Orta Anadolu'da Kürt Kimliğinin Tezahürleri: Kulu ve Cihanbeyli İlçeleri Üzerine Bir Alan Çalışması
Kulu ve Cihanbeyli alan araştırmasının odak noktası olan siyasal geçmiş sorgulaması genel olarak görüşmecilerin bireysel tecrübelerine dayanıyordu. Bu tecrübeler, Kulu ve Cihanbeyli'de yaşayan Kürtlerin siyasal dönüşümleri ve etnik kimliklerinin nasıl oluştuğunu anlamlandırmada önemli ipuçları sağlamıştır. Bu dönüşümler, Cumhuriyet döneminin homojenleştirici politikalarının etkisi ile Kürtlerin sosyal ve kültürel haklarının sürekli olarak yok sayılmasına bağlı olarak, Kürt kimliğinin birçok Kürt için ötekileştirilmiş bir kimlik haline geldiğini göstermiştir. Aynı zamanda, Kulu ve Cihanbeyli'de yaşayan Kürtlerin Avrupa'ya göç etmeleri ve orada karşılaştıkları siyasi örgütlenmelerle ilişkiler geliştirmeleri de Kürt etnik kimliğinin bilincinin oluşmasına ve siyasallaşmasına önemli katkılar sağlamıştır.
Çoğunlukla ve yoğun olarak bireysel tecrübelerin anlatılması ise aile büyükleri tarafından siyasal kültür aktarımının düşük olduğunun bir göstergesidir. Bu durum, Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal kimliklerinin daha çok bireysel tecrübeler ve deneyimlerden oluştuğunu ve siyasal kimliklerinin aileler arasında yeterince aktarılmamış olduğunu göstermektedir. Bu da Kürt topluluklarının siyasal kimliklerinin daha çok güncel olaylar ve deneyimler sonucu oluştuğunu ve tarihi süreçlerin etkisini az olarak taşıdığını düşündürmektedir.
Yaşlı Orta Anadolu Kürtleri genellikle çocuklarıyla siyasal konuları konuşmaz. Bu durum, siyasal kültürün nesilden nesile aktarılmasının zayıf olduğunu ve yaşlı neslin siyasal konuları önemsiz gördüğünü düşündürür. Ayrıca, siyasal konuların çocuklar ile konuşulmamasının nedeni o dönemlerde siyasal muhalefetin yasak olduğu ve böyle bir konuşmanın aileleri zor durumda bırakabileceği de olabilir. Bu durum, siyasal dönüşümlerin nesiller arasındaki iletişimin yetersizliğine işaret eder.
Konya gibi milliyetçilik ve muhafazakârlığın yüksek olduğu bölgede yaşayan yaşlı Kürtlerin, etnik temelli siyasal örgütlenmenin henüz yaygınlaşmadığı dönemlerde, kendilerini siyasal denetime tabi tuttukları anlaşılabilir. Bu nedenle, özellikle yaşlı nesil Orta Anadolu Kürtleri arasında siyasal konuların evde konuşulmadığı, siyasal kültürün aile büyükleri tarafından çocuklarına aktarmadığı söylenebilir. Bu durum, Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal geçmişlerinin ve etnik kimliklerinin anlaşılmasını zorlaştırmaktadır.
Bu durum, siyasal kültürün genç nesillere aktarılmasını zorlaştırmış ve kuşaklar arasında bir siyasal kültür kopuşu oluşmasına neden olmuştur. Bu kopuş, etnik kimlik bağlamında siyasallaşmanın zorlaşmasına ve geç kalmış bir siyasal örgütlenmeye neden olmuştur. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal geçmişini anlamlandırmak adına, sadece bireysel tecrübelerin değil, aynı zamanda kurumsal ve tarihi bağlamların da dikkate alınması gerekir.
Nispeten orta yaşlı görüşmecilerin aile büyüklerinden dinlediği siyasal hikâyelerin kısıtlı oluşu da buna bağlanabilir. Bu durum, Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde siyasal kültürün ve kimliğin nesilden nesile aktarımının zayıf olduğunu göstermektedir. Bu da siyasal kimliklerinin kırılgan olduğunu ve daha kolay etkilenebildiğini düşündürmektedir. Ayrıca, siyasal konuların genellikle tabu olarak kabul edilmesi, siyasal kimliğin oluşumunda önemli bir engel oluşturmuş olabilir.
İleride detaylarını göreceğimiz yaşlı Kürtlerin kendi siyasal denetim kurgusu kültürel bir olgu olarak değerlendirilebilir. Görüşmecilerimin çoğu erkektir. Bu da siyasal kültürün toplumsal cinsiyet açısından değerlendirilmesi gerektiğini gösterir. Erkeklerin siyasetle ilgili tecrübelerinin daha fazla olduğu düşünülürken, kadınların siyasetle ilgili tecrübelerinin az olduğu da gözlemlenebilir. Bu da toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın hakları konularının siyasal kültür içinde daha fazla ele alınması gerektiğini gösterir.
Kadınların görüşme için gönüllü olmayışı burada da siyasetin erkek egemen özelliğini göstermiştir. Aynı zamanda, kadınların siyasal mücadelede daha az yer alması ve siyasal konuların daha az ilgilendirdiği düşüncesi de bu durumda etkili olmuş olabilir. Bu, kadınların siyasetten uzaklaştırılmasının bir sonucu olarak değerlendirilebilir ve toplumsal cinsiyet eşitliği bakımından ele alınması gerektiğini gösterir.
Kulu ve Cihanbeyli'de tüm siyasi partileri hesaba katarsak kadınların siyasal alan ile ilgisi çok düşüktür. Bu, siyasal katılımda cinsiyet eşitliği açısından bir eşitsizliği göstermektedir. Ayrıca, kadınların siyasal katılımının az olması, toplumsal cinsiyet rollerinin siyaset alanında yansımasının da bir sonucudur. Bu nedenle, kadınların siyasal katılımının arttırılması için çalışmalar yapılması ve cinsiyet eşitliği ilkelerinin benimsenmesi gerekmektedir.
Kadınların siyasal alana ilgisi, genellikle sosyal, kültürel ve ekonomik sorunların çözümüne yöneliktir. Aynı zamanda, toplumsal cinsiyet eşitsizliği gibi kadınları ilgilendiren konulara daha fazla dikkat çekme eğilimindedirler. Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde, kadınların siyasetle ilgili pratikleri ve katılımının düşüklüğü, genellikle toplumsal cinsiyet rol modellerine ve sosyal beklentilere dayanır. Erkeklerle görüştüğümüzde kadınlar soruları duyabildikleri oranda, kısmen dışarıdan müdahil olmaya çalışmıştır. Ancak kadınların siyasal alana ilgileri genellikle sosyal ve kültürel etkinlikler ile sınırlı kalmıştır. Bu, kadınların siyasal alandaki rolünün ve etkisinin az olduğunu gösterir. Ayrıca, toplumsal cinsiyet rolleri gereği, kadınların siyasal alana katılımının erkeklerden daha zor olduğu düşünülebilir. Fakat kadınlarla bire bir görüşmek istenildiğinde, "Biz ne anlarız siyasetten?" tepkisiyle reddedilmiştir. Bu, siyasetin erkekler için bir alan olduğu ve kadınların siyasette rol almaktan uzak kalmak istediği ya da siyasetle ilgilenmekte zorlandıkları bir algı olduğunu göstermektedir. Ayrıca, kadınların siyasal katılımının daha az olduğu ve kadınların siyasette daha az yer almasının bir sonucu olarak, kadınların siyasetle ilgili bilgi ve deneyimlerinin daha az olması da söz konusu olabilir.
Siyasal alana duyulan ilgi kadınların özgüvensizliği bağlamında içe kapanık bir siyasal kültürü doğurmuştur. Bu sonuçlar, Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal alana katılımının erkek egemen bir yapıda olduğunu ve kadınların siyasal alana dair özgüveninin düşük olduğunu göstermektedir. Bu durum, siyasal katılımın teşvik edilmesi için özellikle kadınların siyasal alana katılımının arttırılmasına yönelik çalışmalar yapılmasının gerekli olduğunu göstermektedir.
Kulu ve Cihanbeyli alan araştırması sonucunda, Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal geçmişleri genellikle bireysel tecrübeler üzerinden anlatılmıştır. Yaşlı Kürtlerin siyaseti "tehlikeli" olarak algılaması, siyasal kültürün aktarımını zayıflatmıştır. Ayrıca, kadınların siyasal alana ilgisi çok düşüktür ve görüşmelere katılmayı reddederken, siyasal alanın erkek egemenliğini kabul ettiği görülmüştür. Bu nedenle, daha geniş bir çalışma kapsamında kadınların siyasal deneyimleri de dikkate alınmalıdır.
Kulu ve Cihanbeyli'de yaşayan Kürt toplulukları, özellikle kendi deneyimlerine dayalı siyasal tarihi daha net bilgilerle anlattı. Ancak, kadınların siyasal deneyimleri ve görüşleri çalışma kapsamında daha az yer almıştır. Bu nedenle, kadınların siyasal alana katılımının ve etkilerinin daha iyi anlaşılması için daha fazla kadın görüşmeciyle yapılacak alan araştırmalarına ihtiyaç vardır. Bu nedenle, Kulu ve Cihanbeyli'de yaşayan Kürt topluluklarının siyasal geçmişlerinin daha net bir şekilde anlaşılması için, daha geniş kapsamlı ve çok yönlü alan çalışmalarına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmalar, hem kadınların hem de erkeklerin deneyimlerini dahil etmeli ve siyasal kültürlerinin nasıl oluştuğu ve nasıl işlendiği konusunda daha derin bir anlayış sağlamalıdır.
1970'lerin sonrasında yaşanan siyasi olaylar ve Kürt sorununun yaygınlaşması nedeniyle, Orta Anadolu Kürtleri arasında etnik kimlikleriyle siyasal kimlikleri arasında bir bağlantı kurmaya başlamıştır. Bu çalışma, Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde, Kürt topluluklarının siyasal geçmişinin anlaşılması için önemlidir. Ancak, çalışmanın eksikliği olarak, kadınların siyasal alana dair deneyimlerinin dikkate alınamaması sayılabilir. Bu nedenle, daha geniş ve daha çeşitli bir grup ile yapılacak çalışmalar, Kürt topluluklarının siyasal geçmişinin daha net bir şekilde anlaşılmasını sağlayabilir. Ancak 1980'lerin başında ortaya çıkan Milliyetçi-Milliyetçi karşıtı çatışmalar sonucunda siyasal tercihleri yine Milliyetçi yöne kaydı. Bu dönemde yaşanan siyasal olaylar ve çatışmalar Kulu ve Cihanbeyli Kürtlerinin siyasal tercihlerini etkiledi ve milliyetçi yöne yöneldi. Ancak darbe sonrasında ülkücülerin siyasal etkileri azaldı ve sol görüşler yaygınlaştı. Ayrıca, darbe sonrasında siyasal iktidarın güçlendiği ve Kürt siyasal hareketlerine karşı daha sert bir takım önlemler aldığı ifade edildi. Bu nedenle, Kulu ve Cihanbeyli Kürt toplulukları 1970'lerde sol görüşlerin yaygınlaşmasına ve siyasal iktidarın güçlenmesine paralel olarak farklı siyasal tercihler yaptıklarını ifade ettiler.
Avrupa'ya göçün bu ilk yıllarında ekonomik kaygılar ön planda olsa da 1980 Darbesi ile birlikte göç, ekonomi dışında da gerekçeler kazanır. Siyasal çatışmaların düşük olması, farklı etnik kimlikler arasında yüksek oranlarda bir kaynaşmanın varlığını düşündürür. Ancak, 1980 Darbesi ile birlikte siyasal çatışmalar arttı ve Kürt sorunu ortaya çıktı. Bu nedenle, Kürt göçmenler arasında siyasal nedenlerle Avrupa'ya gitme kararı alanlar da oldu. Bu dönemde Kürt göçmenler arasında siyasal örgütlerle ilişki kurulması ve siyasal aktivizm artmaya başladı. Bu, Kürt etnik kimliğinin siyasallaşmasının bir sonucudur.
Ancak Türk ve Kürt topluluklarının arasındaki görünmez duvarlar geçmişten günümüze varlığını korumaktadır. Bu duvarlar, devletin uyguladığı asimilasyon politikaları, Kürt dilinin ve kültürünün yasaklanması, Kürtlerin siyasal haklarının gasp edilmesi gibi etkenlerle inşa edilmiştir. Bu duvarlar, Türk ve Kürt toplulukları arasındaki ilişkiyi zorlaştırmakta ve birbirlerine duyulan güvensizliği arttırmaktadır.
Kulu ve Cihanbeyli gibi Orta Anadolu bölgelerinde Türk ve Kürt toplulukları arasındaki ilişkiler genellikle yerel düzeyde işbirliği ve iyi niyet temelinde olmuştur. Ancak bu iyi niyetli ilişkiler sosyal ve kültürel alanlarda kalmış, kimlikler arasındaki farklılıklar kabul edilmediği için etnik kimlikler arasında gerçek bir kaynaşma sağlanamamıştır.
Fakat siyasal atmosferin en çatışmalı olduğu dönemlerde dahi etnik kimlik ya da siyasal tercih farklılıkları bağlamında yoğunlaşan fiziksel çatışma yaşanmamıştır. Bu, Kulu ve Cihanbeyli gibi Orta Anadolu bölgelerinde Türk ve Kürt toplulukları arasında bir tolerans düzeyinin var olduğunu göstermektedir. Ancak aynı zamanda bu toleransın, etnik kimlik farklılıklarını kabul etmekle sınırlı kalmasını ve gerçek bir kaynaşma ve iç içe yaşama halinin oluşmamasını göstermektedir. Farklı etnik kimliklerle Kürt topluluklarının ilişkilerinin sorgulanması esnasında görüşmecilerin verdiği cevaplar Türk ve Kürt toplulukları arasındaki duvarları gösterir: Arazi kavgaları çıkardı ama mühim olan bir şey yoktu.
Yalnız Türkler, Kürtleri bir şeye saymıyorlar. Bu cevaplar, Türk ve Kürt toplulukları arasındaki ilişkilerin genellikle düşük seviyede olduğunu ve birbirlerine saygısızlıkların ya da çatışmaların sınırlı oluşunu gösterir. Ancak, arazi kavgaları gibi çatışmaların olabileceği de ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, Türklerin Kürtleri bir şeye saymamasının, onların değer vermemesine veya kabul etmemesine işaret ettiği de söylenebilir. Kürtlerin lafı geçince "sözüm yabana Kürtler" denirdi, bir topluma gidince Kürtler çok olunca "Bunları hep niye getirdiniz, Kürdü köpeği toplayıp getirmişsiniz," denirdi. Kürtlere kız vermiyorlardı bölgedeki Türkler, biz de onlara vermiyorduk. Bu gibi ifadeler, Türk ve Kürt toplulukları arasındaki ilişkilerin yüzeyine dair bir görünüm sunsa da, aslında derin bir tarihsel ve sosyal gerilimin varlığını gösterir. Bu gerilim, etnik kimlik farklılıklarının yanı sıra siyasal ve ekonomik faktörlerin de etkisiyle ortaya çıkmıştır ve günümüzde hala devam etmektedir.
Bizi hor görüyorlardı.
"Kürt değil misiniz?" diyorlardı.
Sağcılar solcular gelmediler bizim bölgemize.
Ülkücüler vardı ama elinden gelse bizi hep keserlerdi.
Biz seslenmiyorduk, o yüzden saldırmıyorlardı .
Bu görüşmecilerin verdiği cevaplar, Türk ve Kürt toplulukları arasındaki ilişkilerin ne kadar karışık ve gerilimli olduğunu göstermektedir. Kürtlerin Türk toplum tarafından hor görüldüğü, kabul edilmediği ve farklı bir şekilde ele alındığı anlaşılmaktadır. Ayrıca sağcı ve solcu grupların bölgeye etkisi olmamış olması, sosyal ve siyasal örgütlenmenin daha az yaygın olduğunu düşündürmektedir.
Kulu ve Cihanbeyli gibi Orta Anadolu bölgelerinde siyasal atmosferin daha yatay olduğu dönemlerde bile Türk ve Kürt toplulukları arasındaki duvarların varlığı söz konusudur. Bu duvarların varlığı, ilişkilerin sadece ekonomik alanda işbirliğine dayanmasına neden olmuş ve siyasal tercihler bağlamında kaynaşma sağlanamamıştır.
Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde yaşayan Kürt topluluklarının, Avrupa'ya göç etmelerine neden olan ekonomik ve siyasal nedenlerin yanı sıra etnik kimliklerinin de rol oynadığı düşünülebilir. Bu toplulukların Avrupa'daki örgütlenmelerle ilişkileri kurması, siyasal kimliklerini üretmelerine ve siyasallaşmalarına katkıda bulunmuş olabilir. Ancak, Konya bölgesinin milliyetçi ve muhafazakâr atmosferi ve kadınların siyasetten uzak kalması gibi faktörler, Kürt etnik kimliği bağlamında siyasal örgütlenmenin yaygınlaşmasını engelledi. Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde yapılan alan araştırması, Türk ve Kürt toplulukları arasındaki ilişkilerin seyrek olduğunu ve etnik kimliklerin siyasal tercihleri etkilediğini göstermektedir.
"Avrupa'da Kürt siyasetini tanıma fırsatı yakaladık ve memleketimize döndüğümüzde Kürt etnik kimliğimizin bilincini ürettik. Ancak Türk ve Kürt toplulukları arasındaki ilişkiler hala geçmişteki gibi seyrektir ve etnik kimlik farklılıkları hala belirleyici konumda. Avrupa'da kurduğumuz organik ilişkiler memleketimizdeki siyasal kimliğimizi geliştirmemize katkıda bulunmuş olsa da, Türk ve Kürt toplulukları arasındaki duvarlar hala varlığını sürdürmektedir." Avrupa'ya gidişler de epey bir çoğaldı.
Beldemizde binin üzerinde üniversite mezunu var.
Belki iki katı kadar da Avrupa'ya gitti.
Bu her iki ayak da, Kürtlerin kendini tanımasına ve ulusal bilincine varmasına vesile oldu.
Avrupa'da insanlar kendini daha özgür hisseder ve siyasetini de yapar.
Baskı ve zulüm yoktur orada.
Bu da Avrupa'ya giden insanlarımızın bilinçlenmesine olanak veriyor.
Ben de 1970'li yıllarda Avrupa'ya gittiğimde bu etkiyi gördüm ve yaşadım. Bu ifadeler, Avrupa'ya göç eden Orta Anadolu Kürtlerinin siyasal bilinçlenme sürecine nasıl bir katkıda bulunduğunu ve bu sürecin Avrupa'da özgür bir ortamda gerçekleştiğini göstermektedir. Ayrıca, Kürtlerin Avrupa'da kendilerini daha özgür hissetmeleri ve siyaset yapmaları nedeniyle, Avrupa'ya göç olgusunun Kürtlerin kendilerini tanımasına ve ulusal bilincine varmasına da vesile olduğu anlaşılmaktadır.
Bu ailelerimizi de etkiledi ve insanlar kendine dönüp yeniden kendi geçmişlerini sorgulamaya başladı.
1974 ile 1977 yılları arasında Almanya'daydım, bu yıllar Kürtlerin Avrupa'da örgütlendiği yıllardır da aynı zamanda (Güneş, 2013). Avrupa'ya göçlerin Kürt etnik temelli siyasallaşmaya katkısı genellikle gizlenmeye çalışılır çünkü bireyler edindikleri siyasal davranışların kendi çabaları sonucunda oluştuğuna inanmak ister.
Daha açık bir ifade ile siyasallaşan birey, "Kimsenin etkisi altında kalmadan tüm siyasal tutumlarımı kendi çabalarım sonucunda edindim," diye övünmeyi seçer. Ancak Kulu ve Cihanbeyli alan çalışması göstermiştir ki, Avrupa'ya göç eden Kürt topluluklarının siyasallaşma sürecinde Avrupa'daki özgür ortamın etkisi büyüktür. Bu özgür ortam, Kürt topluluklarının kendilerini tanımalarına ve ulusal bilinçlerini geliştirmelerine olanak tanımıştır. Böylece Avrupa'ya göç eden Kürt topluluklarının siyasallaşmasına, Avrupa'daki özgür ortamlar katkıda bulunmuştur.
Bu göçler, Kürt topluluklarının siyasal bilinçlenmesine ve örgütlenmesine katkıda bulunmuştur. Avrupa'da yaşayan Kürtlerin siyasal davranışlarının kendi çabaları sonucunda oluştuğuna inanmalarına rağmen, gerçekte birçok birey Avrupa'da yaşayan yakınlarından etkilenmiştir. Bu etki, açıkça yüzeysel olmasa da, daha derinlere inilen sorularla ortaya çıkar.
Bu sonuçlar, Avrupa'ya göç etmiş Kürt bireylerin, Avrupa'da örgütlenme ve siyasal bilinçlenme fırsatlarından yararlanarak kendi siyasal tarihlerini ve kimliklerini sorguladıklarını ve bu süreçte kolektif etnik kimlik taleplerini öncelediklerini göstermektedir. Bu süreç, Kürt topluluklarının etnik temelli siyasallaşmasının öncülüğünü yapmıştır. Kürt siyasi oluşumlarının sempatizanları genellikle yurtdışına çıkmamış olsalar bile, Avrupa'ya göç eden yakınlarının etkisiyle siyasallaşmıştır. Bu etki, yurtdışına çıkmamış kişilerde daha belirsiz olabilir ancak hala siyasallaşma sürecinde etkili olmuştur. Bu, Avrupa'ya göçün Kürt siyasal kültürünün gelişiminde önemli bir rol oynadığını gösterir.
Bu bireyler, Avrupa'da yaşadıkları deneyimler sonucunda edindikleri siyasallaşma bilinci ve etnik kimlik taleplerini kendi çabalarına değil, Avrupa'daki ortamın etkisi olarak yorumlar. Bu durum, Avrupa'ya göçün Kürt etnik temelli siyasallaşmasının bir parçası olduğunu gösterir. Özellikle Avrupa'da yaşayan Kürtlerin, Kürt siyasi oluşumlarına ve etnik kimlik taleplerine daha fazla sempati duyması ve bu konulara daha fazla ilgi göstermesi, Avrupa'daki ortamın siyasallaşmaya yönelik etkisi olarak değerlendirilmelidir.
Bu, göç olgusunun Kürt siyasallaşmasına etkisi olarak değerlendirilebilir. Göç, Kürtlerin kolektif kimlik taleplerini önceleyen siyasi oluşumları tanımasına ve etnik kimliksel siyasete angaje olmasına olanak sağlamıştır. Ayrıca, Avrupa'da yaşayan Kürtlerin kendi çabaları sonucunda siyasallaşmasının önemli bir rol oynadığına dair görüşler de ortaya çıkmıştır.
Avrupa'ya göç eden Kulu ve Cihanbeyli Kürtleri arasında yapılan görüşmeler ve elde edilen veriler, Avrupa'da Kürt siyasi oluşumlarına daha açık ve aktif bir şekilde katılmalarına neden olan faktörleri ortaya koymaktadır. Bu veriler gösteriyor ki, Avrupa'daki daha serbest ortam ve ekonomik imkanlar, Kürtlerin milliyetçilik duygularını daha açık bir şekilde ifade etmelerine olanak tanımıştır. Bu da Kürtlerin Türkiye'de edinemedikleri milliyetçi tavırları Avrupa'da sergilemeye başlamışlardır.
Avrupa ülkelerinde kürt siyasetinin daha serbest bir ortamda yürütülmesi, Kulu ve Cihanbeyli'de yaşayan göçmenlerin kendilerini daha rahat ifade edebilmelerine ve milliyetçi tavırlar sergileyebilmelerine olanak tanır. Bu durum, Türkiye'de hâkim olan otokontrol mekanizmalarının Avrupa'da terk edilmiş olmasının bir sonucudur. Yine de Avrupa ülkelerinde ve sosyal medya hesaplarında --kimi zaman radikal sayılabilecek-- milliyetçi tavırlar sergileyen kişiler, tatil dönemlerinde geldikleri Kulu ve Cihanbeyli'de otokontrol mekanizmalarını tekrar devreye sokabilir. Bu, Avrupa ülkelerinde yaşayan Kürtlerin siyasal tercihlerinin konumlarına ve ortamlarına göre değişebildiğini gösterir. Özellikle Avrupa'da daha az baskı altında oluşan Kürt siyasal alanının etkisiyle, kişilerin milliyetçi tavırlarını sergileme eğiliminde olmalarına rağmen, kendi köylerinde veya anavatanlarında otokontrol mekanizmalarının etkisiyle bu tutumlarını gizleyebilirler. Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde yaşayan Kürt topluluklarının Avrupa'ya göçü, Kürt siyasetinin siyasallaşmasına katkıda bulunmuştur. Göç ile gitmiş kişiler, Avrupa'daki Kürt siyasetinin görece daha "rahat" bir zeminde faaliyet yürütmesinden etkilenmiş ve milliyetçilik duyguları ekseninde Kürt etnik temelli bir siyasallaşma yaşamıştır. Bununla birlikte, Türkiye'de hâkim olan otokontrol mekanizmalarının Avrupa'da terk edildiği görülmektedir. Bu durum, Avrupa ülkelerine göç edip kürt siyasetlerle ilişki kuran Kulu ve Cihanbeylililerin Türkiye'de edinemedikleri milliyetçi tavırlara sahip olmalarına neden olur. Alan verileri, genel olarak kültürel bağlamda Kürtlük unsurlarının devam ettirildiğini göstermektedir. Bu veriler, Kulu ve Cihanbeyli gibi bölgelerde Kürt etnik kimliğinin göç ile birlikte de sürdüğünü ve Avrupa'da yaşayan Kürtlerin kültürel bağlamda kendilerini hala Kürt olarak kabul ettiklerini göstermektedir. Ayrıca, Avrupa'ya göç edenlerin hala aile ve arkadaş topluluklarıyla ilişkilerinde Kürt kültürünü devam ettirdiği ve bunu aktardıkları da görülmektedir.
Politik olarak artan Kürt etnik temelli siyasallaşmaya paralel olarak Kürt kültürüne ait unsurların gündelik yaşamda görünümleri de artmıştır. Bu artış, Avrupa ülkelerine göç eden Kürtlerin kendi kültürlerine daha fazla önem vermeye başlamasından kaynaklanmaktadır. Aynı zamanda, Avrupa ülkelerindeki Kürt topluluklarının daha rahat bir ortamda kendi kültürlerini yaşaması ve paylaşmasına olanak tanıdığından da kaynaklanmaktadır. Bu durum, Kürt kültürünün yaşatılmasının ve devam ettirilmesinin önemini vurgulamaktadır.
bölgede Kürt kültürünün ve dilinin yaşatılmasına yönelik çabaların sürdüğünü ve hala önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Aynı zamanda, Türk asimilasyon politikalarına rağmen kültürel Kürtlük ile kimliklerinin yerleşmesine ve varlığını sürdürmelerine olanak sağlamıştır.
Kulu ve Cihanbeyli bölgesinde Kürt kültürünün varlığının sürdürülmesi, göçmenlerin aileleri ve arkadaşları ile olan bağlarının güçlü olması, bölgenin Kürt kültürüne olan bağlılığı ve sosyal çevrede Kürt kimliğinin yaygın olarak kabul görmesi gibi faktörlerle açıklanabilir. Bu, Kürt kültürünün göçmenlerin hayatlarındaki önemini ve etkisini göstermektedir.
Kürt köylerinde hâlâ düğün, cenaze ve benzeri törenlerde Kürt kültür unsurları yoğun olarak yaşama dahildir. Bu törenlerde, Kürt müzikleri, dansları, kostümleri ve yemekleri gibi kültürel öğelerin yanı sıra, dil ve dilbilgisi olarak da Kürtçe kullanılmaktadır. Bu, Kürt kültürünün ve dilinin hâlâ yaşatıldığını ve gelecek nesillere aktarıldığını göstermektedir.
Alan verileri bulguları içinde dikkat çeken bir diğer unsur ise; bölgede yaşayan insanların kendi kişisel deneyimlerine dayalı siyasal geçmiş anlatımlarının kuvvetli oluşudur. Bu anlatımlar, insanların yaşadıkları olayların etkisinde kalmış olarak, kendi bakış açılarını yansıtmaktadır. Bu nedenle, bölgedeki siyasal geçmiş anlatımlarının gerçekleri yansıtmaması mümkündür. Bu nedenle, alan verilerinin yanı sıra diğer kaynaklardan da yararlanılması gerekir.
Devletin Kürtleri hedef alan politikaları, yörede yaşayan Kürtlere de doğudaki Kürtlere yönelik olarak baskı, zulüm ve gözaltı gibi uygulamalara yol açmıştır. Ayrıca, yörede yaşayan Kürtlere yönelik olarak sosyal ve ekonomik olarak ayrımcılık uygulanmıştır. Bu nedenle, yörede yaşayan Kürtlere de doğudaki Kürtlere yönelik olarak benzer şekilde siyasal ve kültürel baskılar altında yaşadıklarını ifade etmektedirler.
Şiddet ve fiziksel baskı unsurlarının görece daha az olduğu Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde, Kürt etnik kimliğinden kaynaklı olarak diğer Türk köylerinden daha farklı bir muameleye maruz kaldıkları söylenebilir. Bu durum, bölgede yaşayan Kürtlerin devlet tarafından daha fazla izlenmeye ve kontrol altına alınmaya çalışıldığını gösterir. Ayrıca, Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde yaşayan Kürtlerin diğer Türk köylerinden daha fazla sosyo-ekonomik açıdan geri kalmış olduğu da düşünülebilir. Bu durum, devletin Kürtleri ekonomik olarak da daha az güçlü hale getirmeye çalıştığının bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.
1980 askerî darbesi ile başlayıp artan siyasallaşmaya paralel olarak yükselen yaklaşım farkı, bölge halkı nezdinde bilinen bir olgudur. Bu olgu, yerel halkın siyasal olaylar ve devlet politikaları konusunda deneyimli olduğunu ve bunların etkilerini gözlemlediğini göstermektedir. Aynı zamanda, Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde yaşayan Kürt topluluklarının diğer Türk topluluklarından farklı bir muameleye maruz kaldıkları ve bu yüzden siyasal olayların etkilerini daha yakından gözlemledikleri anlaşılmaktadır.
1980 askerî darbesi sırasında köylere baskın düzenleyen askerî yönetimin yaklaşımlarını Türk köylerinde yapılanlarla karşılaştıran görüşmeciler bu farkın tanığıdır. Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde yaşayan Kürt topluluklarının, Türk köylerine göre daha fazla siyasal baskıya maruz kaldıklarını ifade etmişlerdir. Bu baskılar, özellikle 1980 askerî darbesi sonrasında arttı ve Kürt etnik kimliğinden kaynaklı olarak uygulandığı iddia edilmektedir. Bu durum, bölge halkının siyasal geçmişlerine ilişkin anlatımlarında belirgin bir şekilde yer almaktadır.Türk köylerinde ise böyle bir şey yoktu.
Kürt köyleri daha fazla bastırılmıştır.
Devlet, Kürt köylerinde daha sert bir tutum sergilemiştir.
Bu, Kürt kimliğinin resmî düzeydeki algısının bir yansımasıdır.
Kürtlerin siyasal olarak aktif olmalarına izin verilmemiştir ve bu yüzden baskı altına alınmışlardır.
Bu görüşmecilerin ifadeleri, 1980 askerî darbesinin ardından Kürt köylerine yönelik uygulamaların etnik kimlik temelinde farklı olduğunu ve Kürt köylerine yönelik şiddet, baskı ve ayrımcılık unsurlarının varolduğunu göstermektedir. Bu durum, Kürt etnik kimliğinin resmî düzeydeki algısının negatif olduğunu ve Kürtlerin siyasi ve toplumsal hayatta ayrımcı bir şekilde muamele gördüklerini ifade etmektedir. Türk köylerinde daha "yumuşak" bir denetim mekanizması kuran askerî yönetim, Kürt köylerinde kontrolün şiddetini arttırmıştır.
Kürtler hem sıradan insanlar hem de devlet temsilcileri tarafından bir ötekileştirme ile karşı karşıya kalır. Bu ötekileştirme, Kürtlerin siyasal, ekonomik ve sosyal açılardan daha fazla baskıya maruz kalmasına neden olur ve bölgede yaşayan Kürtlerin hayatlarını zorlaştırır. Bu durum, Kürtlerin siyasal ve kültürel haklarının ihlal edilmesine yol açar ve Kürt etnik kimliğinin özellikle devlet tarafından tanınmasının güçleşmesine neden olur.