Rişvan Aşireti: Revizyonlar arasındaki fark
("= Rışvan Aşireti = Bu bölümde, Rışvan Aşireti’nin tarihteki yeri, Osmanlı idarî sistemi içindeki konumu ve günümüzdeki durumu ele alınmaktadır. İnceleme; aşiretin kökenleri, göçebe yaşam tarzı, iskân politikaları ve Osmanlı Devleti ile ilişkileri çerçevesinde yapılandırılmıştır. == Rışvan Aşireti'nin Kökenleri ve İlk Yerleşimleri == Rışvan Aşireti, kökenleri Güneydoğu Anadolu..." içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu) |
(Parşömen temalı metin kutusu uygulandı (içerik korunarak)) |
||
| (Bir diğer kullanıcıdan 2 ara revizyon gösterilmiyor) | |||
| 1. satır: | 1. satır: | ||
<div style="background-color:#F4ECD8; color:#4A3324; padding:18px; border:1px solid #DCC7A1; line-height:1.75; border-radius:4px;"> | |||
= Rışvan Aşireti = | = Rışvan Aşireti = | ||
| 48. satır: | 49. satır: | ||
Osmanlı döneminde iskâna tâbi tutulan Ömeran Aşireti, günümüzde kültürel açıdan dönüşüme uğramış olsa da tarihsel kimliğini korumaktadır. | Osmanlı döneminde iskâna tâbi tutulan Ömeran Aşireti, günümüzde kültürel açıdan dönüşüme uğramış olsa da tarihsel kimliğini korumaktadır. | ||
Bu bölümde, Rişvan Aşireti'nin tarihteki yerinin önemi ve bugünkü durumu | |||
değerlendirilecektir. Öncelikle, Rişvan Aşireti'nin kökenleri ve | |||
Güneydoğu Anadolu'daki ilk yerleşimleri hakkında bilgi verecektir. Daha | |||
sonra, aşiretin 1515'te Osmanlı egemenliği altına girmesi ve yarı göçebe | |||
hayat tarzı ile ilişkisi açıklanacaktır. Ayrıca, aşiretin XVII. ve | |||
XVIII. yüzyıllarda Hısn-ı Mansur ve Malatya yanı sıra Antep, Maraş, | |||
Sivas, Ankara, Konya, Denizli, Manisa ve İzmir'e kadar yayılması ele | |||
alınacaktır. | |||
Göçebe yaşam tarzının getirdiği adli vakalar ve eşkıyalık, zorbalık, yol | |||
kesme, mala, cana ve ırza saldırı gibi suçlar da değerlendirilecektir. | |||
XVII. yüzyıldan itibaren iskâna tâbi tutulması ve vergi toplama | |||
kaygıları hakkında bilgi verilecektir. Aşiret reisleri ve maden | |||
işletmelerinde hizmetleri ve vergileri ile hazinenin önemli bir gelir | |||
kaynağı olması incelenecektir. | |||
Son olarak, XIX. yüzyılın sonlarına doğru aşiretin dağılması ve | |||
günümüzde Rişvan Aşireti'nin durumu ele alınacak ve sonuç olarak | |||
aşiretin tarihteki yerinin önemi | |||
== Rişvan Aşireti'nin Tarihçesi: Güneydoğu Anadolu'dan Orta ve Batı Anadolu'ya yayılışı== | |||
=== Rişvan Aşireti'nin kökenleri ve Güneydoğu Anadolu'daki ilk yerleşimleri=== | |||
Rişvan Aşireti, Güneydoğu Anadolu bölgesinde kökenlerine dayanan bir | |||
aşirettir. Aşiret, 1515 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından | |||
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin alınmasıyla Osmanlı egemenliği altında | |||
yaşamaya başladı. Aşiret, yarı göçebe bir hayat süren bir aşirettir ve | |||
zamanla Orta ve Batı Anadolu'ya, hatta Rumeli'ye doğru yayılmaya | |||
başladı. Bu yayılma, aşiretin göçebe yaşam tarzının gereği olarak yaylak | |||
ve kışlak yerleri arasında sürekli yer değiştirmesinden kaynaklanmıştır. | |||
Aşiretin ilk yerleşim yerleri arasında Hısn-ı Mansur, Malatya, Antep, | |||
Maraş, Sivas, Ankara, Konya, Denizli, Manisa ve İzmir gibi yerler yer | |||
almaktadır. | |||
=== 1515'te Osmanlı egemenliği altına girmesi ve yarı göçebe hayat tarzı=== | |||
Rişvan Aşireti, 1515 yılında Osmanlı Devleti tarafından Güneydoğu | |||
Anadolu Bölgesi'nin alınması ile Osmanlı egemenliği altına girmiştir. | |||
Aşiret, yarı göçebe bir hayat tarzını benimsemiştir ve yaylak ve | |||
kışlaklar arasında sürekli yer değiştirmiştir. Bu hayat tarzı, aşiret | |||
içi kurumların ve geleneklerin oluşmasına neden olmuş ve aşiret içi | |||
dayanışma ve birlikteliği pekiştirmiştir. Aşiret kültürünü koruyan | |||
birçok aşiret mensubu vardır. | |||
=== XVII. ve XVIII. yüzyıllarda Hısn-ı Mansur ve Malatya yanı sıra Antep, Maraş, Sivas, Ankara, Konya, Denizli, Manisa ve İzmir'e kadar yayılışı=== | |||
Rişvan Aşireti, 1515 yılında Osmanlı Devleti tarafından Güneydoğu | |||
Anadolu Bölgesi'nin alınmasıyla Osmanlı egemenliği altına girdi. Aşiret, | |||
yarı göçebe bir hayat tarzını benimsemişti ve zamanla Orta ve Batı | |||
Anadolu'ya ve hatta Rumeli'ye doğru yayılmaya başlamıştı. XVII. ve | |||
XVIII. yüzyıllarda Hısn-ı Mansur ve Malatya yanı sıra Antep, Maraş, | |||
Sivas, Ankara, Konya, Denizli, Manisa ve İzmir gibi bölgelerde | |||
yerleşmeye başladılar. Aşiret, yaylak ve kışlaklar arasında gidip | |||
gelirken hayvancılık yapmış ve özellikle bölgenin ekonomisinde önemli | |||
rol oynamıştır. Aşiretin bazı kolları, yaylak ve kışlaklarının yanı sıra | |||
bölgede madencilik faaliyetlerinde de yer aldılar. Bu nedenle, Rişvan | |||
Aşireti'nin tarihteki yerinin önemi ve bugünkü durumunun detaylı bir | |||
şekilde incelenmesi gerekir. | |||
=== Göçebe yaşam tarzının getirdiği adli vakalar ve eşkıyalık, zorbalık, yol kesme, mala, cana ve ırza saldırı gibi suçlar=== | |||
Rişvan Aşireti, göçebe yaşam tarzının gereği olarak yaylak ve kışlak | |||
yerleri arasında sürekli yer değiştirmiştir. Bu yaşam tarzı, aşiret | |||
mensuplarının yaylak ve kışlaklara gidip gelirken adli vakalara sebep | |||
olmalarına neden olmuştur. Eşkıyalık, zorbalık, yol kesme, mala, cana ve | |||
ırza saldırı gibi suçlar, aşiret dışı kimselere karşı işlendiği gibi | |||
aşiret mensupları, yolcular ve tüccarlara karşı da yapılmıştır. Bu tür | |||
suçlar devlet tarafından takip edilmiş ve sorumlular cezalandırılmıştır. | |||
=== XVII. yüzyıldan itibaren iskâna tâbi tutulması ve vergi toplama kaygıları=== | |||
Rişvan Aşireti, XVII. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti tarafından | |||
güvenlik ve vergi toplama kaygıları nedeniyle iskâna tâbi tutulmuştur. | |||
Bu politika kapsamında aşiret, belirlenen bölgelerde yerleştirilmiştir. | |||
Ancak aşiret mensuplarının çoğu, iskân edildikleri yerlerde kalmak | |||
istemediği için ya eski yerlerine dönmeye çalışmışlar veya eşkıyalık | |||
yapmışlardır. Bu politikanın sonuçları arasında aşiret mensuplarının | |||
devletle olan ilişkilerinin bozulması, ekonomik sıkıntılar ve sosyal | |||
sorunlar bulunmaktadır. Bu nedenle, iskân politikasının uygulanması | |||
sırasında dikkatli bir şekilde planlanması ve uygulanması gerektiği | |||
sonucuna varılmaktadır. | |||
=== Osmanlı Devleti yöneticileri nezdinde itibarı ve valilik yapan aşiret reisleri=== | |||
Rişvan Aşireti, Osmanlı Devleti yöneticileri nezdinde önemli bir itibara | |||
sahipti. Çok sayıda aşiret reisi Malatya, Maraş, Adana ve Sivas gibi | |||
yerlerde valilik yapmıştır. Bu valilikler, aşiret reislerinin devlet | |||
yöneticileri tarafından güvenilir ve yetkili kişiler olarak | |||
görülmelerini sağlamıştır. Aşiret reisleri, devletin belirlediği | |||
bölgelerde yerleştirilmiş olan aşiret mensuplarının vergi toplama, | |||
güvenlik ve düzenli hizmetler gibi konularda devletin temsilcisi olarak | |||
görev yapmışlardır. Ayrıca, aşiret reisleri madenlerin işletilmesinde | |||
gerekli hizmetleri görürler ve topladıkları vergiler hazinenin önemli | |||
bir gelir kaynağını oluştururdu. | |||
=== Maden işletmelerinde hizmetleri ve vergileri ile hazinenin önemli bir gelir kaynağı olması=== | |||
Rişvan Aşireti, Osmanlı Devleti'nin ekonomik yapısı içinde önemli bir | |||
rol oynadı. Aşiret, maden işletmelerinde hizmetlerini sunarak devlet | |||
hazinesine vergi olarak katkıda bulundu. Bu vergiler, devletin ihtiyacı | |||
olan fonları sağlamak için önemli bir kaynak teşkil etti. Aşiret | |||
üyeleri, maden işletmelerinde çalışarak hem kendi geçimlerini sağladılar | |||
hem de devletin ekonomisini desteklediler. Bu nedenle, Rişvan | |||
Aşireti'nin maden işletmelerindeki rolü önemlidir ve devlet için önemli | |||
bir gelir kaynağı oluşturdu. | |||
=== Eşkıyalık yapan aşiret mensuplarının cezalandırılması ve geri gönderilmeleri=== | |||
Rişvan Aşireti, Osmanlı Devleti döneminde Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde | |||
yerleşik bir aşiret olarak varlığını sürdürmüştür. Aşiret, yarı göçebe | |||
bir hayat tarzı benimsemiş ve Orta ve Batı Anadolu'ya doğru yayılmıştır. | |||
Bu yayılma sürecinde, aşiret mensupları eşkıyalık, zorbalık, yol kesme | |||
ve diğer suçlarla adli vakalara sebep olmuş ve bu tür eylemler devlet | |||
tarafından takip edilmiştir. Osmanlı Devleti, Rişvan Aşireti'ni XVII. | |||
yüzyıldan itibaren iskâna tâbi tutmuş ve vergi toplama kaygıları ile | |||
yerleştirmiştir. Bu iskân politikası, aşiret mensuplarının bazılarının | |||
eski yerlerine dönmeye veya eşkıyalık yapmaya zorlamıştır. Rişvan | |||
Aşireti, Osmanlı Devleti yöneticileri nezdinde önemli bir itibara | |||
sahipti. Çok sayıda aşiret reisi Malatya, Maraş, Adana ve Sivas gibi | |||
yerlerde valilik yapmıştır. Ayrıca aşiret, maden işletmelerinde | |||
hizmetleriyle hazinenin önemli bir gelir kaynağı olmuştur. Sonuç olarak, | |||
Rişvan Aşireti tarihte önemli bir yere sahipti ve Osmanlı Devleti'nin | |||
sosyal, ekonomik ve idari yapısı içinde önemli bir rol oynadı. Ancak | |||
aşiret mensuplarının eşkıyalık ve diğer suçlarla adli vakalara sebep | |||
olmaları, devlet tarafından takip edilmiş ve cezalandırılmıştır. Bu | |||
durum, aşiret mensuplarının geri gönderilmesine de neden olmuştur. | |||
=== XIX. yüzyılın sonlarına doğru aşiretin dağılması ve günümüzde Rişvan Aşireti'nin durumu.=== | |||
XIX. yüzyılın sonlarına doğru, Osmanlı Devleti'nin sosyal, ekonomik ve | |||
idari yapısındaki değişimler sonucu Rişvan Aşireti de etkilenmiştir. | |||
Aşiret reislerinin gücü azalmış, yerleşik hayat tarzını benimsemeye | |||
başlamışlardır. Bu değişimler sonucu aşiret mensupları arasında dağılma | |||
ve ayrılma olayları meydana gelmiştir. Günümüzde Rişvan Aşireti adı | |||
altında bir bütünlük yoktur ve aşiretin mensupları farklı bölgelerde | |||
yaşamaktadır. Ancak hala Rişvan Aşireti'nin tarihi, kültürel ve ekonomik | |||
izleri günümüzde de görülmektedir. Bu aşiretin tarihteki yerinin önemi, | |||
bugünkü durumu ve geleceği konusunda daha ayrıntılı bir araştırma | |||
yapılması gerekmektedir. | |||
=== Rişvan Aşireti'nin alt kollari=== | |||
Rişvan Aşireti, zaman içinde birçok alt kol oluşturmuştur. Bu alt | |||
kollar, aşiretin yerleştiği bölgedeki coğrafi ve sosyal faktörler | |||
nedeniyle oluşmuştur. Örneğin, Hısn-ı Mansur bölgesinde yaşayan alt kol, | |||
farklı bir yaşam tarzına sahip olabilir ve farklı ekonomik faaliyetlerde | |||
bulunabilir. Aynı şekilde, Malatya bölgesinde yaşayan alt kol, farklı | |||
bir sosyal yapıya sahip olabilir ve farklı kültürel gelenekleri | |||
benimseyebilir. Bu alt kollar, aşiretin genel yapısını ve işleyişini | |||
etkileyebilir ve devlet yöneticileri tarafından farklı şekillerde | |||
yönetilir. Bu nedenle, Rişvan Aşireti'nin alt kollarının tarihsel ve | |||
sosyal özellikleri, aşiret hakkında daha derin bir anlayış kazandırmak | |||
için önemlidir. | |||
== Göçebe Yaşam Tarzı: Yaylak ve Kışlaklar arasındaki sürekli yer değiştirmeler== | |||
Rişvan Aşireti, yarı göçebe bir hayat tarzı süren bir aşirettir. Bu | |||
nedenle, aşiret mensupları yaylak ve kışlak yerleri arasında sürekli yer | |||
değiştirmektedir. Yaylaklar, yaz ayları için kullanılan ve hayvanların | |||
otlatabileceği yerlerdir. Kışlaklar ise, kış ayları için kullanılan ve | |||
aşiret mensuplarının konaklayabileceği yerlerdir. Bu sürekli yer | |||
değiştirmeler, aşiret mensuplarının hayatlarının önemli bir parçasıdır | |||
ve göçebe hayat tarzının bir gereğidir. Aynı zamanda, bu sürekli yer | |||
değiştirmeler aşiret mensuplarının adli vakalara sebep olmasına da neden | |||
olmuştur. | |||
== Iskân Politikası: Güvenlik ve vergi toplama amacıyla yapılan iskânlar ve sonuçları== | |||
Rişvan Aşireti, Osmanlı Devleti tarafından güvenlik ve vergi toplama | |||
amacıyla iskân edilmiştir. Bu iskân politikası, aşiretin yerleştiği | |||
bölgelerde düzenli vergi toplama ve güvenlik sağlama amacını taşımıştır. | |||
Ancak aşiret mensuplarının bazıları iskân edilmek istememiş veya eski | |||
yerleşim alanlarına geri dönmek istemişlerdir. Bu durum, aşiret | |||
mensuplarının eşkıyalık yapmasına veya devlet güvenliğini tehlikeye | |||
atmasına sebep olmuştur. Sonuç olarak, iskân politikası aşiretin | |||
yerleşim alanlarını değiştirmiş ancak aynı zamanda aşiret mensuplarının | |||
devletle olan ilişkilerini etkilemiştir. | |||
== Rişvan Aşireti'nin Kültürel Mirası: Aşiret içi kurumlar, gelenekler ve inançlar== | |||
Rişvan Aşireti kültürü, yıllarca göçebe yaşam tarzının etkisiyle | |||
oluşmuştur. Aşiret içi kurumlar, yaylak ve kışlaklar arasındaki sürekli | |||
yer değiştirmelerde hayatın devam etmesini sağlamak için oluşmuştur. | |||
Örneğin, aşiret reisleri, aşiret mensuplarının lideri olarak görev | |||
yaparlar ve aşiret içi sorunları çözmek için yetkili olurlar. Aşirette, | |||
gelenekler ve inançlar da önemlidir. Örneğin, aşiretteki kadınlar, | |||
hayvanların bakımını ve yerleşim yerlerinde ev işlerini yürütmekle | |||
sorumludur. Ayrıca, aşiretteki erkekler de hayvanların korunması ve | |||
avlanması gibi görevleri yerine getirir. Bu kurumlar, gelenekler ve | |||
inançlar, aşiret içi bir arada kalmayı sağlar ve aşiret mensuplarının | |||
ortak bir kimlikleri vardır. | |||
== Sonuç ve Değerlendirme: Rişvan Aşireti'nin tarihteki yerinin önemi ve bugünkü durumu== | |||
Rişvan Aşireti, Osmanlı Devleti'nin sosyal, ekonomik ve idari yapısı | |||
içinde önemli bir yere sahipti. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin | |||
alınmasıyla Osmanlı egemenliğinde yaşamaya başlayan aşiret, yarı göçebe | |||
bir hayat sürdü ve zamanla Orta ve Batı Anadolu'ya ve hatta Rumeli'ye | |||
doğru yayılmaya başladı. | |||
Aşiret, göçebe yaşam tarzının gereği olarak yaylak ve kışlak yerleri | |||
arasında sürekli yer değiştirmiştir. Bu yaşam tarzı, eşkıyalık, | |||
zorbalık, yol kesme, mala, cana ve ırza saldırı gibi çok sayıda adli | |||
olaya sebep olmuştur. Devlet, bu tür suçları takip etmiş ve sorumluları | |||
cezalandırmıştır. | |||
Iskân politikası ile, aşiret güvenlik ve vergi toplama amacıyla | |||
yerleştirilmiştir. Ancak bazı kolları, iskân edilen yerlerde kalmak | |||
istemeyerek eski yerlerine dönmeye çalışmış veya eşkıyalık | |||
yapmışlardır. | |||
Rişvan Aşireti, Osmanlı Devleti yöneticileri nezdinde önemli bir itibara | |||
sahipti. Aşiret reisleri, valilik gibi önemli görevlerde yer almış | |||
== note== | |||
Kürdlerin Anadolu'ya iskanı farklı zaman dilimleri içinde | |||
gerçekleşmiştir. Göçün tarihi, kapsamı ve coğrafi konumlanışı, bizi | |||
böyle bir yargıya götürmektedir. Bu yazının konusu Reşî'ler ve | |||
gelişmeleri bu eksen üzerinden ele alınacaktır. Bu belirlemelere | |||
dayanarak, Reşî'lerin Anadolu'daki macerasına bakabiliriz. Öncelikle, | |||
coğrafi konumlarına bir göz atalım. | |||
=== Coğrafik Durum=== | |||
Reşî aşiretinin çoğunlukla Ankara-Konya-Kırşehir il sınırları içindeki | |||
kırsal ve ovalık alanlara yerleştirildiğini belirtmiştik. Aşiret | |||
kolları, belirli noktalarda koloniler şeklinde yoğunlaşmıştır ve coğrafi | |||
olarak Haymana, Kulu, Cihanbeyli ve Malya ovalarına serpilmiştir. Aşiret | |||
kolları, Xelîkan, Omeran, Sefîkan, Çelîkan ve Nasirî (bazıları) olmak | |||
üzere Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde yer almaktadır. Nasirî, Sefîkan, | |||
Bilikan aşiretleri Ankara'nın Haymana, Koçhisar ve Gölbaşı ilçelerinde | |||
yer almaktadır. Kırşehir'de ise Berketî, Oxçîyan, Şêxbilan, Mifîkan, | |||
Molikan ve Bilikan aşiret kolları, Çiçekdağ, Boztepe, Akçakale, Kaman ve | |||
merkez ilçelerine bağlı köylerde iskan edilmiştir. Tüm bu aşiret kolları | |||
hakkında daha geniş bilgi tabloda yer almaktadır. | |||
=== GÖÇÜN TARİHİ=== | |||
Reşîlerin Anadolu'ya göçleri çeşitli zaman dilimleri içerisinde | |||
gerçekleşmiştir. Göçün tarihi, kapsam alanı ve coğrafik konumlanışı | |||
hakkında yapılan araştırmalar, Reşîlerin Anadolu'nun | |||
Ankara-Konya-Kırşehir illerinde, özellikle de Haymana, Kulu, Cihanbeyli | |||
ve Malya ovalarına yerleştiklerini göstermektedir. Bu aşiret kolları, | |||
ilçeler bazında da belirli noktalarda yoğunlaşmıştır. Reşîlere bağlı | |||
Xelîkan, Omeran, Sefîkan, Çelîkan ve bir bölümü Nasirî kolları, | |||
Konya'nın Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde bulunmaktadır. Nasirî, Sefîkan | |||
ve Bilikan aşiretleri ise Ankara'nın ilçeleri Haymana, Koçhisar ve | |||
Gölbaşı sınırları içinde yaşamaktadır. Kırşehir'de ise Berketî, Oxçîyan, | |||
Şêxbilan, Mifîkan, Molikan ve Bilikan aşiret kolları Çiçekdağ, Boztepe, | |||
Akçakale, Kaman ve merkez ilçesine bağlı köylerde iskan olmuşlardır. | |||
Reşîlerin Anadolu'ya göçleri öncesinde Antep-Maraş-Adıyaman kesişme | |||
noktalarında yarı yerleşik bir şekilde yaşadıkları bilinmektedir. Ancak, | |||
göç öncesindeki durumları tam olarak netleşmemiştir. Reşîlerin İran'ın | |||
kuzeyindeki Horasan bölgesi ile ilişkileri ise halen araştırılmaktadır. | |||
Reşîlerin yaşam biçimleri ve ekonomik ilişkileri, yerleşik ancak hareket | |||
halinde olan aşiretler kategorisinde değerlendirilmelidir. Sürekli konar | |||
ve göçer halde olan gezgin aşiretler kategorisine girmemektedirler. | |||
=== Yaşam Biçimleri=== | |||
Reşîler, hayvanlarının geniş otlak alanlarına ihtiyaç duymalarından | |||
dolayı göçebe hayatı yaşamalarına rağmen, çiftçilik ve tarımla da | |||
uğraştıkları bilinmektedir. Ancak, besicilik asıl geçim kaynağıdır ve | |||
özellikle koyun besiciliği önemlidir. Kapalı bir iktisadi sistemleri | |||
vardır ve kendi kendilerine yetebilen topluluklar olarak görülürler. | |||
Ayrıca, sahip oldukları hayvanlardan çeşitli şekillerde yararlanırlar, | |||
el dokuması giyim eşyaları, kilim, çuval, heybe vb. üretirler. Reşî | |||
halılarının ve kilimlerinin tarihteki ünü de ayrıca belirtilmelidir. | |||
Reşîler, hayvancılık faaliyetleriyle uğraşmakla birlikte, yerleşik | |||
toplumlara özgü tarım ve çiftçilikle de meşgul oldukları bilinmektedir. | |||
Ancak esas geçim kaynakları, özellikle koyun besiciliği alanında | |||
faaliyet göstermeleridir. Kendi kendilerine yetebilen topluluklarda | |||
sıklıkla rastlanan kapalı iktisadi sistem, Reşîlerde de mevcuttu. Sahip | |||
oldukları hayvanları, giysi, kilim, çuval gibi eşyaların yapımında | |||
kullanmak için kullanırlardı. Reşî halılarının ve kilimlerinin tarihteki | |||
ünü ayrıca belirtilmelidir. Reşîler ayrıca canlı hayvan ve et ticareti | |||
yaparak, İstanbul'un et ihtiyacının karşılanmasında önemli bir yere | |||
sahip olmuşlardır. 1540 yılındaki kayıtlarda Reşîlerin, 4 aşiret içinde | |||
2 milyona yakın koyunu elinde bulundurdukları belirtilmiştir. Reşîler, | |||
diğer ihtiyaçlarını ise ürünlerini takas yoluyla değiştirerek | |||
karşılamışlardır. Koyun, keçi, at, deve ve hatta katırları pazara | |||
sürerek ihtiyaçlarını gidermişlerdir. Alışverişin yapıldığı yerlerde | |||
pazarlar kurulur ve Reşîler bu yolla önemli bir gelir elde ederlerdi. | |||
Reşîler, sürülerinin otlak bulma kaygısı ile Yazlak ve Kışlak arasında | |||
hareket ederlerdi. Yazlakta genellikle besicilik, Kışlakta ise çiftçilik | |||
yaparlardı ve genellikle geri dönüş noktaları Kışlakta inşa ettikleri | |||
evlerdi. Baharın ilk aylarında karlar erimeye başladığında, Fırat | |||
nehrinin kıyılarından Sivas-Kayseri arasındaki Uzunyayla'ya, | |||
Çukurova'nın iç kısımlarına, Suriye Çölü'ne ve hatta Konya, Haymana ve | |||
Kırşehir ovalarına kadar geniş bir coğrafyada hareket ederlerdi. | |||
Görüldüğü gibi, ziyaret edilen yerler bazen yakın, bazen uzaktı ve | |||
genellikle mevsimsel olarak yapılırdı. İhtiyaç duydukları eşyaları at, | |||
deve ve katırlara yükleyerek terkedilmiş, harabe ve eski yerleşim | |||
bölgelerine yakın yerlerde çadırlarını (Kon) kurarlar ve orada | |||
kalırlardı. Reş adı verilen bu çadırlar, koyun ve keçi yününden yapılan | |||
keçelerin birleştirilmesiyle yapılırdı. Ayrıca, kısa bir sürede | |||
kurulabilen ve sökülebilen pratik çadırlardı. | |||
Yayla ve kışlaklara gitmek için öncelikle bölgenin valisi tarafından | |||
verilen izin alınırdı. Her aşiret kolunun, izin belgesinin sınırları | |||
içinde hareket etmesi ve çevreye zarar vermemesi için teminat belgesi | |||
imzalaması gerekirdi. Aşiret ve cemaatlerin başında bir beg bulunurdu. | |||
Bu begler, ileri gelenlerin ve ihtiyarların kanaatleri alınarak eyalet | |||
valisi tarafından atandı ve beylik beratı adı verilen belge ile | |||
görevlerine başlardı. Ancak Reşîlerde beglerin seçimi farklıydı, | |||
kendileri seçim yapar ve eyalet valisi tarafından onaylanırdı. | |||
Beg ailesi ve İhtiyarlar Meclisi ile birlikte aşiret aristokrasisini | |||
oluşturan Torin kastı, Reşî toplumunda yer alıyordu. Beg ailesiyle | |||
çoğunlukla akrabalık bağı olan Torinler, istedikleri kişiyi seçme | |||
yetkisine sahipti. Aynı zamanda, Osmanlı'nın Balkanlar'da Slav kökenli | |||
milletlere uyguladığı Voyvodalık kurumuna da sahip oldular. Bu sayede, | |||
merkeze karşı kısmi sorumluluklarının yanında yarı otonom bir statü | |||
kazandılar ve kendi kendilerini yönetme imkanı buldular. | |||
=== STATÜLERİ=== | |||
Reşîler, Osmanlı toplumunda Tımar, Zeamet ve Has Reaya olarak | |||
sınıflandırılmışlardır. Has Reaya statüsünde oldukları için Üsküdar'daki | |||
Valide Sultan Vakfı'na bağlıydılar ve merkezle ilişkileri bu vakıf | |||
üzerinden yürütülürdü. Ödedikleri vergiler de doğrudan bu vakfın | |||
kasasına giderdi. Reaya vergileri kapsamında Bennak ve Mücerred | |||
vergilerini öderlerdi. Bennak, arazisi olmayan evli bir kişiden alınan | |||
ve tam veya yarım çifti olan vergi türüydü. Ederi 12 akçe idi ve ekini | |||
olan Bennak vergisi için ise 17. yüzyıldan sonra 18 akçe kuruş | |||
alınmıştır. | |||
=== SÜRGÜN VE İLK İSKAN GİRİŞİMLERİ=== | |||
16. yüzyılın sonlarına doğru, yarı yerleşik ve konar-göçer aşiretler, | |||
büyük değişimler ve yaptırımlarla karşı karşıya kaldı. 1650'lerde | |||
kaybedilen savaşlar ve iç isyanlar nedeniyle imparatorluğun bünyesinde | |||
büyük bir bozulma ve karışıklık yaşandı. Binlerce yerleşim yeri harap | |||
oldu ve terk edildi. Mali ve askeri sıkıntılar arttı, merkezi ve yerel | |||
otorite tanınmaz hale geldi. Bu mali ve askeri krizden çıkmak ve ele | |||
geçirilemeyen aşiretleri sindirmek için yönetim, kapsamlı çözümler | |||
üzerinde çalışmaya başladı. Bu çözümlerin en önemlisi, yerleşim | |||
politikasıydı. 1691'de Fazıl Mustafa Paşa döneminde, geniş bir yerleşim | |||
politikası uygulandı. Osmanlı, kurulduğu günden beri bu tür politikalara | |||
aşinaydı. | |||
Yani, iskan politikasına Osmanlı İmparatorluğu yabancı değildi. Uzun | |||
yıllara dayanan bir deneyimi vardı. Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşa | |||
döneminde alınan iskan teşebbüsü kararı, beş ana bölgeyi kapsıyordu. O | |||
zamanki deyimle, bu beş eyaletin sınırları içinde gerçekleşen bir iskan | |||
teşebbüsüydü. Bu eyaletler şunlardı: A. Rakka ve Halep eyaletleri içinde | |||
bulunan bölgelere iskan B. Hama ve Humus sancağına iskan C. Anadolu | |||
Eyaleti ve topraklarına iskan D. Adana Sancağı'nda Ayaş Berendi ve Kınık | |||
kazaları bölgesine iskan E. Bozok sancağına iskan. | |||
Özellikle Rakka ve Halep eyaletleri içerisinde bulunan bölgelere yapılan | |||
iskan, Reşî aşiretinin bazı kollarını da kapsıyordu. Verilen ferman ise, | |||
hangi aşiretin nereye yerleştirileceği ve nasıl iskana tabii tutulacağı | |||
konusunda oldukça açık bir içeriğe sahipti. Aşiretlerin isimleri tek tek | |||
belirtilerek en ince ayrıntısına kadar bilgi verilmişti. Bu, Osmanlı'nın | |||
bu tür konularda oldukça hazırlıklı olduğunu göstermektedir. Şimdilik, | |||
konunun dağılmaması için aşiret listelerine girmeyeceğiz ancak ileride | |||
ele alabiliriz. | |||
İskan teşebbüsü, Osmanlı İmparatorluğu'nun 16. yüzyılın sonlarına doğru | |||
karşı karşıya kaldığı ciddi mali ve askeri krizin sonucu olarak ortaya | |||
çıkmış bir politikadır. Binlerce yerleşim merkezi harap olmuş, sakinleri | |||
tarafından terk edilmişti. Mali ve askeri sıkıntılar yüz yüze kalmış, | |||
merkezi ve yerel otorite yer yer tanınmaz hale gelmişti. Bu krizden | |||
çıkmak ve ele avuca gelmeyen aşiretleri sindirmek amacıyla, Osmanlı | |||
yönetimi kapsamlı çözümler üzerine düşünmeye başlamıştır. Bu çözümlerin | |||
en önemlisi, iskan siyasetidir. İskan politikasına yabancısı olmayan | |||
Osmanlı İmparatorluğu, yüzyıllara dayanan bir tecrübeye sahipti. | |||
1691 yılında Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşa döneminde alınan kararla | |||
birlikte, etki alanı oldukça geniş bir iskan politikası yürürlüğe | |||
sokuldu. Osmanlı'nın bu tür politikalara aşina olduğu göz önüne | |||
alındığında, iskan teşebbüsü görece kolay bir şekilde hayata geçirildi. | |||
Beş ana bölgeyi kapsayan iskan teşebbüsü, ayrıntılı bir şekilde | |||
planlandı. | |||
Ferman ile belirlenen şu üç ana madde, iskan teşebbüsünün asıl amacını | |||
ortaya koymaktadır: | |||
Devlet tarafından kontrol edilmesi zor asi grupların Suriye'deki Arap | |||
Bedevilerine karşı bir güvenlik unsuru olarak set fazifesini görevini | |||
sağlamaları. Harap ve boş iskan merkezlerinin yeniden canlandırılması. | |||
Konar-Göçer hayat tarzlarından dolayı yerleşik halka zarar veren ve yer | |||
yer kontrol edilemeyen aşiretlerin ıslahı. Osmanlı İmparatorluğu'nun | |||
iskan politikası, sadece aşiretleri sindirmek değil, aynı zamanda | |||
imparatorluğun içinde bulunduğu krizden çıkmak ve yeniden toparlanmak | |||
için de bir fırsat sunmuştur. | |||
Yukarıda bahsettiğimiz iskan teşebbüsü fermandaki kararlara göre, | |||
Reşîlerin belirli kollarının Kuzey Suriye'de yerleşik hayata geçirilmesi | |||
zorunlu kılınmıştır. Fermanın yayınlanmasına neden olan Suriye bölgesi, | |||
özellikle Kuzey ve Batı Suriye toprakları, Reşîler için yabancı değildi. | |||
Bu bölgeleri eskiden beri yazlık olarak kullanıyorlardı ve özellikle | |||
Kuzey (Rakka Eyaleti) ve Beli nehrinin kıyılarına düzenli bir biçimde | |||
gider gelirlerdi. Ancak bölgedeki değişimler doğal olarak onları da | |||
etkiledi. | |||
Suriye bölgesi, 1516 yılına kadar merkezi Kahire'de olan Memluk | |||
Sultanları'nın hakimiyeti altındaydı. Ancak Yavuz Sultan Selim'in | |||
Mısır'ı ele geçirmesiyle bu hakimiyet Osmanlılara geçti. Memluk | |||
Sultanları, bölgeyi bazı Arap aşiretlerinin kontrolüne bırakarak emirlik | |||
kurumu adı altında yönetmişlerdi. Otonom bir statüye sahip olan bu | |||
emirlikler, bir anlamda Memluk Sultanları'nın yerel temsilcileri | |||
konumundaydılar. Osmanlı ilk dönemde bu ilişkileri olduğu gibi devam | |||
ettirdi. | |||
Zamanla, Osmanlı hükümeti, siyasi gelişmelere paralel olarak, Arap | |||
emirlikleriyle olan ilişkilerinde değişiklikler yaptı. İki taraf | |||
arasında karşılıklı güvensizlik ve çıkar çatışmaları başladı ve bu durum | |||
zamanla iyice kötüleşti. Sonuçta, Osmanlı yönetimi Arap emirlikleriyle | |||
uzun vadede çalışmanın ve kontrolün sağlanmasının mümkün olmadığına | |||
karar verdi. 1585 yılında, Şam vilayeti ve çevresindeki Arap | |||
aşiretlerine karşı bir cezalandırma hareketi başlatıldı. Bölgedeki tüm | |||
aşiret liderleri ve ileri gelenleri tutuklanarak İstanbul'a esir olarak | |||
gönderildi. Bu hareket sonuç vermeyince, Osmanlı hükümeti farklı arayış | |||
ve çözümler için yola koyuldu. | |||
Halep eyaletinin kuzey batısında bulunan Kürd aşiretleri ve Reşî ler, | |||
Kilis Voyvodalığı adı altında yönetilmekteydi. Osmanlı yönetiminin | |||
Balkanlarda uyguladığı Voyvodalık kurumu, Kürdlerin yaşadığı topraklarda | |||
da geçerliydi ve Reşî ler kendi yaşam alanlarında bu kurumun etkisi | |||
altında kalmaktaydılar. | |||
Osmanlı belgelerinde Kürd Livası olarak geçen Liva-i Ekrad, Maraşlı | |||
Reşwanzadelerin yönetimindeydi ve belgelerde Liva-i Ekrad olarak | |||
anılıyordu. Reşwanzadeler, 18. yüzyıldan itibaren valilik düzeyinde bir | |||
güce sahip olmuştu ve diğer Kürd aşiretlerinin liderleri | |||
durumundaydılar. Görevleri, yönetim işlerinin yanı sıra aşiret | |||
üyelerinin tespit edilmesi, vergi kayıtlarının tutulması, düzen ve | |||
güvenliğin sağlanması ve imparatorluğun ihtiyacı olduğunda | |||
kullanılabilecek süvari alaylarının oluşturulmasıydı. Reşwanzadeler, | |||
merkeze göreceli bir bağlılık düzeyinde otonom bir tarzda yönetim | |||
görevlerini yürütüyorlardı. | |||
Bu ilişkilerin yürütülmesi için Üsküdar'daki Valide Sultan Vakfı devreye | |||
giriyordu. İskan listesinde Reşîlerin de yer aldığı anlaşılınca, birçok | |||
kez delegasyonlar İstanbul'a gitmiş, aracılar vasıtasıyla karar | |||
değiştirilmeye çalışılmıştır. | |||
1691 yılında yürürlüğe sokulan mecburi iskan kararı sadece Kilis | |||
Voyvodalığına bağlı olan Reşî aşiret kollarını değil, Sivas ve | |||
Diyarbakır eyaletleri sınırları içinde bulunan diğer kolları da | |||
kapsıyordu. Ancak dikkat çekici olan nokta, özellikle iki aşiretin | |||
isminin fermanın altı çizilerek belirtilmesiydi: Reşîler ve Avşarlar. | |||
Bu olayların sonucunda, Reşîler genel bir iskan siyasetiyle yaşam | |||
merkezlerinden kopartılarak, geçmişte sürülerini otlatmak için | |||
gittikleri Suriye çöllerine yerleştirildi. 1700'lerin başından itibaren | |||
başlayan ve 1860'lara kadar süren bu dönem, tam bir buçuk yüzyıl süren | |||
bir çalkalanma döneminin başlangıç evresi olarak kabul edildi. | |||
Bu süre boyunca, Reşî ler arasında kaçışlar, yeni sürgün edilişler ve | |||
gidiş gelişler yaşandı. Bazı kollar, fırsatını bulduklarında geri | |||
dönerken, diğerleri ise gitmeyi hiç düşünmediler. Otorite boşluğundan | |||
yararlanarak kalanlar da vardı. Ancak bazıları bu bölgeyi hiçbir zaman | |||
benimsemedi. Coğrafyanın besicilik için uygun olmaması ve Arap | |||
aşiretlerinin sürekli saldırıları, gitmek istememenin başlıca nedenleri | |||
arasındaydı. | |||
1815 yılına gelindiğinde, Beni-Said aşireti önderliğindeki Arap | |||
aşiretleri bölgeye saldırarak ciddi tahribatlara sebep oldu. Yakılan ve | |||
yıkılan yerleşim yerleri nedeniyle bölge neredeyse yaşanmaz hale geldi. | |||
Mecburi iskana tabi tutulan yarı gönüllü aşiretler, Osmanlı yönetiminin | |||
"kalın ve direnin, yerinizden ayrılmayın" gibi emirlerine uygun | |||
davranmadılar. Bunun yerine, geçmişte kışlak olarak kullandıkları | |||
Çukurova, Sivas-Uzunyayla ve Anadolu'nun iç kesimlerine doğru göç etmeye | |||
başladılar. | |||
1830 yılında Sivas eyaletinde bulunan Reşî aşiretleri, aşiret konumundan | |||
çıkma yoluna gitmeyerek eski yaşam alanlarına geri döndüler. Merkezi | |||
yönetim bu duruma çözüm bulmak amacıyla aşiretlerin başına bir sorumlu | |||
tayin etme usulüne başvurdu. Aşiretlerin daha iyi kontrol edilebilmesi | |||
amaçlanmıştı. Konya ve Ankara civarlarında kışlayan aşiretlere de benzer | |||
şekilde sorumlular tayin edildi. Bu sorumlular genellikle aşiret | |||
mensupları arasından seçiliyor ve belirli ünvanlar (Mala Kûrk, Berat, | |||
Mühür) verilerek devletin sorumluluğuna ortak ediliyordu. | |||
1842 yılında, aşiretlerin resmi bir statüsü yoktu ve belirsizlik | |||
hakimdi. Bu duruma bir çözüm getirilmesi gerekiyordu. Bu nedenle, | |||
aşiretlerin yazlık ve kışlık için farklı yerlere gitmelerine gerek | |||
kalmadan, bulundukları sancak ve kaza geniş topraklarda iskan edilmeleri | |||
ve ihtiyaçlarının karşılanması yolu önerildi. Boşta kalan topraklar ve | |||
tarlalar aşiretlere tahsis edildi ve ziraat ile uğraşmaları teşvik | |||
edildi. Bursa, Sivas, Ankara, Konya ve Aydın eyaletleri bu uygulamaya | |||
öncülük etti. Buna karşı çıkanlar ise asker kullanmak suretiyle zor | |||
kullanılarak çözüme dahil edildi. | |||
Yeni köylerin yanı sıra mevcut köylerin içine dağıtılmak suretiyle de | |||
iskan edilen aşiretler için, Reşî ve Avşarların mümkün mertebe toplu | |||
halde bulunmalarına özen gösterildi. Bu amacın yerine getirilmesi, yerel | |||
yöneticilere gönderilen yazılı emirlerde de özellikle belirtilmişti. | |||
Yani, Reşîler ve Avşarlar toplu şekilde iskan edilmemeleri için | |||
tedbirler alınmıştı. | |||
=== Fırka-i Islahiye=== | |||
Çukurova bölgesi, Kozan Dağı ve Kürd Dağı etrafında hüküm süren isyan ve | |||
karışıklık, iskânları gerçekleştiremeyen aşiretlerin durumu, devlet | |||
yetkilileri tarafından yeniden ele alındı. İlk iş olarak, geniş bir | |||
komisyon kuruldu ve bu komisyona "Fırka-i Islahiye" adı verildi. | |||
Komisyon, bir askeri birliğin emrine verildi. Padişah Abdülaziz | |||
(1861-1876) döneminde kurulan bu ordu, yedi Balkan taburu, bir Girit | |||
askeri taburu, Hassa ikinci süvari alayından bir tabur ve diğer | |||
gruplarla birlikte on beş piyade, iki alay süvari ve 500-600 | |||
Çerkez-Gürcü atlılardan oluşuyordu. | |||
Fırka-i Islahiye, özellikle Çukurova bölgesindeki isyan ve karışıklık | |||
yataklarının kontrol altına alınması amacıyla kurulan bir komisyondur. | |||
İskanı başarısız olan aşiretlerin durumunun yeniden ele alınması | |||
sonrasında oluşturulan bu birlik, Padişah Abdülaziz döneminde | |||
kurulmuştur. İskenderundan Sivas Eyaleti hududuna kadar olan geniş bir | |||
bölgede görevlendirilen birlik, 1 tabur Girit askeri, yedi Balkan | |||
taburu, Hassa ikinci süvari alayı, 15 piyade, 2 alay süvari ve 500-600 | |||
Çerkez-Gürcü atlıdan oluşuyordu. Derviş Paşa ve Ahmet Cevdet Paşa'nın | |||
başında yer aldığı bu birlik, askeri sevk ve idare, şiddet kullanımı, | |||
bölgedeki halkın devlet varlığını hissetmesi, karşı çıkan aşiret ve aile | |||
liderlerinin bölgeden çıkarılması, ıslah edilen yerlerin devlet | |||
yönetimine uygun şekilde teşkilatlandırılması, vergilerin azaltılması ve | |||
tapusuz arazilere tapu verilmesi gibi konularda yetkili kılınmıştır. | |||
Fırka-i Islahiye birlikleri, 1865 yılında vapurla İskenderun limanına | |||
indirilirken bir genel af ilan edildi. İlerleyen dönemde, gönüllü olarak | |||
iskan olmaya karar veren aşiretlerin önde gelenlerini tanıyan şahıslar | |||
tayin edildi ve bir genel toplantı düzenlendi. Bu toplantıda, devletin | |||
niyeti açıkça ifade edildi ve aşiretlerin eski hareket tarzlarının | |||
yasaklandığı, yerleşik hayata geçmelerinin istendiği bildirildi. Karşı | |||
çıkanlar için ise mevcut ordu (Fırka-i Islahiye) tarafından gerekli | |||
müdahale yapılacağı açıkça ifade edildi. Birçok aşiret bu koşulları | |||
kabul etmek zorunda kaldı, kabul edenler arasında Reşîler de yer aldı. | |||
Her kol, bulunduğu eyalet sınırları içinde iskan edilecekti. | |||
Fırka-i Islahiye'nin çalışmaları sonucunda bölgedeki aşiret sorunlarına | |||
bir çözüm getirildi. Bu kapsamda Kerkütlü, Çerçili, Hanagzi, | |||
Türtbahçesi, Egintili, Keferdiz Nahiyeleri ve Dumdum ovası aşiretleri | |||
birleştirilerek yeni bir kaza oluşturuldu. Buraya, Fırkanın isminden | |||
esinlenilerek Islahiye adı verildi. 1866 yılında, kaza merkezi olarak | |||
aynı adla bir kasaba da kuruldu ve Delikanlı ile Çelikanlı | |||
aşiretlerinden yüzer hane buraya yerleştirildi. Ardından, Islahiye | |||
Sancak Merkezi olmak üzere Izziye, Hassa ve Bulanık kazaları | |||
birleştirilerek Maraş Mutasarrıflığına bağlı bir kaymakamlık teşkil | |||
edildi. Bu sayede Gavur dağlarının en önemli aşiretleri sindirilerek | |||
iskan edildi. | |||
Anadolu'nun üç büyük şehrindeki aşiret kollarının bir bölümünün, Derviş | |||
Paşa, Ahmet Cevdet Paşa ve sonrasında halefi olan Kürd İsmail Paşa ile | |||
yapılan görüşme ve anlaşmalar sonucu bugünkü yerleşim yerlerine | |||
yerleşmeyi kabul ettikleri düşünülmektedir. Mevcut verilere göre, Sivas | |||
valisinin etkileri ve Islahiye fermanının sonuçlarına göre iskanın | |||
gerçekleştiği belirtilmektedir. | |||
Reşîlerin Anadolu'daki önemli bir kısmı, yapılan anlaşmalar sonucu | |||
bölgeye gelmiş ve yerel yöneticilerle görüşmelerde bulunmuştur. Alınan | |||
karar sonucunda aşiretlerin bulundukları eyaletin sınırları içerisinde | |||
kalmaları ve yerleşik hale gelmeleri kabul edilmiştir. Diğer yandan, | |||
yerlerini değiştirmek isteyenlere, vali tarafından Mürur Tezkiresi | |||
verilmesi şartı ile kefil gösterilmeye başlanmıştır. Yani, aşiret ileri | |||
geleni ile vali arasında yapılan mutabakat sonucu, aşiretler yeni | |||
alanlarına yerleştirilmişlerdir. | |||
Reşîlerin göç macerası, bir takım ara kaymalar ve geri dönüşlerle | |||
karşılaşsa da, belirli bir zaman dilimi içerisinde Ankara, Konya ve | |||
Kırşehir illeri sınırları içerisine yerleşmeyi başardılar. Farklı aşiret | |||
kollarının farklı zamanlarda yerleştiğini de belirtmek gerekir. Genel | |||
anlamda iskanın bu şekilde oluştuğunu tahmin ediyoruz. Bundan sonra, | |||
farklı bölgelere yerleşen aşiretlerin yerel yöneticilerle yaptıkları | |||
görüşmeler ele alınacaktır. Ancak, henüz işin başında olduğumuzu ve | |||
zamanla tarihimizle ilgili daha net bilgiler elde edeceğimizi | |||
unutmamalıyız. | |||
=== Sonuç=== | |||
Sonuç olarak, Reşîler Anadolu'nun üç büyük şehri olan Ankara, Konya ve | |||
Kırşehir il sınırları içerisinde yerleşik haldedirler. Bu yerleşim | |||
süreci 1791'den 1893'e kadar uzanan bir dönemi kapsamaktadır. Ayrıca, | |||
Antep-Adıyaman-Maraş üçgeninde, Anadolu ve Kürdistan'ın kesişme ve temas | |||
noktalarından birinde yaşamaktaydılar. | |||
Konar-Göçer hayatı sürmelerine rağmen, Reşîler yerleşik bir hayat | |||
sürdüler. Yazlık ve kışlık bölgeler arasında besicilik faaliyetleri | |||
nedeniyle hareket halindeydiler, ancak her zaman geri döndükleri merkez | |||
Kilis Voyvodalığı idi. Vergilerini ödemek için Topkapı ve Yıldız | |||
saraylarındaki harem dairesine ve Üsküdar'daki Valide Sultan Vakfı'na | |||
yardım amacıyla kurulan hayır kurumlarına öderlerdi. | |||
1691 yılında çıkarılan ferman gereği, Konar-Göçerler Arabistan çöllerine | |||
(Suriye'nin Rakka eyaleti) yerleşmeye zorlandılar. Ancak, herkes gitmedi | |||
ve bazıları geri döndü. Otorite boşluğundan dolayı bazıları eski | |||
yerlerine geri döndü. Bu durum 1839 yılına kadar sürdü. Tanzimat | |||
Fermanı'nın çıkmasıyla, Konar-Göçerlerin durumları yeniden ele alındı ve | |||
yazlık ve kışlık olarak kullandıkları yerlere yerleşmeleri istendi. | |||
Ancak, bu yöntem işe yaramayınca, Islahiye Fermanı ve Fırkası | |||
aracılığıyla zorla yerleşmeleri sağlandı (1865). | |||
Reşîlerin Anadolu'ya göçü iki ana güzergah üzerinden gerçekleşti. | |||
Bunlardan biri Sivas-Uzunyayla, diğeri ise Adana-Ceyhan rotasını takip | |||
etti. Kona Reş olarak adlandırdıkları dönemde, çadırlarda kaldılar. Daha | |||
sonrasında, terk edilmiş bölgelere yerleşmeye başladılar. Mifîkan, | |||
Şêxbilan, Berketî, Molîkan, Oxçîyan ve Bilikan kolları Kırşehir'e; | |||
Xalîkan, Omeran, Nasirî ve Sefîkan kolları Konya Kulu'ya yerleşti. | |||
Ayrıca, Bilikan ve Nasirî kollarına bağlı aileler Ankara dolaylarına | |||
iskan edildiler. İskan görüşmelerini Omeran beyleri yürüttü ve valilerle | |||
sancak kaymakamları bürokratik işlemleri gerçekleştirdi. | |||
Bu çalışma, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Orta Anadolu bölgesinde | |||
yaşayan Rışvan aşiretinin göçebe hayattan yerleşik hayata geçiş | |||
sürecini, sosyal, ekonomik ve politik açılardan incelemeyi | |||
amaçlamaktadır. Ayrıca, Rışvan aşiretinin bölgede yerleşik hayat tarzını | |||
benimsemesi sürecinde karşılaştığı zorluklar ve adaptasyon sorunları ile | |||
iskân sürecini etkileyen faktörler incelenecektir. Bu çalışma, Osmanlı | |||
İmparatorluğu'nun göçebe halklarla olan ilişkisini ve iskân | |||
politikalarını anlamak için önemli bir kaynak olacaktır. | |||
=== Giris=== | |||
Orta Anadolu bölgesinde yerleşik hayat tarzına geçiş yapmak zorunda | |||
kalan göçebe aşiretler, 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu tarafından | |||
Fırka-i Islahiye ve İdare-i Umumiyye-i Muhacirîn Komisyonu gibi özel | |||
kurumlar aracılığıyla yerleştirilmeye çalışılmıştır. Özellikle Rışvan | |||
aşireti, Orta Anadolu'nun Haymana bölgesine yerleştirilmiş ve bu süreçte | |||
yerleşme coğrafyası ve nüfus yapısı üzerinde önemli etkiler oluşmuştur. | |||
Aynı zamanda, yerleşik hayat tarzına geçiş sürecinde yaşanan zorluklar | |||
ve adaptasyon sorunları araştırılmıştır. | |||
Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş döneminde göçebeler önemli bir bölümü | |||
oluşturuyorlardı. Bu yüzden, Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş döneminde | |||
göçebelerin etkisi büyüktü. Hatta, hükümdarlıkların kurulması ve | |||
yıkılmasına bile neden olabilirlerdi. Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucu | |||
hanedanı da göçebelerden geliyordu ve devletin kuruluş döneminin | |||
göçebelik niteliği Osmanlı İmparatorluğu'nun genişlemesine büyük katkıda | |||
bulunmuştu. | |||
Ancak, Anadolu'ya Türk göçünden önce gerçek bir nomadizm yoktu. Yeni | |||
fethedilen topraklarda uzun soluklu bir varlık oluşturmak için, Osmanlı | |||
İdaresi'nin en etkili politikalarından biri orada nomadik aşiretleri | |||
yerleştirmekti. Trakya ve Balkanlar'ın Osmanlı fetihinden sonra, bu | |||
bölgelerde yarı-nomadik Türkmenlerin büyük göçü, yeni fethedilen | |||
toprakların nüfus yapısını değiştirdi. | |||
Ancak 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu, bölgesel istikrarı sağlamak ve | |||
sosyal ve ekonomik sorunları çözmek için göçebeleri yerleştirme | |||
politikasını uygulamaya başladı. Bu politika, özellikle Orta Anadolu | |||
bölgesinde, göçebe aşiretlerin yerleşik hayata geçişini ve bölgenin | |||
demografik yapısını değiştirmesini sağladı. Rışvan aşireti örneğinde | |||
olduğu gibi, göçebe aşiretlerin bölgeye yerleştirilmesi, yerleşim | |||
coğrafyası ve nüfus yapısı üzerinde büyük etkiler yarattı. | |||
Ancak Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde, özellikle 20. yüzyılın | |||
başlarında, göçebelerin sayısı hızla azalmış ve göçebelik hayat tarzı | |||
yavaş yavaş yok olmaya başlamıştır. Bu azalma, Osmanlı İmparatorluğu'nun | |||
son dönemlerinde uygulanan iskân politikaları ve göçebelerin zorunlu | |||
olarak yerleşik hayata geçmeleri sonucu gerçekleşmiştir. Bugün | |||
Türkiye'de göçebelik hayat tarzı neredeyse yok denecek kadar azdır. | |||
Osmanlı İmparatorluğu'nun tarihinde, nomadların büyük sayılarının | |||
devamlı hareketliliği devletin çok fazla faydalanmasına yol açmıştır. | |||
Ayrıca, nomadların Osmanlı ekonomisine katkıları devlet için | |||
vazgeçilmezdi. Bu nedenle, onlara bazı ayrıcalıklar verilmiş ve | |||
imparatorluk sistemi içinde bazı ölçüde özerk olarak çalışmalarına izin | |||
verilmiştir. Bazı durumlarda tarımsal üretimde katılımlarının yanı sıra, | |||
yün ve deri üretiminde ve taşımacılıkta devletin onların üzerinde | |||
bağımlı olduğu bazı sektörlerde görülen resim, arşiv kaynaklarında | |||
onların çoğunlukla sorunlu insanlar olarak resmedildiği gerçeğiyle | |||
çelişmektedir. Bu iki ürünün Anadolu ve Balkanlar'dan Avrupa'ya | |||
ihracatı, on dördüncü yüzyıldan yirminci yüzyıla kadar Osmanlı ekonomisi | |||
için önemli gelir kaynaklarından biriydi. Ayrıca, hayvan ve hayvansal | |||
ürünlerin temel tedarikçileri de onlardı. Devlet, onları imparatorluk | |||
ordusunun potansiyel bir kaynağı olarak da faydalanmıştır. Özellikle | |||
Cebeci ordusunun kurulmasına kadar, nomadlar Osmanlı ordusu için önemli | |||
bir kaynaktı. | |||
Özellikle Balkanlar'da, asker olarak rolü önemlidir. 1691 yılında | |||
Rumeli'deki nomadlar yeni bir yasal duruma kavuşturuldu ve askeri birim | |||
olarak organize edildi. Merkezi otoriteler tarafından verilen adları | |||
evlad-ı fatihan oldu. Ancak, devşirme sisteminin uygulandığı dönem | |||
sonrası, imparatorluk ordusunda önemi azaldı. | |||
Devlet için belirli yönlerde hayati önem taşımalarına rağmen, Osmanlı | |||
hükümeti genellikle belirli bölgelerdeki bazı nomadik grupları merkezi | |||
otoriteye tehdit olarak görür. Bu nedenle, zorunlu yerleştirmeye maruz | |||
kalmışlardır. Bayezid I ve Mehmed I, devleti merkezileştirmeye yönelik | |||
girişimleri nedeniyle "nomadların düşmanları" olarak bilinirler. | |||
16. yüzyılın başlangıcından itibaren Osmanlı merkezi yönetimi bu konuyu | |||
ciddiye aldı ve nomadların yerleşimleştirilmesi hız kazandı. Osmanlı | |||
politikasındaki bu değişim, iki açıdan değerlendirilmelidir. Öncelikle, | |||
devletin önceki zamanlarda bu konuda ciddi olarak durmamasının nedeni | |||
sorgulanmalıdır? Sonra devletin bu konuda odaklandığı neden | |||
sorgulanmalıdır. Aslında, bu sorulara verilen cevaplar birbirleriyle | |||
yakından ilgilidir. | |||
Celali İsyanları, imparatorluğun geniş alanlarında patlak verdi ve | |||
imparatorluk komşu rakiplerle savaşırken bir kargaşalı dönem yaşandı. Bu | |||
nedenle, yöneticilerin nomadların yerleşimleştirilmesine çok fazla önem | |||
vermemesi kaçınılmazdı. İkincil olarak, isyanlar ve kronik hırsızlık | |||
nedeniyle birçok köy ve tarım alanı terk edildi | |||
Bu nedenlerle, Osmanlı yöneticileri, nomadların yerleşimleştirilmesini | |||
önemli bir konu olarak görmeye başladılar. Onların yerleşimleştirilmesi, | |||
imparatorluğun istikrarını ve güvenliğini sağlamak için önemliydi. | |||
Ayrıca, yerleşimleştirilmiş nomadlar, devletin vergi toplamasını | |||
kolaylaştırmak ve tarımsal üretimi arttırmak için de önemliydi. Bu | |||
nedenlerle, Osmanlı yöneticileri, nomadları yerleşime zorladılar ve | |||
onların yerleşimleştirilmesini hızlandırdılar. | |||
19. yüzyılda, devlet nomadik kabileleri yerleştirmek için daha | |||
sistematik bir politika izledi. Özellikle Tanzimat döneminde, bu | |||
politika hız kazandı. Osmanlı hükümeti, 1839 yılında Tanzimat Fermanı | |||
ilanı ile modernleşme ve batılaşma sürecine girdi. Bu dönemde önemli | |||
gelişmeler ve değişimler yaşandı. Siyasi, sosyal ve kültürel gelişmeler, | |||
özellikle idari ve mali alanlarda başlatılan reformları takip etti. Hem | |||
idari hem de mali reformlar, nomadlar dahil olmak üzere sıradan | |||
insanların hayatlarını doğrudan veya dolaylı olarak etkiledi. | |||
Bu dönemde nomadik kabileleri yerleştirmeye yönelik sürekli girişimler, | |||
1863 yılında Fırka-ı Islahiye'nin kurulmasına yol açtı. Devletin o | |||
döneme kadar güneydoğu Anadolu'da özellikle nomadik kabileleri | |||
yerleşimleştirmek için yaptığı girişimlerin başarısızlığı, bu askeri | |||
birimin oluşumunun ana nedeniydi. Bu arada, Krime'den özellikle | |||
imparatorluğun geri kalan topraklarına sürekli bir nüfus taşınması, bu | |||
insanların yerleşimlerini organize etme ve uyumlarını kolaylaştırma | |||
ihtiyacını doğurdu. Bu amaçla, 1860 yılında Muhacirîn Komisyonu kuruldu | |||
ve daha sonra 1876-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrası İskan-ı Muhacirîn | |||
Komisyonu olarak yeniden organize edildi. Son olarak, Balkan Savaşları | |||
sonrası 1916 yılında Aşair ve Muhacirîn Müdüriyet-i Umumisi kuruldu ve | |||
bu kuruluş tüm nomadlar ve göçmenlerle ilgili politikaları tek başına | |||
yürüttü. | |||
Osmanlı toplumunun önemli bir bölümünü oluşturan yerliler aslında | |||
Osmanlı tarihçileri tarafından çokça incelenmemiş bir konudur. Bunun | |||
nedeni yerlilerin geçmişini araştırmak için gerekli olan zorluklar | |||
olabilir. Dolayısıyla Osmanlı İmparatorluğu'nda yerlilik konusu hala | |||
Osmanlı tarih yazımının en az incelenen konularından biridir. Bu alanda | |||
yazılmış az sayıda makale ve kitap bulunmaktadır ve bunların çoğu yerli | |||
kabilelerin devlet ile olan ilişkisini devletin açısından incelemeye | |||
odaklanmıştır. Son zamanlarda Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşu | |||
konusunda yapılan tartışmalar, bu konuyu tekrar Osmanlı tarih yazımının | |||
gündemine getirmiştir. | |||
Osmanlı İmparatorluğu için yazılmış olan tarih kitaplarından bazıları | |||
aşiretlerin yerleşimleri ve sosyal ve ekonomik durumlarını incelemeye | |||
odaklanmıştır. Bu konuda ilk olarak Cengiz Orhonlu, kitabı olan "Osmanlı | |||
İmparatorluğu'nda Aşiretlerin İskanı"nda devlet-aşiret ilişkilerini, | |||
sosyo-ekonomik durumlarını, hukuki durumlarını ve devletin | |||
yerleşimlerine yönelik politikalarını sistematik bir şekilde analiz | |||
etmiştir. Orhonlu'nun öğrencisi Yusuf Halaçoğlu da aynı konuyu incelemiş | |||
ve "XVIII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nun İskan Siyaseti ve | |||
Aşiretlerin Yerleştirilmesi" adlı bir kitap yazmıştır. Ancak bu kitap | |||
Orhonlu'nun kitabının benzeri olarak kabul edilmektedir. Rışvan | |||
aşiretini ayrıntılı olarak analiz eden tek çalışma Faruk Söylemez | |||
tarafından yazılan "Osmanlı Devletinde Aşiret Yönetimi: Rışvan Aşireti | |||
Örneği"dir. Genel olarak tanımlayıcı olsa da, sadece arşiv kaynaklarına | |||
dayanmaktadır ve Rışvanların ekonomik ve siyasi durumlarını göstermede | |||
son derece yararlıdır. | |||
Osmanlı İmparatorluğu döneminde aşiretlerin yerleştirilmesi ve iskan | |||
politikaları konusu, sadece Osmanlı tarihçileri tarafından değil, aynı | |||
zamanda sosyal antropologlar ve sosyologlar tarafından da incelenmiştir. | |||
Ancak, bu konuda yazılmış olan çalışmaların çoğu genellikle Osmanlı | |||
Devleti'nin aşiretlerle olan ilişkisini ve iskan politikalarını ele | |||
almaktadır. Bu nedenle, aşiretlerin sosyal ve ekonomik durumları, | |||
yerleşim yerleri ve diğer yönleri hakkında daha detaylı bilgilere | |||
ihtiyacımız vardır. Bu konuda yapılacak daha fazla çalışma, Osmanlı | |||
İmparatorluğu'nun aşiretlerle olan ilişkisini ve iskan politikalarını | |||
daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır. | |||
Osmanlı İmparatorluğu döneminde aşiretlerle ilgili yapılan çalışmalar | |||
sınırlı sayıdadır ve aşiretlerin sosyal, ekonomik durumları ve 19. | |||
yüzyılda yerleşme ve yerleşme sonrası süreçleri özellikle araştırılmamış | |||
konulardır. Aşiretlerin yerleşimleşmesi, 19. yüzyıl Osmanlı | |||
İmparatorluğu'nun demografik değişiminde önemli bir unsurdur, ancak 19. | |||
yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu'nun nüfus yapısı üzerine çalışan | |||
tarihçilerin çoğu Balkanlar, Kırım ve Kafkasya'dan olan göçlerle | |||
ilgilenmiştir. Ancak, bu durum özellikle milliyetçiliğin etkisiyle nüfus | |||
çalışmalarının bir siyasi konu haline geldiğinden kaynaklanmaktadır. Bu | |||
tür çalışmaların çoğu esas olarak etnografik niteliktedir. Kısacası, 19. | |||
yüzyılda aşiretlerin yerleşimleşmesi Osmanlı tarih yazımında ihmal | |||
edilen bir konudur. | |||
Bu çalışma, 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nda Rışvan aşiretlerinin | |||
sedentarizasyon sürecini, sebeplerini ve sonuçlarını, ayrıca sedenteryen | |||
yaşam tarzına uyum sürecini anlamak amacıyla Rışvan aşiretlerini örnek | |||
olarak incelemeye odaklanmaktadır. Şimdiye kadar, Rışvan aşiretlerinin | |||
sedentarizasyonu konusu iki farklı perspektiften incelenmiştir. Osmanlı | |||
tarihi bağlamında Rışvan aşiretlerinin sedentarizasyonunu değerlendiren | |||
akademik kaynaklar dışında, merkez-Anadolu Kürtleri hakkında yapılmış | |||
olan bazı Kürt amatör araştırmacıların çalışmaları da bu kaynaklar | |||
arasında bahsedilmelidir. Bu araştırmacıların çoğu İskandinav | |||
ülkelerinde yaşamakta ve merkez-Anadolu Kürtleri olarak kendilerini | |||
tanımlamaktadırlar. | |||
Ancak, bu tür çalışmalar genellikle kaynakların yetersizliği nedeniyle | |||
yüzeysel ve genel olarak niteliklerinden dolayı akademik çevreler | |||
tarafından kabul görmemektedir. Bu nedenle, Rışvan aşiretlerinin | |||
yerleştirilme sürecinin anlaşılması için, yalnızca Osmanlı tarihine | |||
odaklanarak, ama aynı zamanda kaynakların yetersizliği nedeniyle sınırlı | |||
olan çalışmaların eksikliklerini tamamlamak amacıyla, arşiv ve yerleşim | |||
yerlerinde yapılan incelemelere dayalı bir çalışma yapmak | |||
gerekmektedir. | |||
Bu çalışmada, Rışvan aşiretleri örneği üzerinden, 19. yüzyılda Osmanlı | |||
İmparatorluğu'nda aşiretlerin yerleşim düzenlerinin, nedenlerinin ve | |||
sonuçlarının anlaşılması, ayrıca yerleşik yaşama uyum sürecinin | |||
incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu konuda yapılmış çalışmalar genellikle | |||
Osmanlı tarihi bağlamında aşiretlerin yerleşimleri üzerinden | |||
incelenmiştir. Ancak, bunun yanı sıra Orta Anadolu Kürtleri hakkında | |||
yerel tarihi çalışmalar da mevcuttur. Bu çalışmaların çoğu akademik | |||
nitelikte olmamasına rağmen, Nuh Ateş'in 1992 yılında Almanya'da | |||
yayınlanan "İç Anadolu Kürtleri- Konya, Ankara, Kırşehir" ve Rohat | |||
Alakom'un 2004 yılında yayınladığı "Orta Anadolu Kürtleri" gibi | |||
çalışmalar önemlidir. Bu çalışmaların ortak bir özelliği ise kaynakların | |||
yeterli şekilde değerlendirilmemiş olmasıdır. Bu nedenle, bu çalışmalar | |||
karışık ve çelişkili argümanlar içermektedir. | |||
Ancak, bu yazarların çalışmaları genellikle yerleşim yerlerinin | |||
tarihine, sosyal ve ekonomik duruma ve hatta diline dair bilgi | |||
içermektedir ancak yerleşim sürecinin nedenleri ve sonuçları konusunda | |||
yeterli bilgi içermez. Ayrıca, bu yazarların çalışmaları genellikle | |||
Osmanlı Devleti'nin iskan politikalarına ve yerleştirme sürecine dair | |||
bilgi içermemektedir. Bu nedenle, Rışvan aşiretlerinin yerleşim sürecini | |||
anlamak için Osmanlı tarihi perspektifinden bakmak ve arşiv | |||
kaynaklarından yararlanmak gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı, 19. | |||
yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nda Rışvan aşiretlerinin yerleşim | |||
sürecini, nedenlerini ve sonuçlarını, Rışvan aşiretlerini örnek olarak | |||
inceleme yoluyla anlamaktır. | |||
Son yıllarda tarih alanındaki ilgi artmıştır, özellikle kendi | |||
ailelerinin tarihlerine yönelik. Tarih alanının popüler hale gelmesiyle | |||
birlikte insanlar kendi geçmişlerini öğrenmeye daha fazla ilgi duymaya | |||
başlamıştır. Kimi araştırmacılar kendi ailelerinin tarihlerini | |||
araştırmak için medyada tanıdık olan tarihçilerin eserlerini kullanmaya | |||
daha yatkındır. Bu nedenle, Anadolu'da önemli bir mirası olan | |||
aşiretçilik, nomadizm ve yerleşmecilik gibi konularla ilgili yazılan | |||
yazıların sayısı artmıştır. | |||
Bu çalışmalar, Osmanlı nomadları konusunda çok az olduğu için, | |||
alanlarında değerlidir. Bu çalışmaların hepsinde ortak olan nokta, bir | |||
kez yerleşik hale geçmeye başladıklarında, aşiretin insanlarının uyum | |||
sürecinde yaşadıkları zorlukların hiçbirinde ele alınmamasıdır. Bu | |||
nedenle, bu çalışmalar, yerleşikleşme sürecinin genel bilgilerini ve | |||
devlet ile aşiret arasındaki ilişkiyi ortaya koydukları için dikkat | |||
çekmektedir. | |||
Orta Doğu ve Anadolu'daki nomad grupları üzerine çalışmalar, "aşiret", | |||
"aşiretsel" ve "nomadizm" kavramlarının tanımı ve değerlendirilmesi | |||
gerektiren bir tartışmayı gerektirir. Aşiret kavramı, uzun zamandır | |||
antropologlar için geleneksel bir araştırma alanıdır, ancak tarihçiler | |||
bu konuda çok az ilgi göstermişlerdir. Ayrıca, bu konuda yazanlar | |||
genellikle aşiretlerin ve devlet arasındaki ilişkileri aramışlardır. Bu | |||
nedenle, aşiretlerin tarihi çoğunlukla araştırılmamış kalmıştır. Bu | |||
noktada, Türk, Kürt, Fars ve Arap toplumlarında antropologlar ve | |||
tarihçiler tarafından alınan yaklaşımlar ve aşiret sistemi farklıdır. | |||
Bu çalışmanın amacı, Rışvanların yerleşimleşme sürecini anlamakla | |||
kalmaz, aynı zamanda bu süreç tarafından nasıl etkilendiklerini ortaya | |||
koymaktır. Devletin açısından bakıldığında, süreç uygulamak için oldukça | |||
kolay görünmektedir çünkü devlet konusunda kararlar almak kolaydır. | |||
Ancak bireylerin perspektifinden bakıldığında, yaşam tarzlarını ve eski | |||
alışkanlıklarını değiştirmek gibi birçok zorluk vardır ve bunlar | |||
derinlemesine incelenmelidir. Bu nedenle, bu bölüm aşağıdaki soruları | |||
cevaplamaya çalışacaktır: Aşiret grupları ve liderleri (ağalar) | |||
yerleşimleşme sürecine ilk tepkileri nelerdir? Yerleşimleşme sonrası | |||
sosyal ve ekonomik değişimler aşiret organizasyonunu nasıl etkiledi? | |||
Nomadlar yerleşim sonrası nasıl geçinirler? Emeğin cinsiyet açısından | |||
toplumda nasıl değiştiği ? Ve son olarak bu süreç aşiret kimliğini nasıl | |||
etkiledi? | |||
=== İMPARATORLUK VE AŞİRET: TANZIMAT DÖNEMİNE KADAR RİŞVAN AŞİRETİ=== | |||
==== RİŞVAN AŞİRETİ:Tarihsel Bir Bakış==== | |||
Osmanlı İmparatorluğu, nomadik aşiretleri kontrol etmek ve vergilerini | |||
almak için farklı terimler ve isimler kullandı. Ancak Yörük, Türkmen, | |||
Yeni İl, Eski İl, Bozulus[fn:1] ve Karaulus[fn:2] gibi aşiretleri | |||
sınıflandırmak ve tanımlamak için kullanılan terimler net değildi. İlk | |||
üç isim genellikle Türk nomadik aşiretleri için kullanıldı. Diğer | |||
yandan, son isim özellikle Kürt nomadik aşiretleri için kullanıldı. | |||
Ancak bu isimlerin sadece ilgili nomadik aşiretlerin etnik kimliklerini | |||
gösterdiği değerlendirmesinde yanıltıcı olacaktır. | |||
Bozulus ve Karaulus isimlerinin kökeni belirsiz olsa da, Osmanlı | |||
yöneticileri bu bölgede yaşayan aşiretleri birbirinden ayırmak için en | |||
azından idari açıdan ayrım yaptıkları iddia edilir. | |||
Bozulus ve Karaulus, 16. yüzyıl Diyarbakır sınırlarında yaşayan nomadik | |||
aşiretlerdir. Benzer şekilde, Konya'daki Eski-il ve Güney Sivas'ın | |||
Yeni-il aşiretleri arasında benzer bir isim farklılaşması yapılmıştır. | |||
Orhonlu ise bu terimleri farklı bir açıdan değerlendirir. O, il ve | |||
ulusun aşiretlerin idari ayırımının en üst halkasını oluşturduğunu iddia | |||
eder. Sırasıyla, aşiret, boy, oymak ve oba terimleri daha küçük sosyal | |||
organizasyonları tanımlamaktadır. Boy veya oymakların başında Bey | |||
bulunurdu. Bir boy'a bir bey atamakta merkezi organizasyon en büyük | |||
etkiye sahipti. Boy beyleri olarak atananlara bir şartname (beylik | |||
beratı) verilirdi. Diğer aşiret beylerinin atamalarında ise merkezi | |||
hükümet doğrudan etkiye sahipti. Ancak Rışvan aşireti durumu farklıydı. | |||
Rışvan aşiretinde, aşiret beyi seçimi sadece aşiret aristokrasisi | |||
tarafından sıkı bir şekilde denetlenirdi. Bu durum aynı zamanda o | |||
dönemde Rışvan aşiretinin gücünü gösterir. | |||
"Yörük" terimi, verilen tüm kelimelerden farklı olarak sadece yerleşik | |||
olmayanlar için kullanılırdı. Ancak, Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşayan | |||
tüm yerleşik olmayanlar için kullanılmazdı. Yörük kelimesinin kökeniyle | |||
ilgili farklı görüşler bulunmaktadır ve bu kelime hangi yerleşik | |||
olmayanları tanımlamaktadır. Bu görüşler yörüğün etnik kökenini | |||
göstermediğini söyler. Bununla birlikte, yörük kelimesinin bir yaşam | |||
tarzı, yasal bir terim veya yönetimsel bir terim olarak ne anlama | |||
geldiği konusunda değişen görüşler vardır. Çetintürk, yörüğün yasal bir | |||
terim olduğunu ileri sürerken, Sümer yörüğün bir yaşam tarzı olarak | |||
tanımlar. Diğer taraftan, Inalcık için yörük yönetimsel bir terimdi. İlk | |||
olarak belirttiğimiz gibi, Osmanlı yerleşik olmayanları ve bu konuda | |||
yazılan az sayıdaki çalışmalar hakkında hala eksiklikler vardır. Yörük | |||
terimi tam olarak ne anlama geldiği konusunda hala tutarsızlık | |||
olduğunda, bu alandaki boşluğu gösterir. Bu tartışmada diğer bir argüman | |||
ise yerleşik olmayanların hangi bölgelerde yörük olarak | |||
adlandırıldıklarıdır. Bu konuda uzman olan Çetintürk, yörüklerin sadece | |||
Rumeli'de yaşadığını ileri sürer. | |||
Sonuç olarak, Osmanlı yönetimi kontrol ettiği aşiretlerin | |||
sınıflandırması ve adlandırması konusunda çok fazla önem vermemiştir. Bu | |||
nedenle, aynı dönemde aşiretlerin sınıflandırması ve adlandırması | |||
konusunda arşiv belgelerinde tutarlılık yoktur. Aynı aşiretin arşiv | |||
kaynaklarında farklı şekillerde adlandırıldığı durumlar da mevcuttur. | |||
Özetle, Osmanlı yönetimi aşiretleri yönetmek için temel idari | |||
endişelerini esas alarak sınıflandırmıştır ve bu endişelerle aşiretleri | |||
yönetmek için farklı kurumlar ve araçlar kullanmıştır. Aşiret | |||
birlikleri, bu politikanın bir yansıması olarak idari bir birim olarak | |||
kabul edilir ve bu nedenle kendi hükümdarları ve hakimleri olan kendi | |||
yerleşim yerlerindeki benzerlerine eşdeğerdir. Ancak, aşiretlerin kendi | |||
kendilerine birlikler oluşturdukları da durumlar vardır. Örneğin, 19. | |||
yüzyılda Irak'ta, güvensizlik ve aşiretler arası çatışmalar nedeniyle | |||
aşiretler birlikler oluşturmuşlardır. | |||
Voyvodalar, Osmanlı devleti tarafından atanan ve nomadik aşiretlerin | |||
idaresiyle ilgilenen kişilerdir. Onlar, Sancak Beyi'nin adamlarından | |||
veya aşiretlerin kendi dynastilerinden seçilir. Bu seçimde, ortak bir | |||
anlaşma aranır. Bu voyvodalar devlet memuru gibi çalışırlar. Temel | |||
görevleri vardır. İlk olarak, aşiret liderleri aracılığıyla vergileri | |||
toplamak onların görevidir. Ayrıca, yeni aşiret liderlerine pozisyonlar | |||
önerirler. Voyvodalar, Osmanlı devletinin yerleşmiş memurları olarak, | |||
bölgelerde devleti temsil ederler. Bu nedenle, resmi işlerin düzgün | |||
ilerlemesi için devlet emirlerini (ferman) duyururlar. Voyvodalar aynı | |||
zamanda güvenlik ve düzen sağlar. Bu durumda, birbirleriyle savaşan | |||
aşiretleri barıştırmak için sorumludur. Devlet hizmetleri karşılığında, | |||
topladıkları vergiden % 25 alırlar. | |||
Bu sonuçlar, Osmanlı yönetiminin yerli güç birimlerini sisteme dahil | |||
etme ve meşrulaştırma sürecinde müzakere olarak anahtar kelime olduğunu | |||
göstermektedir. Göçebe gruplar, bu müzakere sürecinin önemli | |||
taraflarından biriydi. Devletle imzalanan Nezir Akti[fn:3] ile, | |||
göçebeler veya diğer güç birimleri yasal ve düzenli çerçeve içinde | |||
hareket etmekle yükümlü olurlar ve suçluların devlete teslim edilmesini | |||
veya bunun yerine önemli miktarda para ödemesini garanti ederler. | |||
Ancak, Nezir akitleri, Osmanlı Devleti döneminde, yerel güçlerle devlet | |||
arasındaki ilişkileri düzenlemek için kullanılan hukuki ve sosyal bir | |||
sözleşme olarak kabul edilir. Bu sözleşme ile, yerel güçler devletin | |||
hukuk ve düzenini kabul eder ve devletle olan ilişkilerini düzenlerken, | |||
devlet de yerel güçlere karşı sorumluluklarını yerine getirir. Bu | |||
sözleşme, nomadlar için özellikle önemlidir çünkü onların devletle olan | |||
ilişkilerini düzenlemek ve devlet tarafından korunmak için kullanılır. | |||
Rışvanzade ailesi, Osmanlı İmparatorluğu'nun Doğu Anadolu bölgesinde en | |||
ünlü aşiretlerden biridir. Bu aşiret, Maraş, Malatya ve Besni Malikanesi | |||
gibi bölgelerde yönetimde iki yüz yıl boyunca etkili bir rol oynamıştır. | |||
Bu dönemde, Halil Paşa, Ömer Paşa, Mehmet Paşa, Süleyman Paşa ve | |||
Abdurrahman Paşa gibi güçlü yöneticiler arasında yer almıştır ve | |||
1650-1850 yılları arasında Mirmiran[fn:4] ünvanını taşımışlardır. | |||
Rışvanzade ailesinin bölgedeki gücü bu dönemde etkileyiciydi. Hatta | |||
devlet, yerel siyasetle ilgilenmekte ve Rışvanzade ailesinin adaletsiz | |||
yönetimini ve faaliyetlerini görmezden gelmekteydi. Ayrıca, 1742 tarihli | |||
bir belgede Rışvanzade ailesinin hem Adana Beylerbeyliği hem de Malatya | |||
Sancağı Mukataası pozisyonlarının sahibi olduğu görülmektedir. | |||
Rışvan aşireti, yüksek nüfuslu olduğu için, 18. yüzyılda 45,000 Akçe | |||
bütçeli Valide Sultan Hassı olarak kayıt edilmiştir. Rışvan | |||
aşiretlerinden gelen vergiler de Rışvan Hassı olarak bilinir ve başka | |||
aşiretlerin Rışvan Hassı'na katılması yasaktır. | |||
19. yüzyılın başlarından itibaren Rışvan aşiretleri, vergilerini düzenli | |||
olarak ödememe şikayetleri yüzünden Valide Sultan Hassı dışında | |||
tutulmaya başlandı. Bu dönemde Rışvanzadelerin etkisi azaldı ve | |||
aşiretlerin vergi ödemeleri kontrol altına alındı. | |||
Söylemez'in Rışvan aşireti hakkındaki çalışması, 16. yüzyılda durumları | |||
hakkında oldukça bilgi verir. Söylemez, Yavuz Sultan Selim tarafından | |||
Malatya ve Kahta'nın fethedilmesinin ardından 1519 yılında hazırlanan | |||
ilk tahrir kaydında adlarının görüldüğünü vurgulamaktadır. Bu | |||
çalışma, 16. yüzyılda Adıyaman'ın Kahta bölgesinde ve Malatya'nın Maraş | |||
bölgesinde yerleşen Rışvan aşiretinin isimlerini Osmanlı tapu tahrir | |||
kayıtlarında ayrıntılı olarak kaydedilmiştir. Bu çalışma için üç ana | |||
kayıt kullanılmıştır. En eski kayıt, Yavuz Sultan Selim dönemine ait | |||
1519 yılına dayanmaktadır ve Malatya'nın Besni, Kahta, Gerger ve Hısn-ı | |||
Mansur bölgelerinin mufassal kayıtlarını içermektedir. Diğer iki kayıt | |||
ise Kanuni Sultan Süleyman dönemine ait 1524 ve 1536 tarihli mufassal | |||
kayıtlardır ve nomadik aşiretlerin kayıtlarını içermektedir. | |||
Sonuç olarak, Osmanlı yönetimi nomadik aşiretleri kontrol etmek ve | |||
vergilerini almak için farklı terimler ve isimler kullandı. Bu terimler | |||
arasında Yörük, Türkmen, Yeni İl, Eski İl, Bozulus ve Karaulus gibi | |||
isimler vardı. Ancak bu isimler sadece aşiretlerin etnik kimliklerini | |||
göstermedi ve yanıltıcı olabilir. Özellikle, Bozulus ve Karaulus gibi | |||
isimlerin nereden geldiği konusunda net bir bilgi yoktur ve Osmanlı | |||
yöneticileri aynı bölgede yaşayan aşiretleri birbirinden ayırmak için bu | |||
isimleri kullandılar. Ayrıca, Rışvan aşireti, 16. yüzyılda Osmanlı | |||
yönetiminin sadece aşiret aristokrasisi tarafından sıkı bir denetim | |||
altında tutulan bir aşiretti. Bu, Rışvan aşiretinin o dönemdeki gücünü | |||
gösterir. | |||
Rışvan halkının adının nereden geldiği konusunda farklı görüşler | |||
bulunmaktadır. Bu görüşler, bu aşiretin etnik kökeni hakkında tartışan | |||
bilim adamlarına göre değişmektedir. Bir görüşe göre, aşiretin adı, | |||
aşiret başkanının adına dayanmaktadır. Bu noktayı daha da ilerletmek | |||
için, Rışvan adının Arapça "irşa" kelimesinden kaynaklandığı öne | |||
sürülmektedir. Bu kelime hızlı koşan ve silahı akıllıca kullanan | |||
anlamına gelir. Ancak Arapça dilinde "irşa" kelimesinin olmaması | |||
nedeniyle, bu argüman gerçekleşmez. Rışvan adının kaynağına dair başka | |||
bir öneri ise, bu adın kara anlamına gelen Kürtçe "Reş" ve Kürtçe çoğul | |||
eki "ân" yerine kullanıldığıdır. Rışvan adı Türk dilinde farklı | |||
şekillerde kullanılmıştır. Örneğin, Rışvan aşiretinin üyeleriyle yapılan | |||
röportajlarda, Rışvan, Rışan, Reşan, Reşian, ve Reşi kelimeleri | |||
türetilerek kullanılmıştır. | |||
=== Modernleşme, Merkezileşme ve Yerleşikleşmenin Nedenleri=== | |||
19. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu, batılaşma, merkezileşme ve modernleşme | |||
çabaları ile tanımlanmıştır. Tanzimat düzenlemeleri özellikle | |||
bürokratik, askeri ve mali düzenlemelerin etkileri tüm toplumsal | |||
kesimleri, nomadları da içermiştir. Nomadik aşiretlerin yerleşimleşme | |||
oranının artması da Tanzimat reformlarının amaçları ile yakından | |||
ilişkilidir. Örneğin, Başbakanlık Osmanlı Arsivinde[fn:5], "Kürtler | |||
illere ve köylere yerleştirildi; sonra, yerleşik insanların kanununa ve | |||
Tanzimat hukuki uygulamalarına bağlı olarak, diğer tüm insanlar gibi | |||
hukuki çerçeve içinde muamele edildiler ve mal, hayat ve onurları | |||
bakımından da diğer insanlar gibi muamele edildiler" denildi. Aynı | |||
belgede, Rışvan nomadlarının yerleşimleştirilmesinin direk olarak | |||
reformları kapsadığı da önemli bir noktadır. Bu sözler, reform | |||
girişiminin nomadlar üzerindeki doğrudan etkisini en iyi özetler. | |||
19. yüzyılda Osmanlı yönetimi hem nomadizm hem de aşiretçiliğe karşıydı, | |||
çünkü tarım temelli bir ekonomide tarım üretiminin artması çok | |||
önemliydi. Bu nedenle, nomadik insanların yerleşik hayatta tarıma | |||
katılması devlet için yararlı olacaktı. Aşiretçilik, nomadizmle çok | |||
yakın ilişkili olan bir konuydu ve devlet tarafından modernleşme | |||
girişimlerinin en büyük engel olarak görülmekteydi. Çünkü aşiret | |||
birimleri elinde önemli bir güç vardı, bu nedenle devlet onları kontrol | |||
altında tutmakta zorluk çekmekteydi. Tanzimat reformları, nomadik | |||
aşiretleri nasıl etkilediği konusunda birçok yol sunmuştu. Bilindiği | |||
gibi, Tanzimat reformlarının temel olarak üç amacı vardı: İnsanların | |||
hayat ve mülk güvenliğini sağlamak, askeri gücü arttırmak ve vergi | |||
sisteminin modernleştirilmesini sağlamak. Bu üç temel amaç, nomadların | |||
yerleşik hayata geçmelerine yol açtı. Bu çalışmanın amacı, bu niyetlerin | |||
nomadik aşiretleri nasıl etkilediğini anlamaktır. Aşiretlerin yerleşik | |||
hayata geçirilmesi çalışmaları, imparatorluğun her döneminde | |||
görülmüştür, ancak bu tez, 19. yüzyılda Tanzimat reformları ve yeni | |||
parametrelerle hızlandığını gösterecektir. | |||
19. yüzyılda Osmanlı yönetimi hem göçebe olarak yaşayan halkları hem de | |||
bunlarla ilişkili olarak kabul edilen aşiretleri hedef almıştır. Bu, | |||
tarım temelli bir ekonomide tarımın üretiminin artmasının önemli | |||
olduğunu düşünmesinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, göçebe halkların | |||
sedentarize bir hayat tarzına geçerek tarımda yer alması devlet için | |||
faydalı olacaktır. Aşiret yapısı, göçebe hayat tarzıyla yakından | |||
ilişkilidir ve devlet tarafından modernleşme çabalarının en büyük engel | |||
olarak görülmektedir. Bu nedenle, devlet aşiret yapısını ortadan | |||
kaldırmayı amaçlamıştır. Çünkü aşiret yapıları elinde büyük bir güç | |||
barındırdığından devlet bunları kontrol etmekte zorluk çekmektedir. | |||
Tanzimat dönemi, devletin merkezileştirilme çabalarıyla da tanınmıştır. | |||
Tanzimat fermanı ilan edildiğinde, yerel yöneticilerin gücü zirve | |||
noktasındaydı ve çoğu bağımsız bir şekilde hareket ediyordu. Gerçekten, | |||
önceki bahsedildiği gibi, bu durum yerel güçlerin güvenlik ve düzeni | |||
sağlamak için sorumlu olduğu bir yüzünü ortaya koymaktadır. Aşiret | |||
liderleri de bu kategoriye dahil edilmiştir. Ancak, yerel hükümdarların | |||
bu gücün kötüye kullanması halkın merkezi otoriteye karşı | |||
hoşnutsuzluğunu arttırmıştır. | |||
Osmanlı İmparatorluğu tarih boyunca tarımsal bir imparatorluk olmuş ve | |||
gelirlerinin çoğu doğrudan veya dolaylı olarak tarım vergilerinden elde | |||
edilmiştir. Ayrıca, nüfusun büyük çoğunluğu benzer şekilde tarımla | |||
uğraşmaktadır. Ancak, 16. yüzyılın sonunda ortaya çıkan Celali isyanları | |||
ve timar sisteminin bozulması gibi iç sorunlar, birçok tarım alanının | |||
yıkılmasına ve terk edilmesine neden olmuştur. Yine de, tarihinde son | |||
iki yüzyılda, nüfusun yarısından fazlasının hayatını temel olarak toprak | |||
üzerinden kazandığı görülmektedir ve 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu | |||
Avrupa Dünya ekonomisi içine dahil olduğunda, tarımın Osmanlı ekonomisi | |||
için önemi arttı. | |||
Bu nedenle, 19. yüzyılda Osmanlı idaresi, tarımı teşvik etmek için | |||
çeşitli politikalar uygulamaya başladı. Bu politikalar arasında, toprak | |||
reformları, tarımsal üretimi arttırmak için teşvikler ve yabancı | |||
yatırımcıların topraklara yatırım yapmasına izin verilmesi gibi adımlar | |||
yer aldı. Ancak, bu politikaların etkisi sınırlı kaldı ve tarım sektörü | |||
hala Osmanlı ekonomisinde önemli bir rol oynadı. Özellikle 19. yüzyılın | |||
sonunda Osmanlı İmparatorluğu'nun ekonomik sıkıntıları arttıkça tarım | |||
sektörü hala önemli bir gelir kaynağı olarak kaldı. | |||
Aynı zamanda, 19. yüzyılda devletin ekonomi politikası da değişti. | |||
Klasik dönem ekonomi anlayışının üç temel özelliği; geçici olma, | |||
vergisel olma ve geleneksel olma 19. yüzyılda kayboldu. Bu nedenle, | |||
ekonomi yabancı-yönelimli hale geldi ve ekonomik ilişkiler değişti. Bu | |||
değişimler sonucunda Osmanlı ekonomisi artık yabancı etkilere kapalı bir | |||
ekonomi değil, yalnızca imparatorlukta tüketilen ürünler yabancı | |||
pazarlara da yönelmeye başladı. | |||
19. yüzyılda Osmanlı ekonomi politikasındaki değişim, Avrupalı | |||
ekonomilerin Orta Doğu ekonomilerine etkisiyle kaynaklandı. 19. yüzyıl | |||
boyunca, Avrupalı ekonomilerin Orta Doğu ekonomilerine etkisi çok | |||
büyüdü. Gerçekten de, yüzyıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu dünya | |||
ekonomisi içinde bir periferi olarak yer aldı ve Avrupalı pazarlara | |||
nakit mahsulleri sağlayan bir ülke haline geldi. Bu dünya çapındaki | |||
talep, Osmanlı tarımının ticarileşmesine de yol açtı. | |||
19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa ekonomilerinin etkisi altına | |||
girdi. Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu, dünya ekonomisi içinde bir yan | |||
bölge olarak yer aldı ve Avrupa pazarları için nakit mahsul satıcısı | |||
haline geldi. 19. yüzyılda yurt içi pazardaki arttırılmış talebin yanı | |||
sıra, yeni gelişen ulaşım imkânları da dünya ve yurt içi pazarlarda | |||
buğdayın yayılmasını hızlandırdı. Bu gelişmeler, tarımsal üretimin | |||
arttırılmasına ve ekilen alanların büyümesine katkıda bulundu. Bu | |||
gelişmeler, Osmanlı İmparatorluğunun modernleşmesi ve varlığını | |||
sürdürmesi için gerekli olan fonların sağlanmasına yol açtı. Ancak, | |||
yeterli iş gücünün olmaması, tarımsal üretimin arttırılması için yapılan | |||
çabaların en önemli sorunlarından biriydi. 1831 yılında Osmanlı | |||
Anadolu'sunun nüfusu yaklaşık altı milyon idi. Bu nedenle, | |||
imparatorlukta büyük bir kısmı işlenmemiş olan tarım arazisi vardı. | |||
Örneğin, 1907 yılında Ankara'da tarım arazisi %7.6 oranında idi ve | |||
Konya'da %6.9, Adana'da ise %11.2 idi. | |||
19. yüzyılda Osmanlı toprakları batıdaki arttıran tahıl ihtiyacını | |||
karşılamak için bir kaynak haline geldi. Geleneksel koruma | |||
politikalarına karşın, gübre ve hammaddelerin ihracatı yasaklanmıştı | |||
ancak artık tarımsal ürünlerin ihracatı karlı hale geldi ve bu yüzden | |||
arzu edilir hale geldi. 19. yüzyılda Çukurova bölgesinde gösterilen | |||
tarımsal üretimin bu dönüşümüne en iyi örnek, günümüzde önemli bir pamuk | |||
üretim merkezi haline gelen bu bataklık bölgenin, 19. yüzyılın ikinci | |||
yarısına kadar yalnızca göçebe tarafından ziyaret edilen bölgenin hızlı | |||
ticaret gelişimi sonucu oldu. Aslında, bu bölgede tarımsal üretimin | |||
kommersiyalleşmesi için ilk adım 1832-1840 yılları arasına | |||
dayanmaktadır. | |||
19. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu'nda, demiryollarının inşası, tarımsal | |||
üretimi arttırmak ve ülkenin modernleşmesi için önemli bir adım olarak | |||
görülmüştür. Tarımsal üretimin yoğun olduğu yerler demiryollarının | |||
inşası için tercih edilmiştir. Ayrıca, tarımsal üretimde işgücü | |||
sıkıntısı olan bölgelerde nomadların yerleştirilmesi de önemli bir | |||
çözümdü. Örneğin, Adana bölgesinde Fırka-i Islahiye kurulmuş ve nomadlar | |||
zorla yerleştirilmiştir. Çukurova bölgesinin pamuk üretimi potansiyeli | |||
arttıkça, sezonluk işçilerin ihtiyacı da artmıştır. Bu ihtiyaç, Çukurova | |||
bölgesinden dağlık bölgelerden sezonluk işçilerin seçilmesini | |||
sağlamıştır. 1890 yılına gelindiğinde, bölgede 12,000 ila 15,000 | |||
sezonluk işçi çalışıyordu. | |||
Devlet, tarımın çok sayıda nedenle bağımlılığının farkındaydı. 19. | |||
yüzyılda tarım üretimi ekonominin iyileştirilmesi için en önemli bileşen | |||
olarak görülmüştü. Tarım üretimini arttırmak yolunda, Osmanlı | |||
İmparatorluğu tarım alanında diğer önlemler de almıştı. İlk olarak, | |||
Tarım Bakanlığı kurulmuştu. Bir diğer önlem ise 1847 yılında | |||
imparatorluk çiftliğinde bir tarım okulu açarak tarım üretim | |||
kapasitesini arttırmaktı. | |||
Tarım üretimi nedeniyle işgücü sıkıntısı nedeniyle yetersiz olduğu için, | |||
bu sorunu aşmak için diğer bir alternatif düşünülmüştü. Bu, yabancı | |||
vatandaşları Osmanlı topraklarına yerleştirmek ve işletmekti. Bu amaçla, | |||
bu insanların tarım arazilerine sahip olması ve vergiden bazı | |||
kısımlarının muaf tutulması planlandı. | |||
1858 tarihli toprak kanunu, Tanzimat döneminin getirdiği reformlar | |||
arasında değerlendirilmelidir. Hazırlanması sırasında toprak kanunu | |||
1858, devletin refahını düzenleyen yasaya bağlı olarak | |||
değerlendirilmelidir. Bu anlamda, 1858 toprak kanunu, hazırlık dönemi | |||
dahil, Tanzimat döneminin en başarılı ve mutlak sonucudur. En çok | |||
tartışılan konu 1858 toprak kanunu hakkında, toprakta özel mülkiyetin | |||
tanınıp tanınmadığıdır. Ortaylı, bu toprak kanununun bireysel mülkiyeti | |||
getirdiğini iddia ederken, Arıcanlı bu konuyu daha mantıklı bir şekilde | |||
ele alır. Ona göre, özel mülkiyet kavramı batılı bir kavramdır ve bu | |||
yüzden Osmanlı İmparatorluğu'nda uygulamasının önemini kavram olarak | |||
açıklamak yetersizdir. Bu nedenle, 1858 toprak kanunu'nun toprakta | |||
mülkiyet haklarını tanıdığını veya tanımadığını tartışmak daha ilgili | |||
olacaktır. | |||
1858 toprak kanunu, Tanzimat döneminin en modern yasalarından biri | |||
olarak kabul edilir. Bu yasa, miri arazilerin (devletin mülkiyetinde | |||
olan arazilerin) ayrıntılarını düzenlemiştir. Ancak Islamoğlu, 19. | |||
yüzyılda miri teriminin anlamının değiştiğini iddia etmektedir. Önceleri | |||
miri durumu devletin arazi gelirlerine olan haklarını zayıflatıyordu, | |||
ancak 19. yüzyılda devletin arazi gelirlerine olan kontrolü bu grupların | |||
zararına arttı. 1858 toprak kanunu'un hukuki yönü ve politik ve ekonomik | |||
nedenleri ve sonuçları hakkında yapılan son çalışmalar, bu konunun daha | |||
iyi anlaşılmasını sağlamaktadır. Bu yasa, arazi sahiplerine devlet | |||
arazilerini ekilebilmeleri için hak tanımıştır. Burada belirtilen | |||
tapular, bugün bildiğimiz anlamda kullanılmamaktadır. O dönemde tapu | |||
sadece araziyi ekilebilmek için verilmişti ancak arazi mülkiyeti devlete | |||
ait idi. Quataert'in önerisi[cite:@Quataert2000], bu belirtilen tapunun | |||
arazi mülkiyet haklarını gösteren bir belge olmadığı, ancak tapu | |||
sahibinin o arazide bir kiracı olduğunu ve devlet tarafından önerilen | |||
miktarı ödediğini gösteren bir belge olduğudur. | |||
1858 Torak Kanunu, Tanzimat döneminin en önemli yasal düzenlemelerinden | |||
biridir. A. Cevdet Paşa liderliğinde hazırlanan kanun, miri arazilerin | |||
(yalnızca devletin arazileri) detaylarını düzenlemiştir. Ancak | |||
Islamoğlu'na[cite:@islamoglu2010] göre, 19. yüzyılda miri terimi | |||
değişmiştir. Önceleri miri statüsü devletin farklı gruplar arasında | |||
dağıtılmış arazilerin gelirlerine sahip olmasını zayıflatıyorken, | |||
artık 19. yüzyılda devletin arazi gelirlerine sahip olması artmıştır. | |||
1858 toprak kanunu ile ilgili son çalışmalar, bu kanunun siyasi ve | |||
ekonomik nedenlerini ve sonuçlarını daha iyi anlamamıza olanak | |||
tanımaktadır. Quataert'in makalesi bu konuda önemlidir. Quataert'e göre, | |||
toprak kanunu sayesinde arazi tapusuna sahip olanlar devletin | |||
arazilerini ekip üretebiliyorlardı. Burada sözü edilen tapular bugün | |||
bildiğimiz anlamda değil. O zamanlar tapu sadece araziyi ekip üretmek | |||
için verilirdi ama arazi hakları devlete aitti. Quataert'in önerdiği | |||
şey, tapunun arazi haklarını belgeleyen bir belge olmadığı, sadece tapu | |||
sahibinin o arazide bir kiracı olduğunu ve devletten belirlenen bir | |||
miktarı ödediğini gösteren bir belge olduğudur. Tapular neden verildi? | |||
Bu araziler önceleri tapusuz olarak ekilmişti, tapu vermenin nedeni | |||
neydi? | |||
Arşiv belgeleri bu beklentiyi daha açık bir şekilde yansıtıyor. Örneğin | |||
1830 tarihli bir belgede, Rışvan kabilesinin 23,000 guruş ödemek zorunda | |||
olduğu belirtiliyor. Belgede, 23,000 guruş'un yanı sıra, başka 30,000 | |||
guruş eklenerek, kabile yerleştirildiğinde ödemekte zorluk çekmeyeceği | |||
düşünülen toplam 53,000 guruş tutarı belirtiliyor. Bu kabile | |||
yerleştirildiğinde, gelir miktarının iki katına çıkması bekleniyordu. | |||
Burada ilginç olan başka bir nokta, kabile bu tutarı yerleşik | |||
insanlardan toplayarak ödüyor olmasıdır. | |||
19. yüzyıl boyunca Osmanlı yöneticileri, kabilelerin yerleşik hayata | |||
geçirilmesi konusunda önemli bir öneme sahipti. Özellikle Rışvan ve | |||
Afşar kabileleri, dönemin en büyük ve etkili kabileleri olduğu için özel | |||
bir dikkat gösterildi. Bu kabilelerin kışlık otlatma alanlarını kontrol | |||
etmek için bir nâzır atandı ve böylece bu kabilelerin bağımsız hareket | |||
etmelerinin önüne geçildi. Bu nazırların kabile liderlerinden seçildiği | |||
görülürse, yönetimin merkezileşme sürecine bu kabile üyelerini | |||
kazandırmak amacının olduğu açıktır. | |||
1830 yılında yapılan bir belgede, Rışvan boyunun özellikle yaz | |||
mevsiminde, hasat zamanında Orta Anadolu'da oluşturduğu sorunların | |||
önemli olduğu görülmektedir. Ayrıca başka bir belgede, aynı sorunun | |||
göçebe boyların yazın kışlaklarından çıktıkları yolda yerleşik halkın | |||
yolunda oluştuğu şikayet edilmektedir. Göçebe ve yerleşik halk | |||
arasındaki sürekli mücadele, devletin çözüm bulması gereken en önemli | |||
gerilimlerden biri idi. Bu mücadelede, göçebelere hareketliliği | |||
nedeniyle büyük bir avantaj sağlıyordu. Ancak devlet, boyların üzerinde | |||
yetkisini kullandığında, yerleşik halkın soyulmuş olduğu mallar geri | |||
veriliyordu. Bu mallar devlet tarafından bir kayıt defterine | |||
işleniyordu. Bu defterde, göçebelere yerleşik halkın hayvanlardan | |||
silahlar ve diğer birçok mallara kadar neredeyse her şeyi soydukları | |||
görülmektedir. | |||
Tanzimat döneminde, özellikle Kuzey Suriye ve Irak'ta devletin gücü | |||
zayıftı. Bu durum Ankara bölgesinde de görülmekteydi. Bu güçsüzlüğün | |||
nedenlerinden biri de nomadların oluşturduğu problemler ve güvenlik | |||
sorunlarıydı, bu da köylerin nüfusunun azalmasına neden olmuştu. | |||
Özellikle Tanzimat öncesi yıllarda, nomadların oluşturduğu problemler | |||
acil ve dayanılmaz hale gelmişti. Bu nedenle Tanzimat'ın en önemli yeni | |||
gelişimi insanların hayat ve mallarının güvenliğini sağlamak olmuştur. | |||
19. yüzyılın başlarında, Osmanlı İmparatorluğu'nda ordu modernleştirme | |||
çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmalar arasında, ordu için insan gücünü | |||
nomadların askerlik için rekrut edilmesi de yer almıştır. Bu çalışmalar, | |||
Osmanlı İmparatorluğu'nun askeri gücünü arttırmak ve düşmanlara karşı | |||
daha dayanıklı hale getirmek amacıyla yapılmıştır. | |||
Deringil[cite:@deringil2003], bu politikanın arkasındaki nedenleri şöyle | |||
özetlemektedir: "19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı | |||
İmparatorluğu'na dış baskı arttıkça, Osmanlı merkezi kendisinden daha | |||
önce elde etmediği insan gücü kaynaklarına başvurmak zorunda kaldı. | |||
Özellikle silahlandırılmış ve zaten gerekli olan askeri becerilere sahip | |||
olan nomad nüfus, artık mobilizasyon için temel hedef haline geldi." | |||
Köylerin yerleşik hale getirilmesiyle birlikte, iş gücü ihtiyacının | |||
büyük bir kısmını karşılamak amaçlandı. Bu nedenle, yerleşik hale | |||
getirilmelerinden hemen sonra nüfusları sayılır ve askerlik için uygun | |||
olanlar seçilir. | |||
Nomadik kabilelerin gücü azaldıkça, bu kabilelerden alınan asker sayısı | |||
da arttı. Örneğin, yaptığım röportajlarda yaşlılar, Balkan Savaşları, I. | |||
Dünya Savaşı, Yemen ve Kurtuluş Savaşı için köylerinden 72 kişinin şehit | |||
olduğunu söyledi. Birisi olan Taco, Yemen'e gitti ve orada uzun zaman | |||
kaldığı için geri döndüğünde sadece bir yaşlı kadın tarafından | |||
tanınabildi. Röportaj yaptığım kişilerin daha önceki dönemler hakkında | |||
bilgisi olmasa da, bu köylerden alınan askerlerin Osmanlı ordusunda | |||
görev yapmış olabileceği muhtemeldir. | |||
Ayrıca, 19. yüzyılda yerleşik olmayan kabilelerin yarattığı sorunlar, | |||
devletin bu sorunlu yerleşik olmayan kabilelerle ilgili askerler | |||
kiralamasını gerektirmiştir. Bu, devletin bazı askeri gücünü bu işle | |||
ilgili olarak kullanması anlamına gelir. Örneğin, Ankara valisi Vecihi | |||
Paşa, 1855 yılında Rışvan ve Afşar kabilesiyle ilgili sorunlu olan 265 | |||
atlıyı kiralama önerisi yaptı. Ancak 1855 yılında Osmanlı İmparatorluğu | |||
Rusya ile savaş halindeydi, bu nedenle yerleşik olmayan kabilelerin | |||
yarattığı sorunların devlet için dayanılmaz hale geldiği söylenebilir. | |||
Son olarak, nomadik kabilelerin yerleştirilmesi gerektiğini gösteren | |||
birçok faktör vardı. Özetlemek gerekirse, merkezi otoritenin yerleşik | |||
kabilelerden çok fazla yararlandığı görülmektedir. Bu yararlar genel | |||
olarak birbirleriyle sıkıca bağlantılıdır ve birbirlerini tetikler. | |||
Kabilelerin yerleştirilmesinin ana amacı, merkezi otoritenin | |||
güçlendirilmesi ve nomadik kabileler ile yerleşik halk arasındaki | |||
gerilimin azaltılması ve Tanzimat döneminin temel amacı olan halkın | |||
yaşam ve mal varlıklarının güvenliğinin sağlanmasıdır. Bu nedenle, | |||
nomadların yerleşik halk üzerindeki olumsuz etkilerini önlemek için | |||
asker almak gereksinimi ortadan kalkacaktır. Kabilelerin | |||
yerleştirilmesinin başka bir nedeni de devletin vergi gelirlerini | |||
arttırmak istemesidir. | |||
==== Yerleşim Coğrafyası: Genel Bir Bakış==== | |||
Ankara ve çevresinde, 16. yüzyıldan itibaren Rışvan boylarının | |||
yerleştirilmesi incelendiğinde ilginç bir resim ortaya çıkar. Bu çalışma | |||
sadece Haymana bölgesinde Rışvan boylarının yerleştirilmesine | |||
odaklanmaktadır. 16. yüzyılda Ankara, Kütahya, Mentese ve Hamit Sancağı | |||
gibi bölgeler Anadolu'da en çok göçmen çeken bölgeler arasındaydı. | |||
Özellikle 16. yüzyılın ikinci yarısında göçmen nüfusun yoğunluğu daha da | |||
arttı. Barkan'ın değerlendirmesine göre, Ankara bölgesindeki göçmen | |||
aileleri bu dönemde 23.911'e ulaştı. Ankara bölgesinin nüfusunun 16. | |||
yüzyılın sonlarından 17. yüzyılın başlarına kadar ortalama 23.000 ile | |||
25.000 arasında olduğunu gözlemlediğimizde, Ankara'daki göçmen nüfusunun | |||
yerleşik nüfusun en az dört katı olduğu dikkat çekici bir gerçek ortaya | |||
çıkar. | |||
Haymana bölgesi, yerleşik nüfusun dört katındaki yerleşik olmayan nüfusu | |||
nedeniyle diğer Ankara bölgelerinden farklıdır. 1523/30 Tahrir | |||
Kayıtlarına göre Haymanateyn'de 318 cemaat yaşıyordu. Kanuni Sultan | |||
Süleyman döneminde, Ankara Sancağı 741 köy, 339 mezraa, 113 çiftlik ve | |||
21 yayla ile oluşuyordu. Ayrıca, Ankara'da 325 yörük yurdu | |||
Haymanateyn'de idi. Bu bölgedeki yörükler Haymana taifesi olarak | |||
bilinir. Bu özellik nedeniyle, klasik dönemde Haymana halkı yasal işleri | |||
için Yörük Kadılığı'nın idaresindeydi. Ancak 17. yüzyılda, Haymana iki | |||
bölgesi Ankara kaza sancağına bir nahiye olarak eklendiğinde, Ankara | |||
Kadılığı bu yörüklerin yasal işlerini idare etmeye başladı. Haymana | |||
bölgesi Sadrazam Hassı olarak kaydedildi. | |||
Haymana taifesi diğer Ankara yörüklerinden çok hayvancılık yanı sıra | |||
tarımla ilgileniyordu. 17. yüzyıl sonunda Büyük ve Küçük Haymana'da | |||
tarımsal üretim çok ileri düzeye ulaşmıştı. Ankara'da ekmek sağlamak | |||
için fırıncılar Ankara'nın çevresinden buğday alıyorlardı. Bu buğdaydan | |||
alınan öşr vergisi nüfusun az olduğu şehirlerde satılıyordu. Büyük ve | |||
Küçük Haymana'daki fırıncılar geniş bir buğday ve arpa alımı | |||
yapıyorlardı. 1598-1599 yılları arasında 1.306.666 kg buğday ve 653.444 | |||
kg arpa yetiştirilmişti, bu Ankara'nın ihtiyacının yarısını | |||
karşılıyordu. Bu miktar ayrıca bölgenin tarımsal alanının beşte birini | |||
oluşturuyordu. | |||
Bu nedenle, Rışvan boylarının yerleştirilmesinde Haymana, Cihanbeyli, | |||
Bozok ve Kırşehir gibi alanlar tercih edilmiştir. Bu alanların ortak | |||
özelliği, göçebelik hayatı için uygun olması ve büyük sayıda göçebeler | |||
barındırmasıdır. Ayrıca, 19. yüzyılın ilk yarısında bu bölgelerde nüfus | |||
yoğunluğu önemli ölçüde düşüktür. Ankara gibi birçok yerde, Selçuklu | |||
döneminden beri düzenli yerleştirme nedeniyle nüfus yoğunluğu artarken, | |||
Ankara'nın dışındaki yerleşim yerleri, Kırşehir, Yozgat, Polatlı ve | |||
Haymana bölgeleri uzun süre boyunca göçebe nüfusu barındırmıştır. Bu | |||
durumun nedeni, Haymana, Tuz Gölü ve çevresi, Kırşehir ve Bozok | |||
platolarının bu transhumance ağında hareket eden göçebe boylar için | |||
uygun alanlar olmasıdır. | |||
kaçguncu levandât taifesinin[fn:6] neden olduğu sürekli çatışmalar ve | |||
baskılar sonucu bölgenin boşaltılması olduğu görülmektedir. Örneğin 1782 | |||
yılına kadar 170 köyün sadece 19 köyün nüfuslu olduğu iddia | |||
edilmektedir | |||
19. yüzyılın dünya nüfus istatistikleriyle karşılaştırıldığında, Osmanlı | |||
toprakları çalışma sermayesi açısından Balkanlar dışında bir | |||
eksiklikteydi. Bu nedenle, yerleşik hayata geçirme yöntemiyle, bu | |||
topraklar nüfuslandırılacak ve çalışma gücü eksikliği azaltılacaktı. | |||
== 19. YÜZYILDA GÖÇEBE ABİLELERİN YERLEŞTİRİLMESİNDE DEVLET STRATEJİLERİ: RİŞVAN ÖRNEĞİ== | |||
=== Süreç=== | |||
Anadolu'daki büyük yörük boyları, Osmanlı Devleti tarafından her zaman | |||
bir sorun olarak görülmüştür. Devlet, yörük boylarını potansiyel olarak | |||
sadakatsiz ve isyankar bir konumda görmüş ve kısa sürede kontrol | |||
edilemeyeceklerini düşünmüştür. Bu nedenle, yörük boylarının | |||
yerleştirilmesi genellikle devletin yararına olarak düşünülmüştür. Ancak | |||
yerleştirme işlemi basit bir işlem değildir, çünkü yörük boylarının | |||
erken yerleştirme girişimleri genellikle başarısız olmuştur. Bu nedenle, | |||
Osmanlı Devleti bu projeye özel bir önem vermiştir. | |||
Bu dönemde, yerleşik halk tarafından oluşan endişeler yerleşik halkın | |||
sayısını azaltmıştır. Bu nedenle, hükümet, kabileleri zorla | |||
sakinleştirerek ve güçlerini azaltarak, bölgede güvenlik ve düzeni | |||
yeniden sağlamaya çalışmıştır. Bu da bölgenin yeniden nüfuslanmasına yol | |||
açmıştır. Tanzimat'ın ilan edildiği dönemde, Anadolu'nun birçok yerinde, | |||
özellikle Kuzey Suriye ve Irak'ta devletin gücü zayıftı. Bu, Ankara | |||
bölgesinde de görülmüştür, çalışmanın odaklandığı bölge olarak. Devletin | |||
bu güçsüzlüğünün nedenlerinden biri, yerleşik halkın depopulasyonuna yol | |||
açan nomadların oluşturduğu problemler ve güvenlik problemleridir. | |||
Özellikle Tanzimat dönemi öncesi yıllarda, nomadların oluşturduğu | |||
problemler acı ve dayanılmaz hale gelmiştir. Bu nedenle, Tanzimat | |||
döneminin en önemli yeni gelişimi insanların hayat ve mülk güvenliğini | |||
sağlamaktır. | |||
Bu veriler, Rışvan boylarının 19. yüzyıl başlarından itibaren Ankara | |||
bölgesine yerleştiklerini göstermektedir. Ancak yerel araştırmacılar, bu | |||
boyların bölgede daha eskiden yerleşmiş olduklarını iddia etmektedir. | |||
Örneğin, Uçak, Haymana bölgesinde yerleşmiş olduklarını iddia | |||
etmektedir. Kandemir ise 1846 yılında bölgede yerleşmiş olduklarını | |||
belirtmektedir. Bu nedenle, Rışvan boylarının bölgede ne zaman | |||
yerleştikleri konusunda net bir bilgiye sahip değiliz. | |||
Bu iddialar, Rışvan boyunun Orta Anadolu'da yerleşmenin belirli bir | |||
tarihi olmadığını göstermektedir. Bu nedenle, Rışvan boyunun tüm üyeleri | |||
aynı yerde ve aynı zamanda yerleşmediğini vurgulamak gerekmektedir. Bu | |||
nedenle, devlet tarafından yerleştirilmeye çalışılan bu boylar zaman | |||
içinde yerleşme işlemlerini tamamlamışlardır. 1859 yılına ait bir arşiv | |||
belgesi, Rışvan boyunun 1848 yılında Haymana bölgesinde yerleşen | |||
yaklaşık 500 haneye sahip olduğunu göstermektedir. | |||
19. yüzyılın başlarından itibaren Rışvan boyu iç Anadolu ovalarında | |||
kışın barınıyor olmaları, özellikle 1830 ve 1850 yılları arasındaki | |||
kaynaklar göz önüne alındığında, Osmanlı devletinin bu 20 yıllık dönemde | |||
bu boyun yerleşimini sağlamaya çalıştığını göstermektedir. Burada | |||
sorulması gereken soru, bu boyun ne zaman iç Anadolu ovalarına | |||
yerleştiğidir? Elde edilen bilgilere dayanarak, 19. yüzyılın başlarından | |||
beri yerleşik oldukları düşünülebilir. 19. yüzyılın başlarında Rışvan | |||
boyu, Konya ve Ankara bölgelerinde kışın, yazın ise Sivas yakınlarındaki | |||
Uzunyayla ve HabeŞ bölgelerinde yerleşiyorlardı. 19. yüzyılın | |||
ortalarında ise, boyun üyeleri Bozok, Ankara, Kayseri, KırŞehir ve Tokat | |||
bölgelerine kadar uzandı. | |||
Bu tarihte, Ankara ve Konya'dan gelen aşiret liderleri ve kabadayıları | |||
merkeze çağrıldı ve yerleşim kararının bildirildi. İşte çağrılanlar | |||
arasında, Atmanlı, Seyhbezenli ve Rışvan aşiretlerinin liderleri merkeze | |||
gitti ve yerleşim konusunu tartıştı. Bu tartışmada, onlara Sivas'da | |||
yerleştirilecekleri bildirildi. Ancak Rışvan liderleri bu kararla memnun | |||
olmadıklarını ifade ederek, Konya ve Ankara'da başka yerler gösterilirse | |||
yerleşmeye razı olacaklarını belirttiler. Bu Osmanlı devletinin emrini | |||
yerine getirmek istemeyen Cihanbeyli, Mikailli, Heciyanlı, Terkanlı ve | |||
Seyfhanlı aşiretleri görüyoruz. | |||
19. yüzyılda ortaya çıkan değişen uluslararası durum, merkezileşme ve | |||
modernleşmeyi tercih ediyordu. Bu nedenle devlet, nomadizm üzerine | |||
politikalarını ve tutumlarını yeniden değerlendirmek zorunda kaldı. Bu | |||
merkezileşme çabaları ile birlikte devletin nomadizm yolu hayatının | |||
anlayışı daha az toleranslı hale geldi. 19. yüzyıl boyunca devlet | |||
yetkilileri, aşiret toplumunu daha az değerli, itaatkar olmayan, | |||
sıkıntılı olarak görüyor ve yaşam tarzlarının karşısında olduğunu | |||
düşünüyorlardı. Bu nedenle onları medenileştirmek gerekiyordu. | |||
Ancak, Osmanlı tarihinde hükümet yetkililerinin devlet yetkililerine | |||
karşı hareket eden tüm etnik, dinsel veya nomadik grupları negatif | |||
izlenimler veren stereotip sözcüklerle tanımlama eğiliminde olduğu | |||
unutulmamalıdır. Devlet yetkililerine karşı hareket eden nomadlar | |||
genellikle benzer sözcüklerle sınıflandırılır. "Hırsız, Osmanlı | |||
İmparatorluğu'nda rahatsız eden nomadları sınıflandırmak için en yaygın | |||
kullanılan sözcüktür. Ayrıca, Osmanlı yönetimi tüm tarih boyunca | |||
huzursuz eden nomadların doğasında hırsızlık veya diğer suçlar yapmaya | |||
eğilimli olduğunu iddia etme eğilimindedir. | |||
Nomadlar ve yerleşik halk arasındaki gerilim, devletin tarih boyunca her | |||
zaman karşı karşıya kaldığı bir şikayetti. İki taraf arasındaki tüm | |||
çatışmalarda, nomadlar genellikle devlet yetkilileri tarafından | |||
potansiyel olarak sorumlu olarak kabul edilirler. Ayrıca, nomadların | |||
orantılı olarak özerk bir yaşam tarzları ve merkezi otoritetten | |||
uzaklaşmaları, onları genellikle periferide konumlandırır. Bu pozisyon | |||
genellikle merkez ile ilişkilerini gerginleştirir ve bu gerginlik | |||
Osmanlı siyasi ve ekonomi hayatının önemli bir konusudur. Gerif Mardin, | |||
"nomadlar ve kentli yaşayanlar arasındaki çatışma, Osmanlı yetişmiş | |||
adamının estetiğini oluşturdu ki, medeniyet kentlileşme ve nomadizm | |||
arasındaki bir yarıştı ve tüm nomadik şeyler sadece hakir görülürdü" | |||
diye belirtir. Ancak, bu düşünce Ortadoğu coğrafyasındaki diğer hükümet | |||
yetkilileri arasında yaygındı. 19. yüzyıl Ortadoğusu'ndaki nomad | |||
aşiretleri genellikle tamamen medeni toplum karşısında ve isyan ve | |||
hırsızlık yapmaya doğal olarak eğilimli olarak algılandı. | |||
=== Yöntem=== | |||
yüzyılda, Osmanlı Devleti, göçebe kabileleri yerleştirme konusunda | |||
farklı yöntemler geliştirdi. Bazı durumlarda kabileler gönüllü olarak | |||
yerleştirilirken, bazı durumlarda zorla yerleştirildi. Ancak bazı | |||
durumlarda arabuluculuk ve zorlama kullanılarak yerleştirilme sağlandı. | |||
Gönüllü ve zorla yerleştirme arasında farklı sonuçlar elde edildi. Bu | |||
tezde, RıĢvan kabilesi hem zorla hem de belirli ölçüde müzakereler | |||
yoluyla yerleştirildiğinden, zorla yerleştirme sonuçları | |||
değerlendirildi. Osmanlı tarihinde boyun kırmak için farklı yöntemler | |||
kullanıldı. Bu çalışmada, 19. yüzyılda hangi yöntemlerin kullanıldığı | |||
vurgulanacaktır. Önemli olan, sadece bir yöntemin kullanılmaması, | |||
yerleştirme sürecini kolaylaştırmak için birçok önlemin bir arada | |||
kullanılmasıdır. Bunlar arasında kabileyi yöneten liderlerin kaçırılması | |||
yer alır. Bu yöntem özellikle Çukurova bölgesinde yaygın olarak | |||
kullanılmıştır. Bu bölgede merkezi otoriteye karşı direnen Kozanoğulları | |||
kabilesinin 62 lideri sürgüne gönderildi. | |||
yüzyılda devletin göçebe kabileler ve liderlerine bakış açısı değişti. | |||
Tanzimat reformları ile birlikte devlet, kabile liderliğinin | |||
dağıtılmasını düşündü. Ancak bu planın neden olabileceği sorunlar | |||
düşünüldüğü için, kabilelerin yerleştirilmesi tamamlandıktan sonra | |||
gerçekleştirilmesi planlandı. | |||
yüzyılda, Osmanlı Devleti göçebe kabileleri yerleştirme konusunda ciddi | |||
bir politika geliştirdi. Özellikle Fırka-i Islahiye gibi kurumların | |||
kurulması, devletin bu konuda ne kadar kararlı olduğunun bir göstergesi | |||
oldu. Fırka-i Islahiye, göçebe kabileleri yerleştirme görevi olan eşsiz | |||
bir kurumdu. Bu görevi başarıyla yerine getirebilmek için güçlü bir | |||
orduya ihtiyaç duyuluyordu. Devlet, bu amaçla büyük miktarda harcama | |||
yapmaktan çekinmedi. | |||
yüzyıl boyunca, devlet askeri gücü göçebe kabileleri yerleştirme ve kötü | |||
davranışları önleme amaçlı olarak kullandı. Yerleştirme işlemleri için | |||
Anadolu ve Rumeli ordularından askerler gönderildi. Ancak merkezi | |||
hükümet asker gönderemediği zamanlarda, yerel yö | |||
Gulabi Celep devam et Öte yandan, Osmanlı'nın 19. yüzyıldaki göçebe | |||
politikalarına yönelik eleştirel bakış açısı da bulunmaktadır. Bu | |||
eleştiriler, göçebe toplulukların zorla yerleştirilmesi ve | |||
modernleştirilmesinin, onların geleneksel yaşam tarzlarına ve kültürel | |||
miraslarına zarar verdiğini iddia etmektedir. Göçebelerin | |||
yerleştirilmesinin yanı sıra, bu politikaların bir sonucu olarak, Türk | |||
ve Kürt toplumları arasında sosyal ve kültürel anlamda derin ayrılıklar | |||
meydana gelmiştir. Bu ayrılıklar günümüze kadar devam etmektedir. | |||
Sonuç olarak, Osmanlı'nın göçebe politikaları, siyasi, ekonomik ve | |||
sosyal sebeplerden dolayı yüzyıllar boyunca değişim göstermiştir. | |||
Göçebelere yönelik politikalar, yalnızca onların yerleştirilmesi ve | |||
modernleştirilmesiyle sınırlı kalmamış, aynı zamanda devletin güvenliği, | |||
düzeni ve refahı açısından da önem arz etmiştir. Ancak bu politikalar, | |||
bugün bile bazı tartışmalara ve eleştirilere konu olmaktadır. | |||
=== Problemler=== | |||
=== Yerleşim Coğrafyası ve Nüfus==== | |||
== YERLEŞİM VE UYUM SORUNLARI== | |||
=== Nihai Yerleşim=== | |||
=== Ekonomi ve Tarım=== | |||
==== Yerel Halkla İlişkiler ve Etkileşimler==== | |||
=== Sosyo-kültürel ve Ekonomik Değişimler=== | |||
== sonuç== | |||
== Rişvan Aşireti== | |||
Rişvan Aşireti, 19. yüzyılda yoğun olarak Orta Anadolu bölgesinde | |||
yaşayan bir Kürt aşiretidir. Aşiret mensupları, Malatya ve Maraş | |||
arasındaki bölgede yazları yaylada, kışları ise kırsal alanlarda | |||
yaşarlar. Zamanla aşiret mensuplarının sayısı artınca, Osmanlı | |||
Devleti'nin iskan politikası gereği olarak Orta Anadolu'nun farklı | |||
illerine yerleştiler. Örneğin 1878-1880 yılları arasında yapılan nüfus | |||
tahririne göre, Rişvan Aşireti'nin Haymana, Mucur, Esbkeşan, Sivas | |||
Vilayeti ve Ankara Sancağı Bala kazasında 3630 hane ve 15.400 nüfus | |||
olarak kayıtlara geçirildiği görülmektedir. | |||
Rişvan Aşireti, Orta Anadolu'da yerleşmiş olsa da, aşiret mensupları | |||
hala kendilerine özgü kültürel değerlerini, geleneklerini ve dilini | |||
koruma gayreti içindedir. | |||
[fn:1] Bozulus, Osmanlı İmparatorluğu döneminde kullanılan bir terim | |||
olarak, özellikle Anadolu ve Mezopotamya'da yaşayan Kürt nomad | |||
aşiretlerini tanımlamak için kullanılmıştır. Bu terimin asıl | |||
anlamı ve kökeni belirsizdir, ancak genellikle yönetimsel | |||
amaçlarla ayrım yapmak için kullanılmış olabileceği | |||
düşünülmektedir. Bozulus aşiretleri, Osmanlı yönetiminin vergi ve | |||
denetimlerine tabi tutulmuş ve sıklıkla yerleştirilme | |||
politikalarına maruz kalmışlardır. | |||
[fn:2] Karaulus, sınır bekçileri olarak görev yapan ve çoğunlukla Kürt | |||
asıllı olan nomadik aşiretlerin bir grup olarak tanımlandığı bir | |||
terimdir. Karaulus aşiretleri, devlet tarafından belirli bir | |||
bölgede görev yapmak üzere yerleştirilmiş ve sınır güvenliği ve | |||
vergi toplama gibi görevleri üstlenmişlerdir. Ancak, Karaulus | |||
aşiretlerinin etnik kökenleri ve sosyal yapıları hakkında az | |||
bilgi mevcuttur ve çok az tarihsel araştırma yapılmıştır. | |||
[fn:3] Nezir kelimesi XVII. yüzyıl sonlarından itibaren Osmanlı Devleti | |||
tarafından kullanılmaya başlandı ve kamu düzenini sağlamak | |||
amacıyla devletin tebaası ile yapılan akitleri ifade ediyordu. Bu | |||
akitler, tarafların hazır bulunduğu mahkeme tarafından hüccet | |||
düzenlenerek yürürlüğe girmekteydi. Devlet, bu akitler | |||
vasıtasıyla asayişi ve güvenliği sağlamaya, aşiretleri kontrol | |||
altında tutmaya, korsanlık faaliyetlerini engellemeye, yeniçerin | |||
kavgalarını önlemeye ve piyasaları kontrol altında tutmaya | |||
çalışıyordu. Bunun yanı sıra, esnaf grupları ya da halk, bir şeyi | |||
yapmak veya yapmamak adına birbirlerini nezre bağlayarak | |||
uzlaşabilmekteydi. Nezir, yaptırım gücünü karşı tarafın | |||
üstlendiği yükümlülüklerden alıyordu. Bunlar genellikle paraydı | |||
ancak çalıştırılmayı kabul etmek, dayağa razı olmak, asilerin | |||
kellelerini teslim etmek gibi fiilî yükümlülükler de nezre konu | |||
olabilmekteydi. Bu yöntem, İstanbul'dan uzak Arap vilayetlerine | |||
kadar geniş bir coğrafyada uygulanmıştır. Ancak Tanzimat dönemi | |||
ile birlikte yürürlükten kaldırılmıştır. | |||
[fn:4] Mirmiran, Osmanlı İmparatorluğu'nda bir ünvan olarak kullanılır | |||
ve "mira" ve "miri" kelimelerinden türetilmiştir. "Mira" | |||
hükümdarın veya devletin mülkünün sahibi anlamına gelir, "miri" | |||
ise yönetmek, idare etmek anlamına gelir. Mirmiran, hükümdarın | |||
veya devletin mülklerini yöneten bir kişiye verilen bir ünvan | |||
olarak kabul edilir. Bu ünvan, Osmanlı İmparatorluğu'nun farklı | |||
dönemlerinde farklı şekillerde kullanılmıştır. Örneğin, tarihte, | |||
mülk sahibi olarak tanımlanabilecek bazı bölgelerin idarecisi | |||
olarak, mirmiran ünvanı kullanılmıştır. Aynı zamanda, bazı devlet | |||
bürokratlarına da verilmiştir. Bu ünvan, Osmanlı | |||
İmparatorluğu'nun yıkılmasından sonra kullanılmamıştır. | |||
[fn:5] ekrâd-ı merkume kazâ ve kurrâlara iskân olunmuş ve bundan böyle | |||
ahâli-yi meskune hükmüne girüb dâhil-i tanzimat olmuş | |||
olduklarından bunların haklarında sair ahâli misüllü mu'amele | |||
olunması ve mal ve can ve ırzları hakkında sair ahali misüllü | |||
tutulması ve bunlara şimdilik köylerde sığınacak müretteb birer | |||
hâne virilüb kendülerinin zira'at ve felahata alışdırılması ve | |||
haklarında komşuca mu'amele olunub ayrı ve gayrılık idilmemesi | |||
[fn:6] Kaçguncu levandât taifesi, yasa dışı yollarla para ve mal elde | |||
etmeye çalışan, çoğunlukla silah kullanan veya tehlike oluşturan | |||
kişi veya grupları ifade eder. Bu taife, yerleşik halkın | |||
güvenliğini tehlikeye atar ve bölgenin nüfusunu azaltır. Bu | |||
nedenle, devlet tarafından önlemler alınır veya güç kullanılır | |||
bunlarla mücadele etmek için.= Orta Anadolu Kürtleri | |||
== Ağalar== | |||
Ayrıca, kabile içi ilişkileri ve sorunları çözmek, kabile içinde adaleti | |||
sağlamak, kabile içi çekişmelerin çözümü, kabile içinde huzur ve barışı | |||
sağlamak, kabile üyelerinin haklarını koruma ve kabile içinde | |||
birleştirici bir rol oynamak gibi görevler de Ağaların sorumlulukları | |||
arasındaydı. Bu görevleri yerine getirirken, Ağalar genellikle Osmanlı | |||
İmparatorluğu'nun verdiği "Berat" adı verilen belgelerle | |||
destekleniyorlardı. Bu belgeler, Ağaların görevlerini yerine getirmek | |||
için gerekli yetkileri ve hakları veriyordu. Bu nedenle, Ağalar, Osmanlı | |||
İmparatorluğu tarafından atanmış bir boybeyt idi. | |||
Ağaların ayrıca sosyal ve ekonomik olarak güçlü olmaları, aşiret içi | |||
ilişkileri ve çatışmaları çözmelerine de olanak sağlardı. Ağalar, ayrıca | |||
aşiret içinde hukukun temsilcisi olarak görev yaparlardı. Aşiret içi | |||
sorunların çözümünde, ağaların kararları son karar olarak kabul | |||
edilirdi. Ömeran Aşireti için de bu durum geçerlidir. Bu nedenle ağalar, | |||
aşiret içinde önemli bir rol oynamaktadırlar. Ayrıca ağalar, aşiretin | |||
diğer kabileler ve aşiretlerle olan ilişkilerini de yürütmektedirler. Bu | |||
nedenle ağalar, aşiret içinde önemli bir liderlik rolü | |||
oynamaktadırlar. | |||
Ağalar genellikle çok miktarda mal ve mülk sahibi olurlardı. Bu mal ve | |||
mülkler arasında taşımacılık yapmak için kullanılan deve katarları, | |||
koyun, keçi sürüleri, binek Kehil Arap atları, tarlada çalıştırılacak | |||
atlar, öküzler, katırlar ve eşekler yer alırdı. Ağaların bu miktarda mal | |||
ve mülk sahibi olmaları, birçok insana ekmek kapısı açmasına olanak | |||
tanırdı. | |||
Ağalık, Kürt kültüründe bir sosyal statüdür ve ağanın temsili bir rolü | |||
vardır. Ağalık, misafir hanesi veya diş odası gibi bir dış mekanın | |||
varlığı ile de tanımlanır. Bu dış odanın kapısı her zaman açık olur ve | |||
gelen ve giden misafirleri kabul eder. Bu, ağanın sosyal ve ekonomik | |||
gücünün bir göstergesidir. | |||
Ağa, köyünde yaşayan fakir ailelere bazı temel ihtiyaçlarını karşılamak | |||
için yardım ederdi. Özellikle kış aylarına hazırlık yapmak için, ağa | |||
yağ, sut, peynir, ekmeklik buğday gibi gıdaları temin eder ve ailelere | |||
tezek gibi yakacaklar sağlardı. Bu, ağanın sosyal sorumluluklarının bir | |||
parçası olarak kabul edilir ve köy halkı tarafından saygı gösterilir. | |||
Ağa, köyünde çalışmazdı. Ağa, çocukları ve kâhyaları aracılığıyla | |||
işlerini yürütür ve onlar tarafından takip edilirdi. Ağanın etrafında, | |||
kendisiyle birlikte hareket eden ve işlerini yürüten sabit birkaç kâhya | |||
bulunurdu. Bu kâhyalar, ağanın güvenliğini sağlamak, mali işleri | |||
yürütmek ve köy halkıyla ilişki kurmak gibi görevleri üstlenirlerdi. | |||
Ağa, evinde kalan zaman dışında, dış odasında geçirir ve orada bulunan | |||
cemaat ile oturup sohbet eder. Ağa, odasına geldiğinde, orada bulunan | |||
misafirler büyükten küçüğe herkes ağanın geldiğini görünce ayağa kalkar | |||
ve ağaya selam verir. Ağa, odanın en üst köşesinde kendine ait bir | |||
mindere oturur ve bu minderin yüzüne serilen keçi derisinden yapılmış, | |||
kenarları işlemeli posta kâhyaların hizmet ve yardımı eşliğinde. Bu, | |||
ağanın sosyal pozisyonunun ve saygınlığının bir göstergesidir. | |||
Ağa, mindere oturduğunda cemaate oturmalarını buyurur. Herkes sessizce | |||
ve yaş sıralamasına göre yerlerine oturur. Ağa, odanın bakıcısına | |||
odadaki ateşin yakılıp yakılmadığı, kahvelerin pişirilip pişirilmediği | |||
ve misafirlere yemek verilip verilmediği gibi konular hakkında sorular | |||
sorar. Bu, ağanın konuklarına ve odasına dair endişelerinin bir | |||
göstergesidir ve odanın işleyişinin düzgün olmasını sağlamak için | |||
yapılan bir kontrol mekanizmasıdır. | |||
Cemaat arasındaki yaşlı adamlar ile ağa arasında sohbet başlar ve | |||
gençler bu sohbeti dinler. Ağa, minderin üstünde çok rahat oturur ve | |||
zaman zaman ayaklarını da uzatabilir, ancak odadaki cemaat ağaya karşı | |||
hürmetten dolayı daha dikkatli otururlar. Bu, ağanın sosyal pozisyonunun | |||
bir göstergesidir ve cemaatin ağaya karşı saygısının bir ifadesidir. | |||
O devirde insanların çoğu sigarayı daha fazla içerlerdi. Ancak, cemaat | |||
arasındaki büyük bir kesim ağanın yanında sigara içmezlerdi. Ağanın | |||
yanında sigara içenler genelde yaşları ilerlemiş ve ağanın kendilerine | |||
izin verdiği kişilerdi. Ağanın yanında sigara içmeme, sadece ağaya ve | |||
yaşlılara hürmet olarak kabul edilirdi. Bu, ağanın saygınlığının bir | |||
göstergesi ve cemaatin ağaya karşı saygısının bir ifadesidir. | |||
Cemaatte sigara içmek isteyen gençler, ağanın ve yaşlıların görmediği | |||
bir köşede sigarasını içerlerdi. Bu, bir adet haline gelmişti. Cemaatte | |||
hazır bulunanlar, ağanın söylediklerini sessizce dinler ve ağanın | |||
konuşmasını kesmezler. Eğer ağanın yanında konuşmak gerekirse, çok hafif | |||
bir ifadeyle ve kimseyi rahatsız etmeyecek bir ses tonuyla konuşurlar. | |||
Bu, sadece ağaya ve yaşlılara saygı ve hürmetten dolayı yapılır. | |||
== Deve Kervanları== | |||
Ömeranlıların 1960 dönemlerine kadar devecilikle uğraştıkları | |||
bilinmektedir. Deve katarlarıyla Tuz Gölü'nden aldıkları tuzu, Manisa, | |||
Aydın gibi şehirlere götürüp satarak bölgesel ticarete katkı | |||
sağlamışlardır. Bölgelerine dönüşte ise incir, üzüm gibi ürünleri | |||
getirmişlerdir. | |||
Ömeranlıların devecilik faaliyetleri, yerleşik hayata geçtikten sonra mı | |||
yoksa önceden mi yapıldığı konusunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır. | |||
Ancak devecilikle ilgili kullanılan tüm araç gereçlerin tamamen Türkçe | |||
kelimelerden oluşması, bu faaliyetin yerleşik hayata geçtikten sonra | |||
yapıldığı fikrini güçlendirmektedir. Ayrıca, göç anıları anlatılırken | |||
öküzlerin de kullanıldığından bahsedilmesi, deveciliğin yerleşik | |||
hayattan sonra yapıldığı tezini daha da güçlü kılmaktadır. Bu durum, | |||
Ömeranlıların, yerleşik hayata geçtikten sonra devecilik yaparak | |||
ekonomik kazanç elde ettiğini ve hayatlarını sürdürdüğünü | |||
göstermektedir. Develerin beslenmesi için Konya ovasının uygun koşullara | |||
sahip olması, bölge insanlarına avantaj sağlamış ve devecilik | |||
faaliyetlerinin başarıyla sürdürülmesine yardımcı olmuştur. Develer, et, | |||
süt ve derilerinden yararlanılarak ailelerin ihtiyaçları karşılanmıştır. | |||
Ayrıca, devecilik faaliyetleri, bölgenin ekonomik hayatına da katkı | |||
sağlamıştır. Devecilik faaliyetleri, Ömeranlıların hayatındaki önemli | |||
bir unsurdur ve bölgenin tarihinde de önemli bir yere sahiptir. | |||
Tuz Gölü'nden getirdikleri tuzun yanı sıra, develeriyle arpa-buğday | |||
taşımacılığı yaparak da aileler arasında para kazanmışlardır. Günün | |||
şartlarına göre, bir ailenin bir katar devesinin olması, o ailenin | |||
zengin sayılması anlamına gelirdi. Bölgesel ticaretin en önemli | |||
unsurlarından biri olan devecilik, Ömeran aşireti için ikinci bir geçim | |||
kaynağı olmuş ve onların kültürlerinde önemli bir yere sahip olmuştur. | |||
#+caption: Ömeranlıların 1960'lara kadar devecilik yaparak, Tuz | |||
Gölü'nden aldıkları tuzu Manisa ve Aydın gibi şehirlere satarak bölgesel | |||
ticarete katkı sağladıkları görülmektedir. Fotoğrafta, bu kervanlardan | |||
biri görülmektedir. | |||
<<fig:devekervani>> | |||
[[file:image/devekervani.jpeg]] | |||
Develerin sırtında para kazanmanın ne kadar zahmetli bir iş olduğunu, | |||
bir şehirden diğer bir şehire gitmenin ne kadar yorucu olduğunu anlatan | |||
yaşlıların anıları, o devirdeki yaşamın zorluklarını gözler önüne | |||
seriyor. | |||
== Oda kültürü== | |||
== Mutfak kültürü== | |||
== ev yapma kültürü== | |||
== evlenme geleneklerimiz | |||
=== Xelat geleneği=== | |||
=== GELIN OLMAK=== | |||
=== anne olmak=== | |||
== akraba evlilikleri== | |||
== Berdel geleneği== | |||
== eğitim ve öğretim== | |||
== sağlık== | |||
== kılık ve kıyafet== | |||
== ısınmak== | |||
== ateş ve aydınlatma lambaları== | |||
== içme suyu ve çeşmeler== | |||
== çobanlık== | |||
== ahırlı odalar== | |||
== süt ürünleri== | |||
== hali, kilim, dokuma== | |||
== kuraklık, yağmur duaları== | |||
== kız kaçırma ve beşik kertmesi== | |||
== dövme geleneği== | |||
== taziyelerimiz== | |||
[fn:1] *sêl:* ekmek pişirme sacı | |||
[fn:2] *bîrreş:* siyah kuyu | |||
[fn:3] Anız: ekinin biçildikten sonra tarlada, toprakta kalan köklü | |||
sapı. | |||
[fn:4] Yaba; birkaç dişli, büyükçe bir çatal biçimindeki tahtadan | |||
yapılmış tarım aleti. Başlıca olarak tınaz, saman gibi gevşek | |||
malzemeleri savurmakta ya da bir yere yüklemekte kullanılır. | |||
[fn:5] Dirgen: Genellikle harmanda sapları yaymaya yarayan demirden, | |||
çatallı bir tarım aleti | |||
[fn:6] Anadut: Ekin ve ot demetlerini arabaya yüklemeye veya harmanı | |||
aktarmaya yarayan uzun saplı, üç dişli, ahşap alet | |||
[fn:7] Lot: Tutam | |||
[fn:8] Tınaz: Dövülerek savrulmaya hazırlanan ekin yığını. | |||
[[Kategori:Anadolu Aşiretleri]] | [[Kategori:Anadolu Aşiretleri]] | ||
| 57. satır: | 1.848. satır: | ||
[[Kategori:Güneydoğu Anadolu Tarihi]] | [[Kategori:Güneydoğu Anadolu Tarihi]] | ||
[[Kategori:Orta Anadolu'da Kürtler]] | [[Kategori:Orta Anadolu'da Kürtler]] | ||
</div> | |||
08.47, 8 Mart 2026 itibarı ile sayfanın şu anki hâli
Rışvan Aşireti
Bu bölümde, Rışvan Aşireti’nin tarihteki yeri, Osmanlı idarî sistemi içindeki konumu ve günümüzdeki durumu ele alınmaktadır. İnceleme; aşiretin kökenleri, göçebe yaşam tarzı, iskân politikaları ve Osmanlı Devleti ile ilişkileri çerçevesinde yapılandırılmıştır.
Rışvan Aşireti'nin Kökenleri ve İlk Yerleşimleri
Rışvan Aşireti, kökenleri Güneydoğu Anadolu’ya uzanan büyük bir aşirettir. Aşiretin tarih sahnesindeki görünürlüğü, 1515 yılında bölgenin Osmanlı hâkimiyetine girmesiyle belirginleşmiştir. Bu tarihten itibaren Rışvanlılar, Osmanlı idarî ve askerî yapısı içinde yarı özerk bir konumda yaşamışlardır.
İlk yerleşim alanları arasında Hısn-ı Mansur, Malatya, Antep, Maraş ve çevresi yer almaktadır. Bu bölgeler, aşiretin yaylak ve kışlak düzeninin merkezlerini oluşturmuştur.
Osmanlı Egemenliği ve Yarı Göçebe Yaşam
Rışvan Aşireti, Osmanlı egemenliği altında yarı göçebe bir yaşam tarzı sürdürmüştür. Bu yaşam biçimi, hayvancılığa dayalı ekonomik faaliyetlerle doğrudan ilişkilidir. Yaylak–kışlak hareketliliği, aşiretin hem sosyal örgütlenmesini hem de devletle olan ilişkilerini belirleyen temel unsurlardan biri olmuştur.
Göçebe yaşam, aşiret içi dayanışma, liderlik ve aşiret kurumlarının güçlenmesine katkı sağlamıştır.
XVII. ve XVIII. Yüzyıllarda Coğrafi Yayılma
XVII. yüzyıl ve XVIII. yüzyıl boyunca Rışvan Aşireti’nin yerleşim alanları genişlemiştir. Bu dönemde aşiret mensupları yalnızca Güneydoğu Anadolu ile sınırlı kalmamış; Sivas, Ankara, Konya, Denizli, Manisa ve İzmir gibi Orta ve Batı Anadolu bölgelerine kadar yayılmıştır.
Bu yayılma, zorunlu göçten ziyade, göçebe ekonominin gerektirdiği mevsimsel hareketliliğin bir sonucudur.
Göçebe Yaşam ve Adlî Vakalar
Göçebe yaşam tarzı, Osmanlı kaynaklarında çeşitli adli vakalar ile ilişkilendirilmiştir. Eşkıyalık, yol kesme, zorbalık ve mala ya da cana yönelik saldırılar, hem aşiret mensupları hem de dış gruplar arasında yaşanmıştır.
Osmanlı Devleti, bu tür olayları yakından takip etmiş; suç işleyen bireyleri cezalandırarak merkezi otoriteyi korumaya çalışmıştır.
İskân Politikaları ve Vergi Düzeni
XVII. yüzyıldan itibaren Rışvan Aşireti, iskân politikası kapsamına alınmıştır. Bu politikanın temel amaçları güvenlik sağlamak ve vergi toplama süreçlerini düzenli hâle getirmekti.
Ancak iskân uygulamaları, aşiret mensupları arasında direnişe yol açmış; bazı gruplar eski yaşam alanlarına dönmeye çalışmıştır. Bu durum, devlet–aşiret ilişkilerinde gerilimlere neden olmuştur.
Osmanlı İdaresinde Rışvan Aşiret Reisleri
Rışvan Aşireti, Osmanlı yöneticileri nezdinde yüksek bir itibara sahipti. Birçok aşiret reisi, Malatya, Maraş, Adana ve Sivas gibi merkezlerde valilik görevlerinde bulunmuştur.
Bu durum, aşiretin yalnızca bir göçebe topluluk değil, aynı zamanda Osmanlı idarî yapısına entegre bir aktör olduğunu göstermektedir.
Maden İşletmeleri ve Hazine Gelirleri
Rışvan Aşireti, özellikle maden işletmelerinde sağladığı hizmetlerle Osmanlı hazinesi için önemli bir gelir kaynağı olmuştur. Aşiret mensupları, madenlerin korunması, işletilmesi ve lojistik faaliyetlerinde görev almış; karşılığında vergi yükümlülüklerini yerine getirmiştir.
XIX. Yüzyılda Dağılma Süreci
XIX. yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı Devleti’nde yaşanan idarî ve toplumsal dönüşümler, Rışvan Aşireti’ni de etkilemiştir. Aşiret reislerinin gücü zayıflamış, yerleşik hayata geçiş hızlanmış ve aşiret yapısı çözülmeye başlamıştır.
Günümüzde Rışvan Aşireti adı altında bütüncül bir yapı bulunmamakla birlikte, tarihsel ve kültürel izleri farklı bölgelerde yaşamaya devam etmektedir.
Rışvan Aşireti'nin Alt Kolları
Rışvan Aşireti, tarihsel süreç içinde birçok alt kola ayrılmıştır. Bu kollar, yerleştikleri bölgelerin coğrafi ve sosyal koşullarına göre farklılaşmıştır. Hısn-ı Mansur ve Malatya çevresindeki kollar, aşiretin merkezî unsurları arasında yer almıştır.
Ömeran Aşireti
Ömeran Aşireti, Rışvan Aşireti’nin önemli alt kollarından biridir. Güneydoğu Anadolu kökenli olan bu aşiret, yarı göçebe yaşam tarzını uzun süre sürdürmüş ve özellikle hayvancılık faaliyetleriyle tanınmıştır.
Osmanlı döneminde iskâna tâbi tutulan Ömeran Aşireti, günümüzde kültürel açıdan dönüşüme uğramış olsa da tarihsel kimliğini korumaktadır.
Bu bölümde, Rişvan Aşireti'nin tarihteki yerinin önemi ve bugünkü durumu
değerlendirilecektir. Öncelikle, Rişvan Aşireti'nin kökenleri ve
Güneydoğu Anadolu'daki ilk yerleşimleri hakkında bilgi verecektir. Daha
sonra, aşiretin 1515'te Osmanlı egemenliği altına girmesi ve yarı göçebe
hayat tarzı ile ilişkisi açıklanacaktır. Ayrıca, aşiretin XVII. ve
XVIII. yüzyıllarda Hısn-ı Mansur ve Malatya yanı sıra Antep, Maraş,
Sivas, Ankara, Konya, Denizli, Manisa ve İzmir'e kadar yayılması ele
alınacaktır.
Göçebe yaşam tarzının getirdiği adli vakalar ve eşkıyalık, zorbalık, yol
kesme, mala, cana ve ırza saldırı gibi suçlar da değerlendirilecektir.
XVII. yüzyıldan itibaren iskâna tâbi tutulması ve vergi toplama
kaygıları hakkında bilgi verilecektir. Aşiret reisleri ve maden
işletmelerinde hizmetleri ve vergileri ile hazinenin önemli bir gelir
kaynağı olması incelenecektir.
Son olarak, XIX. yüzyılın sonlarına doğru aşiretin dağılması ve
günümüzde Rişvan Aşireti'nin durumu ele alınacak ve sonuç olarak
aşiretin tarihteki yerinin önemi
Rişvan Aşireti'nin Tarihçesi: Güneydoğu Anadolu'dan Orta ve Batı Anadolu'ya yayılışı
Rişvan Aşireti'nin kökenleri ve Güneydoğu Anadolu'daki ilk yerleşimleri
Rişvan Aşireti, Güneydoğu Anadolu bölgesinde kökenlerine dayanan bir aşirettir. Aşiret, 1515 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin alınmasıyla Osmanlı egemenliği altında yaşamaya başladı. Aşiret, yarı göçebe bir hayat süren bir aşirettir ve zamanla Orta ve Batı Anadolu'ya, hatta Rumeli'ye doğru yayılmaya başladı. Bu yayılma, aşiretin göçebe yaşam tarzının gereği olarak yaylak ve kışlak yerleri arasında sürekli yer değiştirmesinden kaynaklanmıştır. Aşiretin ilk yerleşim yerleri arasında Hısn-ı Mansur, Malatya, Antep, Maraş, Sivas, Ankara, Konya, Denizli, Manisa ve İzmir gibi yerler yer almaktadır.
1515'te Osmanlı egemenliği altına girmesi ve yarı göçebe hayat tarzı
Rişvan Aşireti, 1515 yılında Osmanlı Devleti tarafından Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin alınması ile Osmanlı egemenliği altına girmiştir. Aşiret, yarı göçebe bir hayat tarzını benimsemiştir ve yaylak ve kışlaklar arasında sürekli yer değiştirmiştir. Bu hayat tarzı, aşiret içi kurumların ve geleneklerin oluşmasına neden olmuş ve aşiret içi dayanışma ve birlikteliği pekiştirmiştir. Aşiret kültürünü koruyan birçok aşiret mensubu vardır.
XVII. ve XVIII. yüzyıllarda Hısn-ı Mansur ve Malatya yanı sıra Antep, Maraş, Sivas, Ankara, Konya, Denizli, Manisa ve İzmir'e kadar yayılışı
Rişvan Aşireti, 1515 yılında Osmanlı Devleti tarafından Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin alınmasıyla Osmanlı egemenliği altına girdi. Aşiret, yarı göçebe bir hayat tarzını benimsemişti ve zamanla Orta ve Batı Anadolu'ya ve hatta Rumeli'ye doğru yayılmaya başlamıştı. XVII. ve XVIII. yüzyıllarda Hısn-ı Mansur ve Malatya yanı sıra Antep, Maraş, Sivas, Ankara, Konya, Denizli, Manisa ve İzmir gibi bölgelerde yerleşmeye başladılar. Aşiret, yaylak ve kışlaklar arasında gidip gelirken hayvancılık yapmış ve özellikle bölgenin ekonomisinde önemli rol oynamıştır. Aşiretin bazı kolları, yaylak ve kışlaklarının yanı sıra bölgede madencilik faaliyetlerinde de yer aldılar. Bu nedenle, Rişvan Aşireti'nin tarihteki yerinin önemi ve bugünkü durumunun detaylı bir şekilde incelenmesi gerekir.
Göçebe yaşam tarzının getirdiği adli vakalar ve eşkıyalık, zorbalık, yol kesme, mala, cana ve ırza saldırı gibi suçlar
Rişvan Aşireti, göçebe yaşam tarzının gereği olarak yaylak ve kışlak yerleri arasında sürekli yer değiştirmiştir. Bu yaşam tarzı, aşiret mensuplarının yaylak ve kışlaklara gidip gelirken adli vakalara sebep olmalarına neden olmuştur. Eşkıyalık, zorbalık, yol kesme, mala, cana ve ırza saldırı gibi suçlar, aşiret dışı kimselere karşı işlendiği gibi aşiret mensupları, yolcular ve tüccarlara karşı da yapılmıştır. Bu tür suçlar devlet tarafından takip edilmiş ve sorumlular cezalandırılmıştır.
XVII. yüzyıldan itibaren iskâna tâbi tutulması ve vergi toplama kaygıları
Rişvan Aşireti, XVII. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti tarafından güvenlik ve vergi toplama kaygıları nedeniyle iskâna tâbi tutulmuştur. Bu politika kapsamında aşiret, belirlenen bölgelerde yerleştirilmiştir. Ancak aşiret mensuplarının çoğu, iskân edildikleri yerlerde kalmak istemediği için ya eski yerlerine dönmeye çalışmışlar veya eşkıyalık yapmışlardır. Bu politikanın sonuçları arasında aşiret mensuplarının devletle olan ilişkilerinin bozulması, ekonomik sıkıntılar ve sosyal sorunlar bulunmaktadır. Bu nedenle, iskân politikasının uygulanması sırasında dikkatli bir şekilde planlanması ve uygulanması gerektiği sonucuna varılmaktadır.
Osmanlı Devleti yöneticileri nezdinde itibarı ve valilik yapan aşiret reisleri
Rişvan Aşireti, Osmanlı Devleti yöneticileri nezdinde önemli bir itibara sahipti. Çok sayıda aşiret reisi Malatya, Maraş, Adana ve Sivas gibi yerlerde valilik yapmıştır. Bu valilikler, aşiret reislerinin devlet yöneticileri tarafından güvenilir ve yetkili kişiler olarak görülmelerini sağlamıştır. Aşiret reisleri, devletin belirlediği bölgelerde yerleştirilmiş olan aşiret mensuplarının vergi toplama, güvenlik ve düzenli hizmetler gibi konularda devletin temsilcisi olarak görev yapmışlardır. Ayrıca, aşiret reisleri madenlerin işletilmesinde gerekli hizmetleri görürler ve topladıkları vergiler hazinenin önemli bir gelir kaynağını oluştururdu.
Maden işletmelerinde hizmetleri ve vergileri ile hazinenin önemli bir gelir kaynağı olması
Rişvan Aşireti, Osmanlı Devleti'nin ekonomik yapısı içinde önemli bir rol oynadı. Aşiret, maden işletmelerinde hizmetlerini sunarak devlet hazinesine vergi olarak katkıda bulundu. Bu vergiler, devletin ihtiyacı olan fonları sağlamak için önemli bir kaynak teşkil etti. Aşiret üyeleri, maden işletmelerinde çalışarak hem kendi geçimlerini sağladılar hem de devletin ekonomisini desteklediler. Bu nedenle, Rişvan Aşireti'nin maden işletmelerindeki rolü önemlidir ve devlet için önemli bir gelir kaynağı oluşturdu.
Eşkıyalık yapan aşiret mensuplarının cezalandırılması ve geri gönderilmeleri
Rişvan Aşireti, Osmanlı Devleti döneminde Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yerleşik bir aşiret olarak varlığını sürdürmüştür. Aşiret, yarı göçebe bir hayat tarzı benimsemiş ve Orta ve Batı Anadolu'ya doğru yayılmıştır. Bu yayılma sürecinde, aşiret mensupları eşkıyalık, zorbalık, yol kesme ve diğer suçlarla adli vakalara sebep olmuş ve bu tür eylemler devlet tarafından takip edilmiştir. Osmanlı Devleti, Rişvan Aşireti'ni XVII. yüzyıldan itibaren iskâna tâbi tutmuş ve vergi toplama kaygıları ile yerleştirmiştir. Bu iskân politikası, aşiret mensuplarının bazılarının eski yerlerine dönmeye veya eşkıyalık yapmaya zorlamıştır. Rişvan Aşireti, Osmanlı Devleti yöneticileri nezdinde önemli bir itibara sahipti. Çok sayıda aşiret reisi Malatya, Maraş, Adana ve Sivas gibi yerlerde valilik yapmıştır. Ayrıca aşiret, maden işletmelerinde hizmetleriyle hazinenin önemli bir gelir kaynağı olmuştur. Sonuç olarak, Rişvan Aşireti tarihte önemli bir yere sahipti ve Osmanlı Devleti'nin sosyal, ekonomik ve idari yapısı içinde önemli bir rol oynadı. Ancak aşiret mensuplarının eşkıyalık ve diğer suçlarla adli vakalara sebep olmaları, devlet tarafından takip edilmiş ve cezalandırılmıştır. Bu durum, aşiret mensuplarının geri gönderilmesine de neden olmuştur.
XIX. yüzyılın sonlarına doğru aşiretin dağılması ve günümüzde Rişvan Aşireti'nin durumu.
XIX. yüzyılın sonlarına doğru, Osmanlı Devleti'nin sosyal, ekonomik ve idari yapısındaki değişimler sonucu Rişvan Aşireti de etkilenmiştir. Aşiret reislerinin gücü azalmış, yerleşik hayat tarzını benimsemeye başlamışlardır. Bu değişimler sonucu aşiret mensupları arasında dağılma ve ayrılma olayları meydana gelmiştir. Günümüzde Rişvan Aşireti adı altında bir bütünlük yoktur ve aşiretin mensupları farklı bölgelerde yaşamaktadır. Ancak hala Rişvan Aşireti'nin tarihi, kültürel ve ekonomik izleri günümüzde de görülmektedir. Bu aşiretin tarihteki yerinin önemi, bugünkü durumu ve geleceği konusunda daha ayrıntılı bir araştırma yapılması gerekmektedir.
Rişvan Aşireti'nin alt kollari
Rişvan Aşireti, zaman içinde birçok alt kol oluşturmuştur. Bu alt kollar, aşiretin yerleştiği bölgedeki coğrafi ve sosyal faktörler nedeniyle oluşmuştur. Örneğin, Hısn-ı Mansur bölgesinde yaşayan alt kol, farklı bir yaşam tarzına sahip olabilir ve farklı ekonomik faaliyetlerde bulunabilir. Aynı şekilde, Malatya bölgesinde yaşayan alt kol, farklı bir sosyal yapıya sahip olabilir ve farklı kültürel gelenekleri benimseyebilir. Bu alt kollar, aşiretin genel yapısını ve işleyişini etkileyebilir ve devlet yöneticileri tarafından farklı şekillerde yönetilir. Bu nedenle, Rişvan Aşireti'nin alt kollarının tarihsel ve sosyal özellikleri, aşiret hakkında daha derin bir anlayış kazandırmak için önemlidir.
Göçebe Yaşam Tarzı: Yaylak ve Kışlaklar arasındaki sürekli yer değiştirmeler
Rişvan Aşireti, yarı göçebe bir hayat tarzı süren bir aşirettir. Bu nedenle, aşiret mensupları yaylak ve kışlak yerleri arasında sürekli yer değiştirmektedir. Yaylaklar, yaz ayları için kullanılan ve hayvanların otlatabileceği yerlerdir. Kışlaklar ise, kış ayları için kullanılan ve aşiret mensuplarının konaklayabileceği yerlerdir. Bu sürekli yer değiştirmeler, aşiret mensuplarının hayatlarının önemli bir parçasıdır ve göçebe hayat tarzının bir gereğidir. Aynı zamanda, bu sürekli yer değiştirmeler aşiret mensuplarının adli vakalara sebep olmasına da neden olmuştur.
Iskân Politikası: Güvenlik ve vergi toplama amacıyla yapılan iskânlar ve sonuçları
Rişvan Aşireti, Osmanlı Devleti tarafından güvenlik ve vergi toplama amacıyla iskân edilmiştir. Bu iskân politikası, aşiretin yerleştiği bölgelerde düzenli vergi toplama ve güvenlik sağlama amacını taşımıştır. Ancak aşiret mensuplarının bazıları iskân edilmek istememiş veya eski yerleşim alanlarına geri dönmek istemişlerdir. Bu durum, aşiret mensuplarının eşkıyalık yapmasına veya devlet güvenliğini tehlikeye atmasına sebep olmuştur. Sonuç olarak, iskân politikası aşiretin yerleşim alanlarını değiştirmiş ancak aynı zamanda aşiret mensuplarının devletle olan ilişkilerini etkilemiştir.
Rişvan Aşireti'nin Kültürel Mirası: Aşiret içi kurumlar, gelenekler ve inançlar
Rişvan Aşireti kültürü, yıllarca göçebe yaşam tarzının etkisiyle oluşmuştur. Aşiret içi kurumlar, yaylak ve kışlaklar arasındaki sürekli yer değiştirmelerde hayatın devam etmesini sağlamak için oluşmuştur. Örneğin, aşiret reisleri, aşiret mensuplarının lideri olarak görev yaparlar ve aşiret içi sorunları çözmek için yetkili olurlar. Aşirette, gelenekler ve inançlar da önemlidir. Örneğin, aşiretteki kadınlar, hayvanların bakımını ve yerleşim yerlerinde ev işlerini yürütmekle sorumludur. Ayrıca, aşiretteki erkekler de hayvanların korunması ve avlanması gibi görevleri yerine getirir. Bu kurumlar, gelenekler ve inançlar, aşiret içi bir arada kalmayı sağlar ve aşiret mensuplarının ortak bir kimlikleri vardır.
Sonuç ve Değerlendirme: Rişvan Aşireti'nin tarihteki yerinin önemi ve bugünkü durumu
Rişvan Aşireti, Osmanlı Devleti'nin sosyal, ekonomik ve idari yapısı içinde önemli bir yere sahipti. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin alınmasıyla Osmanlı egemenliğinde yaşamaya başlayan aşiret, yarı göçebe bir hayat sürdü ve zamanla Orta ve Batı Anadolu'ya ve hatta Rumeli'ye doğru yayılmaya başladı. Aşiret, göçebe yaşam tarzının gereği olarak yaylak ve kışlak yerleri arasında sürekli yer değiştirmiştir. Bu yaşam tarzı, eşkıyalık, zorbalık, yol kesme, mala, cana ve ırza saldırı gibi çok sayıda adli olaya sebep olmuştur. Devlet, bu tür suçları takip etmiş ve sorumluları cezalandırmıştır. Iskân politikası ile, aşiret güvenlik ve vergi toplama amacıyla yerleştirilmiştir. Ancak bazı kolları, iskân edilen yerlerde kalmak istemeyerek eski yerlerine dönmeye çalışmış veya eşkıyalık yapmışlardır. Rişvan Aşireti, Osmanlı Devleti yöneticileri nezdinde önemli bir itibara sahipti. Aşiret reisleri, valilik gibi önemli görevlerde yer almış
note
Kürdlerin Anadolu'ya iskanı farklı zaman dilimleri içinde gerçekleşmiştir. Göçün tarihi, kapsamı ve coğrafi konumlanışı, bizi böyle bir yargıya götürmektedir. Bu yazının konusu Reşî'ler ve gelişmeleri bu eksen üzerinden ele alınacaktır. Bu belirlemelere dayanarak, Reşî'lerin Anadolu'daki macerasına bakabiliriz. Öncelikle, coğrafi konumlarına bir göz atalım.
Coğrafik Durum
Reşî aşiretinin çoğunlukla Ankara-Konya-Kırşehir il sınırları içindeki kırsal ve ovalık alanlara yerleştirildiğini belirtmiştik. Aşiret kolları, belirli noktalarda koloniler şeklinde yoğunlaşmıştır ve coğrafi olarak Haymana, Kulu, Cihanbeyli ve Malya ovalarına serpilmiştir. Aşiret kolları, Xelîkan, Omeran, Sefîkan, Çelîkan ve Nasirî (bazıları) olmak üzere Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde yer almaktadır. Nasirî, Sefîkan, Bilikan aşiretleri Ankara'nın Haymana, Koçhisar ve Gölbaşı ilçelerinde yer almaktadır. Kırşehir'de ise Berketî, Oxçîyan, Şêxbilan, Mifîkan, Molikan ve Bilikan aşiret kolları, Çiçekdağ, Boztepe, Akçakale, Kaman ve merkez ilçelerine bağlı köylerde iskan edilmiştir. Tüm bu aşiret kolları hakkında daha geniş bilgi tabloda yer almaktadır.
GÖÇÜN TARİHİ
Reşîlerin Anadolu'ya göçleri çeşitli zaman dilimleri içerisinde gerçekleşmiştir. Göçün tarihi, kapsam alanı ve coğrafik konumlanışı hakkında yapılan araştırmalar, Reşîlerin Anadolu'nun Ankara-Konya-Kırşehir illerinde, özellikle de Haymana, Kulu, Cihanbeyli ve Malya ovalarına yerleştiklerini göstermektedir. Bu aşiret kolları, ilçeler bazında da belirli noktalarda yoğunlaşmıştır. Reşîlere bağlı Xelîkan, Omeran, Sefîkan, Çelîkan ve bir bölümü Nasirî kolları, Konya'nın Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde bulunmaktadır. Nasirî, Sefîkan ve Bilikan aşiretleri ise Ankara'nın ilçeleri Haymana, Koçhisar ve Gölbaşı sınırları içinde yaşamaktadır. Kırşehir'de ise Berketî, Oxçîyan, Şêxbilan, Mifîkan, Molikan ve Bilikan aşiret kolları Çiçekdağ, Boztepe, Akçakale, Kaman ve merkez ilçesine bağlı köylerde iskan olmuşlardır.
Reşîlerin Anadolu'ya göçleri öncesinde Antep-Maraş-Adıyaman kesişme noktalarında yarı yerleşik bir şekilde yaşadıkları bilinmektedir. Ancak, göç öncesindeki durumları tam olarak netleşmemiştir. Reşîlerin İran'ın kuzeyindeki Horasan bölgesi ile ilişkileri ise halen araştırılmaktadır. Reşîlerin yaşam biçimleri ve ekonomik ilişkileri, yerleşik ancak hareket halinde olan aşiretler kategorisinde değerlendirilmelidir. Sürekli konar ve göçer halde olan gezgin aşiretler kategorisine girmemektedirler.
Yaşam Biçimleri
Reşîler, hayvanlarının geniş otlak alanlarına ihtiyaç duymalarından dolayı göçebe hayatı yaşamalarına rağmen, çiftçilik ve tarımla da uğraştıkları bilinmektedir. Ancak, besicilik asıl geçim kaynağıdır ve özellikle koyun besiciliği önemlidir. Kapalı bir iktisadi sistemleri vardır ve kendi kendilerine yetebilen topluluklar olarak görülürler. Ayrıca, sahip oldukları hayvanlardan çeşitli şekillerde yararlanırlar, el dokuması giyim eşyaları, kilim, çuval, heybe vb. üretirler. Reşî halılarının ve kilimlerinin tarihteki ünü de ayrıca belirtilmelidir.
Reşîler, hayvancılık faaliyetleriyle uğraşmakla birlikte, yerleşik toplumlara özgü tarım ve çiftçilikle de meşgul oldukları bilinmektedir. Ancak esas geçim kaynakları, özellikle koyun besiciliği alanında faaliyet göstermeleridir. Kendi kendilerine yetebilen topluluklarda sıklıkla rastlanan kapalı iktisadi sistem, Reşîlerde de mevcuttu. Sahip oldukları hayvanları, giysi, kilim, çuval gibi eşyaların yapımında kullanmak için kullanırlardı. Reşî halılarının ve kilimlerinin tarihteki ünü ayrıca belirtilmelidir. Reşîler ayrıca canlı hayvan ve et ticareti yaparak, İstanbul'un et ihtiyacının karşılanmasında önemli bir yere sahip olmuşlardır. 1540 yılındaki kayıtlarda Reşîlerin, 4 aşiret içinde 2 milyona yakın koyunu elinde bulundurdukları belirtilmiştir. Reşîler, diğer ihtiyaçlarını ise ürünlerini takas yoluyla değiştirerek karşılamışlardır. Koyun, keçi, at, deve ve hatta katırları pazara sürerek ihtiyaçlarını gidermişlerdir. Alışverişin yapıldığı yerlerde pazarlar kurulur ve Reşîler bu yolla önemli bir gelir elde ederlerdi.
Reşîler, sürülerinin otlak bulma kaygısı ile Yazlak ve Kışlak arasında hareket ederlerdi. Yazlakta genellikle besicilik, Kışlakta ise çiftçilik yaparlardı ve genellikle geri dönüş noktaları Kışlakta inşa ettikleri evlerdi. Baharın ilk aylarında karlar erimeye başladığında, Fırat nehrinin kıyılarından Sivas-Kayseri arasındaki Uzunyayla'ya, Çukurova'nın iç kısımlarına, Suriye Çölü'ne ve hatta Konya, Haymana ve Kırşehir ovalarına kadar geniş bir coğrafyada hareket ederlerdi.
Görüldüğü gibi, ziyaret edilen yerler bazen yakın, bazen uzaktı ve genellikle mevsimsel olarak yapılırdı. İhtiyaç duydukları eşyaları at, deve ve katırlara yükleyerek terkedilmiş, harabe ve eski yerleşim bölgelerine yakın yerlerde çadırlarını (Kon) kurarlar ve orada kalırlardı. Reş adı verilen bu çadırlar, koyun ve keçi yününden yapılan keçelerin birleştirilmesiyle yapılırdı. Ayrıca, kısa bir sürede kurulabilen ve sökülebilen pratik çadırlardı.
Yayla ve kışlaklara gitmek için öncelikle bölgenin valisi tarafından verilen izin alınırdı. Her aşiret kolunun, izin belgesinin sınırları içinde hareket etmesi ve çevreye zarar vermemesi için teminat belgesi imzalaması gerekirdi. Aşiret ve cemaatlerin başında bir beg bulunurdu. Bu begler, ileri gelenlerin ve ihtiyarların kanaatleri alınarak eyalet valisi tarafından atandı ve beylik beratı adı verilen belge ile görevlerine başlardı. Ancak Reşîlerde beglerin seçimi farklıydı, kendileri seçim yapar ve eyalet valisi tarafından onaylanırdı.
Beg ailesi ve İhtiyarlar Meclisi ile birlikte aşiret aristokrasisini oluşturan Torin kastı, Reşî toplumunda yer alıyordu. Beg ailesiyle çoğunlukla akrabalık bağı olan Torinler, istedikleri kişiyi seçme yetkisine sahipti. Aynı zamanda, Osmanlı'nın Balkanlar'da Slav kökenli milletlere uyguladığı Voyvodalık kurumuna da sahip oldular. Bu sayede, merkeze karşı kısmi sorumluluklarının yanında yarı otonom bir statü kazandılar ve kendi kendilerini yönetme imkanı buldular.
STATÜLERİ
Reşîler, Osmanlı toplumunda Tımar, Zeamet ve Has Reaya olarak sınıflandırılmışlardır. Has Reaya statüsünde oldukları için Üsküdar'daki Valide Sultan Vakfı'na bağlıydılar ve merkezle ilişkileri bu vakıf üzerinden yürütülürdü. Ödedikleri vergiler de doğrudan bu vakfın kasasına giderdi. Reaya vergileri kapsamında Bennak ve Mücerred vergilerini öderlerdi. Bennak, arazisi olmayan evli bir kişiden alınan ve tam veya yarım çifti olan vergi türüydü. Ederi 12 akçe idi ve ekini olan Bennak vergisi için ise 17. yüzyıldan sonra 18 akçe kuruş alınmıştır.
SÜRGÜN VE İLK İSKAN GİRİŞİMLERİ
16. yüzyılın sonlarına doğru, yarı yerleşik ve konar-göçer aşiretler, büyük değişimler ve yaptırımlarla karşı karşıya kaldı. 1650'lerde kaybedilen savaşlar ve iç isyanlar nedeniyle imparatorluğun bünyesinde büyük bir bozulma ve karışıklık yaşandı. Binlerce yerleşim yeri harap oldu ve terk edildi. Mali ve askeri sıkıntılar arttı, merkezi ve yerel otorite tanınmaz hale geldi. Bu mali ve askeri krizden çıkmak ve ele geçirilemeyen aşiretleri sindirmek için yönetim, kapsamlı çözümler üzerinde çalışmaya başladı. Bu çözümlerin en önemlisi, yerleşim politikasıydı. 1691'de Fazıl Mustafa Paşa döneminde, geniş bir yerleşim politikası uygulandı. Osmanlı, kurulduğu günden beri bu tür politikalara aşinaydı.
Yani, iskan politikasına Osmanlı İmparatorluğu yabancı değildi. Uzun yıllara dayanan bir deneyimi vardı. Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşa döneminde alınan iskan teşebbüsü kararı, beş ana bölgeyi kapsıyordu. O zamanki deyimle, bu beş eyaletin sınırları içinde gerçekleşen bir iskan teşebbüsüydü. Bu eyaletler şunlardı: A. Rakka ve Halep eyaletleri içinde bulunan bölgelere iskan B. Hama ve Humus sancağına iskan C. Anadolu Eyaleti ve topraklarına iskan D. Adana Sancağı'nda Ayaş Berendi ve Kınık kazaları bölgesine iskan E. Bozok sancağına iskan.
Özellikle Rakka ve Halep eyaletleri içerisinde bulunan bölgelere yapılan iskan, Reşî aşiretinin bazı kollarını da kapsıyordu. Verilen ferman ise, hangi aşiretin nereye yerleştirileceği ve nasıl iskana tabii tutulacağı konusunda oldukça açık bir içeriğe sahipti. Aşiretlerin isimleri tek tek belirtilerek en ince ayrıntısına kadar bilgi verilmişti. Bu, Osmanlı'nın bu tür konularda oldukça hazırlıklı olduğunu göstermektedir. Şimdilik, konunun dağılmaması için aşiret listelerine girmeyeceğiz ancak ileride ele alabiliriz.
İskan teşebbüsü, Osmanlı İmparatorluğu'nun 16. yüzyılın sonlarına doğru karşı karşıya kaldığı ciddi mali ve askeri krizin sonucu olarak ortaya çıkmış bir politikadır. Binlerce yerleşim merkezi harap olmuş, sakinleri tarafından terk edilmişti. Mali ve askeri sıkıntılar yüz yüze kalmış, merkezi ve yerel otorite yer yer tanınmaz hale gelmişti. Bu krizden çıkmak ve ele avuca gelmeyen aşiretleri sindirmek amacıyla, Osmanlı yönetimi kapsamlı çözümler üzerine düşünmeye başlamıştır. Bu çözümlerin en önemlisi, iskan siyasetidir. İskan politikasına yabancısı olmayan Osmanlı İmparatorluğu, yüzyıllara dayanan bir tecrübeye sahipti.
1691 yılında Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşa döneminde alınan kararla birlikte, etki alanı oldukça geniş bir iskan politikası yürürlüğe sokuldu. Osmanlı'nın bu tür politikalara aşina olduğu göz önüne alındığında, iskan teşebbüsü görece kolay bir şekilde hayata geçirildi. Beş ana bölgeyi kapsayan iskan teşebbüsü, ayrıntılı bir şekilde planlandı.
Ferman ile belirlenen şu üç ana madde, iskan teşebbüsünün asıl amacını ortaya koymaktadır:
Devlet tarafından kontrol edilmesi zor asi grupların Suriye'deki Arap Bedevilerine karşı bir güvenlik unsuru olarak set fazifesini görevini sağlamaları. Harap ve boş iskan merkezlerinin yeniden canlandırılması. Konar-Göçer hayat tarzlarından dolayı yerleşik halka zarar veren ve yer yer kontrol edilemeyen aşiretlerin ıslahı. Osmanlı İmparatorluğu'nun iskan politikası, sadece aşiretleri sindirmek değil, aynı zamanda imparatorluğun içinde bulunduğu krizden çıkmak ve yeniden toparlanmak için de bir fırsat sunmuştur.
Yukarıda bahsettiğimiz iskan teşebbüsü fermandaki kararlara göre, Reşîlerin belirli kollarının Kuzey Suriye'de yerleşik hayata geçirilmesi zorunlu kılınmıştır. Fermanın yayınlanmasına neden olan Suriye bölgesi, özellikle Kuzey ve Batı Suriye toprakları, Reşîler için yabancı değildi. Bu bölgeleri eskiden beri yazlık olarak kullanıyorlardı ve özellikle Kuzey (Rakka Eyaleti) ve Beli nehrinin kıyılarına düzenli bir biçimde gider gelirlerdi. Ancak bölgedeki değişimler doğal olarak onları da etkiledi.
Suriye bölgesi, 1516 yılına kadar merkezi Kahire'de olan Memluk Sultanları'nın hakimiyeti altındaydı. Ancak Yavuz Sultan Selim'in Mısır'ı ele geçirmesiyle bu hakimiyet Osmanlılara geçti. Memluk Sultanları, bölgeyi bazı Arap aşiretlerinin kontrolüne bırakarak emirlik kurumu adı altında yönetmişlerdi. Otonom bir statüye sahip olan bu emirlikler, bir anlamda Memluk Sultanları'nın yerel temsilcileri konumundaydılar. Osmanlı ilk dönemde bu ilişkileri olduğu gibi devam ettirdi.
Zamanla, Osmanlı hükümeti, siyasi gelişmelere paralel olarak, Arap emirlikleriyle olan ilişkilerinde değişiklikler yaptı. İki taraf arasında karşılıklı güvensizlik ve çıkar çatışmaları başladı ve bu durum zamanla iyice kötüleşti. Sonuçta, Osmanlı yönetimi Arap emirlikleriyle uzun vadede çalışmanın ve kontrolün sağlanmasının mümkün olmadığına karar verdi. 1585 yılında, Şam vilayeti ve çevresindeki Arap aşiretlerine karşı bir cezalandırma hareketi başlatıldı. Bölgedeki tüm aşiret liderleri ve ileri gelenleri tutuklanarak İstanbul'a esir olarak gönderildi. Bu hareket sonuç vermeyince, Osmanlı hükümeti farklı arayış ve çözümler için yola koyuldu.
Halep eyaletinin kuzey batısında bulunan Kürd aşiretleri ve Reşî ler, Kilis Voyvodalığı adı altında yönetilmekteydi. Osmanlı yönetiminin Balkanlarda uyguladığı Voyvodalık kurumu, Kürdlerin yaşadığı topraklarda da geçerliydi ve Reşî ler kendi yaşam alanlarında bu kurumun etkisi altında kalmaktaydılar.
Osmanlı belgelerinde Kürd Livası olarak geçen Liva-i Ekrad, Maraşlı Reşwanzadelerin yönetimindeydi ve belgelerde Liva-i Ekrad olarak anılıyordu. Reşwanzadeler, 18. yüzyıldan itibaren valilik düzeyinde bir güce sahip olmuştu ve diğer Kürd aşiretlerinin liderleri durumundaydılar. Görevleri, yönetim işlerinin yanı sıra aşiret üyelerinin tespit edilmesi, vergi kayıtlarının tutulması, düzen ve güvenliğin sağlanması ve imparatorluğun ihtiyacı olduğunda kullanılabilecek süvari alaylarının oluşturulmasıydı. Reşwanzadeler, merkeze göreceli bir bağlılık düzeyinde otonom bir tarzda yönetim görevlerini yürütüyorlardı.
Bu ilişkilerin yürütülmesi için Üsküdar'daki Valide Sultan Vakfı devreye giriyordu. İskan listesinde Reşîlerin de yer aldığı anlaşılınca, birçok kez delegasyonlar İstanbul'a gitmiş, aracılar vasıtasıyla karar değiştirilmeye çalışılmıştır.
1691 yılında yürürlüğe sokulan mecburi iskan kararı sadece Kilis Voyvodalığına bağlı olan Reşî aşiret kollarını değil, Sivas ve Diyarbakır eyaletleri sınırları içinde bulunan diğer kolları da kapsıyordu. Ancak dikkat çekici olan nokta, özellikle iki aşiretin isminin fermanın altı çizilerek belirtilmesiydi: Reşîler ve Avşarlar.
Bu olayların sonucunda, Reşîler genel bir iskan siyasetiyle yaşam merkezlerinden kopartılarak, geçmişte sürülerini otlatmak için gittikleri Suriye çöllerine yerleştirildi. 1700'lerin başından itibaren başlayan ve 1860'lara kadar süren bu dönem, tam bir buçuk yüzyıl süren bir çalkalanma döneminin başlangıç evresi olarak kabul edildi.
Bu süre boyunca, Reşî ler arasında kaçışlar, yeni sürgün edilişler ve gidiş gelişler yaşandı. Bazı kollar, fırsatını bulduklarında geri dönerken, diğerleri ise gitmeyi hiç düşünmediler. Otorite boşluğundan yararlanarak kalanlar da vardı. Ancak bazıları bu bölgeyi hiçbir zaman benimsemedi. Coğrafyanın besicilik için uygun olmaması ve Arap aşiretlerinin sürekli saldırıları, gitmek istememenin başlıca nedenleri arasındaydı.
1815 yılına gelindiğinde, Beni-Said aşireti önderliğindeki Arap aşiretleri bölgeye saldırarak ciddi tahribatlara sebep oldu. Yakılan ve yıkılan yerleşim yerleri nedeniyle bölge neredeyse yaşanmaz hale geldi. Mecburi iskana tabi tutulan yarı gönüllü aşiretler, Osmanlı yönetiminin "kalın ve direnin, yerinizden ayrılmayın" gibi emirlerine uygun davranmadılar. Bunun yerine, geçmişte kışlak olarak kullandıkları Çukurova, Sivas-Uzunyayla ve Anadolu'nun iç kesimlerine doğru göç etmeye başladılar.
1830 yılında Sivas eyaletinde bulunan Reşî aşiretleri, aşiret konumundan çıkma yoluna gitmeyerek eski yaşam alanlarına geri döndüler. Merkezi yönetim bu duruma çözüm bulmak amacıyla aşiretlerin başına bir sorumlu tayin etme usulüne başvurdu. Aşiretlerin daha iyi kontrol edilebilmesi amaçlanmıştı. Konya ve Ankara civarlarında kışlayan aşiretlere de benzer şekilde sorumlular tayin edildi. Bu sorumlular genellikle aşiret mensupları arasından seçiliyor ve belirli ünvanlar (Mala Kûrk, Berat, Mühür) verilerek devletin sorumluluğuna ortak ediliyordu.
1842 yılında, aşiretlerin resmi bir statüsü yoktu ve belirsizlik hakimdi. Bu duruma bir çözüm getirilmesi gerekiyordu. Bu nedenle, aşiretlerin yazlık ve kışlık için farklı yerlere gitmelerine gerek kalmadan, bulundukları sancak ve kaza geniş topraklarda iskan edilmeleri ve ihtiyaçlarının karşılanması yolu önerildi. Boşta kalan topraklar ve tarlalar aşiretlere tahsis edildi ve ziraat ile uğraşmaları teşvik edildi. Bursa, Sivas, Ankara, Konya ve Aydın eyaletleri bu uygulamaya öncülük etti. Buna karşı çıkanlar ise asker kullanmak suretiyle zor kullanılarak çözüme dahil edildi.
Yeni köylerin yanı sıra mevcut köylerin içine dağıtılmak suretiyle de iskan edilen aşiretler için, Reşî ve Avşarların mümkün mertebe toplu halde bulunmalarına özen gösterildi. Bu amacın yerine getirilmesi, yerel yöneticilere gönderilen yazılı emirlerde de özellikle belirtilmişti. Yani, Reşîler ve Avşarlar toplu şekilde iskan edilmemeleri için tedbirler alınmıştı.
Fırka-i Islahiye
Çukurova bölgesi, Kozan Dağı ve Kürd Dağı etrafında hüküm süren isyan ve karışıklık, iskânları gerçekleştiremeyen aşiretlerin durumu, devlet yetkilileri tarafından yeniden ele alındı. İlk iş olarak, geniş bir komisyon kuruldu ve bu komisyona "Fırka-i Islahiye" adı verildi. Komisyon, bir askeri birliğin emrine verildi. Padişah Abdülaziz (1861-1876) döneminde kurulan bu ordu, yedi Balkan taburu, bir Girit askeri taburu, Hassa ikinci süvari alayından bir tabur ve diğer gruplarla birlikte on beş piyade, iki alay süvari ve 500-600 Çerkez-Gürcü atlılardan oluşuyordu.
Fırka-i Islahiye, özellikle Çukurova bölgesindeki isyan ve karışıklık yataklarının kontrol altına alınması amacıyla kurulan bir komisyondur. İskanı başarısız olan aşiretlerin durumunun yeniden ele alınması sonrasında oluşturulan bu birlik, Padişah Abdülaziz döneminde kurulmuştur. İskenderundan Sivas Eyaleti hududuna kadar olan geniş bir bölgede görevlendirilen birlik, 1 tabur Girit askeri, yedi Balkan taburu, Hassa ikinci süvari alayı, 15 piyade, 2 alay süvari ve 500-600 Çerkez-Gürcü atlıdan oluşuyordu. Derviş Paşa ve Ahmet Cevdet Paşa'nın başında yer aldığı bu birlik, askeri sevk ve idare, şiddet kullanımı, bölgedeki halkın devlet varlığını hissetmesi, karşı çıkan aşiret ve aile liderlerinin bölgeden çıkarılması, ıslah edilen yerlerin devlet yönetimine uygun şekilde teşkilatlandırılması, vergilerin azaltılması ve tapusuz arazilere tapu verilmesi gibi konularda yetkili kılınmıştır.
Fırka-i Islahiye birlikleri, 1865 yılında vapurla İskenderun limanına indirilirken bir genel af ilan edildi. İlerleyen dönemde, gönüllü olarak iskan olmaya karar veren aşiretlerin önde gelenlerini tanıyan şahıslar tayin edildi ve bir genel toplantı düzenlendi. Bu toplantıda, devletin niyeti açıkça ifade edildi ve aşiretlerin eski hareket tarzlarının yasaklandığı, yerleşik hayata geçmelerinin istendiği bildirildi. Karşı çıkanlar için ise mevcut ordu (Fırka-i Islahiye) tarafından gerekli müdahale yapılacağı açıkça ifade edildi. Birçok aşiret bu koşulları kabul etmek zorunda kaldı, kabul edenler arasında Reşîler de yer aldı. Her kol, bulunduğu eyalet sınırları içinde iskan edilecekti.
Fırka-i Islahiye'nin çalışmaları sonucunda bölgedeki aşiret sorunlarına bir çözüm getirildi. Bu kapsamda Kerkütlü, Çerçili, Hanagzi, Türtbahçesi, Egintili, Keferdiz Nahiyeleri ve Dumdum ovası aşiretleri birleştirilerek yeni bir kaza oluşturuldu. Buraya, Fırkanın isminden esinlenilerek Islahiye adı verildi. 1866 yılında, kaza merkezi olarak aynı adla bir kasaba da kuruldu ve Delikanlı ile Çelikanlı aşiretlerinden yüzer hane buraya yerleştirildi. Ardından, Islahiye Sancak Merkezi olmak üzere Izziye, Hassa ve Bulanık kazaları birleştirilerek Maraş Mutasarrıflığına bağlı bir kaymakamlık teşkil edildi. Bu sayede Gavur dağlarının en önemli aşiretleri sindirilerek iskan edildi.
Anadolu'nun üç büyük şehrindeki aşiret kollarının bir bölümünün, Derviş Paşa, Ahmet Cevdet Paşa ve sonrasında halefi olan Kürd İsmail Paşa ile yapılan görüşme ve anlaşmalar sonucu bugünkü yerleşim yerlerine yerleşmeyi kabul ettikleri düşünülmektedir. Mevcut verilere göre, Sivas valisinin etkileri ve Islahiye fermanının sonuçlarına göre iskanın gerçekleştiği belirtilmektedir.
Reşîlerin Anadolu'daki önemli bir kısmı, yapılan anlaşmalar sonucu bölgeye gelmiş ve yerel yöneticilerle görüşmelerde bulunmuştur. Alınan karar sonucunda aşiretlerin bulundukları eyaletin sınırları içerisinde kalmaları ve yerleşik hale gelmeleri kabul edilmiştir. Diğer yandan, yerlerini değiştirmek isteyenlere, vali tarafından Mürur Tezkiresi verilmesi şartı ile kefil gösterilmeye başlanmıştır. Yani, aşiret ileri geleni ile vali arasında yapılan mutabakat sonucu, aşiretler yeni alanlarına yerleştirilmişlerdir.
Reşîlerin göç macerası, bir takım ara kaymalar ve geri dönüşlerle karşılaşsa da, belirli bir zaman dilimi içerisinde Ankara, Konya ve Kırşehir illeri sınırları içerisine yerleşmeyi başardılar. Farklı aşiret kollarının farklı zamanlarda yerleştiğini de belirtmek gerekir. Genel anlamda iskanın bu şekilde oluştuğunu tahmin ediyoruz. Bundan sonra, farklı bölgelere yerleşen aşiretlerin yerel yöneticilerle yaptıkları görüşmeler ele alınacaktır. Ancak, henüz işin başında olduğumuzu ve zamanla tarihimizle ilgili daha net bilgiler elde edeceğimizi unutmamalıyız.
Sonuç
Sonuç olarak, Reşîler Anadolu'nun üç büyük şehri olan Ankara, Konya ve Kırşehir il sınırları içerisinde yerleşik haldedirler. Bu yerleşim süreci 1791'den 1893'e kadar uzanan bir dönemi kapsamaktadır. Ayrıca, Antep-Adıyaman-Maraş üçgeninde, Anadolu ve Kürdistan'ın kesişme ve temas noktalarından birinde yaşamaktaydılar.
Konar-Göçer hayatı sürmelerine rağmen, Reşîler yerleşik bir hayat sürdüler. Yazlık ve kışlık bölgeler arasında besicilik faaliyetleri nedeniyle hareket halindeydiler, ancak her zaman geri döndükleri merkez Kilis Voyvodalığı idi. Vergilerini ödemek için Topkapı ve Yıldız saraylarındaki harem dairesine ve Üsküdar'daki Valide Sultan Vakfı'na yardım amacıyla kurulan hayır kurumlarına öderlerdi.
1691 yılında çıkarılan ferman gereği, Konar-Göçerler Arabistan çöllerine (Suriye'nin Rakka eyaleti) yerleşmeye zorlandılar. Ancak, herkes gitmedi ve bazıları geri döndü. Otorite boşluğundan dolayı bazıları eski yerlerine geri döndü. Bu durum 1839 yılına kadar sürdü. Tanzimat Fermanı'nın çıkmasıyla, Konar-Göçerlerin durumları yeniden ele alındı ve yazlık ve kışlık olarak kullandıkları yerlere yerleşmeleri istendi. Ancak, bu yöntem işe yaramayınca, Islahiye Fermanı ve Fırkası aracılığıyla zorla yerleşmeleri sağlandı (1865).
Reşîlerin Anadolu'ya göçü iki ana güzergah üzerinden gerçekleşti. Bunlardan biri Sivas-Uzunyayla, diğeri ise Adana-Ceyhan rotasını takip etti. Kona Reş olarak adlandırdıkları dönemde, çadırlarda kaldılar. Daha sonrasında, terk edilmiş bölgelere yerleşmeye başladılar. Mifîkan, Şêxbilan, Berketî, Molîkan, Oxçîyan ve Bilikan kolları Kırşehir'e; Xalîkan, Omeran, Nasirî ve Sefîkan kolları Konya Kulu'ya yerleşti. Ayrıca, Bilikan ve Nasirî kollarına bağlı aileler Ankara dolaylarına iskan edildiler. İskan görüşmelerini Omeran beyleri yürüttü ve valilerle sancak kaymakamları bürokratik işlemleri gerçekleştirdi.
Bu çalışma, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Orta Anadolu bölgesinde yaşayan Rışvan aşiretinin göçebe hayattan yerleşik hayata geçiş sürecini, sosyal, ekonomik ve politik açılardan incelemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, Rışvan aşiretinin bölgede yerleşik hayat tarzını benimsemesi sürecinde karşılaştığı zorluklar ve adaptasyon sorunları ile iskân sürecini etkileyen faktörler incelenecektir. Bu çalışma, Osmanlı İmparatorluğu'nun göçebe halklarla olan ilişkisini ve iskân politikalarını anlamak için önemli bir kaynak olacaktır.
Giris
Orta Anadolu bölgesinde yerleşik hayat tarzına geçiş yapmak zorunda kalan göçebe aşiretler, 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu tarafından Fırka-i Islahiye ve İdare-i Umumiyye-i Muhacirîn Komisyonu gibi özel kurumlar aracılığıyla yerleştirilmeye çalışılmıştır. Özellikle Rışvan aşireti, Orta Anadolu'nun Haymana bölgesine yerleştirilmiş ve bu süreçte yerleşme coğrafyası ve nüfus yapısı üzerinde önemli etkiler oluşmuştur. Aynı zamanda, yerleşik hayat tarzına geçiş sürecinde yaşanan zorluklar ve adaptasyon sorunları araştırılmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş döneminde göçebeler önemli bir bölümü oluşturuyorlardı. Bu yüzden, Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş döneminde göçebelerin etkisi büyüktü. Hatta, hükümdarlıkların kurulması ve yıkılmasına bile neden olabilirlerdi. Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucu hanedanı da göçebelerden geliyordu ve devletin kuruluş döneminin göçebelik niteliği Osmanlı İmparatorluğu'nun genişlemesine büyük katkıda bulunmuştu.
Ancak, Anadolu'ya Türk göçünden önce gerçek bir nomadizm yoktu. Yeni fethedilen topraklarda uzun soluklu bir varlık oluşturmak için, Osmanlı İdaresi'nin en etkili politikalarından biri orada nomadik aşiretleri yerleştirmekti. Trakya ve Balkanlar'ın Osmanlı fetihinden sonra, bu bölgelerde yarı-nomadik Türkmenlerin büyük göçü, yeni fethedilen toprakların nüfus yapısını değiştirdi.
Ancak 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu, bölgesel istikrarı sağlamak ve sosyal ve ekonomik sorunları çözmek için göçebeleri yerleştirme politikasını uygulamaya başladı. Bu politika, özellikle Orta Anadolu bölgesinde, göçebe aşiretlerin yerleşik hayata geçişini ve bölgenin demografik yapısını değiştirmesini sağladı. Rışvan aşireti örneğinde olduğu gibi, göçebe aşiretlerin bölgeye yerleştirilmesi, yerleşim coğrafyası ve nüfus yapısı üzerinde büyük etkiler yarattı.
Ancak Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde, özellikle 20. yüzyılın başlarında, göçebelerin sayısı hızla azalmış ve göçebelik hayat tarzı yavaş yavaş yok olmaya başlamıştır. Bu azalma, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde uygulanan iskân politikaları ve göçebelerin zorunlu olarak yerleşik hayata geçmeleri sonucu gerçekleşmiştir. Bugün Türkiye'de göçebelik hayat tarzı neredeyse yok denecek kadar azdır. Osmanlı İmparatorluğu'nun tarihinde, nomadların büyük sayılarının devamlı hareketliliği devletin çok fazla faydalanmasına yol açmıştır. Ayrıca, nomadların Osmanlı ekonomisine katkıları devlet için vazgeçilmezdi. Bu nedenle, onlara bazı ayrıcalıklar verilmiş ve imparatorluk sistemi içinde bazı ölçüde özerk olarak çalışmalarına izin verilmiştir. Bazı durumlarda tarımsal üretimde katılımlarının yanı sıra, yün ve deri üretiminde ve taşımacılıkta devletin onların üzerinde bağımlı olduğu bazı sektörlerde görülen resim, arşiv kaynaklarında onların çoğunlukla sorunlu insanlar olarak resmedildiği gerçeğiyle çelişmektedir. Bu iki ürünün Anadolu ve Balkanlar'dan Avrupa'ya ihracatı, on dördüncü yüzyıldan yirminci yüzyıla kadar Osmanlı ekonomisi için önemli gelir kaynaklarından biriydi. Ayrıca, hayvan ve hayvansal ürünlerin temel tedarikçileri de onlardı. Devlet, onları imparatorluk ordusunun potansiyel bir kaynağı olarak da faydalanmıştır. Özellikle Cebeci ordusunun kurulmasına kadar, nomadlar Osmanlı ordusu için önemli bir kaynaktı.
Özellikle Balkanlar'da, asker olarak rolü önemlidir. 1691 yılında Rumeli'deki nomadlar yeni bir yasal duruma kavuşturuldu ve askeri birim olarak organize edildi. Merkezi otoriteler tarafından verilen adları evlad-ı fatihan oldu. Ancak, devşirme sisteminin uygulandığı dönem sonrası, imparatorluk ordusunda önemi azaldı.
Devlet için belirli yönlerde hayati önem taşımalarına rağmen, Osmanlı hükümeti genellikle belirli bölgelerdeki bazı nomadik grupları merkezi otoriteye tehdit olarak görür. Bu nedenle, zorunlu yerleştirmeye maruz kalmışlardır. Bayezid I ve Mehmed I, devleti merkezileştirmeye yönelik girişimleri nedeniyle "nomadların düşmanları" olarak bilinirler. 16. yüzyılın başlangıcından itibaren Osmanlı merkezi yönetimi bu konuyu ciddiye aldı ve nomadların yerleşimleştirilmesi hız kazandı. Osmanlı politikasındaki bu değişim, iki açıdan değerlendirilmelidir. Öncelikle, devletin önceki zamanlarda bu konuda ciddi olarak durmamasının nedeni sorgulanmalıdır? Sonra devletin bu konuda odaklandığı neden sorgulanmalıdır. Aslında, bu sorulara verilen cevaplar birbirleriyle yakından ilgilidir.
Celali İsyanları, imparatorluğun geniş alanlarında patlak verdi ve imparatorluk komşu rakiplerle savaşırken bir kargaşalı dönem yaşandı. Bu nedenle, yöneticilerin nomadların yerleşimleştirilmesine çok fazla önem vermemesi kaçınılmazdı. İkincil olarak, isyanlar ve kronik hırsızlık nedeniyle birçok köy ve tarım alanı terk edildi Bu nedenlerle, Osmanlı yöneticileri, nomadların yerleşimleştirilmesini önemli bir konu olarak görmeye başladılar. Onların yerleşimleştirilmesi, imparatorluğun istikrarını ve güvenliğini sağlamak için önemliydi. Ayrıca, yerleşimleştirilmiş nomadlar, devletin vergi toplamasını kolaylaştırmak ve tarımsal üretimi arttırmak için de önemliydi. Bu nedenlerle, Osmanlı yöneticileri, nomadları yerleşime zorladılar ve onların yerleşimleştirilmesini hızlandırdılar.
19. yüzyılda, devlet nomadik kabileleri yerleştirmek için daha sistematik bir politika izledi. Özellikle Tanzimat döneminde, bu politika hız kazandı. Osmanlı hükümeti, 1839 yılında Tanzimat Fermanı ilanı ile modernleşme ve batılaşma sürecine girdi. Bu dönemde önemli gelişmeler ve değişimler yaşandı. Siyasi, sosyal ve kültürel gelişmeler, özellikle idari ve mali alanlarda başlatılan reformları takip etti. Hem idari hem de mali reformlar, nomadlar dahil olmak üzere sıradan insanların hayatlarını doğrudan veya dolaylı olarak etkiledi.
Bu dönemde nomadik kabileleri yerleştirmeye yönelik sürekli girişimler, 1863 yılında Fırka-ı Islahiye'nin kurulmasına yol açtı. Devletin o döneme kadar güneydoğu Anadolu'da özellikle nomadik kabileleri yerleşimleştirmek için yaptığı girişimlerin başarısızlığı, bu askeri birimin oluşumunun ana nedeniydi. Bu arada, Krime'den özellikle imparatorluğun geri kalan topraklarına sürekli bir nüfus taşınması, bu insanların yerleşimlerini organize etme ve uyumlarını kolaylaştırma ihtiyacını doğurdu. Bu amaçla, 1860 yılında Muhacirîn Komisyonu kuruldu ve daha sonra 1876-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrası İskan-ı Muhacirîn Komisyonu olarak yeniden organize edildi. Son olarak, Balkan Savaşları sonrası 1916 yılında Aşair ve Muhacirîn Müdüriyet-i Umumisi kuruldu ve bu kuruluş tüm nomadlar ve göçmenlerle ilgili politikaları tek başına yürüttü.
Osmanlı toplumunun önemli bir bölümünü oluşturan yerliler aslında Osmanlı tarihçileri tarafından çokça incelenmemiş bir konudur. Bunun nedeni yerlilerin geçmişini araştırmak için gerekli olan zorluklar olabilir. Dolayısıyla Osmanlı İmparatorluğu'nda yerlilik konusu hala Osmanlı tarih yazımının en az incelenen konularından biridir. Bu alanda yazılmış az sayıda makale ve kitap bulunmaktadır ve bunların çoğu yerli kabilelerin devlet ile olan ilişkisini devletin açısından incelemeye odaklanmıştır. Son zamanlarda Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşu konusunda yapılan tartışmalar, bu konuyu tekrar Osmanlı tarih yazımının gündemine getirmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu için yazılmış olan tarih kitaplarından bazıları aşiretlerin yerleşimleri ve sosyal ve ekonomik durumlarını incelemeye odaklanmıştır. Bu konuda ilk olarak Cengiz Orhonlu, kitabı olan "Osmanlı İmparatorluğu'nda Aşiretlerin İskanı"nda devlet-aşiret ilişkilerini, sosyo-ekonomik durumlarını, hukuki durumlarını ve devletin yerleşimlerine yönelik politikalarını sistematik bir şekilde analiz etmiştir. Orhonlu'nun öğrencisi Yusuf Halaçoğlu da aynı konuyu incelemiş ve "XVIII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nun İskan Siyaseti ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi" adlı bir kitap yazmıştır. Ancak bu kitap Orhonlu'nun kitabının benzeri olarak kabul edilmektedir. Rışvan aşiretini ayrıntılı olarak analiz eden tek çalışma Faruk Söylemez tarafından yazılan "Osmanlı Devletinde Aşiret Yönetimi: Rışvan Aşireti Örneği"dir. Genel olarak tanımlayıcı olsa da, sadece arşiv kaynaklarına dayanmaktadır ve Rışvanların ekonomik ve siyasi durumlarını göstermede son derece yararlıdır.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde aşiretlerin yerleştirilmesi ve iskan politikaları konusu, sadece Osmanlı tarihçileri tarafından değil, aynı zamanda sosyal antropologlar ve sosyologlar tarafından da incelenmiştir. Ancak, bu konuda yazılmış olan çalışmaların çoğu genellikle Osmanlı Devleti'nin aşiretlerle olan ilişkisini ve iskan politikalarını ele almaktadır. Bu nedenle, aşiretlerin sosyal ve ekonomik durumları, yerleşim yerleri ve diğer yönleri hakkında daha detaylı bilgilere ihtiyacımız vardır. Bu konuda yapılacak daha fazla çalışma, Osmanlı İmparatorluğu'nun aşiretlerle olan ilişkisini ve iskan politikalarını daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde aşiretlerle ilgili yapılan çalışmalar sınırlı sayıdadır ve aşiretlerin sosyal, ekonomik durumları ve 19. yüzyılda yerleşme ve yerleşme sonrası süreçleri özellikle araştırılmamış konulardır. Aşiretlerin yerleşimleşmesi, 19. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu'nun demografik değişiminde önemli bir unsurdur, ancak 19. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu'nun nüfus yapısı üzerine çalışan tarihçilerin çoğu Balkanlar, Kırım ve Kafkasya'dan olan göçlerle ilgilenmiştir. Ancak, bu durum özellikle milliyetçiliğin etkisiyle nüfus çalışmalarının bir siyasi konu haline geldiğinden kaynaklanmaktadır. Bu tür çalışmaların çoğu esas olarak etnografik niteliktedir. Kısacası, 19. yüzyılda aşiretlerin yerleşimleşmesi Osmanlı tarih yazımında ihmal edilen bir konudur.
Bu çalışma, 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nda Rışvan aşiretlerinin sedentarizasyon sürecini, sebeplerini ve sonuçlarını, ayrıca sedenteryen yaşam tarzına uyum sürecini anlamak amacıyla Rışvan aşiretlerini örnek olarak incelemeye odaklanmaktadır. Şimdiye kadar, Rışvan aşiretlerinin sedentarizasyonu konusu iki farklı perspektiften incelenmiştir. Osmanlı tarihi bağlamında Rışvan aşiretlerinin sedentarizasyonunu değerlendiren akademik kaynaklar dışında, merkez-Anadolu Kürtleri hakkında yapılmış olan bazı Kürt amatör araştırmacıların çalışmaları da bu kaynaklar arasında bahsedilmelidir. Bu araştırmacıların çoğu İskandinav ülkelerinde yaşamakta ve merkez-Anadolu Kürtleri olarak kendilerini tanımlamaktadırlar.
Ancak, bu tür çalışmalar genellikle kaynakların yetersizliği nedeniyle yüzeysel ve genel olarak niteliklerinden dolayı akademik çevreler tarafından kabul görmemektedir. Bu nedenle, Rışvan aşiretlerinin yerleştirilme sürecinin anlaşılması için, yalnızca Osmanlı tarihine odaklanarak, ama aynı zamanda kaynakların yetersizliği nedeniyle sınırlı olan çalışmaların eksikliklerini tamamlamak amacıyla, arşiv ve yerleşim yerlerinde yapılan incelemelere dayalı bir çalışma yapmak gerekmektedir.
Bu çalışmada, Rışvan aşiretleri örneği üzerinden, 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nda aşiretlerin yerleşim düzenlerinin, nedenlerinin ve sonuçlarının anlaşılması, ayrıca yerleşik yaşama uyum sürecinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu konuda yapılmış çalışmalar genellikle Osmanlı tarihi bağlamında aşiretlerin yerleşimleri üzerinden incelenmiştir. Ancak, bunun yanı sıra Orta Anadolu Kürtleri hakkında yerel tarihi çalışmalar da mevcuttur. Bu çalışmaların çoğu akademik nitelikte olmamasına rağmen, Nuh Ateş'in 1992 yılında Almanya'da yayınlanan "İç Anadolu Kürtleri- Konya, Ankara, Kırşehir" ve Rohat Alakom'un 2004 yılında yayınladığı "Orta Anadolu Kürtleri" gibi çalışmalar önemlidir. Bu çalışmaların ortak bir özelliği ise kaynakların yeterli şekilde değerlendirilmemiş olmasıdır. Bu nedenle, bu çalışmalar karışık ve çelişkili argümanlar içermektedir.
Ancak, bu yazarların çalışmaları genellikle yerleşim yerlerinin tarihine, sosyal ve ekonomik duruma ve hatta diline dair bilgi içermektedir ancak yerleşim sürecinin nedenleri ve sonuçları konusunda yeterli bilgi içermez. Ayrıca, bu yazarların çalışmaları genellikle Osmanlı Devleti'nin iskan politikalarına ve yerleştirme sürecine dair bilgi içermemektedir. Bu nedenle, Rışvan aşiretlerinin yerleşim sürecini anlamak için Osmanlı tarihi perspektifinden bakmak ve arşiv kaynaklarından yararlanmak gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı, 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nda Rışvan aşiretlerinin yerleşim sürecini, nedenlerini ve sonuçlarını, Rışvan aşiretlerini örnek olarak inceleme yoluyla anlamaktır.
Son yıllarda tarih alanındaki ilgi artmıştır, özellikle kendi ailelerinin tarihlerine yönelik. Tarih alanının popüler hale gelmesiyle birlikte insanlar kendi geçmişlerini öğrenmeye daha fazla ilgi duymaya başlamıştır. Kimi araştırmacılar kendi ailelerinin tarihlerini araştırmak için medyada tanıdık olan tarihçilerin eserlerini kullanmaya daha yatkındır. Bu nedenle, Anadolu'da önemli bir mirası olan aşiretçilik, nomadizm ve yerleşmecilik gibi konularla ilgili yazılan yazıların sayısı artmıştır.
Bu çalışmalar, Osmanlı nomadları konusunda çok az olduğu için, alanlarında değerlidir. Bu çalışmaların hepsinde ortak olan nokta, bir kez yerleşik hale geçmeye başladıklarında, aşiretin insanlarının uyum sürecinde yaşadıkları zorlukların hiçbirinde ele alınmamasıdır. Bu nedenle, bu çalışmalar, yerleşikleşme sürecinin genel bilgilerini ve devlet ile aşiret arasındaki ilişkiyi ortaya koydukları için dikkat çekmektedir.
Orta Doğu ve Anadolu'daki nomad grupları üzerine çalışmalar, "aşiret", "aşiretsel" ve "nomadizm" kavramlarının tanımı ve değerlendirilmesi gerektiren bir tartışmayı gerektirir. Aşiret kavramı, uzun zamandır antropologlar için geleneksel bir araştırma alanıdır, ancak tarihçiler bu konuda çok az ilgi göstermişlerdir. Ayrıca, bu konuda yazanlar genellikle aşiretlerin ve devlet arasındaki ilişkileri aramışlardır. Bu nedenle, aşiretlerin tarihi çoğunlukla araştırılmamış kalmıştır. Bu noktada, Türk, Kürt, Fars ve Arap toplumlarında antropologlar ve tarihçiler tarafından alınan yaklaşımlar ve aşiret sistemi farklıdır. Bu çalışmanın amacı, Rışvanların yerleşimleşme sürecini anlamakla kalmaz, aynı zamanda bu süreç tarafından nasıl etkilendiklerini ortaya koymaktır. Devletin açısından bakıldığında, süreç uygulamak için oldukça kolay görünmektedir çünkü devlet konusunda kararlar almak kolaydır. Ancak bireylerin perspektifinden bakıldığında, yaşam tarzlarını ve eski alışkanlıklarını değiştirmek gibi birçok zorluk vardır ve bunlar derinlemesine incelenmelidir. Bu nedenle, bu bölüm aşağıdaki soruları cevaplamaya çalışacaktır: Aşiret grupları ve liderleri (ağalar) yerleşimleşme sürecine ilk tepkileri nelerdir? Yerleşimleşme sonrası sosyal ve ekonomik değişimler aşiret organizasyonunu nasıl etkiledi? Nomadlar yerleşim sonrası nasıl geçinirler? Emeğin cinsiyet açısından toplumda nasıl değiştiği ? Ve son olarak bu süreç aşiret kimliğini nasıl etkiledi?
İMPARATORLUK VE AŞİRET: TANZIMAT DÖNEMİNE KADAR RİŞVAN AŞİRETİ
RİŞVAN AŞİRETİ:Tarihsel Bir Bakış
Osmanlı İmparatorluğu, nomadik aşiretleri kontrol etmek ve vergilerini almak için farklı terimler ve isimler kullandı. Ancak Yörük, Türkmen, Yeni İl, Eski İl, Bozulus[fn:1] ve Karaulus[fn:2] gibi aşiretleri sınıflandırmak ve tanımlamak için kullanılan terimler net değildi. İlk üç isim genellikle Türk nomadik aşiretleri için kullanıldı. Diğer yandan, son isim özellikle Kürt nomadik aşiretleri için kullanıldı. Ancak bu isimlerin sadece ilgili nomadik aşiretlerin etnik kimliklerini gösterdiği değerlendirmesinde yanıltıcı olacaktır.
Bozulus ve Karaulus isimlerinin kökeni belirsiz olsa da, Osmanlı yöneticileri bu bölgede yaşayan aşiretleri birbirinden ayırmak için en azından idari açıdan ayrım yaptıkları iddia edilir.
Bozulus ve Karaulus, 16. yüzyıl Diyarbakır sınırlarında yaşayan nomadik aşiretlerdir. Benzer şekilde, Konya'daki Eski-il ve Güney Sivas'ın Yeni-il aşiretleri arasında benzer bir isim farklılaşması yapılmıştır. Orhonlu ise bu terimleri farklı bir açıdan değerlendirir. O, il ve ulusun aşiretlerin idari ayırımının en üst halkasını oluşturduğunu iddia eder. Sırasıyla, aşiret, boy, oymak ve oba terimleri daha küçük sosyal organizasyonları tanımlamaktadır. Boy veya oymakların başında Bey bulunurdu. Bir boy'a bir bey atamakta merkezi organizasyon en büyük etkiye sahipti. Boy beyleri olarak atananlara bir şartname (beylik beratı) verilirdi. Diğer aşiret beylerinin atamalarında ise merkezi hükümet doğrudan etkiye sahipti. Ancak Rışvan aşireti durumu farklıydı. Rışvan aşiretinde, aşiret beyi seçimi sadece aşiret aristokrasisi tarafından sıkı bir şekilde denetlenirdi. Bu durum aynı zamanda o dönemde Rışvan aşiretinin gücünü gösterir.
"Yörük" terimi, verilen tüm kelimelerden farklı olarak sadece yerleşik olmayanlar için kullanılırdı. Ancak, Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşayan tüm yerleşik olmayanlar için kullanılmazdı. Yörük kelimesinin kökeniyle ilgili farklı görüşler bulunmaktadır ve bu kelime hangi yerleşik olmayanları tanımlamaktadır. Bu görüşler yörüğün etnik kökenini göstermediğini söyler. Bununla birlikte, yörük kelimesinin bir yaşam tarzı, yasal bir terim veya yönetimsel bir terim olarak ne anlama geldiği konusunda değişen görüşler vardır. Çetintürk, yörüğün yasal bir terim olduğunu ileri sürerken, Sümer yörüğün bir yaşam tarzı olarak tanımlar. Diğer taraftan, Inalcık için yörük yönetimsel bir terimdi. İlk olarak belirttiğimiz gibi, Osmanlı yerleşik olmayanları ve bu konuda yazılan az sayıdaki çalışmalar hakkında hala eksiklikler vardır. Yörük terimi tam olarak ne anlama geldiği konusunda hala tutarsızlık olduğunda, bu alandaki boşluğu gösterir. Bu tartışmada diğer bir argüman ise yerleşik olmayanların hangi bölgelerde yörük olarak adlandırıldıklarıdır. Bu konuda uzman olan Çetintürk, yörüklerin sadece Rumeli'de yaşadığını ileri sürer.
Sonuç olarak, Osmanlı yönetimi kontrol ettiği aşiretlerin sınıflandırması ve adlandırması konusunda çok fazla önem vermemiştir. Bu nedenle, aynı dönemde aşiretlerin sınıflandırması ve adlandırması konusunda arşiv belgelerinde tutarlılık yoktur. Aynı aşiretin arşiv kaynaklarında farklı şekillerde adlandırıldığı durumlar da mevcuttur. Özetle, Osmanlı yönetimi aşiretleri yönetmek için temel idari endişelerini esas alarak sınıflandırmıştır ve bu endişelerle aşiretleri yönetmek için farklı kurumlar ve araçlar kullanmıştır. Aşiret birlikleri, bu politikanın bir yansıması olarak idari bir birim olarak kabul edilir ve bu nedenle kendi hükümdarları ve hakimleri olan kendi yerleşim yerlerindeki benzerlerine eşdeğerdir. Ancak, aşiretlerin kendi kendilerine birlikler oluşturdukları da durumlar vardır. Örneğin, 19. yüzyılda Irak'ta, güvensizlik ve aşiretler arası çatışmalar nedeniyle aşiretler birlikler oluşturmuşlardır.
Voyvodalar, Osmanlı devleti tarafından atanan ve nomadik aşiretlerin idaresiyle ilgilenen kişilerdir. Onlar, Sancak Beyi'nin adamlarından veya aşiretlerin kendi dynastilerinden seçilir. Bu seçimde, ortak bir anlaşma aranır. Bu voyvodalar devlet memuru gibi çalışırlar. Temel görevleri vardır. İlk olarak, aşiret liderleri aracılığıyla vergileri toplamak onların görevidir. Ayrıca, yeni aşiret liderlerine pozisyonlar önerirler. Voyvodalar, Osmanlı devletinin yerleşmiş memurları olarak, bölgelerde devleti temsil ederler. Bu nedenle, resmi işlerin düzgün ilerlemesi için devlet emirlerini (ferman) duyururlar. Voyvodalar aynı zamanda güvenlik ve düzen sağlar. Bu durumda, birbirleriyle savaşan aşiretleri barıştırmak için sorumludur. Devlet hizmetleri karşılığında, topladıkları vergiden % 25 alırlar.
Bu sonuçlar, Osmanlı yönetiminin yerli güç birimlerini sisteme dahil etme ve meşrulaştırma sürecinde müzakere olarak anahtar kelime olduğunu göstermektedir. Göçebe gruplar, bu müzakere sürecinin önemli taraflarından biriydi. Devletle imzalanan Nezir Akti[fn:3] ile, göçebeler veya diğer güç birimleri yasal ve düzenli çerçeve içinde hareket etmekle yükümlü olurlar ve suçluların devlete teslim edilmesini veya bunun yerine önemli miktarda para ödemesini garanti ederler. Ancak, Nezir akitleri, Osmanlı Devleti döneminde, yerel güçlerle devlet arasındaki ilişkileri düzenlemek için kullanılan hukuki ve sosyal bir sözleşme olarak kabul edilir. Bu sözleşme ile, yerel güçler devletin hukuk ve düzenini kabul eder ve devletle olan ilişkilerini düzenlerken, devlet de yerel güçlere karşı sorumluluklarını yerine getirir. Bu sözleşme, nomadlar için özellikle önemlidir çünkü onların devletle olan ilişkilerini düzenlemek ve devlet tarafından korunmak için kullanılır. Rışvanzade ailesi, Osmanlı İmparatorluğu'nun Doğu Anadolu bölgesinde en ünlü aşiretlerden biridir. Bu aşiret, Maraş, Malatya ve Besni Malikanesi gibi bölgelerde yönetimde iki yüz yıl boyunca etkili bir rol oynamıştır. Bu dönemde, Halil Paşa, Ömer Paşa, Mehmet Paşa, Süleyman Paşa ve Abdurrahman Paşa gibi güçlü yöneticiler arasında yer almıştır ve 1650-1850 yılları arasında Mirmiran[fn:4] ünvanını taşımışlardır. Rışvanzade ailesinin bölgedeki gücü bu dönemde etkileyiciydi. Hatta devlet, yerel siyasetle ilgilenmekte ve Rışvanzade ailesinin adaletsiz yönetimini ve faaliyetlerini görmezden gelmekteydi. Ayrıca, 1742 tarihli bir belgede Rışvanzade ailesinin hem Adana Beylerbeyliği hem de Malatya Sancağı Mukataası pozisyonlarının sahibi olduğu görülmektedir. Rışvan aşireti, yüksek nüfuslu olduğu için, 18. yüzyılda 45,000 Akçe bütçeli Valide Sultan Hassı olarak kayıt edilmiştir. Rışvan aşiretlerinden gelen vergiler de Rışvan Hassı olarak bilinir ve başka aşiretlerin Rışvan Hassı'na katılması yasaktır.
19. yüzyılın başlarından itibaren Rışvan aşiretleri, vergilerini düzenli olarak ödememe şikayetleri yüzünden Valide Sultan Hassı dışında tutulmaya başlandı. Bu dönemde Rışvanzadelerin etkisi azaldı ve aşiretlerin vergi ödemeleri kontrol altına alındı.
Söylemez'in Rışvan aşireti hakkındaki çalışması, 16. yüzyılda durumları hakkında oldukça bilgi verir. Söylemez, Yavuz Sultan Selim tarafından Malatya ve Kahta'nın fethedilmesinin ardından 1519 yılında hazırlanan ilk tahrir kaydında adlarının görüldüğünü vurgulamaktadır. Bu çalışma, 16. yüzyılda Adıyaman'ın Kahta bölgesinde ve Malatya'nın Maraş bölgesinde yerleşen Rışvan aşiretinin isimlerini Osmanlı tapu tahrir kayıtlarında ayrıntılı olarak kaydedilmiştir. Bu çalışma için üç ana kayıt kullanılmıştır. En eski kayıt, Yavuz Sultan Selim dönemine ait 1519 yılına dayanmaktadır ve Malatya'nın Besni, Kahta, Gerger ve Hısn-ı Mansur bölgelerinin mufassal kayıtlarını içermektedir. Diğer iki kayıt ise Kanuni Sultan Süleyman dönemine ait 1524 ve 1536 tarihli mufassal kayıtlardır ve nomadik aşiretlerin kayıtlarını içermektedir.
Sonuç olarak, Osmanlı yönetimi nomadik aşiretleri kontrol etmek ve vergilerini almak için farklı terimler ve isimler kullandı. Bu terimler arasında Yörük, Türkmen, Yeni İl, Eski İl, Bozulus ve Karaulus gibi isimler vardı. Ancak bu isimler sadece aşiretlerin etnik kimliklerini göstermedi ve yanıltıcı olabilir. Özellikle, Bozulus ve Karaulus gibi isimlerin nereden geldiği konusunda net bir bilgi yoktur ve Osmanlı yöneticileri aynı bölgede yaşayan aşiretleri birbirinden ayırmak için bu isimleri kullandılar. Ayrıca, Rışvan aşireti, 16. yüzyılda Osmanlı yönetiminin sadece aşiret aristokrasisi tarafından sıkı bir denetim altında tutulan bir aşiretti. Bu, Rışvan aşiretinin o dönemdeki gücünü gösterir.
Rışvan halkının adının nereden geldiği konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Bu görüşler, bu aşiretin etnik kökeni hakkında tartışan bilim adamlarına göre değişmektedir. Bir görüşe göre, aşiretin adı, aşiret başkanının adına dayanmaktadır. Bu noktayı daha da ilerletmek için, Rışvan adının Arapça "irşa" kelimesinden kaynaklandığı öne sürülmektedir. Bu kelime hızlı koşan ve silahı akıllıca kullanan anlamına gelir. Ancak Arapça dilinde "irşa" kelimesinin olmaması nedeniyle, bu argüman gerçekleşmez. Rışvan adının kaynağına dair başka bir öneri ise, bu adın kara anlamına gelen Kürtçe "Reş" ve Kürtçe çoğul eki "ân" yerine kullanıldığıdır. Rışvan adı Türk dilinde farklı şekillerde kullanılmıştır. Örneğin, Rışvan aşiretinin üyeleriyle yapılan röportajlarda, Rışvan, Rışan, Reşan, Reşian, ve Reşi kelimeleri türetilerek kullanılmıştır.
Modernleşme, Merkezileşme ve Yerleşikleşmenin Nedenleri
19. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu, batılaşma, merkezileşme ve modernleşme çabaları ile tanımlanmıştır. Tanzimat düzenlemeleri özellikle bürokratik, askeri ve mali düzenlemelerin etkileri tüm toplumsal kesimleri, nomadları da içermiştir. Nomadik aşiretlerin yerleşimleşme oranının artması da Tanzimat reformlarının amaçları ile yakından ilişkilidir. Örneğin, Başbakanlık Osmanlı Arsivinde[fn:5], "Kürtler illere ve köylere yerleştirildi; sonra, yerleşik insanların kanununa ve Tanzimat hukuki uygulamalarına bağlı olarak, diğer tüm insanlar gibi hukuki çerçeve içinde muamele edildiler ve mal, hayat ve onurları bakımından da diğer insanlar gibi muamele edildiler" denildi. Aynı belgede, Rışvan nomadlarının yerleşimleştirilmesinin direk olarak reformları kapsadığı da önemli bir noktadır. Bu sözler, reform girişiminin nomadlar üzerindeki doğrudan etkisini en iyi özetler. 19. yüzyılda Osmanlı yönetimi hem nomadizm hem de aşiretçiliğe karşıydı, çünkü tarım temelli bir ekonomide tarım üretiminin artması çok önemliydi. Bu nedenle, nomadik insanların yerleşik hayatta tarıma katılması devlet için yararlı olacaktı. Aşiretçilik, nomadizmle çok yakın ilişkili olan bir konuydu ve devlet tarafından modernleşme girişimlerinin en büyük engel olarak görülmekteydi. Çünkü aşiret birimleri elinde önemli bir güç vardı, bu nedenle devlet onları kontrol altında tutmakta zorluk çekmekteydi. Tanzimat reformları, nomadik aşiretleri nasıl etkilediği konusunda birçok yol sunmuştu. Bilindiği gibi, Tanzimat reformlarının temel olarak üç amacı vardı: İnsanların hayat ve mülk güvenliğini sağlamak, askeri gücü arttırmak ve vergi sisteminin modernleştirilmesini sağlamak. Bu üç temel amaç, nomadların yerleşik hayata geçmelerine yol açtı. Bu çalışmanın amacı, bu niyetlerin nomadik aşiretleri nasıl etkilediğini anlamaktır. Aşiretlerin yerleşik hayata geçirilmesi çalışmaları, imparatorluğun her döneminde görülmüştür, ancak bu tez, 19. yüzyılda Tanzimat reformları ve yeni parametrelerle hızlandığını gösterecektir.
19. yüzyılda Osmanlı yönetimi hem göçebe olarak yaşayan halkları hem de bunlarla ilişkili olarak kabul edilen aşiretleri hedef almıştır. Bu, tarım temelli bir ekonomide tarımın üretiminin artmasının önemli olduğunu düşünmesinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, göçebe halkların sedentarize bir hayat tarzına geçerek tarımda yer alması devlet için faydalı olacaktır. Aşiret yapısı, göçebe hayat tarzıyla yakından ilişkilidir ve devlet tarafından modernleşme çabalarının en büyük engel olarak görülmektedir. Bu nedenle, devlet aşiret yapısını ortadan kaldırmayı amaçlamıştır. Çünkü aşiret yapıları elinde büyük bir güç barındırdığından devlet bunları kontrol etmekte zorluk çekmektedir. Tanzimat dönemi, devletin merkezileştirilme çabalarıyla da tanınmıştır. Tanzimat fermanı ilan edildiğinde, yerel yöneticilerin gücü zirve noktasındaydı ve çoğu bağımsız bir şekilde hareket ediyordu. Gerçekten, önceki bahsedildiği gibi, bu durum yerel güçlerin güvenlik ve düzeni sağlamak için sorumlu olduğu bir yüzünü ortaya koymaktadır. Aşiret liderleri de bu kategoriye dahil edilmiştir. Ancak, yerel hükümdarların bu gücün kötüye kullanması halkın merkezi otoriteye karşı hoşnutsuzluğunu arttırmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu tarih boyunca tarımsal bir imparatorluk olmuş ve gelirlerinin çoğu doğrudan veya dolaylı olarak tarım vergilerinden elde edilmiştir. Ayrıca, nüfusun büyük çoğunluğu benzer şekilde tarımla uğraşmaktadır. Ancak, 16. yüzyılın sonunda ortaya çıkan Celali isyanları ve timar sisteminin bozulması gibi iç sorunlar, birçok tarım alanının yıkılmasına ve terk edilmesine neden olmuştur. Yine de, tarihinde son iki yüzyılda, nüfusun yarısından fazlasının hayatını temel olarak toprak üzerinden kazandığı görülmektedir ve 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu Avrupa Dünya ekonomisi içine dahil olduğunda, tarımın Osmanlı ekonomisi için önemi arttı.
Bu nedenle, 19. yüzyılda Osmanlı idaresi, tarımı teşvik etmek için çeşitli politikalar uygulamaya başladı. Bu politikalar arasında, toprak reformları, tarımsal üretimi arttırmak için teşvikler ve yabancı yatırımcıların topraklara yatırım yapmasına izin verilmesi gibi adımlar yer aldı. Ancak, bu politikaların etkisi sınırlı kaldı ve tarım sektörü hala Osmanlı ekonomisinde önemli bir rol oynadı. Özellikle 19. yüzyılın sonunda Osmanlı İmparatorluğu'nun ekonomik sıkıntıları arttıkça tarım sektörü hala önemli bir gelir kaynağı olarak kaldı.
Aynı zamanda, 19. yüzyılda devletin ekonomi politikası da değişti. Klasik dönem ekonomi anlayışının üç temel özelliği; geçici olma, vergisel olma ve geleneksel olma 19. yüzyılda kayboldu. Bu nedenle, ekonomi yabancı-yönelimli hale geldi ve ekonomik ilişkiler değişti. Bu değişimler sonucunda Osmanlı ekonomisi artık yabancı etkilere kapalı bir ekonomi değil, yalnızca imparatorlukta tüketilen ürünler yabancı pazarlara da yönelmeye başladı.
19. yüzyılda Osmanlı ekonomi politikasındaki değişim, Avrupalı ekonomilerin Orta Doğu ekonomilerine etkisiyle kaynaklandı. 19. yüzyıl boyunca, Avrupalı ekonomilerin Orta Doğu ekonomilerine etkisi çok büyüdü. Gerçekten de, yüzyıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu dünya ekonomisi içinde bir periferi olarak yer aldı ve Avrupalı pazarlara nakit mahsulleri sağlayan bir ülke haline geldi. Bu dünya çapındaki talep, Osmanlı tarımının ticarileşmesine de yol açtı.
19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa ekonomilerinin etkisi altına girdi. Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu, dünya ekonomisi içinde bir yan bölge olarak yer aldı ve Avrupa pazarları için nakit mahsul satıcısı haline geldi. 19. yüzyılda yurt içi pazardaki arttırılmış talebin yanı sıra, yeni gelişen ulaşım imkânları da dünya ve yurt içi pazarlarda buğdayın yayılmasını hızlandırdı. Bu gelişmeler, tarımsal üretimin arttırılmasına ve ekilen alanların büyümesine katkıda bulundu. Bu gelişmeler, Osmanlı İmparatorluğunun modernleşmesi ve varlığını sürdürmesi için gerekli olan fonların sağlanmasına yol açtı. Ancak, yeterli iş gücünün olmaması, tarımsal üretimin arttırılması için yapılan çabaların en önemli sorunlarından biriydi. 1831 yılında Osmanlı Anadolu'sunun nüfusu yaklaşık altı milyon idi. Bu nedenle, imparatorlukta büyük bir kısmı işlenmemiş olan tarım arazisi vardı. Örneğin, 1907 yılında Ankara'da tarım arazisi %7.6 oranında idi ve Konya'da %6.9, Adana'da ise %11.2 idi.
19. yüzyılda Osmanlı toprakları batıdaki arttıran tahıl ihtiyacını karşılamak için bir kaynak haline geldi. Geleneksel koruma politikalarına karşın, gübre ve hammaddelerin ihracatı yasaklanmıştı ancak artık tarımsal ürünlerin ihracatı karlı hale geldi ve bu yüzden arzu edilir hale geldi. 19. yüzyılda Çukurova bölgesinde gösterilen tarımsal üretimin bu dönüşümüne en iyi örnek, günümüzde önemli bir pamuk üretim merkezi haline gelen bu bataklık bölgenin, 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar yalnızca göçebe tarafından ziyaret edilen bölgenin hızlı ticaret gelişimi sonucu oldu. Aslında, bu bölgede tarımsal üretimin kommersiyalleşmesi için ilk adım 1832-1840 yılları arasına dayanmaktadır.
19. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu'nda, demiryollarının inşası, tarımsal üretimi arttırmak ve ülkenin modernleşmesi için önemli bir adım olarak görülmüştür. Tarımsal üretimin yoğun olduğu yerler demiryollarının inşası için tercih edilmiştir. Ayrıca, tarımsal üretimde işgücü sıkıntısı olan bölgelerde nomadların yerleştirilmesi de önemli bir çözümdü. Örneğin, Adana bölgesinde Fırka-i Islahiye kurulmuş ve nomadlar zorla yerleştirilmiştir. Çukurova bölgesinin pamuk üretimi potansiyeli arttıkça, sezonluk işçilerin ihtiyacı da artmıştır. Bu ihtiyaç, Çukurova bölgesinden dağlık bölgelerden sezonluk işçilerin seçilmesini sağlamıştır. 1890 yılına gelindiğinde, bölgede 12,000 ila 15,000 sezonluk işçi çalışıyordu.
Devlet, tarımın çok sayıda nedenle bağımlılığının farkındaydı. 19. yüzyılda tarım üretimi ekonominin iyileştirilmesi için en önemli bileşen olarak görülmüştü. Tarım üretimini arttırmak yolunda, Osmanlı İmparatorluğu tarım alanında diğer önlemler de almıştı. İlk olarak, Tarım Bakanlığı kurulmuştu. Bir diğer önlem ise 1847 yılında imparatorluk çiftliğinde bir tarım okulu açarak tarım üretim kapasitesini arttırmaktı.
Tarım üretimi nedeniyle işgücü sıkıntısı nedeniyle yetersiz olduğu için, bu sorunu aşmak için diğer bir alternatif düşünülmüştü. Bu, yabancı vatandaşları Osmanlı topraklarına yerleştirmek ve işletmekti. Bu amaçla, bu insanların tarım arazilerine sahip olması ve vergiden bazı kısımlarının muaf tutulması planlandı.
1858 tarihli toprak kanunu, Tanzimat döneminin getirdiği reformlar arasında değerlendirilmelidir. Hazırlanması sırasında toprak kanunu 1858, devletin refahını düzenleyen yasaya bağlı olarak değerlendirilmelidir. Bu anlamda, 1858 toprak kanunu, hazırlık dönemi dahil, Tanzimat döneminin en başarılı ve mutlak sonucudur. En çok tartışılan konu 1858 toprak kanunu hakkında, toprakta özel mülkiyetin tanınıp tanınmadığıdır. Ortaylı, bu toprak kanununun bireysel mülkiyeti getirdiğini iddia ederken, Arıcanlı bu konuyu daha mantıklı bir şekilde ele alır. Ona göre, özel mülkiyet kavramı batılı bir kavramdır ve bu yüzden Osmanlı İmparatorluğu'nda uygulamasının önemini kavram olarak açıklamak yetersizdir. Bu nedenle, 1858 toprak kanunu'nun toprakta mülkiyet haklarını tanıdığını veya tanımadığını tartışmak daha ilgili olacaktır.
1858 toprak kanunu, Tanzimat döneminin en modern yasalarından biri olarak kabul edilir. Bu yasa, miri arazilerin (devletin mülkiyetinde olan arazilerin) ayrıntılarını düzenlemiştir. Ancak Islamoğlu, 19. yüzyılda miri teriminin anlamının değiştiğini iddia etmektedir. Önceleri miri durumu devletin arazi gelirlerine olan haklarını zayıflatıyordu, ancak 19. yüzyılda devletin arazi gelirlerine olan kontrolü bu grupların zararına arttı. 1858 toprak kanunu'un hukuki yönü ve politik ve ekonomik nedenleri ve sonuçları hakkında yapılan son çalışmalar, bu konunun daha iyi anlaşılmasını sağlamaktadır. Bu yasa, arazi sahiplerine devlet arazilerini ekilebilmeleri için hak tanımıştır. Burada belirtilen tapular, bugün bildiğimiz anlamda kullanılmamaktadır. O dönemde tapu sadece araziyi ekilebilmek için verilmişti ancak arazi mülkiyeti devlete ait idi. Quataert'in önerisi[cite:@Quataert2000], bu belirtilen tapunun arazi mülkiyet haklarını gösteren bir belge olmadığı, ancak tapu sahibinin o arazide bir kiracı olduğunu ve devlet tarafından önerilen miktarı ödediğini gösteren bir belge olduğudur.
1858 Torak Kanunu, Tanzimat döneminin en önemli yasal düzenlemelerinden biridir. A. Cevdet Paşa liderliğinde hazırlanan kanun, miri arazilerin (yalnızca devletin arazileri) detaylarını düzenlemiştir. Ancak Islamoğlu'na[cite:@islamoglu2010] göre, 19. yüzyılda miri terimi değişmiştir. Önceleri miri statüsü devletin farklı gruplar arasında dağıtılmış arazilerin gelirlerine sahip olmasını zayıflatıyorken, artık 19. yüzyılda devletin arazi gelirlerine sahip olması artmıştır. 1858 toprak kanunu ile ilgili son çalışmalar, bu kanunun siyasi ve ekonomik nedenlerini ve sonuçlarını daha iyi anlamamıza olanak tanımaktadır. Quataert'in makalesi bu konuda önemlidir. Quataert'e göre, toprak kanunu sayesinde arazi tapusuna sahip olanlar devletin arazilerini ekip üretebiliyorlardı. Burada sözü edilen tapular bugün bildiğimiz anlamda değil. O zamanlar tapu sadece araziyi ekip üretmek için verilirdi ama arazi hakları devlete aitti. Quataert'in önerdiği şey, tapunun arazi haklarını belgeleyen bir belge olmadığı, sadece tapu sahibinin o arazide bir kiracı olduğunu ve devletten belirlenen bir miktarı ödediğini gösteren bir belge olduğudur. Tapular neden verildi? Bu araziler önceleri tapusuz olarak ekilmişti, tapu vermenin nedeni neydi?
Arşiv belgeleri bu beklentiyi daha açık bir şekilde yansıtıyor. Örneğin 1830 tarihli bir belgede, Rışvan kabilesinin 23,000 guruş ödemek zorunda olduğu belirtiliyor. Belgede, 23,000 guruş'un yanı sıra, başka 30,000 guruş eklenerek, kabile yerleştirildiğinde ödemekte zorluk çekmeyeceği düşünülen toplam 53,000 guruş tutarı belirtiliyor. Bu kabile yerleştirildiğinde, gelir miktarının iki katına çıkması bekleniyordu. Burada ilginç olan başka bir nokta, kabile bu tutarı yerleşik insanlardan toplayarak ödüyor olmasıdır.
19. yüzyıl boyunca Osmanlı yöneticileri, kabilelerin yerleşik hayata geçirilmesi konusunda önemli bir öneme sahipti. Özellikle Rışvan ve Afşar kabileleri, dönemin en büyük ve etkili kabileleri olduğu için özel bir dikkat gösterildi. Bu kabilelerin kışlık otlatma alanlarını kontrol etmek için bir nâzır atandı ve böylece bu kabilelerin bağımsız hareket etmelerinin önüne geçildi. Bu nazırların kabile liderlerinden seçildiği görülürse, yönetimin merkezileşme sürecine bu kabile üyelerini kazandırmak amacının olduğu açıktır.
1830 yılında yapılan bir belgede, Rışvan boyunun özellikle yaz mevsiminde, hasat zamanında Orta Anadolu'da oluşturduğu sorunların önemli olduğu görülmektedir. Ayrıca başka bir belgede, aynı sorunun göçebe boyların yazın kışlaklarından çıktıkları yolda yerleşik halkın yolunda oluştuğu şikayet edilmektedir. Göçebe ve yerleşik halk arasındaki sürekli mücadele, devletin çözüm bulması gereken en önemli gerilimlerden biri idi. Bu mücadelede, göçebelere hareketliliği nedeniyle büyük bir avantaj sağlıyordu. Ancak devlet, boyların üzerinde yetkisini kullandığında, yerleşik halkın soyulmuş olduğu mallar geri veriliyordu. Bu mallar devlet tarafından bir kayıt defterine işleniyordu. Bu defterde, göçebelere yerleşik halkın hayvanlardan silahlar ve diğer birçok mallara kadar neredeyse her şeyi soydukları görülmektedir.
Tanzimat döneminde, özellikle Kuzey Suriye ve Irak'ta devletin gücü zayıftı. Bu durum Ankara bölgesinde de görülmekteydi. Bu güçsüzlüğün nedenlerinden biri de nomadların oluşturduğu problemler ve güvenlik sorunlarıydı, bu da köylerin nüfusunun azalmasına neden olmuştu. Özellikle Tanzimat öncesi yıllarda, nomadların oluşturduğu problemler acil ve dayanılmaz hale gelmişti. Bu nedenle Tanzimat'ın en önemli yeni gelişimi insanların hayat ve mallarının güvenliğini sağlamak olmuştur. 19. yüzyılın başlarında, Osmanlı İmparatorluğu'nda ordu modernleştirme çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmalar arasında, ordu için insan gücünü nomadların askerlik için rekrut edilmesi de yer almıştır. Bu çalışmalar, Osmanlı İmparatorluğu'nun askeri gücünü arttırmak ve düşmanlara karşı daha dayanıklı hale getirmek amacıyla yapılmıştır.
Deringil[cite:@deringil2003], bu politikanın arkasındaki nedenleri şöyle özetlemektedir: "19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı İmparatorluğu'na dış baskı arttıkça, Osmanlı merkezi kendisinden daha önce elde etmediği insan gücü kaynaklarına başvurmak zorunda kaldı. Özellikle silahlandırılmış ve zaten gerekli olan askeri becerilere sahip olan nomad nüfus, artık mobilizasyon için temel hedef haline geldi." Köylerin yerleşik hale getirilmesiyle birlikte, iş gücü ihtiyacının büyük bir kısmını karşılamak amaçlandı. Bu nedenle, yerleşik hale getirilmelerinden hemen sonra nüfusları sayılır ve askerlik için uygun olanlar seçilir.
Nomadik kabilelerin gücü azaldıkça, bu kabilelerden alınan asker sayısı da arttı. Örneğin, yaptığım röportajlarda yaşlılar, Balkan Savaşları, I. Dünya Savaşı, Yemen ve Kurtuluş Savaşı için köylerinden 72 kişinin şehit olduğunu söyledi. Birisi olan Taco, Yemen'e gitti ve orada uzun zaman kaldığı için geri döndüğünde sadece bir yaşlı kadın tarafından tanınabildi. Röportaj yaptığım kişilerin daha önceki dönemler hakkında bilgisi olmasa da, bu köylerden alınan askerlerin Osmanlı ordusunda görev yapmış olabileceği muhtemeldir.
Ayrıca, 19. yüzyılda yerleşik olmayan kabilelerin yarattığı sorunlar, devletin bu sorunlu yerleşik olmayan kabilelerle ilgili askerler kiralamasını gerektirmiştir. Bu, devletin bazı askeri gücünü bu işle ilgili olarak kullanması anlamına gelir. Örneğin, Ankara valisi Vecihi Paşa, 1855 yılında Rışvan ve Afşar kabilesiyle ilgili sorunlu olan 265 atlıyı kiralama önerisi yaptı. Ancak 1855 yılında Osmanlı İmparatorluğu Rusya ile savaş halindeydi, bu nedenle yerleşik olmayan kabilelerin yarattığı sorunların devlet için dayanılmaz hale geldiği söylenebilir. Son olarak, nomadik kabilelerin yerleştirilmesi gerektiğini gösteren birçok faktör vardı. Özetlemek gerekirse, merkezi otoritenin yerleşik kabilelerden çok fazla yararlandığı görülmektedir. Bu yararlar genel olarak birbirleriyle sıkıca bağlantılıdır ve birbirlerini tetikler. Kabilelerin yerleştirilmesinin ana amacı, merkezi otoritenin güçlendirilmesi ve nomadik kabileler ile yerleşik halk arasındaki gerilimin azaltılması ve Tanzimat döneminin temel amacı olan halkın yaşam ve mal varlıklarının güvenliğinin sağlanmasıdır. Bu nedenle, nomadların yerleşik halk üzerindeki olumsuz etkilerini önlemek için asker almak gereksinimi ortadan kalkacaktır. Kabilelerin yerleştirilmesinin başka bir nedeni de devletin vergi gelirlerini arttırmak istemesidir.
Yerleşim Coğrafyası: Genel Bir Bakış
Ankara ve çevresinde, 16. yüzyıldan itibaren Rışvan boylarının yerleştirilmesi incelendiğinde ilginç bir resim ortaya çıkar. Bu çalışma sadece Haymana bölgesinde Rışvan boylarının yerleştirilmesine odaklanmaktadır. 16. yüzyılda Ankara, Kütahya, Mentese ve Hamit Sancağı gibi bölgeler Anadolu'da en çok göçmen çeken bölgeler arasındaydı. Özellikle 16. yüzyılın ikinci yarısında göçmen nüfusun yoğunluğu daha da arttı. Barkan'ın değerlendirmesine göre, Ankara bölgesindeki göçmen aileleri bu dönemde 23.911'e ulaştı. Ankara bölgesinin nüfusunun 16. yüzyılın sonlarından 17. yüzyılın başlarına kadar ortalama 23.000 ile 25.000 arasında olduğunu gözlemlediğimizde, Ankara'daki göçmen nüfusunun yerleşik nüfusun en az dört katı olduğu dikkat çekici bir gerçek ortaya çıkar.
Haymana bölgesi, yerleşik nüfusun dört katındaki yerleşik olmayan nüfusu nedeniyle diğer Ankara bölgelerinden farklıdır. 1523/30 Tahrir Kayıtlarına göre Haymanateyn'de 318 cemaat yaşıyordu. Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Ankara Sancağı 741 köy, 339 mezraa, 113 çiftlik ve 21 yayla ile oluşuyordu. Ayrıca, Ankara'da 325 yörük yurdu Haymanateyn'de idi. Bu bölgedeki yörükler Haymana taifesi olarak bilinir. Bu özellik nedeniyle, klasik dönemde Haymana halkı yasal işleri için Yörük Kadılığı'nın idaresindeydi. Ancak 17. yüzyılda, Haymana iki bölgesi Ankara kaza sancağına bir nahiye olarak eklendiğinde, Ankara Kadılığı bu yörüklerin yasal işlerini idare etmeye başladı. Haymana bölgesi Sadrazam Hassı olarak kaydedildi.
Haymana taifesi diğer Ankara yörüklerinden çok hayvancılık yanı sıra tarımla ilgileniyordu. 17. yüzyıl sonunda Büyük ve Küçük Haymana'da tarımsal üretim çok ileri düzeye ulaşmıştı. Ankara'da ekmek sağlamak için fırıncılar Ankara'nın çevresinden buğday alıyorlardı. Bu buğdaydan alınan öşr vergisi nüfusun az olduğu şehirlerde satılıyordu. Büyük ve Küçük Haymana'daki fırıncılar geniş bir buğday ve arpa alımı yapıyorlardı. 1598-1599 yılları arasında 1.306.666 kg buğday ve 653.444 kg arpa yetiştirilmişti, bu Ankara'nın ihtiyacının yarısını karşılıyordu. Bu miktar ayrıca bölgenin tarımsal alanının beşte birini oluşturuyordu.
Bu nedenle, Rışvan boylarının yerleştirilmesinde Haymana, Cihanbeyli, Bozok ve Kırşehir gibi alanlar tercih edilmiştir. Bu alanların ortak özelliği, göçebelik hayatı için uygun olması ve büyük sayıda göçebeler barındırmasıdır. Ayrıca, 19. yüzyılın ilk yarısında bu bölgelerde nüfus yoğunluğu önemli ölçüde düşüktür. Ankara gibi birçok yerde, Selçuklu döneminden beri düzenli yerleştirme nedeniyle nüfus yoğunluğu artarken, Ankara'nın dışındaki yerleşim yerleri, Kırşehir, Yozgat, Polatlı ve Haymana bölgeleri uzun süre boyunca göçebe nüfusu barındırmıştır. Bu durumun nedeni, Haymana, Tuz Gölü ve çevresi, Kırşehir ve Bozok platolarının bu transhumance ağında hareket eden göçebe boylar için uygun alanlar olmasıdır.
kaçguncu levandât taifesinin[fn:6] neden olduğu sürekli çatışmalar ve baskılar sonucu bölgenin boşaltılması olduğu görülmektedir. Örneğin 1782 yılına kadar 170 köyün sadece 19 köyün nüfuslu olduğu iddia edilmektedir 19. yüzyılın dünya nüfus istatistikleriyle karşılaştırıldığında, Osmanlı toprakları çalışma sermayesi açısından Balkanlar dışında bir eksiklikteydi. Bu nedenle, yerleşik hayata geçirme yöntemiyle, bu topraklar nüfuslandırılacak ve çalışma gücü eksikliği azaltılacaktı.
19. YÜZYILDA GÖÇEBE ABİLELERİN YERLEŞTİRİLMESİNDE DEVLET STRATEJİLERİ: RİŞVAN ÖRNEĞİ
Süreç
Anadolu'daki büyük yörük boyları, Osmanlı Devleti tarafından her zaman bir sorun olarak görülmüştür. Devlet, yörük boylarını potansiyel olarak sadakatsiz ve isyankar bir konumda görmüş ve kısa sürede kontrol edilemeyeceklerini düşünmüştür. Bu nedenle, yörük boylarının yerleştirilmesi genellikle devletin yararına olarak düşünülmüştür. Ancak yerleştirme işlemi basit bir işlem değildir, çünkü yörük boylarının erken yerleştirme girişimleri genellikle başarısız olmuştur. Bu nedenle, Osmanlı Devleti bu projeye özel bir önem vermiştir. Bu dönemde, yerleşik halk tarafından oluşan endişeler yerleşik halkın sayısını azaltmıştır. Bu nedenle, hükümet, kabileleri zorla sakinleştirerek ve güçlerini azaltarak, bölgede güvenlik ve düzeni yeniden sağlamaya çalışmıştır. Bu da bölgenin yeniden nüfuslanmasına yol açmıştır. Tanzimat'ın ilan edildiği dönemde, Anadolu'nun birçok yerinde, özellikle Kuzey Suriye ve Irak'ta devletin gücü zayıftı. Bu, Ankara bölgesinde de görülmüştür, çalışmanın odaklandığı bölge olarak. Devletin bu güçsüzlüğünün nedenlerinden biri, yerleşik halkın depopulasyonuna yol açan nomadların oluşturduğu problemler ve güvenlik problemleridir. Özellikle Tanzimat dönemi öncesi yıllarda, nomadların oluşturduğu problemler acı ve dayanılmaz hale gelmiştir. Bu nedenle, Tanzimat döneminin en önemli yeni gelişimi insanların hayat ve mülk güvenliğini sağlamaktır.
Bu veriler, Rışvan boylarının 19. yüzyıl başlarından itibaren Ankara bölgesine yerleştiklerini göstermektedir. Ancak yerel araştırmacılar, bu boyların bölgede daha eskiden yerleşmiş olduklarını iddia etmektedir. Örneğin, Uçak, Haymana bölgesinde yerleşmiş olduklarını iddia etmektedir. Kandemir ise 1846 yılında bölgede yerleşmiş olduklarını belirtmektedir. Bu nedenle, Rışvan boylarının bölgede ne zaman yerleştikleri konusunda net bir bilgiye sahip değiliz. Bu iddialar, Rışvan boyunun Orta Anadolu'da yerleşmenin belirli bir tarihi olmadığını göstermektedir. Bu nedenle, Rışvan boyunun tüm üyeleri aynı yerde ve aynı zamanda yerleşmediğini vurgulamak gerekmektedir. Bu nedenle, devlet tarafından yerleştirilmeye çalışılan bu boylar zaman içinde yerleşme işlemlerini tamamlamışlardır. 1859 yılına ait bir arşiv belgesi, Rışvan boyunun 1848 yılında Haymana bölgesinde yerleşen yaklaşık 500 haneye sahip olduğunu göstermektedir.
19. yüzyılın başlarından itibaren Rışvan boyu iç Anadolu ovalarında kışın barınıyor olmaları, özellikle 1830 ve 1850 yılları arasındaki kaynaklar göz önüne alındığında, Osmanlı devletinin bu 20 yıllık dönemde bu boyun yerleşimini sağlamaya çalıştığını göstermektedir. Burada sorulması gereken soru, bu boyun ne zaman iç Anadolu ovalarına yerleştiğidir? Elde edilen bilgilere dayanarak, 19. yüzyılın başlarından beri yerleşik oldukları düşünülebilir. 19. yüzyılın başlarında Rışvan boyu, Konya ve Ankara bölgelerinde kışın, yazın ise Sivas yakınlarındaki Uzunyayla ve HabeŞ bölgelerinde yerleşiyorlardı. 19. yüzyılın ortalarında ise, boyun üyeleri Bozok, Ankara, Kayseri, KırŞehir ve Tokat bölgelerine kadar uzandı.
Bu tarihte, Ankara ve Konya'dan gelen aşiret liderleri ve kabadayıları merkeze çağrıldı ve yerleşim kararının bildirildi. İşte çağrılanlar arasında, Atmanlı, Seyhbezenli ve Rışvan aşiretlerinin liderleri merkeze gitti ve yerleşim konusunu tartıştı. Bu tartışmada, onlara Sivas'da yerleştirilecekleri bildirildi. Ancak Rışvan liderleri bu kararla memnun olmadıklarını ifade ederek, Konya ve Ankara'da başka yerler gösterilirse yerleşmeye razı olacaklarını belirttiler. Bu Osmanlı devletinin emrini yerine getirmek istemeyen Cihanbeyli, Mikailli, Heciyanlı, Terkanlı ve Seyfhanlı aşiretleri görüyoruz.
19. yüzyılda ortaya çıkan değişen uluslararası durum, merkezileşme ve modernleşmeyi tercih ediyordu. Bu nedenle devlet, nomadizm üzerine politikalarını ve tutumlarını yeniden değerlendirmek zorunda kaldı. Bu merkezileşme çabaları ile birlikte devletin nomadizm yolu hayatının anlayışı daha az toleranslı hale geldi. 19. yüzyıl boyunca devlet yetkilileri, aşiret toplumunu daha az değerli, itaatkar olmayan, sıkıntılı olarak görüyor ve yaşam tarzlarının karşısında olduğunu düşünüyorlardı. Bu nedenle onları medenileştirmek gerekiyordu. Ancak, Osmanlı tarihinde hükümet yetkililerinin devlet yetkililerine karşı hareket eden tüm etnik, dinsel veya nomadik grupları negatif izlenimler veren stereotip sözcüklerle tanımlama eğiliminde olduğu unutulmamalıdır. Devlet yetkililerine karşı hareket eden nomadlar genellikle benzer sözcüklerle sınıflandırılır. "Hırsız, Osmanlı İmparatorluğu'nda rahatsız eden nomadları sınıflandırmak için en yaygın kullanılan sözcüktür. Ayrıca, Osmanlı yönetimi tüm tarih boyunca huzursuz eden nomadların doğasında hırsızlık veya diğer suçlar yapmaya eğilimli olduğunu iddia etme eğilimindedir.
Nomadlar ve yerleşik halk arasındaki gerilim, devletin tarih boyunca her zaman karşı karşıya kaldığı bir şikayetti. İki taraf arasındaki tüm çatışmalarda, nomadlar genellikle devlet yetkilileri tarafından potansiyel olarak sorumlu olarak kabul edilirler. Ayrıca, nomadların orantılı olarak özerk bir yaşam tarzları ve merkezi otoritetten uzaklaşmaları, onları genellikle periferide konumlandırır. Bu pozisyon genellikle merkez ile ilişkilerini gerginleştirir ve bu gerginlik Osmanlı siyasi ve ekonomi hayatının önemli bir konusudur. Gerif Mardin, "nomadlar ve kentli yaşayanlar arasındaki çatışma, Osmanlı yetişmiş adamının estetiğini oluşturdu ki, medeniyet kentlileşme ve nomadizm arasındaki bir yarıştı ve tüm nomadik şeyler sadece hakir görülürdü" diye belirtir. Ancak, bu düşünce Ortadoğu coğrafyasındaki diğer hükümet yetkilileri arasında yaygındı. 19. yüzyıl Ortadoğusu'ndaki nomad aşiretleri genellikle tamamen medeni toplum karşısında ve isyan ve hırsızlık yapmaya doğal olarak eğilimli olarak algılandı.
Yöntem
yüzyılda, Osmanlı Devleti, göçebe kabileleri yerleştirme konusunda farklı yöntemler geliştirdi. Bazı durumlarda kabileler gönüllü olarak yerleştirilirken, bazı durumlarda zorla yerleştirildi. Ancak bazı durumlarda arabuluculuk ve zorlama kullanılarak yerleştirilme sağlandı. Gönüllü ve zorla yerleştirme arasında farklı sonuçlar elde edildi. Bu tezde, RıĢvan kabilesi hem zorla hem de belirli ölçüde müzakereler yoluyla yerleştirildiğinden, zorla yerleştirme sonuçları değerlendirildi. Osmanlı tarihinde boyun kırmak için farklı yöntemler kullanıldı. Bu çalışmada, 19. yüzyılda hangi yöntemlerin kullanıldığı vurgulanacaktır. Önemli olan, sadece bir yöntemin kullanılmaması, yerleştirme sürecini kolaylaştırmak için birçok önlemin bir arada kullanılmasıdır. Bunlar arasında kabileyi yöneten liderlerin kaçırılması yer alır. Bu yöntem özellikle Çukurova bölgesinde yaygın olarak kullanılmıştır. Bu bölgede merkezi otoriteye karşı direnen Kozanoğulları kabilesinin 62 lideri sürgüne gönderildi.
yüzyılda devletin göçebe kabileler ve liderlerine bakış açısı değişti. Tanzimat reformları ile birlikte devlet, kabile liderliğinin dağıtılmasını düşündü. Ancak bu planın neden olabileceği sorunlar düşünüldüğü için, kabilelerin yerleştirilmesi tamamlandıktan sonra gerçekleştirilmesi planlandı.
yüzyılda, Osmanlı Devleti göçebe kabileleri yerleştirme konusunda ciddi bir politika geliştirdi. Özellikle Fırka-i Islahiye gibi kurumların kurulması, devletin bu konuda ne kadar kararlı olduğunun bir göstergesi oldu. Fırka-i Islahiye, göçebe kabileleri yerleştirme görevi olan eşsiz bir kurumdu. Bu görevi başarıyla yerine getirebilmek için güçlü bir orduya ihtiyaç duyuluyordu. Devlet, bu amaçla büyük miktarda harcama yapmaktan çekinmedi.
yüzyıl boyunca, devlet askeri gücü göçebe kabileleri yerleştirme ve kötü davranışları önleme amaçlı olarak kullandı. Yerleştirme işlemleri için Anadolu ve Rumeli ordularından askerler gönderildi. Ancak merkezi hükümet asker gönderemediği zamanlarda, yerel yö
Gulabi Celep devam et Öte yandan, Osmanlı'nın 19. yüzyıldaki göçebe politikalarına yönelik eleştirel bakış açısı da bulunmaktadır. Bu eleştiriler, göçebe toplulukların zorla yerleştirilmesi ve modernleştirilmesinin, onların geleneksel yaşam tarzlarına ve kültürel miraslarına zarar verdiğini iddia etmektedir. Göçebelerin yerleştirilmesinin yanı sıra, bu politikaların bir sonucu olarak, Türk ve Kürt toplumları arasında sosyal ve kültürel anlamda derin ayrılıklar meydana gelmiştir. Bu ayrılıklar günümüze kadar devam etmektedir.
Sonuç olarak, Osmanlı'nın göçebe politikaları, siyasi, ekonomik ve sosyal sebeplerden dolayı yüzyıllar boyunca değişim göstermiştir. Göçebelere yönelik politikalar, yalnızca onların yerleştirilmesi ve modernleştirilmesiyle sınırlı kalmamış, aynı zamanda devletin güvenliği, düzeni ve refahı açısından da önem arz etmiştir. Ancak bu politikalar, bugün bile bazı tartışmalara ve eleştirilere konu olmaktadır.
Problemler
Yerleşim Coğrafyası ve Nüfus=
YERLEŞİM VE UYUM SORUNLARI
Nihai Yerleşim
Ekonomi ve Tarım
Yerel Halkla İlişkiler ve Etkileşimler
Sosyo-kültürel ve Ekonomik Değişimler
sonuç
Rişvan Aşireti
Rişvan Aşireti, 19. yüzyılda yoğun olarak Orta Anadolu bölgesinde yaşayan bir Kürt aşiretidir. Aşiret mensupları, Malatya ve Maraş arasındaki bölgede yazları yaylada, kışları ise kırsal alanlarda yaşarlar. Zamanla aşiret mensuplarının sayısı artınca, Osmanlı Devleti'nin iskan politikası gereği olarak Orta Anadolu'nun farklı illerine yerleştiler. Örneğin 1878-1880 yılları arasında yapılan nüfus tahririne göre, Rişvan Aşireti'nin Haymana, Mucur, Esbkeşan, Sivas Vilayeti ve Ankara Sancağı Bala kazasında 3630 hane ve 15.400 nüfus olarak kayıtlara geçirildiği görülmektedir. Rişvan Aşireti, Orta Anadolu'da yerleşmiş olsa da, aşiret mensupları hala kendilerine özgü kültürel değerlerini, geleneklerini ve dilini koruma gayreti içindedir.
[fn:1] Bozulus, Osmanlı İmparatorluğu döneminde kullanılan bir terim
olarak, özellikle Anadolu ve Mezopotamya'da yaşayan Kürt nomad
aşiretlerini tanımlamak için kullanılmıştır. Bu terimin asıl
anlamı ve kökeni belirsizdir, ancak genellikle yönetimsel
amaçlarla ayrım yapmak için kullanılmış olabileceği
düşünülmektedir. Bozulus aşiretleri, Osmanlı yönetiminin vergi ve
denetimlerine tabi tutulmuş ve sıklıkla yerleştirilme
politikalarına maruz kalmışlardır.
[fn:2] Karaulus, sınır bekçileri olarak görev yapan ve çoğunlukla Kürt
asıllı olan nomadik aşiretlerin bir grup olarak tanımlandığı bir
terimdir. Karaulus aşiretleri, devlet tarafından belirli bir
bölgede görev yapmak üzere yerleştirilmiş ve sınır güvenliği ve
vergi toplama gibi görevleri üstlenmişlerdir. Ancak, Karaulus
aşiretlerinin etnik kökenleri ve sosyal yapıları hakkında az
bilgi mevcuttur ve çok az tarihsel araştırma yapılmıştır.
[fn:3] Nezir kelimesi XVII. yüzyıl sonlarından itibaren Osmanlı Devleti
tarafından kullanılmaya başlandı ve kamu düzenini sağlamak
amacıyla devletin tebaası ile yapılan akitleri ifade ediyordu. Bu
akitler, tarafların hazır bulunduğu mahkeme tarafından hüccet
düzenlenerek yürürlüğe girmekteydi. Devlet, bu akitler
vasıtasıyla asayişi ve güvenliği sağlamaya, aşiretleri kontrol
altında tutmaya, korsanlık faaliyetlerini engellemeye, yeniçerin
kavgalarını önlemeye ve piyasaları kontrol altında tutmaya
çalışıyordu. Bunun yanı sıra, esnaf grupları ya da halk, bir şeyi
yapmak veya yapmamak adına birbirlerini nezre bağlayarak
uzlaşabilmekteydi. Nezir, yaptırım gücünü karşı tarafın
üstlendiği yükümlülüklerden alıyordu. Bunlar genellikle paraydı
ancak çalıştırılmayı kabul etmek, dayağa razı olmak, asilerin
kellelerini teslim etmek gibi fiilî yükümlülükler de nezre konu
olabilmekteydi. Bu yöntem, İstanbul'dan uzak Arap vilayetlerine
kadar geniş bir coğrafyada uygulanmıştır. Ancak Tanzimat dönemi
ile birlikte yürürlükten kaldırılmıştır.
[fn:4] Mirmiran, Osmanlı İmparatorluğu'nda bir ünvan olarak kullanılır
ve "mira" ve "miri" kelimelerinden türetilmiştir. "Mira"
hükümdarın veya devletin mülkünün sahibi anlamına gelir, "miri"
ise yönetmek, idare etmek anlamına gelir. Mirmiran, hükümdarın
veya devletin mülklerini yöneten bir kişiye verilen bir ünvan
olarak kabul edilir. Bu ünvan, Osmanlı İmparatorluğu'nun farklı
dönemlerinde farklı şekillerde kullanılmıştır. Örneğin, tarihte,
mülk sahibi olarak tanımlanabilecek bazı bölgelerin idarecisi
olarak, mirmiran ünvanı kullanılmıştır. Aynı zamanda, bazı devlet
bürokratlarına da verilmiştir. Bu ünvan, Osmanlı
İmparatorluğu'nun yıkılmasından sonra kullanılmamıştır.
[fn:5] ekrâd-ı merkume kazâ ve kurrâlara iskân olunmuş ve bundan böyle
ahâli-yi meskune hükmüne girüb dâhil-i tanzimat olmuş
olduklarından bunların haklarında sair ahâli misüllü mu'amele
olunması ve mal ve can ve ırzları hakkında sair ahali misüllü
tutulması ve bunlara şimdilik köylerde sığınacak müretteb birer
hâne virilüb kendülerinin zira'at ve felahata alışdırılması ve
haklarında komşuca mu'amele olunub ayrı ve gayrılık idilmemesi
[fn:6] Kaçguncu levandât taifesi, yasa dışı yollarla para ve mal elde
etmeye çalışan, çoğunlukla silah kullanan veya tehlike oluşturan
kişi veya grupları ifade eder. Bu taife, yerleşik halkın
güvenliğini tehlikeye atar ve bölgenin nüfusunu azaltır. Bu
nedenle, devlet tarafından önlemler alınır veya güç kullanılır
bunlarla mücadele etmek için.= Orta Anadolu Kürtleri
Ağalar
Ayrıca, kabile içi ilişkileri ve sorunları çözmek, kabile içinde adaleti sağlamak, kabile içi çekişmelerin çözümü, kabile içinde huzur ve barışı sağlamak, kabile üyelerinin haklarını koruma ve kabile içinde birleştirici bir rol oynamak gibi görevler de Ağaların sorumlulukları arasındaydı. Bu görevleri yerine getirirken, Ağalar genellikle Osmanlı İmparatorluğu'nun verdiği "Berat" adı verilen belgelerle destekleniyorlardı. Bu belgeler, Ağaların görevlerini yerine getirmek için gerekli yetkileri ve hakları veriyordu. Bu nedenle, Ağalar, Osmanlı İmparatorluğu tarafından atanmış bir boybeyt idi.
Ağaların ayrıca sosyal ve ekonomik olarak güçlü olmaları, aşiret içi ilişkileri ve çatışmaları çözmelerine de olanak sağlardı. Ağalar, ayrıca aşiret içinde hukukun temsilcisi olarak görev yaparlardı. Aşiret içi sorunların çözümünde, ağaların kararları son karar olarak kabul edilirdi. Ömeran Aşireti için de bu durum geçerlidir. Bu nedenle ağalar, aşiret içinde önemli bir rol oynamaktadırlar. Ayrıca ağalar, aşiretin diğer kabileler ve aşiretlerle olan ilişkilerini de yürütmektedirler. Bu nedenle ağalar, aşiret içinde önemli bir liderlik rolü oynamaktadırlar.
Ağalar genellikle çok miktarda mal ve mülk sahibi olurlardı. Bu mal ve mülkler arasında taşımacılık yapmak için kullanılan deve katarları, koyun, keçi sürüleri, binek Kehil Arap atları, tarlada çalıştırılacak atlar, öküzler, katırlar ve eşekler yer alırdı. Ağaların bu miktarda mal ve mülk sahibi olmaları, birçok insana ekmek kapısı açmasına olanak tanırdı.
Ağalık, Kürt kültüründe bir sosyal statüdür ve ağanın temsili bir rolü vardır. Ağalık, misafir hanesi veya diş odası gibi bir dış mekanın varlığı ile de tanımlanır. Bu dış odanın kapısı her zaman açık olur ve gelen ve giden misafirleri kabul eder. Bu, ağanın sosyal ve ekonomik gücünün bir göstergesidir.
Ağa, köyünde yaşayan fakir ailelere bazı temel ihtiyaçlarını karşılamak için yardım ederdi. Özellikle kış aylarına hazırlık yapmak için, ağa yağ, sut, peynir, ekmeklik buğday gibi gıdaları temin eder ve ailelere tezek gibi yakacaklar sağlardı. Bu, ağanın sosyal sorumluluklarının bir parçası olarak kabul edilir ve köy halkı tarafından saygı gösterilir. Ağa, köyünde çalışmazdı. Ağa, çocukları ve kâhyaları aracılığıyla işlerini yürütür ve onlar tarafından takip edilirdi. Ağanın etrafında, kendisiyle birlikte hareket eden ve işlerini yürüten sabit birkaç kâhya bulunurdu. Bu kâhyalar, ağanın güvenliğini sağlamak, mali işleri yürütmek ve köy halkıyla ilişki kurmak gibi görevleri üstlenirlerdi. Ağa, evinde kalan zaman dışında, dış odasında geçirir ve orada bulunan cemaat ile oturup sohbet eder. Ağa, odasına geldiğinde, orada bulunan misafirler büyükten küçüğe herkes ağanın geldiğini görünce ayağa kalkar ve ağaya selam verir. Ağa, odanın en üst köşesinde kendine ait bir mindere oturur ve bu minderin yüzüne serilen keçi derisinden yapılmış, kenarları işlemeli posta kâhyaların hizmet ve yardımı eşliğinde. Bu, ağanın sosyal pozisyonunun ve saygınlığının bir göstergesidir. Ağa, mindere oturduğunda cemaate oturmalarını buyurur. Herkes sessizce ve yaş sıralamasına göre yerlerine oturur. Ağa, odanın bakıcısına odadaki ateşin yakılıp yakılmadığı, kahvelerin pişirilip pişirilmediği ve misafirlere yemek verilip verilmediği gibi konular hakkında sorular sorar. Bu, ağanın konuklarına ve odasına dair endişelerinin bir göstergesidir ve odanın işleyişinin düzgün olmasını sağlamak için yapılan bir kontrol mekanizmasıdır.
Cemaat arasındaki yaşlı adamlar ile ağa arasında sohbet başlar ve gençler bu sohbeti dinler. Ağa, minderin üstünde çok rahat oturur ve zaman zaman ayaklarını da uzatabilir, ancak odadaki cemaat ağaya karşı hürmetten dolayı daha dikkatli otururlar. Bu, ağanın sosyal pozisyonunun bir göstergesidir ve cemaatin ağaya karşı saygısının bir ifadesidir. O devirde insanların çoğu sigarayı daha fazla içerlerdi. Ancak, cemaat arasındaki büyük bir kesim ağanın yanında sigara içmezlerdi. Ağanın yanında sigara içenler genelde yaşları ilerlemiş ve ağanın kendilerine izin verdiği kişilerdi. Ağanın yanında sigara içmeme, sadece ağaya ve yaşlılara hürmet olarak kabul edilirdi. Bu, ağanın saygınlığının bir göstergesi ve cemaatin ağaya karşı saygısının bir ifadesidir. Cemaatte sigara içmek isteyen gençler, ağanın ve yaşlıların görmediği bir köşede sigarasını içerlerdi. Bu, bir adet haline gelmişti. Cemaatte hazır bulunanlar, ağanın söylediklerini sessizce dinler ve ağanın konuşmasını kesmezler. Eğer ağanın yanında konuşmak gerekirse, çok hafif bir ifadeyle ve kimseyi rahatsız etmeyecek bir ses tonuyla konuşurlar. Bu, sadece ağaya ve yaşlılara saygı ve hürmetten dolayı yapılır.
Deve Kervanları
Ömeranlıların 1960 dönemlerine kadar devecilikle uğraştıkları bilinmektedir. Deve katarlarıyla Tuz Gölü'nden aldıkları tuzu, Manisa, Aydın gibi şehirlere götürüp satarak bölgesel ticarete katkı sağlamışlardır. Bölgelerine dönüşte ise incir, üzüm gibi ürünleri getirmişlerdir.
Ömeranlıların devecilik faaliyetleri, yerleşik hayata geçtikten sonra mı yoksa önceden mi yapıldığı konusunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak devecilikle ilgili kullanılan tüm araç gereçlerin tamamen Türkçe kelimelerden oluşması, bu faaliyetin yerleşik hayata geçtikten sonra yapıldığı fikrini güçlendirmektedir. Ayrıca, göç anıları anlatılırken öküzlerin de kullanıldığından bahsedilmesi, deveciliğin yerleşik hayattan sonra yapıldığı tezini daha da güçlü kılmaktadır. Bu durum, Ömeranlıların, yerleşik hayata geçtikten sonra devecilik yaparak ekonomik kazanç elde ettiğini ve hayatlarını sürdürdüğünü göstermektedir. Develerin beslenmesi için Konya ovasının uygun koşullara sahip olması, bölge insanlarına avantaj sağlamış ve devecilik faaliyetlerinin başarıyla sürdürülmesine yardımcı olmuştur. Develer, et, süt ve derilerinden yararlanılarak ailelerin ihtiyaçları karşılanmıştır. Ayrıca, devecilik faaliyetleri, bölgenin ekonomik hayatına da katkı sağlamıştır. Devecilik faaliyetleri, Ömeranlıların hayatındaki önemli bir unsurdur ve bölgenin tarihinde de önemli bir yere sahiptir. Tuz Gölü'nden getirdikleri tuzun yanı sıra, develeriyle arpa-buğday taşımacılığı yaparak da aileler arasında para kazanmışlardır. Günün şartlarına göre, bir ailenin bir katar devesinin olması, o ailenin zengin sayılması anlamına gelirdi. Bölgesel ticaretin en önemli unsurlarından biri olan devecilik, Ömeran aşireti için ikinci bir geçim kaynağı olmuş ve onların kültürlerinde önemli bir yere sahip olmuştur.
- +caption: Ömeranlıların 1960'lara kadar devecilik yaparak, Tuz
Gölü'nden aldıkları tuzu Manisa ve Aydın gibi şehirlere satarak bölgesel ticarete katkı sağladıkları görülmektedir. Fotoğrafta, bu kervanlardan biri görülmektedir. <<fig:devekervani>> Dosya:İmage/devekervani.jpeg
Develerin sırtında para kazanmanın ne kadar zahmetli bir iş olduğunu, bir şehirden diğer bir şehire gitmenin ne kadar yorucu olduğunu anlatan yaşlıların anıları, o devirdeki yaşamın zorluklarını gözler önüne seriyor.
Oda kültürü
Mutfak kültürü
ev yapma kültürü
== evlenme geleneklerimiz
Xelat geleneği
GELIN OLMAK
anne olmak
akraba evlilikleri
Berdel geleneği
eğitim ve öğretim
sağlık
kılık ve kıyafet
ısınmak
ateş ve aydınlatma lambaları
içme suyu ve çeşmeler
çobanlık
ahırlı odalar
süt ürünleri
hali, kilim, dokuma
kuraklık, yağmur duaları
kız kaçırma ve beşik kertmesi
dövme geleneği
taziyelerimiz
[fn:1] *sêl:* ekmek pişirme sacı
[fn:2] *bîrreş:* siyah kuyu
[fn:3] Anız: ekinin biçildikten sonra tarlada, toprakta kalan köklü
sapı.
[fn:4] Yaba; birkaç dişli, büyükçe bir çatal biçimindeki tahtadan
yapılmış tarım aleti. Başlıca olarak tınaz, saman gibi gevşek
malzemeleri savurmakta ya da bir yere yüklemekte kullanılır.
[fn:5] Dirgen: Genellikle harmanda sapları yaymaya yarayan demirden,
çatallı bir tarım aleti
[fn:6] Anadut: Ekin ve ot demetlerini arabaya yüklemeye veya harmanı
aktarmaya yarayan uzun saplı, üç dişli, ahşap alet
[fn:7] Lot: Tutam
[fn:8] Tınaz: Dövülerek savrulmaya hazırlanan ekin yığını.