Proje:Green Anatolia Festivali 2026/Paneller

Kulu–Cihanbeyli Etnografya Müzesi sitesinden


Panel Programı

Panel 1

Konu: Kulu ve Türkiye'de Süt Üretimi: Sürdürülebilirlik, Örgütlenme ve Pazar Dinamikleri

Konuşmacı: Cavit Deniz Kurum: Kulu Süt Üreticileri Birliği


Cavit Deniz panel duyuru görseli

Konuşma Özeti

Cavit Deniz, birliğin 2011 yılında 18 üye ve günlük yaklaşık 1 ton süt satış kapasitesiyle başladığını; zamanla örgütlülük düzeyinin arttığını ve üretici faydasını büyütmeye odaklandıklarını vurgulamıştır.

Konuşmada, Türkiye'de çiğ süt üretiminin 2024 yılında yaklaşık 22,5–22,9 milyon ton bandına ulaştığı; üretimin bölgesel farklılıklar ve ölçek etkileriyle şekillendiği belirtilmiştir. Kulu özelinde ise örgütlü üretici yapısının pazar erişimi, kalite standardı ve gelir istikrarı açısından kritik olduğu ifade edilmiştir.

Ana Başlıklar

  • Türkiye süt üretiminin güncel görünümü
  • Kulu'nun bölgesel süt üretimindeki rolü
  • Birlik/kooperatif yapısının üreticiye katkısı
  • Sürdürülebilir süt üretiminde çevresel ve sosyal boyut
  • Kamu destekleri, kalite sınıflandırması ve dijitalleşme adımları

Temel Mesaj

Sürdürülebilirlik, kooperatifleşme ve pazar erişiminin birlikte ele alınması; hem yerel üretici refahını hem de ulusal süt sektörünün rekabet gücünü artırır.


Panel 2

Konu: Kuraklık, Susuzluk, Yoksulluk: Konya Kapalı Havzası'ndan Gözlemler

Konuşmacı: Ertan Karabıyık Kurum: Kalkınma Atölyesi Süre: 30 dakika sunum + 15 dakika soru-cevap Format: Söyleşi (sunum + anlatı + izleyiciyle interaktif bölüm)

Panel 2 duyuru görseli — Ertan Karabıyık

Söyleşi Özeti

Bu söyleşi, 6–10 Kasım 2024 tarihlerinde Konya Kapalı Havzası’nda gerçekleştirilen saha çalışmasının gözlemleri üzerinden, Türkiye’nin en kurak ve tarımsal baskı altındaki bölgelerinden birindeki çok katmanlı krizi ele alır. Susuzluk, yoksulluk ve kuraklık döngüsü içinde sıkışan üreticilerin deneyimleri; kuruyan göller, artan göç ve çözüm üretmekte yetersiz kalan politika uygulamalarıyla birlikte değerlendirilir. Ertan Karabıyık, saha fotoğrafları, yerel anlatılar ve politika analizleri eşliğinde bu tabloyu tartışmaya açar.

Konya Kapalı Havzası neden kritik?

  • Türkiye'nin en büyük kapalı havzasıdır; yüzey suları denize ulaşmadan iç sistemde sonlanır.
  • Yaklaşık 4,9 milyon hektarlık alanıyla ülke yüzölçümünün önemli bir bölümünü kapsar.
  • Düşük yağış, yüksek tarımsal su talebi ve yeraltı suyu çekimi nedeniyle kırılganlık yüksektir.
  • Su baskısı, tarımsal verim, kırsal geçim ve göç dinamiklerini doğrudan etkiler.

Meke ve Tuz Gölü: Ekolojik uyarı alanları

  • Meke Gölü'ndeki kuruma, su dengesinin bozulmasının ve yanlış kullanımın görünür sonucudur.
  • Tuz Gölü'ndeki çekilme; ekosistem, kuş göç yolları ve yerel ekonomi üzerinde çok boyutlu risk üretmektedir.

Tartışma Eksenleri

  • Yeraltı suyu kullanımı ve obruk riski
  • Kuraklık-yoksulluk ilişkisi
  • Tarımsal üretimde uyum stratejileri
  • Yerel yönetim, üretici ve sivil toplum işbirliği


Yeraltı Sularının Çekilmesi ve Obruklar

Yeraltı sularının çekilmesi, Konya Kapalı Havzası'ndaki en kritik çevresel sorunlardan biridir. Özellikle tarımsal sulamada aşırı su kullanımı nedeniyle binlerce kuyu açılmış; bu kuyuların önemli bir bölümü ruhsatsız ve denetimsiz kalmıştır. Yeraltı suyu yeterince beslenmeden sürekli çekildiği için su seviyesi her yıl düşmekte, bazı alanlarda 30–40 metreye varan gerilemeler gözlenmektedir.

Bu düşüş, yeraltı boşluklarında stabilite kaybına yol açarak yüzeyde ani çöküntüler (obruklar) üretmektedir. Karapınar, Cihanbeyli ve Kulu çevresinde obruk sayısındaki artış, tarım alanları ve yerleşimler açısından ciddi bir güvenlik riski doğurmaktadır. Obruklar artık yalnızca jeolojik bir olgu değil, insan etkisiyle hızlanan bir çevresel kırılma olarak ele alınmaktadır.

Kuraklık ve Göç Arasındaki İlişki

Kuraklık, tarımsal üretimi ve hayvancılığı zayıflatarak kırsal geçim kaynaklarını doğrudan daraltmaktadır. Su yetersizliği, girdi maliyetlerindeki artış ve verim kayıpları; üreticileri kentlere veya yurt dışına göçe zorlayan temel dinamikler arasındadır.

Saha gözlemleri, birçok köyde ekim alanlarının daraldığını, genç nüfusun bölgeden ayrıldığını ve üretim zincirinin yaşlandığını göstermektedir. Bu nedenle göç, yalnızca ekonomik bir sonuç değil; ekolojik krizin toplumsal yansımasıdır.

Cihanbeyli–Kulu Kırsalında Yaşananlar

Cihanbeyli–Kulu hattında yağış azlığı ve yeraltı suyuna bağımlı üretim modeli, kuraklık baskısını daha görünür hâle getirmiştir. Kuruyan kuyular, nadasa bırakılan tarlalar ve düşen üretim kapasitesi, kırsal ekonomiyi kırılganlaştırmaktadır.

Bölgedeki sosyal tablo da bu baskıyı teyit etmektedir: genç nüfusun hızla ayrılması, köylerde üretim umudunun zayıflaması ve geri dönüş oranlarının düşüklüğü, kuraklığın demografik etkisini açıkça göstermektedir.

Mavi Tünel ve Su Transferi Politikaları (Tartışma Başlığı)

Mavi Tünel ve benzeri su transferi politikaları, kısa vadeli rahatlama sağlasa da havza ölçeğinde sürdürülebilir su yönetimi, adil dağıtım ve ekolojik denge açısından yeniden değerlendirilmelidir. Panelde bu başlık, talep yönetimi, havza içi adalet ve uzun vadeli dayanıklılık perspektifiyle tartışmaya açılacaktır.


Mavi Tünel Projesi ve Su Transferi Politikaları

Mavi Tünel Projesi, Konya Kapalı Havzası’na komşu havzalardan — özellikle Göksu Nehri’nden — su transferi yaparak kuraklık baskısını azaltmayı hedefleyen büyük ölçekli bir altyapı girişimidir. Teknik olarak tarımsal üretimi desteklemek ve yeraltı suyu kullanımını azaltmak amacıyla planlanmış; havzaya yıllık yaklaşık 414 milyon m³ su taşınacağı öngörülmüştür.

Ancak uygulamada, transfer edilen suyun önemli bir kısmının yine yoğun ve plansız sulama yapılan alanlara yönelmesi, su tasarrufu yerine tüketim baskısını artırma riski doğurmaktadır. Bu durum, kalıcı bir havza yönetimi yerine krizi erteleyen geçici çözümleri güçlendirebilir.

Ayrıca su transferi, kaynak havzalarda yeni ekolojik baskılar oluşturabilir. Göksu gibi besleyici sistemlerde rejim değişimi, yerel ekosistemler üzerinde olumsuz sonuçlar üretmektedir. Uzun vadeli çözüm için su transferinin tek başına yeterli olmadığı; yerel su yönetimi kapasitesinin geliştirilmesi, modern sulama yöntemlerinin yaygınlaştırılması ve ürün deseninin su gerçekliğine göre yeniden planlanması gerektiği vurgulanmaktadır.

Toplumsal Tepkisizlik mi, Örgütlenememek mi?

Konya Kapalı Havzası’nda kuraklık karşısında görülen düşük toplumsal tepki, çoğu zaman duyarsızlık olarak yorumlansa da saha verileri bunun daha çok örgütlenme kapasitesiyle ilişkili olduğunu göstermektedir. Üreticiler su kaybı, verim düşüşü ve gelir daralmasını doğrudan yaşasa da bu deneyimi kolektif taleplere dönüştürecek kurumsal kanallar zayıf kalmaktadır.

Kooperatif, birlik ve yerel dayanışma yapılarının etkisizleşmesi; bireysel şikâyetlerin ortak bir eylem hattına dönüşmesini zorlaştırmaktadır. Bilgiye erişim ve güvene dayalı iletişim eksikliği de sorunun “kader” algısıyla pasifleşmesine yol açmaktadır.

Bu nedenle mesele duyarsızlık değil; dağınıklık, temsil zayıflığı ve çözüm üretme kanallarının kırılganlığıdır.

Kuraklıkla Mücadelede Yerel Çözümler

Kuraklıkla mücadelede yerel çözümler hem mümkündür hem de uzun vadede zorunludur. Her havzanın iklimsel, hidrolojik ve sosyo-ekonomik özellikleri farklı olduğu için tek tip merkezi yaklaşımlar sınırlı etki üretmektedir.

Yerel ölçekte uygulanabilecek öncelikli başlıklar:

  • Kuraklığa dayanıklı ürün desenine geçiş
  • Damla/yağmurlama gibi verimli sulama tekniklerinin yaygınlaşması
  • Yağmur suyu hasadı ve mikro su tutma uygulamaları
  • Köy ölçeğinde su kullanım planları ve topluluk içi denetim mekanizmaları

Bu yaklaşım, yalnızca su tüketimini azaltmayı değil; kırsal dayanıklılığı, üretim sürekliliğini ve toplumsal katılımı birlikte güçlendirmeyi hedefler.


Yerel çözümlerin hayata geçirilebilmesi için örgütlenme, teknik destek ve bilgi paylaşımı birlikte ilerlemelidir. Üreticilerin tek başına modern sulamaya geçmesi, ürün planlaması yapması veya atık su geri dönüşüm sistemleri kurması çoğu durumda mümkün değildir. Bu nedenle yerel yönetimler, kooperatifler, sivil toplum kuruluşları ve üniversiteler arasında işbirliği kritik önemdedir.

Yerel bilgiye dayalı çözümler, dışarıdan dayatılmadan ve köylünün aktif katılımıyla geliştirildiğinde daha yüksek kabul görür ve daha kalıcı sonuçlar üretir. Özetle, kuraklıkla mücadelede yerel çözümler mümkündür; ancak bu, kolektif bilinç ve dayanışma ile sürdürülebilir hâle gelir.

İzleyici Etkileşimi

Söyleşi sonunda katılımcıların "kendi bölgelerindeki kuraklık belirtilerini" yazabilecekleri bir pano uygulaması planlanır.


Göç, Ayrılık ve Hasretin Duygusal Yükleri

Göç, ayrılık ve hasret; kırsal topluluklarda ailelerin ruh dünyasında derin izler bırakan süreçlerdir. Çocuğun ebeveynden, eşin eşten, yaşlının evlattan veya gencin memleketten ayrılması yalnızca fiziksel bir uzaklaşma değil; duygusal bağların da sınandığı bir kopuştur.

Kırsalda kalanlar için giden evlat çoğu zaman “bir yanda umut, bir yanda eksiklik”tir. Şehirde veya yurt dışında yaşayanlar içinse köy; vicdan, özlem ve aidiyet duygusunun canlı kaldığı bir iç mekâna dönüşür. Bu yük, kimi zaman suskunlukla, kimi zaman sitemle, kimi zaman da küçük temaslarla (telefon, mesaj, gözyaşı) görünür olur.

Ayrılık duygusu bastırıldığında kuşaklar arası mesafe büyür; gidenin dönmekte zorlanması ve kalanın kırgınlığı ilişkileri zedeler. Oysa duygular açıkça konuşulduğunda “gurbetteki” ile “köydeki” arasındaki bağ onarılabilir. Festival gibi buluşmalar, bu ortak hasreti paylaşma ve yeniden bağ kurma zemini sunar.

Ebeveynlik, Aidiyet ve Birlikte Üretmenin İyileştirici Gücü

Ebeveynlik; yalnızca bakım değil, çocuğa kök, yön ve aidiyet aktarımıdır. Aidiyet duygusu ise “yalnız değilim, bu yer benim hikâyem” hissiyle güçlenir. Kişi hem ailesiyle hem yaşadığı yerle bağ kurabildiğinde, yaşam zorlukları karşısında daha dirençli olur.

Kırsalda gündelik üretim pratikleri (su taşıma, budama, hamur yoğurma, ekim-dikim) kuşaklar arası öğrenmenin ve duygusal temasın taşıyıcısıdır. Birlikte üretmek yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda psikolojik bir iyileşme alanıdır: güveni artırır, çatışmaları azaltır, ilişkileri onarır.

Topluluk düzeyinde imece kültürü, komşuluk bağlarını ve sosyal dayanıklılığı güçlendirir. Böylece birey, aile ve kasaba ölçeğinde daha sağlıklı bir toplumsal zemin oluşur.

Toprakla Temasın Psikolojik Faydaları

Toprakla temas, insanın doğayla kurduğu en temel bağlardan biridir. Elleri toprağa değdirmek, tohum dikmek, bahçede üretime katılmak; yalnızca fiziksel değil, ruhsal bir düzenleme sağlar.

Betonlaşma, hız, ekran bağımlılığı ve sosyal izolasyonun arttığı modern yaşamda; toprakla geçirilen zaman stres ve kaygıyı azaltır, kişinin “anda kalma” kapasitesini güçlendirir. Bahçe işleri ve doğrudan üretim pratiği, bireyde sakinleşme ve denge hissini artırır.

Araştırmalar, toprak ekosistemindeki bazı mikroorganizmaların duygu durumunu olumlu etkileyen biyolojik süreçleri destekleyebildiğini göstermektedir. Bu nedenle toprağa temas, kırsal yaşamda sadece üretim değil; ruh sağlığı açısından da koruyucu bir pratik olarak değerlidir.

Bu nedenle toprakla temas; özellikle çocuklar, yaşlılar ve psikolojik yük taşıyan bireyler için hem önleyici hem de onarıcı bir güç taşır. Toprakla oynayan çocuk daha sabırlı ve dengeli olabilir; bahçeyle ilgilenen yaşlı bedensel ve zihinsel olarak daha aktif kalabilir; toprağa/çamura dokunan birey yeniden canlılık hissi kazanabilir.

Kırsalda bu temas çoğu zaman doğal yaşamın parçasıyken, kentte yaşayanlar için terapötik bir ihtiyaç hâline gelmektedir. Bu açıdan ekolojik festivallerde tohum topu yapımı, fide dikimi, kompost atölyesi gibi doğaya temas eden etkinlikler; yalnızca çevresel farkındalığı değil, ruhsal iyilik hâlini de destekler. Toprakla temas eden insan kökleriyle yeniden bağ kurar; bu bağ hem bireysel hem toplumsal onarımın kapısını aralar.

Festival Katkısı

Bu söyleşi, festivale güçlü bir yerel-ekolojik analiz boyutu kazandırır; özellikle kırsalda yaşayan veya üretimle ilişkili katılımcıları bilinçli çözüm arayışlarına yönlendirir. Aynı zamanda Cihanbeyli–Kulu hattını doğrudan içeren bir vaka çalışmasını görünür kılar.

Beklenen Çıktı

Katılımcıların Konya Kapalı Havzası’ndaki su-ekoloji-üretim ilişkisinin bütüncül bir çerçevede değerlendirilmesi ve yerel ölçekte uygulanabilir çözüm başlıklarının tartışmaya açılması.


Panel 3

Konu: Duygular, Aile ve Toprak: Kırsalda Sağlıklı Bağlar Kurmak

Konuşmacı: Cebrail KISA Süre: 30 dakika sunum + 15 dakika soru-cevap Format: Söyleşi (sunum + anlatı + izleyiciyle interaktif bölüm)

Panel 3 duyuru görseli — Cebrail KISA

Panel Özeti

Toprakla bağ kurmak, yalnızca üretimle sınırlı değildir; bireyin kendisiyle, ailesiyle ve yaşadığı yerle kurduğu duygusal ilişkinin de bir parçasıdır. Bu panelde, köyde yaşayan veya köyle bağı süren bireylerin aile içi iletişim, kuşaklar arası anlayış, duygusal farkındalık ve topluluk içindeki rollerini nasıl güçlendirebileceği ele alınır.

Bu içerik, festivalin yalnızca doğaya değil, insana ve topluluğa da kök salmasını destekler; “gurbette olanlar” ile “köyde kalanlar” arasında empati köprüsü kurmayı hedefler.

Duyguların Eğitimi: Ailede ve Toplulukta Sağlıklı İfade

Duyguların eğitimi; bireyin kendi duygusunu tanıması, ifade etmesi ve karşısındakinin duygusunu anlayıp saygıyla karşılamasıdır. Aile içinde öfke, üzüntü, sevinç gibi duyguların yapıcı biçimde konuşulabilmesi; güvenli bağları ve özgüvenli birey gelişimini destekler.

Topluluk düzeyinde ise empati, dinleme ve ortak duygusal alanlar (taziye, kutlama, imece, komşuluk ilişkileri) sosyal dayanıklılığı artırır. Kırsalda bastırılmış kırgınlık yerine açık ve yapıcı iletişim kanalları kurmak, sürdürülebilir topluluk yapısının temelidir.

Kırsal Yaşamda Kuşaklar Arası İletişim

Kırsalda kuşaklar arası ilişki; gelenek, deneyim, teknoloji ve değişim hızının kesiştiği hassas bir zemindir. Yaşlı kuşağın bilgi birikimi ile genç kuşağın yeniliklere açıklığı bir araya geldiğinde, çatışma yerine karşılıklı öğrenme üretilebilir.

Bu iletişimin güçlenmesi için birlikte üretim, ortak karar alma süreçleri ve düzenli sohbet ortamları (çay saatleri, imece günleri, hikâye akşamları) teşvik edilmelidir. Böylece kültürel aktarım korunur ve köyün geleceği daha sağlıklı inşa edilir.


Göç, Ayrılık ve Hasretin Duygusal Yükleri

Göç, ayrılık ve hasret; kırsal topluluklarda ailelerin ruh dünyasında derin izler bırakan süreçlerdir. Çocuğun ebeveynden, eşin eşten, yaşlının evlattan veya gencin memleketten ayrılması yalnızca fiziksel bir uzaklaşma değil; duygusal bağların da sınandığı bir kopuştur.

Kırsalda kalanlar için giden evlat çoğu zaman “bir yanda umut, bir yanda eksiklik”tir. Şehirde veya yurt dışında yaşayanlar içinse köy; vicdan, özlem ve aidiyet duygusunun canlı kaldığı bir iç mekâna dönüşür. Bu yük, kimi zaman suskunlukla, kimi zaman sitemle, kimi zaman da küçük temaslarla (telefon, mesaj, gözyaşı) görünür olur.

Ayrılık duygusu bastırıldığında kuşaklar arası mesafe büyür; gidenin dönmekte zorlanması ve kalanın kırgınlığı ilişkileri zedeler. Oysa duygular açıkça konuşulduğunda “gurbetteki” ile “köydeki” arasındaki bağ onarılabilir. Festival gibi buluşmalar, bu ortak hasreti paylaşma ve yeniden bağ kurma zemini sunar.

Ebeveynlik, Aidiyet ve Birlikte Üretmenin İyileştirici Gücü

Ebeveynlik; yalnızca bakım değil, çocuğa kök, yön ve aidiyet aktarımıdır. Aidiyet duygusu ise “yalnız değilim, bu yer benim hikâyem” hissiyle güçlenir. Kişi hem ailesiyle hem yaşadığı yerle bağ kurabildiğinde, yaşam zorlukları karşısında daha dirençli olur.

Kırsalda gündelik üretim pratikleri (su taşıma, budama, hamur yoğurma, ekim-dikim) kuşaklar arası öğrenmenin ve duygusal temasın taşıyıcısıdır. Birlikte üretmek yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda psikolojik bir iyileşme alanıdır: güveni artırır, çatışmaları azaltır, ilişkileri onarır.

Topluluk düzeyinde imece kültürü, komşuluk bağlarını ve sosyal dayanıklılığı güçlendirir. Böylece birey, aile ve kasaba ölçeğinde daha sağlıklı bir toplumsal zemin oluşur.

Toprakla Temasın Psikolojik Faydaları

Toprakla temas, insanın doğayla kurduğu en temel bağlardan biridir. Elleri toprağa değdirmek, tohum dikmek, bahçede üretime katılmak; yalnızca fiziksel değil, ruhsal bir düzenleme sağlar.

Betonlaşma, hız, ekran bağımlılığı ve sosyal izolasyonun arttığı modern yaşamda; toprakla geçirilen zaman stres ve kaygıyı azaltır, kişinin “anda kalma” kapasitesini güçlendirir. Bahçe işleri ve doğrudan üretim pratiği, bireyde sakinleşme ve denge hissini artırır.

Araştırmalar, toprak ekosistemindeki bazı mikroorganizmaların duygu durumunu olumlu etkileyen biyolojik süreçleri destekleyebildiğini göstermektedir. Bu nedenle toprağa temas, kırsal yaşamda sadece üretim değil; ruh sağlığı açısından da koruyucu bir pratik olarak değerlidir.

Festival Katkısı

Panel, ekolojik gündemin insani boyutunu görünür kılarak duygusal ekoloji perspektifini festivale taşır. Kırsal topluluk içinde aidiyet, empati ve birlikte iyileşme kapasitesini güçlendiren bir tartışma zemini sunar.


Panel 4

Konu: Kültürle Ekoloji Arasında Köprüler: Diasporadan Doğaya

Konuşmacı: Adnan Dalkıran Format: Söyleşi (sunum + anlatı + izleyici etkileşimi)

Panel 4 duyuru görseli — Adnan Dalkıran

Panel Özeti

Adnan Dalkıran’ın Amsterdam ve Türkiye arasında yürüttüğü kültürel projeler, kardeş şehir uygulamaları ve KULSAN (Kültür-Sanat) çatısı altındaki girişimler; kültürel diplomasi ile çevresel farkındalığın nasıl birlikte inşa edilebileceğine dair güçlü bir deneyim sunar.

Panelde, diaspora kökenli kültürel hareketlerin doğaya ve yerel ekolojiye katkısı ile topluluk temelli sürdürülebilirlik yaklaşımları ele alınır. Bu içerik, yerel toplulukla diaspora temsilcilerini aynı zeminde buluşturacak biçimde festival temasına güçlü bir katkı sağlar.

Kültür Yoluyla Sürdürülebilirlik: KULSAN Deneyimi

KULSAN, Amsterdam’daki Türkiyeli göçmenler arasında kültürel bağı güçlendirme amacıyla başlayıp zamanla toplumsal dayanışmayı ve sürdürülebilir sosyal dokuyu destekleyen bir platforma dönüşmüştür. Düzenlenen konser, festival ve kültür etkinlikleri; yalnızca kimlik korunmasına değil, yaşanılan kent yaşamına aktif katılıma da katkı sunmuştur.

Bu çerçevede kültür, yalnızca nostaljik bir alan değil; birlikte üretme, paylaşma ve kalıcı topluluk ruhu geliştirme aracı olarak değerlendirilir.

Diaspora ve Ekolojik Sorumluluk

Diaspora toplulukları, memleketlerine dair aidiyeti sadece dil ve gelenek üzerinden değil; doğa, toprak ve su üzerinden de taşır. Bu aidiyet zamanla “uzakta olsak da oranın yaşamını destekleme” sorumluluğuna dönüşebilir.

Ağaçlandırma, mikro-orman girişimleri, yerel su varlıklarının korunması ve çevre farkındalığına yönelik kolektif destekler; kültürel bağın ekolojik sorumluluğa evrilmesinin somut örnekleridir.

Avrupa’da çevre bilinci yüksek pratiklerle temas eden diaspora bireyleri, benzer uygulamaların memleketlerinde yaygınlaşmasını teşvik ederek yerel dönüşüme katkı sunabilir.

Kardeş Şehir Projelerinin Çevresel Boyutları (Genişletilmiş)

Kardeş şehir projeleri, farklı coğrafyalardaki yerleşimler arasında kültürel, sosyal ve idari iş birliğini güçlendirirken; çevresel sürdürülebilirlik açısından da güçlü bir potansiyel taşır. Adnan Dalkıran öncülüğündeki Amsterdam–Kesikköprü deneyiminde görüldüğü gibi, bu ilişkiler yalnızca kültürel etkileşimle sınırlı kalmamış; çevre düzenlemesi, kamusal alan iyileştirmesi ve doğa ile uyumlu yerel kalkınma anlayışına da katkı sunmuştur.

Bu yaklaşımda çevre duyarlılığı sadece ağaç dikimi ya da temizlik kampanyasıyla sınırlı değildir. Mimari koruma, doğal alan canlandırma, geri dönüşüm pratiklerinin yaygınlaştırılması ve genç kuşaklarda ekolojik farkındalık geliştirilmesi gibi çok boyutlu başlıklar birlikte ele alınır. Avrupa’da biriken deneyimin Anadolu’daki küçük yerleşimlere aktarılması, şehirler arası iş birliklerinin sürdürülebilir kalkınmaya doğrudan etki edebildiğini gösterir.

Avrupa–Türkiye Arasında Kültürel Ağlar ve Doğa

Avrupa ve Türkiye arasında kurulan kültürel ağlar, yalnızca sanat ve gelenek aktarımı değil; toplumsal ve ekolojik bilinçlenmenin de taşıyıcısıdır. Diaspora toplulukları, yaşadıkları ülkelerde edindikleri çevre duyarlılığını memlekete dönük somut projelere dönüştürerek çift yönlü bir öğrenme zemini oluşturur.

Bu ağlar sayesinde katılımcı çevre modelleri, yerel halkın katkısıyla küçük yerleşimlerde uygulanabilir hale gelir. Avrupa’daki çevreci yerel yönetim pratiği, Türkiye’deki gönüllü tabanlı inisiyatiflerle birleştiğinde yeni bir ekolojik vatandaşlık anlayışı güç kazanır.

Sanatçılar, akademisyenler, dernekler ve belediyeler arasında kurulan dayanışma; hem kültürel mirası korur hem doğaya karşı ortak sorumluluğu görünür kılar. Böylece destek yalnızca finansal değil; kamusal alanın yeşillendirilmesi, doğa dostu festival tasarımı ve çocuklarda doğa sevgisi geliştirme gibi uygulamalarda da somutlaşır.

Ekolojik Festivallerde Sanat ve Bellek İlişkisi

Ekolojik festivaller, doğa koruma etkinliğinin ötesinde; toplumsal belleğin canlandığı ve geçmişle gelecek arasında bağ kurulan kültürel mekânlardır. Müzik, tiyatro, fotoğraf ve sözlü anlatım gibi sanat formları, yerel yaşanmışlıkları görünür kılarken doğayla duygusal ilişkiyi de yeniden kurar.

Tohum topu etkinliğinde kuşakların birlikte üretmesi, unutulmuş kamusal mekânlarda sanatsal üretim yapılması veya yerel anlatıların sahnelenmesi; doğayı yalnızca korunacak bir kaynak değil, aynı zamanda hafızanın taşıyıcısı olarak konumlandırır. Bu yaklaşım, festivalin ekoloji-kültür-bellek eksenindeki bütüncül etkisini artırır.

Sanat, ekolojik bir festivalde yalnızca estetik bir unsur değil; aynı zamanda güçlü bir hafıza işlevi görür. Bellek üzerinden kurulan bağ, toprağın sadece fiziksel değil, kültürel bir zemin olduğunu hatırlatır. Ağaçlar, taşlar, kurumuş çeşmeler veya terk edilmiş bağlar birer anlatıcıya dönüşür.

Bu yönüyle ekolojik festivaller, doğaya dönüşün yanında kültürle derinleşmenin de yollarını açar. Yerel sanatçılar ile diaspora kökenli katılımcıların birlikte ürettiği performanslar, ortak geçmişin ve kolektif belleğin doğayla iç içe aktarılmasına olanak sağlar. Böylece festival hem bir dayanışma alanı hem de yaşayan bir bellek mekânına dönüşür.

“Bu Mahalle Hepimizin” Projesi Örneği

“Bu Mahalle Hepimizin” projesi, Amsterdam’da farklı etnik kimliklere sahip mahalle sakinleri arasında kültürel diyalog ve sosyal katılımı güçlendirmeyi hedefleyen çok katmanlı bir girişimdir. Proje; yerel halk, göçmen topluluklar ve gençler arasında birlikte yaşama kültürünü desteklerken, kentsel çevre sorunlarına ortak çözümler üretmeyi de teşvik etmiştir.

Parkların yeniden düzenlenmesi, birlikte yapılan sokak temizliği ve kamusal alanlarda sanat üretimi gibi faaliyetler; mahallenin yalnızca fiziksel değil, sosyal ve ekolojik bütünlüğünü de canlandırmıştır.

Bu model, ekolojik festivallerin ruhuna doğrudan temas eder: doğa, mekân ve birlikte yaşam bilincinin iç içe geçtiği bir uygulama zemini sunar. Festival bağlamında bu yaklaşım, “Bu Kasaba Hepimizin” anlayışıyla küçük yerleşimlerde de uyarlanabilir; topluluğun doğayla ve birbirleriyle kurduğu ilişkiyi daha kapsayıcı, adil ve sürdürülebilir hale getirebilir.


Panel 5

Konu: Bir Köyün Hafızası: Bulduk’un Tarihsel ve Kültürel Yolculuğu

Konuşmacı: Ramazan Küçükyıldız Format: Söyleşi (sunum + anlatı + izleyici etkileşimi)


Panel 5 duyuru görseli — Ramazan Küçükyıldız

Panel Özeti

Bu panel, Bulduk Köyü’nün kuruluşundan günümüze uzanan tarihsel dönüşümünü; göç, yerleşik yaşama geçiş, kültürel süreklilik ve toplumsal örgütlenme eksenlerinde ele alır. Amaç, köy belleğini sözlü tarih ve yerel tanıklıklar üzerinden görünür kılmaktır.

Bulduk Köyü’nün Kuruluşundan Günümüze Tarihsel Gelişimi

Bulduk’un kurucu topluluğu olan Reşîa birliğine bağlı Sêwka aşiretinin, 1800’lü yıllardan önce Adıyaman–Kâhta–Besni hattından Orta Anadolu’ya göç ettiği aktarılmaktadır. Göç nedenleri net olmamakla birlikte kıtlık, çatışmalar ve dönemin iskân politikalarının etkili olduğu değerlendirilmektedir.

Topluluğun uzun süre konar-göçer yaşam sürdürdüğü; Buklu ve Kalık kardeşlerin yaklaşık 1850–1855 döneminde Bulduk’a yerleşerek köyleşme sürecini başlattığı anlatılmaktadır. Yerleşik yaşama geçişte dere kenarında taş-çamur karışımı tol evlerin inşası, güvenlik ve dayanışma açısından belirleyici olmuştur.

Zamanla tarım-hayvancılık faaliyetleri gelişmiş, aile yapılanmaları soyadları/lakaplar üzerinden belirginleşmiş ve köyün sosyal dokusu zenginleşmiştir. Köy çevresindeki Hitit, Roma ve Bizans izleri ise bölgenin daha eski bir tarihsel katman taşıdığına işaret etmektedir.

Gelenekler, Göç Hikâyeleri ve Toplumsal Yapının Evrimi

Köy yaşamında Kurmanci dilinin, sözlü kültürün, türkülerin, ağıtların, beyitlerin ve düğün pratiklerinin güçlü biçimde sürdürüldüğü vurgulanır. Dini dayanışma pratikleri (zekât, fitre vb.) topluluk bağlarını güçlendiren unsurlar arasında yer alır.

Göç hikâyeleri, Bulduk’un kolektif hafızasının merkezindedir: yarı göçebe yaşamdan yerleşik düzene geçiş, zorlayıcı koşullar kadar akrabalık temelli dayanışma ağlarıyla da şekillenmiştir. Bu süreçte güvenlik, üretim ve toplumsal aidiyet birlikte yeniden örgütlenmiştir.

Yerel Mimari, Mezarlıklar, Çeşmeler ve Kültürel Miras Unsurları

Bulduk’un yerel mimarisi, göçebelikten yerleşikliğe geçişin izlerini taşıyan tol evlerle karakterize edilir. Taş-çamur malzemeli, çoğunlukla bitişik ve az açıklıklı bu yapılar; iklim, güvenlik ve kolektif yaşam ihtiyaçlarına uyumlu bir mimari ortaya koyar.

Çatılarda ot ve toprakla sağlanan yalıtım, doğayla uyumlu geleneksel yapım bilgisini yansıtır. Mezarlıklar, çeşmeler ve diğer gündelik mekânlar ise köyün yaşayan hafızasını taşıyan kültürel referans noktaları olarak değerlendirilir.

Köy çevresinde yer alan mezarlıklar, çeşmeler ve diğer kültürel miras unsurları Bulduk’un tarihî ve arkeolojik zenginliğini görünür kılar. Bizans dönemine ait olduğu değerlendirilen mermer mezar taşları üzerindeki resim ve yazıtlar, bölgenin çok katmanlı geçmişine işaret eder.

Su ihtiyacına yönelik taş kuyular ve içme suyu çeşmeleri, yerleşim düzeni kadar dönemin mühendislik bilgisini de yansıtır. Tekke Tepesi’ndeki türbeler, antik yerleşim izleri, mağaralar ve beyaz mermer taşlardan oyulmuş havuzlar; köyün açık hava müzesi niteliğini güçlendirir.

Bu miras, yalnızca köy halkının geçmişle bağını kurmakla kalmaz; araştırmacılar için de önemli bir inceleme ve belgeleme alanı sunar.

Sözlü Tarih Çalışmaları ve Yaşlıların Anlatılarının Önemi

Bulduk’un tarihini anlamada sözlü tarih çalışmaları belirleyicidir. Resmî belgelerin ve arkeolojik kayıtların sınırlı olduğu noktalarda, yaşlı kuşakların anlatıları geçmişe dair canlı ve ayrıntılı veriler sağlar.

Göç yolları, yerleşim kararları, aile ağları, su paylaşımı tartışmaları ve gündelik yaşam riskleri (ör. yaban hayvanı saldırıları) gibi pek çok detay, kuşaktan kuşağa aktarılan anlatılarla korunmuştur. Bu aktarımlar, kolektif belleği inşa ederken tarihsel süreçlerin insani-duygusal boyutunu da görünür kılar.

Ayrıca yerel ağız ve kelime dağarcığının korunmasında yaşlı anlatıları kritik rol oynar. Yazılı kaynaklarla birlikte değerlendirildiğinde sözlü tarih, hem akademik üretim hem de yerel kimlik çalışmaları için güçlü bir veri tabanı oluşturur.

Köy Tarihçiliğinin Önemi ve Genç Nesillere Aktarım

Köy tarihçiliği, geçmişi belgelemekten öte toplumsal hafızayı koruyan ve kültürel kimliği güçlendiren bir alandır. Bulduk örneğinde göç, yerleşim, gelenek ve toplumsal dönüşüm başlıklarının kayıt altına alınması; hem yerel hem akademik düzeyde kalıcı bir kaynak üretir.

Genç kuşaklara aktarım için çoklu yöntemler önerilir:

  • Yaşlılarla röportaj ve sözlü tarih kayıtları
  • Fotoğraf-belge arşivlerinin dijitalleştirilmesi
  • Yerel hikâyelerin derlenmesi
  • Belgesel, kısa video ve sosyal medya içerikleriyle yaygınlaştırma

Bu yaklaşım, köy tarihçiliğini nostaljik bir uğraşın ötesine taşıyarak kuşaklar arası kültür köprüsüne dönüştürür.

Yan Etkinlik Önerisi

Panel sonrası interaktif bir oturumla katılımcıların kendi köy tarihlerini araştırma ve belgeleme yöntemlerini öğrenebilecekleri kısa bir atölye düzenlenebilir.

Sonraki Başlık (Taslak)

Doğanın Diliyle: Bulduk Köyü’nün Yerel Bitkileri ve Kürtçe Ekolojik Sözlüğü

Ramazan Küçükyıldız’ın yürüttüğü bu çalışma, Bulduk Köyü çevresinde yetişen yerel bitkileri ekolojik ve kültürel bağlamda kayıt altına alarak Kürtçe adlarıyla birlikte bir katalogda toplamayı hedeflemektedir.

Sözlük, yalnızca bitki çeşitliliğini belgelemekle kalmaz; Kürtçe’nin doğayla kurduğu ilişkiyi de görünür kılar. İlkbaharda köy ovasında görülen papatya, yonca, menekşe gibi türlerin yanı sıra, halk arasında tombalak olarak bilinen yer altı mantarı gibi yerel/nadir türler de bu kapsamda değerlendirilir.

Bu çalışma, biyolojik çeşitlilik ile kültürel mirasın kesişiminde doğa bilgisinin dil aracılığıyla kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığını gösteren güçlü bir örnektir.

Festival Bağlamında Katkısı

Ekoloji temalı festival için bu sözlük çalışması, yerel bilgi ile sürdürülebilirlik anlayışını buluşturan somut bir model sunar. Sahadan derlenen bitki adları, topluluğun doğayla kurduğu yaşamsal bağın ve kolektif hafızanın bir yansımasıdır.

Bitkilerin halk hekimliğindeki kullanımları, mevsimsel döngülerdeki işlevleri ve yöresel mutfaktaki karşılıklarının derlenmesi; hem bilgi kaybını önler hem de yerel ekolojik hafızayı güçlendirir.

Ayrıca bu sözlük, genç nesillerin ekoloji bilinci ile anadil farkındalığını birlikte geliştirebilecek etkili bir eğitim materyali olarak değerlendirilebilir.


Panel 6

Konu: Yerelden Küresele: Kasabalı Girişimcilerin Başarı Hikâyeleri ve Ekolojik Gelecek Vizyonu

Konuşmacı / Moderatör: Erdal AKDEVE Format: Panel + söyleşi

Panel 6 duyuru görseli — Yerelden Küresele

Panel İçeriği

Bu panel, büyükşehirlerde iş dünyasında yer edinmiş köy/kasaba kökenli iş insanlarını bir araya getirerek hem başarı hikâyelerini hem de kırsalda sürdürülebilir kalkınma fırsatlarını tartışmayı hedefler.

Erdal Akdeve moderasyonunda, kasabalı iş insanlarının kişisel yolculuklarından örneklerle; toplumsal dayanışma, yeşil girişimcilik ve yerel kalkınma başlıklarının nasıl birlikte ele alınabileceği değerlendirilecektir.

Panelin Öne Çıkan Başlıkları

  • İş dünyasında kasabalı girişimcilerin yolculuğu: zorluklar, fırsatlar, dönüm noktaları
  • Büyükşehirde kazanılan deneyimlerin kırsala nasıl aktarılabileceği
  • Yeşil girişimcilik ve ekolojik üretim modellerinin iş dünyasına entegrasyonu
  • Kırsalda sosyal inovasyonun iş modellerine uyarlanması
  • Genç kuşakların süreçteki rolü ve ihtiyaçları
  • Geleneksel üretim biçimleri ile modern girişimcilik ruhunun birleşme yolları
  • Köy ekonomisine değer katmanın kültür ve dayanışma ile ilişkisi

Panelde katılımcı iş insanları deneyimlerini paylaşırken, bu hikâyelerdeki ortak değerler; doğayla barışık üretim, toplumsal sorumluluk ve yerel etki perspektifiyle birlikte değerlendirilecektir.


Konuklar

  • Eyüp AKBAL
  • Zeki Akçan
  • Süleyman Islambay
  • Fevzi CELEP

Amaç

Bu panel, yalnızca ilham veren bir başarı öyküsü derlemesi değil; aynı zamanda köy ve kasaba kalkınmasına yönelik somut önerilerin, yerel modellerin ve ortak aklın paylaşıldığı bir tartışma zemini sunar.

Büyükşehirde yaşayan kasabalıların kendi topraklarıyla yeniden bağ kurmasına yönelik uygulanabilir bir yol haritası üretmeyi hedefler. Böylece geçmişin hafızası ile geleceğin vizyonu, kasabalardan çıkan örnekler üzerinden birlikte görünür hale gelir.

Kaynak Notu

Panelde paylaşılan sayısal veriler ve kurumsal referanslar konuşmacı tarafından TÜİK, Bakanlık ve sektörel kaynaklar üzerinden aktarılmıştır.