon sahibi olan; şoför, başkasının aracını ücret karşılığı kullanan; rençber ise traktör veya biçerdöveriyle başkalarının tarlasını ücret karşılığı işleyen kişi olarak tanımlanmaktadır. “Nakliyeci + şoför”, ortak olduğu kamyonda şoförlük yaparak ayrıca ücret alan kişiyi; “çoban + hayvancı” ise kendi sürüsünün yanında başkasının hayvanlarını da ücret karşılığı güden kişiyi ifade etmektedir.
On dört yaşından küçük 52 erkek çocuğun 13'ü öğrencidir, 38'i ekonomik faaliyete katılmayacak kadar küçük kabul edilmektedir; yalnız bir çocuk tarla işlerinde ailesine yardımcı olmaktadır.
On beş yaşından büyük 28 erkek çocuk için kaynakta sekiz çiftçi, bir bakkal, iki çoban, iki şoför, beş “boş gezen” ve dokuz yaşının küçük olduğu düşünülerek çalıştırılmayan kişi belirtilmektedir. Bu sayıların toplamı 27 olduğundan kaynakta bir kişilik sayısal uyumsuzluk bulunmaktadır.
Kadınların ev dışındaki ücretli işlerde çalışması toplumsal olarak hoş karşılanmadığından anne, gelin, büyükanne ve 15 yaşından büyük kız çocukların tamamı ev işleriyle ilgilenmekte ve kaynakta “ev hanımı” veya “ev kızı” kategorisinde değerlendirilmektedir.
On dört yaşından küçük 62 kız çocuğun 40'ı küçük yaşta, 22'si ilkokul öğrencisidir. On altı yaşındaki bir kız torun annesine ev işlerinde yardımcı olmakta; iki kız ve iki erkek torun ilkokula devam etmektedir. Diğer torunlar okul çağının altındadır.
-
24. 34 hane reisi babanın meslekleri
-
25. 15 yaş üstü erkek çocukların işi (27≠28, !)
9.6. Hane İçi İlişkiler
Hanede büyükanne veya büyükbaba bulunduğunda kendilerine güçlü bir saygı gösterilmektedir. İstekleri yerine getirilmese dahi kırılmamaları için gönülleri alınmakta; sorun yaşadıkları aile bireylerini hane reisine şikâyet edebilmektedirler.
Patriarkal aile düzeninde babaya itaat beklenmektedir. Baba eve girdiğinde eşi, çocukları ve kendisinden küçük kişiler ayağa kalkmakta; talepleri yerine getirilmektedir. Araştırmacı, bu otoritenin babanın sevilmediği anlamına gelmediğini, aile içinde şakalaşma ve tartışmaların da bulunduğunu ancak son sözün genellikle babaya ait olduğunu özellikle belirtmiştir.
Anne babadan sonra en yüksek otoriteye sahiptir. Çocuklar, gelinler ve yetişkin torunlardan anneye itaat etmeleri beklenmektedir. Çocukların terbiyesi öncelikle annenin sorumluluğunda görülmekte; anne aynı zamanda çocuklarla baba arasında arabulucu ve sırdaş rolü üstlenmektedir.
Araştırmanın kaydettiği dönemin toplumsal cinsiyet kurallarına göre kız çocukların kendilerinden küçük erkek kardeşlerine dahi itaat etmesi beklenmekteydi. On beş yaşından sonra kız çocuklarının baba ve yabancı erkeklerin yanında yemek yememesi, ev içi hizmetlerde anne ve erkek kardeşlere yardımcı olması kültürel bir norm olarak aktarılmıştır.
Gelin, kayınbabası ve eşinin yetişkin erkek kardeşlerinin yanında yemek yememekte ve çocuğunu emzirmemektedir. Erkek çocuk, kız çocuk ve gelinlerin de babalarının yanında kendi çocuklarını adlarıyla çağırmaları veya açık biçimde kucaklayıp sevmeleri uygun görülmemektedir.
10. Evlilik, Nişan ve Düğün
Evlilik kurumu Kırklar Yaylası'nın toplumsal yapısında merkezi bir yere sahiptir. Geçmişte eş seçiminin esas olarak aileler tarafından gerçekleştirildiği, gençlerin ancak nişan sonrasında birbirlerini tanımaya başladıkları belirtilmektedir. 1980'lerin başında bu düzenin gevşediği görülmekle birlikte erkeklerin eş seçiminde kadınlara kıyasla daha geniş hareket alanına sahip olduğu anlaşılmaktadır. Evliliğin gerçekleşmesi için erkek ile her iki ailenin ebeveynlerinin rızası önem taşımaktadır.[14]
Erkek çoğunlukla kadından yaşça büyüktür.
İlk evliliklerini yapan 41 çiftin yaklaşık %27'si görücü usulüyle, %54'ü erkeğin kadını beğenmesiyle, %19'u ise ebeveynlerin önerdiği kadının erkek tarafından kabul edilmesiyle evlenmiştir. Kaynaktaki E>K, E=K ve E<K olduğu düşünülen yaş karşılaştırması işaretleri sırasıyla yaklaşık %73, %17 ve %10 oranlarında verilmiştir.
Kız beğenildiğinde erkeğin annesi, görümcesi ve kız kardeşleri kız istemeye gitmektedir. Kız tarafı evliliği istemediğinde genellikle “Kızımız küçük” cevabını vermektedir. Olumlu yaklaşılması hâlinde erkeğin anne-babası ve akrabaları bir hoca ile birlikte kız evine gitmekte, yemek sonrasında hoca evlilik üzerine konuşarak dinî nikâhı kıymaktadır. Ardından erkek tarafının getirdiği çerez ve meyveler yenmektedir. Bu törene “Tatlı içme” adı verilmekte ve gençler artık nişanlı kabul edilmektedir.
Buna rağmen düğüne kadar çiftin açık biçimde görüşmesi uygun görülmemektedir. Gizli görüşmeler çoğunlukla kızın annesi veya kız kardeşlerinin yardımıyla yapılabilmekte, kızın babasının öğrenmesi durumunda sert tepkiyle karşılaşabilmektedir.
Daha sonra akraba ve yakınların davet edildiği nişan yapılmaktadır. Erkek tarafı kıza altın ve ziynet eşyası götürür; diğer davetliler para, altın, giyim ve mutfak eşyaları getirir. Yemekten sonra tören sona erer. Kaynağa göre damat dâhil hiçbir erkek nişana katılmamaktadır.
Nişandan sonra “şerbet” töreni düzenlenmektedir. Matbu davetiyeler üç-dört gün önceden dağıtılır ve bunlara “okuntu” denir. Törenden bir gün önce erkek tarafı üç-dört koyun getirir, kız tarafı da bir koyun ekleyerek keser. Ertesi gün yemekler hazırlanır ve davetliler yaklaşık 11.00–14.00 saatleri arasında gelmeye başlar.
Girişte bulunan bir kişi, davetlilerin maddi durumları ve akrabalık derecelerine göre verdikleri paraları kaydeder. Liste damadın babası tarafından saklanır; daha sonra kendisi başka bir şerbete davet edildiğinde eski listeye bakarak o kişinin geçmişte verdiği miktardan daha az vermemeye çalışır. Böylece şerbet, karşılıklılık esasına dayalı bir ekonomik dayanışma mekanizması işlevi görmektedir.
En yüksek miktarları genellikle damadın babası, kardeşleri, amcaları ve dayıları vermektedir. Erkekler para getirirken kadınlar para yanında altın, giyim eşyası ve battaniye gibi hediyeler de verebilmektedir. Toplanan para düğün masraflarında kullanılmaktadır. Şerbet çoğunlukla hasat dönemi olan Temmuz ve Ağustos aylarında yapılmakta; kaynakta Kürtçe karşılığı “Dest raysand[?]” olarak kaydedilmektedir.
Düğünden iki gün önce kız tarafı iki tarafın akrabalarını davet eder. Davetlilerin getirdiği mutfak ve giyim eşyaları bir odada sergilenir. Bu uygulamaya “Aküy” denilmektedir.
Ertesi gün kına günüdür. Öğleden sonra erkek tarafı kız evinde bir kurban keser; kız tarafı buna pilav ekleyerek yemek hazırlar. İkindi sonrasında yemek yenir ve kına dağıtılır. Akşam gelinin iki eline, damadın ise sağ eline kına yakılır.
Gelin alma sabah erken saatlerde gerçekleşir. Damadın babası bir kardeşi veya yakınıyla gelinin bulunduğu eve gider. Kapı içeriden kapalıdır ve genellikle kızın akrabası, komşusu veya ekonomik durumu zayıf bir kişi kapıyı tutmaktadır. Damadın babası yaklaşık 1.000–5.000 TL arasında para vererek kapıyı açtırır.
Gelinin arabasına damadın kız kardeşi veya yakın kadın akrabaları binmektedir; araştırma tarihinde damadın da arabaya binmeye başladığı görülmüştür. Araba hareket ederken uğur getirmesi için arkasından su dökülür. Damat evine varıldığında arabanın üzerine kuru üzüm, leblebi, fındık ve para saçılır.
Gelin görümcesi veya eltisi tarafından eve alınır ve kadınların kendisini görmesi için bir süre ayakta bekletilir. Bir-iki saat sonra kayınvalidesi gelerek onu öper ve yüzünü açar. Gelinin baba evinden ayrıldığı andan itibaren ağlaması beklenmektedir. Ağlamamak ayıplanabilmekte ve dedikodu konusu olabilmektedir; ancak araştırmacı bu geleneğin 1980'lerin başında giderek zayıfladığını belirtmektedir.
Damat düğün günü akşama kadar bir komşunun evinde bekler; yatsıya doğru sağdıç ve arkadaşları tarafından eve getirilir.
Ertesi sabah gelin kayınbaba ve kayınvalidesine çay hazırlar. Onlar da çayın getirildiği tepsiye para koyarak geri gönderir.
Düğün sonrasında akraba ve arkadaşlar yeni çifti ziyaret eder; hediyeler getirilir veya çay tepsisine para bırakılır. Üç-dört gün sonra gelin akrabalar ve komşular tarafından evlere davet edilir. Bu davetlere gelin ile kayınvalidesi birlikte katılır. Kızın baba evi yeni evlenen çifte bir inek hediye etmektedir.
Eskiden düğünler iki-üç gün süren davul-zurna, halay ve oyunlarla yapılırken 1980'lerin başında bunun azaldığı belirtilmektedir. Bazı düğünlerde saz çalındığı ve düğün gecesi içki içildiği kaydedilmiş; buna karşılık davul-zurna ve saz çalınmasının toplumun bir bölümü tarafından uygun görülmediği ifade edilmiştir.
Düğün masraflarının tamamını erkek tarafı karşılamaktadır. Ziynet ve ev eşyası liste hâline getirilerek damat ile gelin adına ortak bir senet düzenlenmektedir. Araştırmacı bunu, boşanma durumunda kadının ekonomik güvenliğini sağlayan bir uygulama olarak değerlendirmektedir. Başlık parası bulunmamaktadır.
1983–1984 döneminde bir düğünün erkek tarafına maliyeti yaklaşık 1,5–3 milyon TL olarak verilmiştir.
Erkek Tarafının Yeni Çift İçin Aldığı Başlıca Ev Eşyaları
| Eşya |
|---|
| İki çift el halısı, özellikle Sille halısı |
| Bir makine halısı |
| Bir takım yemek odası; yerel kullanımda “müzik dolabı” |
| Bir takım yatak odası |
| Bir vestiyer |
| İki kanepe |
| Buzdolabı |
| Televizyon |
| Yuvarlak ayaklı askı |
| Fırınlı ocak |
| Dikiş makinesi |
| Ütü ve ütü masası |
| Emaye kömür sobası |
| Yedi yatak; yünü alınarak aile tarafından hazırlanır |
| Mutfak eşyaları |
Bunların yanında bazı ailelerde koltuk takımı, elektrik süpürgesi ve perdelik kumaş da alınmaktadır.
Erkek Tarafından Alınan Ziynet Eşyaları
| Ziynet |
|---|
| 1,5–2 metre uzunluğunda altın kordon/zincir |
| 6 Cumhuriyet altını |
| Yonca yaprağı veya tuğra işlemeli altın kolye |
| Gelinin adının yazılı olduğu altın kolye |
| 4–5 bilezik; üçü burmalı ve kilit sistemli |
| Nişan yüzüğü dışında 2 yüzük |
| Küpe |
Gelinin Çeyizi
| Çeyiz |
|---|
| 30 halı dokuma duvar yastığı |
| 12 halı dokuma minder |
| 3 büyük halı dokuma bedeni; duvara asılan kilim benzeri dokuma |
| 4 ilave büyük halı dokuma bedeni |
| 1 halı örtü |
| Buzdolabı, sandık, gardırop ve yastık örtüleri |
| Kenarları işlemeli 12 yastık yüzü |
| Kenarları işlemeli 12 yorgan yüzü |
| Etrafı işlenmiş 10 tülbent |
| 4 seccade |
| 8–10 köşe yastık yüzü |
| Kayınbaba ve kayınvalide için birer yatak takımı |
Geçmişte çeyizin hemen tamamının kız tarafından el emeğiyle hazırlanmasına karşılık, araştırmanın yapıldığı dönemde bazı parçaların hazır olarak satın alınmaya başladığı görülmektedir.
-
26. Eş seçimi ve yaş farkı
-
48. Düğün ekonomisi (H)
11. Akrabalık, Kabile ve Sülale Yapısı
Kırklar Yaylası'nın toplumsal örgütlenmesinde akrabalık son derece güçlüdür. Akrabalık yalnızca çekirdek veya yakın biyolojik akrabalarla sınırlı değildir; sülale ve kabile üyeliğini de kapsayan daha geniş bir dayanışma çemberi oluşturmaktadır.[15]
Hane reislerinin büyük çoğunluğu kabilesini akraba olarak tanımlamaktadır. Kaynakta yaklaşık %89'unun kabile mensuplarını, %5'inin amca, dayı, teyze, hala, torun ve kardeşlerini, %5'inin en yakınlarını, %5'inin birbirine herhangi bir biçimde yakınlık hissedenleri ve %2'sinin maddi-manevi güçlüklerde birbirine yardım edenleri akraba olarak tanımladığı aktarılmaktadır. Bu oranlarda kaynak içi bir örtüşme bulunduğu anlaşılmaktadır.
Akrabalığın psikolojik ve sosyal önemini göstermek üzere araştırmada iki olay aktarılmıştır. Bunlardan ilkinde, 1979'da Batı Almanya'da bulunan A.B., yayladaki babasına bir arkadaşının ağzından yazılmış gibi gösterilen ve kendisinin ağır bir ameliyata girdiğini, hatta ölebileceğini bildiren bir mektup göndermiştir. Bir hafta sonra olayın doğru olmadığı öğrenilmiş; kendisine bunu neden yaptığı sorulduğunda “Sevilip sevilmediğimi anlamak için” cevabını vermiştir.
İkinci olayda aynı kişinin 1982 yılında şoför olarak kullandığı babasına ait aracı Ağrı'da[?] 10.000 TL peşinatla satmaya kalktığı, ancak babasının devir gerçekleşmeden yetişerek aracı geri aldığı aktarılmaktadır.
Hane reislerinin yaklaşık %93'ü akrabalarının fazla olmasını acı ve tatlı günlerde daha fazla destek ve güç sağlayan olumlu bir unsur olarak görmektedir; %7'si ise işlerini kendi başlarına yapabildiklerinden akraba sayısının önemli olmadığını belirtmiştir.
Kırklar'da hem baba hem anne tarafının akraba sayıldığı çift taraflı soy sistemi görülmektedir. Amca, dayı, teyze ve hala aynı oranlarda akrabalık sistemi içinde değerlendirilmiştir.
Yakın ailelerin birleşmesi sülaleyi, sülalelerin birleşmesi kabileyi, kabilelerin birleşmesi ise aşireti meydana getiren bir düzen olarak açıklanmaktadır. Araştırmacıya göre kentleşmiş toplum kesimlerinde daralan akrabalık çemberi Kırklar'da oldukça geniştir ve kabile üyeleri genel olarak akraba kabul edilmektedir.
Araştırma tarihinde yaylada aşağıdaki kabile veya kabile niteliğinde kabul edilen gruplar kaydedilmiştir:
| Kabile/Sülale | Hane reisi sayısı |
|---|---|
| Momıti | 21 |
| Bıyıklı/Beğlı | 1 |
| Kerko | 4 |
| Dinko | 3 |
| Okcu[?] | 2 |
| Hacıömer | 2 (+1 notu) |
| Hamadin | 1 |
| Hacı Berket | 2 |
| Şiğ ko[?] | 1 |
| Alesör | 1 |
| İzol | 1 |
| Bilmez | 1 |
Bıyıklı grubunun başlangıçta Momıti kabilesi içinde bir sülale olduğu, zamanla büyüyerek ayrı bir kabile gibi anılmaya başladığı belirtilmektedir.
Kendi kabilesini bilmeyen bir hane reisinin araştırma sonucunda Hacıömer kabilesine mensup olduğu belirlenmiştir.
Aynı kabileye mensup ailelerin birbirleriyle iyi geçinmesi, sürekli haberleşmesi, karşılıklı destek sağlaması ve çocuklarını kendi aralarında evlendirmesi beklenen davranışlar arasında sayılmaktadır. Bunun sonucu olarak akraba evliliklerinin yüksek olduğu görülmektedir.
Kırk hanedeki 41 çiftin yaklaşık %49'u akraba evliliği yapmıştır. Erkeğe göre bakıldığında altı evlilik amca kızı, altı evlilik dayı kızı, bir evlilik hala kızı ve bir evlilik teyze kızıyla yapılmıştır.
Otuz dokuz hane reisinin 17'si eşiyle aynı kabileden, 19'u farklı kabilelerden olduğunu belirtmiş; üçü eşinin kabilesini bilmemiştir. Farklı kabileden olduğunu söyleyenlerden birinin iki kabilenin aslında “amca çocukları” olduğunu belirtmesi dikkate alındığında, kabilesi bilinen 36 hane reisinin 18'i, yani yaklaşık %50'si kendi kabilesinden evlenmiştir.
Araştırmada 23 sülale bulunduğu belirtilmekle birlikte aktarılmış listede 22 ad ve 39 hane bulunmaktadır:
| Sülale | Hane |
|---|---|
| Yağı Aline | 2 |
| Tırke | 3 |
| Aptili Hasi Ale | 3 |
| İü Meçe | 1 |
| Bılo | 6 |
| İzmirli | 4 |
| Hacı Hüseyin | 2 |
| Mehmi Eme | 1 |
| Havşar | 1 |
| İbrahim | 1 |
| Pame | 1 |
| Hasi Lole | 1 |
| Mılosman | 4 |
| Ali Hami Usi Bekır | 1 |
| Mıstı Ale | 1 |
| Hasi Cüçe | 1 |
| Usi Meçe | 1 |
| Şığı Eşref | 1 |
| Ali Meçe | 1 |
| Zelal | 1 |
| Buğurci | 1 |
| Ali İüş | 1 |
Sülale adlarının bir bölümünün kişi adı, soy ilişkisi, lakap veya tarihsel bir olaya dayandığı belirtilmektedir:
| Sülale | Kaynakta verilen anlam |
|---|---|
| Yağı Aline | Aline'nin oğlu Yakup |
| Tırke | Türk; Ömeranlı'ya geldiklerinde Türkçe konuştuklarının söylendiği aktarılır |
| Aptılı-Hasi-Ale | Ali'nin oğlu Hasan'ın oğlu Abdullah |
| İü Meçe | Meçe'nin oğlu İbrahim |
| Bılo | Bilal |
| İzmırlı | Mehmet'in İzmir'e gidip geri getirilmesinden sonra “İzmirli” diye anılması |
| Mehmi Eme | Emina'nın[?] oğlu Mehmet |
| Pame | Üç kuşak önce yaşamış bir erkeğin adı |
| Hasilole | Lole'nin oğlu Hasan |
| Mılosman | Molla Osman |
| Ali-Hami-Usi-Bekır | Bekir'in oğlu Yusuf'un oğlu Hamo'nun oğlu Ali |
| Ale Sör | Kırmızı Ali |
| Mıstı Ale | Ali'nin oğlu Mustafa |
| Hasi Cuçe | Çüçe'nin oğlu Hasan |
| Usi Meçe | Meçe'nin oğlu Yusuf |
| Buğurci | Erkek adı |
| Ali İüş | İbiş'in oğlu Ali |
Araştırmacı, gündelik Kürtçe kullanımda Türk Medeni Kanunu'ndaki anlamıyla soyadı yerine kişinin baba, anne veya sülale adı üzerinden tanımlanmasının sürdüğünü belirtmiştir. Fikret Yalçın örneğinde kişi “Fikreti-Milli-Hasi-lole” biçiminde tanımlanmakta ve soy zinciri kişi adları üzerinden kurulmaktadır.
Sülale-kabile bağlantılarından kaynakta açıkça verilenler şöyledir:
| Kabile | Sülaleler |
|---|---|
| Momıti | Yağı Aline, Bılo, İzmırlı, Hasi Lole, Mıstı Ale, Ali İüş |
| Dinko | Hamadin, Pame, Hasi Çüçe |
| Tırke | Tırk, Alesör |
| Antepli | İü Meçe, Usi Meçe |
Hane reisi eşlerinin kabile dağılımında Momıti 12, Kerko 8, İzol 3, Okçu 3, Hamadin 2; Özcanlar, Torn, Dinko, Bıyıklı, Arıkanlar, Tririyo, Şığko, Moze, Kart[?] ve “Bilmez” kategorileri birer kişi olarak verilmiştir. Bu tablonun toplamı 38 olup kaynakta beklenen toplamla tam örtüşmemektedir.
Eşlerin sülale dağılımında Meçe 2, Hasi Lole 4, Ali Me 1, Mılosman 3, Hame 1, Hoca 1, İbrahim 3, Aptili-Hasi-Ale 3, Ahmedi Mıstafe 1, Sofi 1, İzmırlı 1, Hasi Mılle[?] 1, Buğurci 2, Ali Tanhanlar[?] 1, Şılık 1, Hasani Bekir 1, Hacı-Kür 1, Hasi-Hacı-Ali 1, Keçin 1, Kizo 1, Kart 1, Ali İüş 1, Pame 1, Şığı Kole 1, Halke 1, İü Boce 1, Hali Bou 1 ve Moze 1 kişi olarak kaydedilmiştir. Kaynak, Momıti, Dinko ve Bıyıklı gruplarının aslında aynı kabile kabul edildiğinin de söylendiğini belirtmektedir.
Hane reislerinin %58'i soy bağlarını güçlendirmek ve akrabalar arası ilişkileri yoğunlaştırmak amacıyla çocuklarının akraba ile evlenmesini istemektedir. Akraba kızlarının aileye daha iyi hizmet edeceğine ilişkin bir kanaat de kaydedilmiştir. Buna karşılık %37'si akraba evliliğinin tıbbi sakıncalarına dikkat çekmekte ve kabile dışından evlilik sayesinde yeni akrabalık bağları kurulabileceğini düşünmektedir. %5'i ise evliliği kişisel bir gönül meselesi kabul ederek çocuklarının seçimine müdahale etmek istemediğini belirtmiştir.
On bir hane reisi başka kabilelerle de akrabalık bağı bulunduğunu ifade etmiştir: üçü aynı soydan gelme, biri dayılarıyla amca çocukluğu, biri amca çocukluğu, dördü hısımlık, biri “babamın dayıları + eniştesiyim” ve biri yalnız eniştelik bağlantısı bildirmiştir.
Hane reisleri Ömeranlı'da kendi kabileleri dışında bir ile on arasında farklı kabile adı sayabilmiştir. Medyan/ortalama değer kaynakta hane reisi başına 4,4 kabile olarak verilmiştir. Sayılan kabilelerin toplam anılma sayısı 191'dir: Dinko 33, Kerko 28, Momıti 20, Okçu 19, Hamadin 16, Tririyo 14, Bejdali 11, Bıyıklı 9, Çilko 8, Happo 7, Beğlı 3, Guri 3, Ale Sör 3, Moze 3, Hamarış 2, Torn 2, Hamko 2, Çomko 2 ve İzol, Tıbırgeli, Mılaker, Şığko, Sörko ile Bilmez birer kez anılmıştır.
Akrabalık ilişkilerinde değişme olup olmadığı sorulduğunda hane reislerinin %63'ü değişim olduğunu, %32'si olmadığını, %5'i ise bilmediğini ifade etmiştir. Değişme olduğunu söyleyenlerin %40'ı ilişkilerin güçlendiğini, %60'ı ise zayıfladığını düşünmektedir.
İlişkilerin güçlendiğini söyleyenler bunu ulaşımın kolaylaşmasına, ekonomik koşulların iyileşmesine ve eğitim seviyesinin yükselmesine bağlamıştır. Zayıflama olduğunu savunan 15 hane reisi ise geçmişte göçebe yaşamın insanları sürekli birlikte konup göçmeye zorladığını ve evliliklerin daha yoğun biçimde akraba arasında yapıldığını; yerleşiklikle birlikte bu koşullar ortadan kalkınca ilişkilerin de gevşediğini belirtmiştir.
Baba tarafından atalarını altıncı kuşağa kadar sayabilen kişiler bulunurken anne tarafından soy bilgisi en fazla dördüncü kuşağa kadar uzanmaktadır. Ataların temel meslekleri çiftçilik, hayvancılık ve deveciliktir.
Doç. Dr. Ali Rıza Balaman'ın Evlilik Akrabalık Türleri adlı çalışmasında sonradan kazanılmış akrabalık biçimleri olarak sıralanan sütkardeşlik, sütninelik, kan kardeşliği, yol kardeşliği, ahiret kardeşliği, sağdıçlık, yengelik, oğlan yengeliği, kına yengeliği, kına analığı, ad babalığı ve kirvelik arasından Kırklar'da esas olarak kirveliğin bulunduğu; fakat öneminin geçmişe göre azaldığı kaydedilmiştir.
Bunların yanında Kırklar'a özgü dikkat çekici bir uygulama “rüya kardeşliği”dir. Bir kişi rüyasında başka biriyle kardeş olduğunu gördüğünde bunu o kişiye anlatmakta, yemek hazırlayarak kendisini davet etmekte ve karşılıklı hediyeler verildikten sonra rüya kardeşliği kurulmuş sayılmaktadır.
-
27. Akraba evliliği
-
28. Akraba evliliğine bakış
-
29. 40 hane reisinin kabilesi
-
30. Eşlerin kabilesi (toplam 38, !)
-
31. Sülaleler (22 ad, 39 hane; metin 23 der, !)
-
32. Kabile → sülale bağlantıları
-
33. Ömeranlı'da sayılan kabileler (191 anılma)
-
34. Akrabalık ilişkilerinde değişme
Akrabalık Terimleri
| Kürtçe/yerel terim | Türkçe karşılığı |
|---|---|
| Bapir | Dede |
| Anık | Nene |
| Dag | Anne |
| Bav | Baba |
| Bro | Erkek kardeş |
| Hung | Kız kardeş |
| Harzı | Kız kardeşin çocukları |
| Brası[?] | Erkek kardeşin çocukları |
| Apık | Amca |
| Halık | Dayı |
| Matıg | Hala |
| Halı | Teyze |
| Bug | Gelin |
| Enişte | Enişte |
| Torın | Torun |
| Gorn | Görümce |
| Zay | Görümce |
| Coy | Elti |
| Baltus | Baldız |
| Kayn | Kayın |
| Husi | Kaynana |
| Hasur | Kayınbaba |
| Kurık | Çocuk |
| Kaçık | Kız |
| Lauk | Erkek çocuk |
| Lauki ape | Amcanın erkek çocuğu |
| Lauki halke | Dayının erkek çocuğu |
| Kaçike ape | Amcanın kız çocuğu |
| Kaçike Halke | Dayının kız çocuğu |
| Lauki mate | Halanın erkek çocuğu |
| Lauki Haltiye | Teyzenin erkek çocuğu |
| Kaçike mate | Halanın kız çocuğu |
| Kaçike Haltiye | Teyzenin kız çocuğu |
Kaynak, bütün kabile üyelerinin akraba kabul edilmesi nedeniyle akrabalık terminolojisinin tamamının yazılmasının mümkün olmadığını özellikle belirtmektedir.
12. Ekonomik Yapı
Kırklar Yaylası'nın ekonomik sistemi üç temel sütuna dayanmaktadır: tarım ve hayvancılık, nakliyecilik ve şoförlük ile Avrupa'da çalışan aile bireylerinin sağladığı gelir. Araştırmacı, bu üç faaliyetten herhangi birini diğerinden tamamen bağımsız veya önemsiz görmemekte; üçünün de yerel geçim sisteminin ayrılmaz parçaları olduğunu belirtmektedir.[16]
12.1. Tarım ve Hayvancılık
Tarım ve hayvancılık hanelerin büyük çoğunluğunun temel ekonomik faaliyetidir. Üretim hem aile içi tüketimi karşılamakta hem de pazara sunularak nakit gelir sağlamaktadır.
Hanelerin %85'inin toprağı bulunmaktadır. Arazi büyüklükleri yaklaşık 40 ile 350 dekar arasında değişmektedir. Toplam tarım arazisi 4.603 dekar olup toprak sahibi hane başına ortalama yaklaşık 135 dekar düşmektedir.
Tarlaların tamamı her yıl ekilmemektedir. Birden fazla tarlası bulunan aileler arazinin bir kısmını nadasa bırakmakta, az toprağı olanlar ise aynı tarlayı iki yılda bir ekmektedir. Sulama yapılmadığından nadas, tarım sisteminin temel unsurlarından biridir.
Buğday ve arpa yetiştirilmesine rağmen 1982'de yalnızca arpa ekilmiştir. Bunun nedeni kaynakta arpanın buğdaydan yaklaşık iki kat daha yüksek verim vermesi ve devletin buğday ile arpa arasındaki fiyat politikası olarak açıklanmaktadır.
1982 yılında toprak sahibi 34 hanenin 11'i bütün arazisine arpa ekmiş, altısı bütün arazisini nadasa bırakmış, 17'si ise arazisinin bir bölümünü ekip kalanını nadasa ayırmıştır.
Hane başına ortalama 71,7 dekar ekilmiş ve ortalama 118 kile arpa elde edilmiştir. Bir kile kaynakta 12 şeneke[?] ve yaklaşık 160 kg olarak tanımlanmaktadır.
Yirmi üç hanenin nadasa ayırdığı toplam arazi 2.163 dekardır; hane başına ortalama yaklaşık 94 dekar düşmektedir.
Tarımsal üretim giderek mekanize olmuştur. Toprağı sürmek ve tohumu ekmek için traktör, hasat için biçerdöver kullanılmaktadır. Verimi artırmak için fenni gübre tercih edilmektedir. Hayvan gübresi ise daha kaliteli olduğu kabul edilmesine rağmen yakacak olarak değerlendirildiğinden tarlada kullanılmamaktadır.
Tarımsal takvim kaynakta ayrıntılı biçimde kaydedilmiştir. Nisan ayında toprak pullukla sürülmekte; ağustosta yabancı otları yok etmek ve toprağı havalandırmak amacıyla “Vanvey” işlemi uygulanmaktadır. Eylülde tohum ilaçlanıp azotlu gübreyle karıştırılmakta ve traktörün çektiği mibzere konularak ekilmektedir. Tohumun yüzeyde kalmaması için mibzer arkasına “tapan” adı verilen kalın tahta bağlanmaktadır.
Mart ayında “şeker gübre” olarak adlandırılan fosfatlı gübre, traktörün kuyruk miline bağlanan “pırpır” adlı makineyle serpilmekte; nisan ayında yabancı otlara karşı “holder” adlı araçla ilaçlama yapılmaktadır. Temmuzda biçerdöverle hasat gerçekleştirilmektedir. Biçerdöverin bıraktığı saplar traktöre bağlı büyük demir tırmıklarla toplanmakta, saman makinesinden geçirilerek sonbahar ve kış aylarında hayvan yemi olarak kullanılmak üzere samanlıklara doldurulmaktadır.
Tarımsal makinesi bulunmayan bir ailenin bir dekar için hesaplanan maliyeti şöyledir:
| İşlem | Maliyet |
|---|---|
| Toprağı sürme | 200 TL |
| Tohum ekme | 200 TL |
| Gübre serpme/pırpır | 30 TL |
| Vanvey | 100 TL |
| Holder/ilaçlama | 30 TL |
| Biçerdöver | 170 TL |
| 25 kg arpa tohumu | 400 TL |
| İlaç | 150 TL |
| Toplam | 1.280 TL |
Bir dekardan ortalama 1,6 kile arpa alınmaktadır. Kaynaktaki hesaplamaya göre:
1,6 × 160 = 256 kg
arpa elde edilmekte; kilogram fiyatı üzerinden brüt ürün değeri yaklaşık 4.096 TL olmaktadır. Maliyet çıkarıldıktan sonra:
4.096 − 1.280 = 2.816 TL
dekar başına gelir hesaplanmıştır.
Hayvancılıkla hanelerin yaklaşık %93'ü ilgilenmektedir. Bir hanede yalnız tavuk; üç hanede inek ve tavuk; beş hanede inek ve davar; 28 hanede ise tavuk, davar ve inek birlikte yetiştirilmektedir.
Otuz yedi hanede toplam 72 inek vardır; hane başına ortalama 1,8 inek düşmektedir. Davar yetiştiren 33 hanede ortalama 47,8 küçükbaş bulunmakla birlikte bazı sürüler 200–210 başa kadar çıkmaktadır. Tavuk yetiştiren 32 hanede ortalama 20,9 tavuk vardır.
Hayvansal ürünler öncelikle aile içi tüketimde kullanılmakta, artan miktarlar satılmaktadır. On dokuz hanede ayrıca mandıra bulunmakta; bu aileler kendi kuzularını veya satın aldıkları kuzuları besiye alarak satıştan önemli gelir elde etmektedir.
-
35. Gelir kaynakları (hane)
-
36. 1982 ekim ve nadas
-
37. 1 dekar arpanın maliyet ve kazancı
-
38. Arpa tarım takvimi
-
39. Hayvancılık (davar/tavuk toplamı hesaplanmış, H)
12.2. Nakliyecilik ve Şoförlük
1980'lerin başında Kırklar ekonomisinin en dinamik alanlarından biri karayolu taşımacılığıdır. Kamyonların tamamına yakını MAN firmasının 520, 19.190, 20.190 ve 22.190 gibi farklı model ve tiplerindendir.
İran–Irak Savaşı öncesinde daha sınırlı olan nakliyeciliğin savaş sonrasında önemli ölçüde kârlı hâle geldiği belirtilmektedir. Daha önce yurtiçinde kasalı kamyonlarla çalışan nakliyeciler, Ortadoğu ticaretindeki genişlemeyle birlikte Mersin–Irak ve Samsun–İran hatlarına yönelmiştir.
Irak'taki petrol arıtma tesislerinin savaş sırasında zarar görmesi sonucunda Irak'tan boru hattıyla Türkiye'ye gönderilen ham petrolün Mersin'de arıtılıp yeniden Irak'a taşınması, tanker taşımacılığını geliştirmiştir. Bu nedenle bazı kamyon sahipleri araçlarının kasalarını sökerek tanker taşımacılığına geçmiştir. Basra Körfezi'nin savaş nedeniyle güvensizleşmesi de Irak'ın gıda ve diğer ihtiyaçlarının Türkiye üzerinden taşınmasını artırmıştır.
Kamyon sahibi 12 hane reisinin beyan ettiği yıllık gelir 100.000–300.000 TL arasında görünmekle birlikte Ağralı bu beyanların gerçek gelirleri yansıtmadığı kanaatindedir. Aylık 60.000–75.000 TL ücret alan şoförlerin masraflarla birlikte kamyon sahibine yaklaşık 100.000 TL'ye mal olduğu; bu durumda yıllık şoför maliyetinin yaklaşık 1,2 milyon TL'ye ulaştığı belirtilmektedir. Şoförlerin beyanına göre bir kamyonun aylık geliri 200.000–350.000 TL arasında değişmektedir.
Sermayesi olup araç kullanacak aile bireyi bulunmayanlar, kamyon satın alarak ağır vasıta ehliyetli şoförlerle ortaklık kurmaktadır. Bu yolla kamyon sahibi olan şoför sayısı beş olarak verilmiştir.
Ayrıca Kırklar'da üç özel otomobil taksi ve dolmuş olarak çalışmaktadır. Sabahları Kırklar'dan Ömeranlı'ya, akşamları Ömeranlı'dan Kırklar'a dolmuş seferi yapmakta; gün içinde Ömeranlı'da taksi olarak çalışmaktadır. Bir otomobil sahibinin yıllık geliri 50.000 TL, diğer ikisinin ise 200.000'er TL olarak beyan edilmiştir.
-
40. Kamyon geliri: beyan ve şoförlerin söylediği
12.3. Yurtdışından Sağlanan Gelir
Kırk hanelik yerleşmenin 14 hanesinden toplam 17 kişi Avrupa'nın farklı ülkelerinde yaşamaktadır. Buna ek olarak 12 kişi daha yurtdışına gitmek istediğini belirtmiştir.
Tarım ve nakliyecilik dışında yurtdışındaki yakınlarından düzenli veya dönemsel ekonomik destek alan beş hane bulunmaktadır.
Aylık veya yıllık gönderilen para miktarları kesin olarak tespit edilememiştir. Bununla birlikte yalnızca Aralık 1983'te Ömeranlı PTT şubesinden Ömeranlı, Uzunkuyu, Kırklar ve Pazarözü sakinlerine yurtdışından gelen toplam 3.589.204 TL'nin ödenmiş olması, Avrupa işçi gelirlerinin bölge ekonomisindeki önemini göstermektedir.
Kerpiç konutlardan betonarmeye geçişte ve kamyon yatırımlarındaki artışta Avrupa'da çalışan aile bireylerinin maddi desteği önemli bir faktör olarak değerlendirilmektedir.
13. Göç ve Avrupa'ya Yöneliş
Araştırmada göç, kişilerin hayatlarının bir bölümünü veya tamamını geçirmek üzere bir yerleşim biriminden başka bir yerleşim birimine yer değiştirmesi olarak tanımlanmaktadır. Dr. Taylan Akkayan'ın Göç ve Değişme çalışmasına atıfla göçün sosyal, kültürel, ekonomik ve politik yapıların tamamıyla ilişkili olduğu vurgulanmaktadır.[17]
Kırklar'da önemli bir iç göç tespit edilmemiş; buna karşılık dış göç oldukça güçlüdür.
1965 civarında başlayan Avrupa'ya işçi göçü sonucunda 14 haneden 17 kişi farklı Avrupa ülkelerine gitmiştir. Ayrıca daha önce Kırklar'da yaşayan dört hanenin tamamen İsveç'e yerleştiği belirtilmektedir.
Yurtdışında bulunan 17 kişinin hane içindeki konumları altı hane reisi baba, dört erkek çocuk, bir ağabey, üç hane reisi annenin eşi ve üç gelindir.
Hane reisi olan altı baba ortalama yaklaşık on yıl önce Avrupa'ya gitmiştir. Bunların üçü Batı Almanya, biri Fransa ve ikisi Hollanda'dadır. Gidiş yolları turist statüsü veya İş ve İşçi Bulma Kurumu üzerinden gerçekleşmiştir.
Mülakat yapılan üç hane reisi annenin eşleri sırasıyla üç, 13 ve 16 yıl önce Batı Almanya'ya gitmiştir. İkisi turist, biri İş ve İşçi Bulma Kurumu aracılığıyla gitmiştir.
Babaları İsveç'te yaşayan üç gelinden ikisi üç yıl, biri altı yıl önce aileleriyle İsveç'e gitmiş, oturma izni aldıktan sonra Kırklar'daki gençlerle nişanlanmış ve evlilik sonrasında eşlerini İsveç'e götürmeyi planlamıştır.
Yurtdışındaki dört erkek çocuktan üçü İsveç, biri Batı Almanya'dadır. Biri turist olarak, üçü ise İsveç'te yaşayan eşlerinin davetiyle gitmiştir. Bir hane reisinin ağabeyi ise beş yıl önce Batı Almanya'daki büyük ağabeyinin davetiyle yükseköğrenim amacıyla gitmiştir.
1983'te Yurtdışında Bulunan 17 Kişinin Ülkelere Dağılımı
| Ülke | Kişi |
|---|---|
| Batı Almanya | 8 |
| Fransa | 1 |
| Hollanda | 2 |
| İsveç | 6 |
| Toplam | 17 |
Gidiş Yolları
| Gidiş biçimi | Kişi |
|---|---|
| Turist | 8 |
| İş ve İşçi Bulma Kurumu | 2 |
| Ailece davet | 3 |
| Eşinin daveti | 3 |
| Ağabeyinin daveti | 1 |
Yurtdışında hâlen bulunanların yanında beş hane reisi baba, altı erkek çocuk ve bir bütün hane yurtdışına gitmek istemektedir.
Beş hane reisi babadan biri devlet kanalıyla, ikisi turist olarak, biri yurtdışındaki kardeşlerinin davetiyle ve biri mümkün olabilecek herhangi bir yolla gitmek istemektedir. Tercih edilen ülkeler iki kişi için İsveç, iki kişi için Batı Almanya ve bir kişi için Kanada'dır.
Altı erkek çocuktan ikisi Batı Almanya'ya, üçü İsveç'e ve biri herhangi bir ülkeye gitmeyi istemektedir. Bunlardan biri devlet kanalı, dördü turist olarak ve biri nişanlısının davetiyle gitmeyi planlamaktadır.
Genel olarak gitmek istenen ülkeler şöyledir:
| Ülke | Kişi |
|---|---|
| Batı Almanya | 4 |
| İsveç | 5 |
| Kanada | 1 |
| Herhangi bir ülke | 2 |
Bunların dışında altı hane reisi yedi erkek çocuğunun yurtdışına gitmesini istemekte, bir hane de ailece göç etmeyi arzulamaktadır.
Yedi erkek çocuk için arzulanan gidiş yolları üç turist, bir devlet kanalı, bir nişanlı daveti ve iki “herhangi bir yol” şeklindedir. Hedef ülkeler üç İsveç, bir Kanada, iki Batı Almanya ve bir herhangi bir ülkedir.
Hane reislerinden biri çocuğunun bir yıl sonra, beşi fırsat bulunur bulunmaz, biri ise henüz üç-dört yaşında olan oğlunun yaklaşık 15 yıl sonra yurtdışına gitmesini istediğini belirtmiştir. Bu veri, Avrupa göçünün yalnız mevcut yetişkinler için değil, çocukların geleceğine ilişkin bir yaşam stratejisi hâline geldiğini göstermektedir.
Daha önce yurtdışında bulunup kesin dönüş yapan yedi kişi vardır: altı hane reisi baba ve bir erkek çocuk.
Kesin dönüş yapılan ülkeler Batı Almanya'dan üç, Danimarka, İsveç, Norveç ve Fransa'dan birer kişidir.
Dönüş zamanı araştırmadan bir, iki, dört, altı, on bir ve on beş yıl önce olarak dağılmaktadır; bir yıl önce dönen iki kişi vardır.
Kesin dönüş yapan üç hane reisi yeniden gitmek istemektedir: ikisi İsveç'e, biri Kanada'ya.
Araştırmacı dış göçün Kırklar'ın ekonomik refah seviyesini yükselttiğini, aynı zamanda aile, evlilik, konut ve ekonomik kurumlarda önemli kültürel değişiklikler yarattığını düşünmektedir. Türk lirasının Avrupa para birimleri karşısında değer kaybetmesi, Avrupa'daki işçilerin ekonomik gücünü ve dolayısıyla yerel prestijini artırmıştır.
Avrupa bağlantısı evlilik tercihlerinde de belirleyici hâle gelmiştir. Araştırmacının gözlemine göre aileler kızlarını Avrupa'da çalışan bir erkekle evlendirmeye veya erkek çocuklarını Avrupa'da yaşayan ailelerin kızlarıyla evlendirmeye önem vermeye başlamıştır. Hatta iki-üç yaşındaki çocukların dahi geleceğe yönelik nişanlanması gibi örneklerin görüldüğü belirtilmektedir.
Kaynakta Avrupa'ya gidebilmek için kullanılan yollar beş kategori altında anlatılmaktadır: yakın akraba daveti, Avrupa'daki bir köylüyle evlilik, devlet kanalıyla işçi olarak gitme, Avrupa vatandaşı bir kadınla evlenme ve turist olarak gidip iltica başvurusunda bulunma.
Araştırmacı özellikle son iki yöntemi dönemin Türkiye–Avrupa göç ilişkileri bakımından problemli görmektedir.
Kırk bir evli çiftin 13'ünde resmî nikâh bulunmadığı aktarılmaktadır. Bunun nedenlerine ilişkin kaynak dökümünde bir kişi yaş veya önemsememe, üç kişi yeni evlilik nedeniyle yakında nikâh yaptırma, bir kişi ihmalkârlık, bir kişi önemsememe, altı kişi yurtdışına gitme ve bir kişi yurtdışında başka bir evlilik yapma gerekçesi bildirmiştir.
Kaynak, bazı erkeklerin Avrupa'da evlilik yoluyla oturma imkânı elde etmek amacıyla Türkiye'deki resmî nikâhlarını sona erdirdiğini veya resmî nikâh yaptırmadığını anlatmaktadır. Avrupa ülkelerinin Türkiye'deki mevcut evliliklerin belgelenmesini istemeye başlaması üzerine bu yolun zorlaştığı; vize uygulamasının da yeni engeller oluşturduğu belirtilmiştir.
Araştırmada verilen bir örnekte, evli ve üç çocuklu bir erkeğin İsveç'teki iltica başvurusu kabul edilmeyince Türkiye'ye döndüğü, 1981 yılında eşiyle anlaşmalı biçimde resmî olarak boşandığı, İsveç'teki akrabalarının bulduğu İsveç vatandaşı bir kadınla Türkiye'de evlendiği ve bu evlilik üzerinden 1983'te İsveç'e gittiği aktarılmaktadır.
Kaynak ayrıca dönemin bazı iltica başvurularında başvuranların Kürt kimliği nedeniyle Türkiye'de baskı gördüklerini, ikinci sınıf vatandaş muamelesine maruz kaldıklarını, hayatlarının tehlikede olduğunu ve eğitim haklarının sınırlandığını ileri sürdüklerini kaydetmektedir. Bunlar Ağralı'nın saha çalışmasında aktardığı başvuru gerekçeleridir; araştırma bu siyasi iddiaların bağımsız bir doğrulamasını yapmamaktadır.
Ağralı ekonomik motivasyonun temel unsur olduğunu kabul etmekle birlikte, Avrupa'nın sosyal yaşam koşullarına duyulan özenti ile geçmiş göçebe yaşamdan kalan hareketlilik eğiliminin de göç arzusunu etkileyebileceğini düşünmüştür. Bu değerlendirme, araştırmacının 1984 tarihli antropolojik yorumudur.
Göç bölümü böylece Kırklar'ın 1960'ların ortalarından 1980'lerin başına kadar geçen yaklaşık on yedi yıllık süreçte yerel ekonomiden ulusötesi aile ağlarına doğru geçirdiği önemli dönüşümü ortaya koymaktadır.
-
41. Yurtdışındaki 17 kişi: ülke
-
42. Yurtdışına gidiş yolu
-
43. Kim, hangi yolla, hangi ülkeye gitti?
-
44. Gitmek isteyenler ve dönenler
-
45. Gidiş ve dönüş yılları (yaklaşık, H)
-
46. Resmî nikâhı olmayan 13 çift: gerekçe
14. Doğum, Çocukluk, Sünnet, Askerlik ve Ölüm Gelenekleri
14.1. Doğum ve Çocukluk
Yeni doğum yapan kadın “loğusa” olarak adlandırılmakta ve kırk gün boyunca yalnız bırakılmamaktadır. Loğusanın bulunduğu odaya erkek kıyafeti asılması ve mümkünse geceleri aynı odada bir erkek çocuğun bulunması geleneksel bir koruma pratiğidir. Eşi evde bulunmuyorsa orta yaşlı bir kadın akraba —çoğunlukla kardeş, elti, kayınvalide veya anne— de yanında yatmaktadır.[18]
Bu uygulamanın temelinde “Al basması” inancı bulunmaktadır. “Al”, yalnız loğusanın görebildiğine inanılan, güçlü ve iri yapılı kadın biçimindeki doğaüstü bir varlık olarak anlatılmaktadır. Kırk günlük dönemde, özellikle akşamları geldiğine, köpeklerin varlığını hissedip havladığına, loğusayla mücadele ettiğine ve gücü yeterse anneye veya bebeğe zarar verebildiğine inanılmaktadır. Erkeklerden korktuğuna inanıldığı için sekiz-on yaşlarında bir erkek çocuğunun dahi odada bulunmasının koruyucu olduğu düşünülmektedir.
Doğum yapan kadına “Gaol” adı verilen un bulamacı yedirilmekte, bebeğe ise soğuk çay verildiği aktarılmaktadır. Daha eski dönemde tereyağı eritilip soğutulduktan sonra yeni doğan bebeğin boğazına damlatılmaktaydı.
Geçmişte çocuk kırk gün yıkanmamakta ve kırkıncı gün üzerine elekten su dökülmekteydi. Daha sonra kırkıncı gün banyo yaptırma uygulamasına geçilmiş; araştırma döneminde ise bebeğin doğar doğmaz göbeğinin kesilip bağlandığı, yıkandığı ve kundaklandığı belirtilmiştir. Toprakla kundaklama uygulaması da giderek yerini pudraya bırakmaktadır.
Çocuk yürümeye başladığında “köstek koparma” töreni yapılmaktadır. Çocuğun ayakları iple bağlanmakta, kucağı çerezle doldurulmakta ve genç bir erkeğin omzunda evin çevresinde üç kez koşturulmaktadır. Mahallenin çocukları arkadan koşmakta, üçüncü turda ayakları bağlayan ipi koparmaya çalışmaktadır. İp koparıldıktan sonra eve dönülerek çerez dağıtılmaktadır. Kösteği koparılmayan çocuğun gelecekte düzgün yürüyemeyeceğine inanılmaktadır.
Diş çıkaran çocuk için “diş aşı” hazırlanır. Bu yiyecek buğdayın mercimek, nohut, kuru fasulye ve üzümle birlikte haşlanmasıyla yapılmakta ve komşularla akrabalara dağıtılmaktadır. Kürtçe adı kaynakta “Dona” olarak verilmiştir.
14.2. Sünnet
Bütün erkek çocuklar yaklaşık üç ile on bir yaş arasında sünnet edilmektedir. Geçmişte her hanenin bir kirvesi bulunmakta ve sünnet sırasında çocuk yalnız kirvenin kucağına oturtulmaktaydı. Araştırma döneminde kirvelik önemini büyük ölçüde kaybetmiş ve çocuk herhangi bir yakının kucağına oturtulmaya başlanmıştır.
Sünnet sonrasında çocuk evde yatakta dinlenmekte; akraba ve yakınları kendisini ziyaret etmekte ve çoğunlukla para olmak üzere çeşitli hediyeler getirmektedir.
14.3. Askere Gidiş
Aynı dönemde askere gidecek genç erkekler gruplar oluşturmakta; özellikle aynı askerlik şubesine gidecek olanlar birlikte hareket etmektedir. Akraba ve komşular asker adaylarını sırayla yemeğe davet etmektedir.
Gençler de gitmeden üç-dört gün önce yakın akrabalarını ziyaret etmektedir. Bir-iki gün önce akraba ve komşular tarafından “asker harçlığı” olarak para verilmektedir. Uğurlama günü aile ve yakın akrabalar bir araya gelmekte; özellikle anne ve kız kardeşlerin ağlaması sık görülen bir davranış olarak aktarılmaktadır.
14.4. Ölüm ve Yas
Ağır hasta olan bir kişi köy halkı tarafından ziyaret edilmektedir. Ölüm yaklaşınca kişinin çocuklarına ve yakınlarına vasiyette bulunması, ölüm anında su verilmesi geleneksel uygulamalardandır.
Ölüm sonrasında çene ve ayaklar bağlanmakta; hocaya haber verilerek sela yoluyla yerleşme halkına duyuru yapılmaktadır. Kadın yakınlar ölünün çevresinde ağıt yakmakta, bazı kadınların yüzlerini ve saçlarını yolduğu kaydedilmektedir.
Cenaze erkekse hoca, kadınsa bu işi bilen bir kadın tarafından yıkanmakta, kefenlenmekte ve tabuta konularak cami yanına götürülmektedir. Cenaze namazından sonra mezarlığa taşınmaktadır. Kadınların camiye ve mezarlığa cenazeyle birlikte gitmediği; defin işleminin erkekler tarafından gerçekleştirildiği belirtilmektedir.
Kur'an'dan ayetler okunduktan sonra cemaat mezardan 50–60 metre uzaklaşmakta, hoca mezar başında yalnız kalarak telkin vermektedir.
Defin sonrası topluluk ölü evine dönmektedir. Yaslı erkeklerin yürürken ellerini göbek hizasında birleştirmesi geleneksel yas belirtisidir. Hoca yaklaşık bir hafta boyunca ölü evinde bulunmaktadır.
Taziyeye gelenler içeri girdikten sonra oturmakta, hoca Kur'an okumakta, ardından ayağa kalkılarak selamlaşma ve başsağlığı yapılmaktadır. Çay ikramından sonra tekrar Kur'an ve Fatiha okunmakta, ziyaretçiler daha sonra ayrılmaktadır. Taziye süresi ölen kişinin statüsüne göre bir haftadan bir aya kadar uzayabilmektedir.
Ölen kişinin yakınları gelen misafirlere sırayla öğle ve akşam yemekleri vermektedir. Erkek ziyaretçiler çay, şeker ve sigara getirmektedir. Kadınlar ayrı yerde toplanarak ağıt yakmaktadır.
Kaynak, yüz ve saç yolmanın yalnız bireysel acının dışavurumu değil, aynı zamanda toplum tarafından beklenen bir yas davranışı olduğunu; bunu yapmayan yakınların ayıplanabileceğini belirtmektedir.
Yakınlar siyah veya siyaha yakın renklerde giysiler giyer. Erkekler yas döneminde ellerini önde birleştirir ve tıraş olmaz. Taziye ziyaretleri sona erdikten sonra arkadaş veya komşular yas tutan erkekleri tıraş etmekte ya da berberi eve getirmektedir.
İki-üç yıl boyunca dinî bayramlarda ölen kişinin yakınlarının yeniden ölü evinde toplanarak ağıt yaktıkları ve komşuların tekrar başsağlığı verdiği aktarılmaktadır.
Yakın akrabaların birkaç yıl boyunca evlerinde televizyon, radyo ve teyp gibi eğlence araçlarını kullanmamaları da yas kültürünün bir parçasıdır.
-
47. Yaşam döngüsü gelenekleri
15. Dinî Hayat
Araştırmada Kırklar Yaylası sakinlerinin tamamının Müslüman olduğu ve genel olarak Hanefî mezhebine mensup kabul edildiği belirtilmektedir.[19]
Bununla birlikte Ağralı, dinî kimlik ile gündelik dinî pratik arasında fark bulunduğunu düşünmektedir. Günlük namazlara katılımın düşük olduğunu, buna karşılık cuma ve özellikle bayram namazlarında caminin yetersiz kaldığını gözlemlemiştir. Bayram namazına genç ve yaşlı bütün erkeklerin katılmasının güçlü bir toplumsal norm olduğu; katılmamanın ayıp karşılandığı belirtilmektedir.
Kaynağın dinî bilgi düzeyine ilişkin bazı değerlendirmeleri, 1984 araştırmacısının kendi gözlemlerine dayanmaktadır. Bazı kişilerin kelime-i şehadeti tam olarak bilmedikleri veya Kur'an'ın güncel toplumsal yaşam açısından geçerliliği konusunda farklı düşüncelere sahip oldukları hâlde kendilerini Müslüman olarak tanımlamaya devam ettikleri aktarılmaktadır. Bu bölüm, dönemin araştırmacısının dinî yaşantıyı değerlendirme ölçütlerini de yansıtmaktadır.
Bayram namazının ardından topluca mezarlığa gidilmekte, herkes yakınlarının mezarı başında dua etmektedir. Daha sonra aile içi bayramlaşma yapılmakta ve komşular ile akrabalar ziyaret edilmektedir.
Ramazan Bayramı'nda ziyaretçilere çoğunlukla şeker ve lokum, Kurban Bayramı'nda ise kurban eti ikram edilmektedir.
Sonuç: Göçebelikten Yerleşikliğe ve Yerellikten Avrupa'ya
Ahmet Ağralı'nın 1984 tarihli çalışması Kırklar Yaylası'nı, göçebe ve yarı göçebe geçmişten kalıcı yerleşime geçişin devam etmekte olduğu bir toplum olarak yorumlamaktadır. Araştırmacı Ömeranlıların yaklaşık 140 yıl önce göçebelikten yerleşikliğe geçmeye başladığını, önce yarı göçebe bir hayat sürdürdüklerini ve zaman içerisinde kalıcı yerleşme düzenini benimsediklerini düşünmektedir. “Bütün toplumların yerleşikliğe göçebelikten geçtiği” yönündeki ifade günümüz antropolojisi açısından genellenebilir bir bilimsel yasa olarak kabul edilemez; ancak burada Ağralı'nın 1984'te kullandığı tarihsel-evrimci açıklama çerçevesinin bir parçası olarak korunmalıdır.[20]
Araştırmacıya göre Ömeranlı toplumu değişmeye açık bir topluluktur. Yaklaşık 140 yıllık dönem içinde, özellikle araştırmadan önceki son 20–25 yılda değişim belirgin biçimde hızlanmıştır. Ağralı bu değişmenin düzenli bir biçimde yönlendirilmemesini topluluk içinde güçlü bir liderlik yapısının bulunmamasıyla açıklamaktadır.
Yerleşik hayata geçişe rağmen hayvancılık ve devecilik gibi eski ekonomik faaliyetler uzun süre devam etmiş ve göçebe dönemin bazı aile örgütlenmesi biçimleri korunmuştur. Buna karşılık 1960'lardan itibaren Avrupa'ya başlayan işçi göçü Kırklar ve Ömeranlı toplumu için yeni ve çok daha kapsamlı bir dönüşüm alanı yaratmıştır.
Ağralı, Avrupa'da yaşayan ilk kuşak işçilerin ve ailelerin kültürel uyum konusunda güçlüklerle karşılaştığını düşünmektedir. Araştırmacı bazı kişilerin Avrupa toplumuna bütünüyle uyum sağlamaya çalışırken bazı kişilerin buna güçlü biçimde direndiğini ve iki yönlü bir uyumsuzluk doğduğunu ileri sürmektedir. Federal Almanya'daki Türk karşıtlığıyla kurduğu ilişki de kendi dönemsel değerlendirmesi olarak okunmalıdır.
Aileleriyle birlikte yurtdışında yaşayan işçilerin çocukları konusunda da araştırmacının güçlü asimilasyon kaygıları bulunmaktadır. Avrupa'da yetişen çocukların içinde yaşadıkları toplumun eğitim ve kültür kurumları tarafından biçimlendirildiğini, buna karşılık ailelerinin kültürüyle tam olarak sosyalleşemediklerini düşünmektedir.
Avrupa ülkelerindeki daha yüksek ekonomik ve sosyal refah düzeyi, Ağralı'ya göre yurtdışına göçün temel çekici unsurudur. Göçün hızlanmasının ardından Avrupa ülkelerinin Türk vatandaşlarına vize uygulamasına yönelmesi de araştırmada bu hareketliliğin sonucu olarak yorumlanmıştır.
Vize kısıtlamalarına rağmen Ömeranlıların akraba daveti, evlilik, turist vizesi veya iltica gibi alternatif yollar geliştirdikleri; bunun da hem aile yapısında hem Türkiye–Avrupa göç ilişkilerinde yeni sorunlara yol açtığı ileri sürülmektedir. Özellikle Avrupa'da kalabilmek amacıyla Türkiye'deki resmî evliliklerin sona erdirilmesi ve yabancı ülke vatandaşlarıyla yapılan evlilikler, araştırmacı tarafından aile bütünlüğü bakımından olumsuz değerlendirilmiştir. Ağralı bu bağlamda 9 Nisan 1984 tarihli Hürriyet gazetesinden aldığı bir haber kupürüne de atıfta bulunmaktadır.
Kültürel değişmenin yalnız Avrupa'daki ailelerle sınırlı kalmadığı, yaz aylarında izne gelen işçilerin çocukları aracılığıyla Ömeranlı ve Kırklar'a da taşındığı belirtilmektedir. Araştırmacı İsveç'ten gelen çocuklardan öğrenilerek yerel çocukların oynamaya başladığı bir oyunun sözlerini bu kültürel aktarımın örneği olarak kaydetmiştir:
Sisi komplemi[?]
Dati nindo lislip[?]
Dati nindo rop rop
Rop loop[?] lom.
Bununla birlikte Ağralı yurtdışı göçünü yalnız olumsuz sonuçları üzerinden değerlendirmemektedir. İşçi dövizlerinin Türkiye'nin döviz kaynaklarını artırdığını, göçmen ailelerin ekonomik durumlarını güçlendirdiğini, konut standartlarının yükselmesini sağladığını ve bazı sosyal ilişkileri daha iyi koşullara taşıdığını açık biçimde ifade etmektedir.
Araştırmanın nihai temennisi, yurtdışına göçün devlet tarafından daha planlı şekilde ele alınması; göçmenlerin kendi kültürel özelliklerini tamamen kaybetmeden içinde yaşadıkları toplumlarla uyum sağlayabilecekleri bir kültürleşme sürecinin oluşturulmasıdır.
Genel Değerlendirme
1983–1984 Kırklar Yaylası araştırması, yalnızca küçük bir Orta Anadolu yerleşmesinin etnografik tasviri değildir. Çalışmanın bütün verileri birlikte değerlendirildiğinde en az dört tarihsel katmanın eş zamanlı olarak varlığını sürdürdüğü görülmektedir.
Birinci katman, karaçadır, sürü hayvancılığı, devecilik, yaylalar arasında dolaşım ve geniş akrabalık ağlarıyla temsil edilen göçebe geçmişidir.
İkinci katman, kerpiç evlerin yapılması, belirli arazilerin ailelere bağlanması, köy ve mahalle sınırlarının oluşması, okul ve caminin kurulması, tarım arazilerinin kalıcı biçimde işletilmesi ve elektrik gibi altyapı hizmetlerinin yaygınlaşmasıyla şekillenen yerleşik köy toplumudur.
Üçüncü katman, traktör, mibzer, biçerdöver, fenni gübre, kamyon, tanker, taksi, televizyon, PTT ve betonarme konut üzerinden görünür hâle gelen mekanizasyon ve modernleşme sürecidir.
Dördüncü katman ise 1965 sonrasında Avrupa'ya yönelen işçi göçüyle oluşan ulusötesi toplumsal alandır. Batı Almanya, İsveç, Hollanda ve Fransa artık yalnız uzak ülkeler değil; Kırklar'daki hanelerin gelirlerini, evlilik stratejilerini, konutlarını, tüketim biçimlerini, gelecek beklentilerini ve hatta çocuklarının evlilik planlarını etkileyen yeni merkezler hâline gelmiştir.
Bu bakımdan Kırklar Yaylası'nın 1983'teki toplumsal yapısı, “gelenek” ile “modernlik” arasında basit bir karşıtlıktan ziyade, geçmişten kalan kurumların yeni ekonomik ve teknolojik şartlar altında yeniden biçimlendiği çok katmanlı bir dönüşüm süreci olarak değerlendirilmelidir. Tarım ile kamyonculuk, Kürtçe ile Türkçe, sülale dayanışması ile Avrupa bağlantılı evlilik, kerpiç ev ile betonarme yapı, geleneksel aile otoritesi ile yaygınlaşan eğitim aynı tarihsel anda yan yana bulunmaktadır.
Dolayısıyla Ahmet Ağralı'nın 1984 araştırması, Kırklar Yaylası'nın belirli bir tarihsel anını belgelemekle kalmamakta; Ömeranlı topluluğunun göçebe geçmişten yerleşik hayata, oradan da uluslararası emek göçünün şekillendirdiği yeni bir toplumsal düzene geçişinin ayrıntılı bir mikro-tarihini sunmaktadır.
-
49. Dört tarihsel katman (makalenin yorumu)
Ayrıca bakınız
- Kırklar Yaylası 1984 — Ek Tablolar
- Kırklar Yaylası
- Ömeranlı
- Ömeranlı: Tarihsel Oluşum, Toplumsal Yapı ve Çevreyle İlişkiler (1983–1984)
- Bir Köy Çocuğunun Antropolojisi: Kırklar Yaylası Araştırmasının Doğuşu (1984)
- Deveden Tuz Fabrikasına
- Ömeranlı Kabileleri
- Ömeranlı Sülaleleri – Kürtçe Aile Adları
- Orta Anadolu Kürtlerinin Avrupa’ya Göçü
- Kulu Kürtleri
Kaynakça
- ↑ Ahmet Ağralı, Göçebelikten Yerleşik Hayata Geçen Bir Toplum: Kırklar Yaylası, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü, Sosyal Antropolojide Alan Araştırması ve Uygulaması dersi ödevi, Mayıs 1984 (İÜ Merkez Kütüphanesi, demirbaş 58717), basılı s. 8–36 (PDF s. 22–50).
- ↑ Ağralı 1984, basılı s. 8 (PDF s. 22).
- ↑ Ağralı 1984, basılı s. 8–9 (PDF s. 22–23).
- ↑ Bkz. Orta Anadolu Kürt Tarihçiliğinde Tek Kaynaklı İddialar ve Kaynak Hiyerarşisi, zincirler tablosu.
- ↑ Ağralı 1984, basılı s. 9–10 (PDF s. 23–24).
- ↑ Ağralı 1984, basılı s. 10 (PDF s. 24).
- ↑ Ağralı 1984, basılı s. 10–11 (PDF s. 24–25).
- ↑ Ağralı 1984, basılı s. 11–14 (PDF s. 25–28).
- ↑ Ağralı 1984, basılı s. 15 (PDF s. 29).
- ↑ Ağralı 1984, PDF s. 52, Tablo 3 "Hane nüfusu kaç kişi" ve Tablo 4 "Haneyi kimler teşkil eder". Tablolardaki bütün satır ve sütun toplamları tutmaktadır; sayılar tam metindeki dökümle (basılı s. 15) aynıdır.
- ↑ Ağralı 1984, basılı s. 15–17 (PDF s. 29–31).
- ↑ 12,0 12,1 12,2 12,3 Ağralı 1984, PDF s. 51, Tablo 1 "Hane reisi kim" ve Tablo 2 "Konuşulanın hanedeki statüsü" (iki tablo sayıca aynıdır). Hane reisi annelerle ilgili ayrıntılar: basılı s. 15, 16, 18 ve 31.
- ↑ Ağralı 1984, basılı s. 17–20 (PDF s. 31–34).
- ↑ Ağralı 1984, basılı s. 20–22 (PDF s. 34–36).
- ↑ Ağralı 1984, basılı s. 22–28 (PDF s. 36–42).
- ↑ Ağralı 1984, basılı s. 28–31 (PDF s. 42–45).
- ↑ Ağralı 1984, basılı s. 31–33 (PDF s. 45–47).
- ↑ Ağralı 1984, basılı s. 34–35 (PDF s. 48–49).
- ↑ Ağralı 1984, basılı s. 35 (PDF s. 49).
- ↑ Ağralı 1984, basılı s. 36 (PDF s. 50).