Bir Köy Çocuğunun Antropolojisi: Kırklar Yaylası Araştırmasının Doğuşu (1984)
Bir Köy Çocuğunun Antropolojisi: Kırklar Yaylası Araştırmasının Doğuşu (1984), Ahmet Ağralı’nın 1984 yılında Tavşançalı (Ömeranlı) ve Kırklar Yaylası üzerine hazırladığı lisans araştırmasının giriş ve yöntem bölümlerini akıcı bir dille yeniden anlatan bir yazıdır.[1]
Giriş: Değişmenin peşinde
1984 baharında İstanbul Üniversitesi Antropoloji Bölümü öğrencisi Ahmet Ağralı, lisans araştırmasına hangi sorudan hareket ettiğini açık biçimde ortaya koyar. Ona göre bütün sosyal bilimlerin temel konusu insandır. İnsanı diğer canlılardan ayıran başlıca özellik ise toplumsal bir varlık olmasıdır. Dil ve kültür, insana bu ayrıcalıklı konumu kazandıran başlıca unsurlardır. Kültür, bir toplumun üyeleri tarafından paylaşılan ve sonradan öğrenilen ortak bir hayat tarzıdır; örflerden, âdetlerden ve davranış kalıplarından oluşur ve kuşaktan kuşağa aktarılır.
Ağralı’nın ifadesiyle, bütün canlılar içinde yalnızca insanın değişen bir geçmişi vardır. Bu nedenle sosyal bilimlerin ortaya çıkarmaya çalıştığı yasalar arasında en önemlilerinden biri, değişmenin yasasıdır.
Genç araştırmacı bu değişimi uzak bir toplulukta değil, kendi doğduğu çevrede incelemeyi seçti. Araştırmasının konusu, tarihin farklı dönemlerinde kimi zaman zorunlu, kimi zaman gönüllü olarak sürekli göç etmiş bir topluluğun küçük bir parçasıydı. Amacı, bu topluluğun göçebelikten yerleşik hayata geçişinden 1980’lere kadar yaşadığı dönüşümü incelemekti.
Bu amaçla Konya’nın Kulu ilçesine bağlı Tavşançalı kasabasına döndü. Ancak kısa sürede Tavşançalı’nın bir lisans araştırması için fazla büyük ve hareketli bir yerleşim olduğu ortaya çıktı. Ağralı, toplumsal yapıyı özellikle göç ve akrabalık ilişkileri bakımından ele almak istiyordu. Bununla birlikte, önce kasabanın genel toplumsal ve ekonomik görünümünü belirlemek, dolayısıyla hane sayısını ve toplam nüfusu tespit etmek gerekiyordu.
Sayılamayan kasaba
Bu ilk aşama beklediğinden çok daha güç oldu. Belediyede, kasaba sınırları içinde kaç hane bulunduğunu ve toplam kaç kişinin yaşadığını gösteren herhangi bir kayıt yoktu.
Ağralı bunun üzerine Kulu’daki nüfus idaresine başvurdu. Yetkililer, ellerinde hazır bir liste bulunmadığını, böyle bir listenin hazırlanmasının en az iki ay süreceğini ve kısa sürede bunun mümkün olmadığını söylediler.
Araştırmacı yeniden Tavşançalı’ya döndü. Kasabanın Çiftçi Mallarını Koruma Derneği tahsildarıyla konuşurken konuyu açınca, tahsildar elinde bazı listelerin bulunduğunu söyledi. Birlikte evine giderek bu kayıtları aldılar. Ancak toplam 595 kişinin yer aldığı listeler yalnızca toprak sahibi aile reislerini gösteriyordu. Üstelik aynı haneden birden fazla kişi ayrı ayrı kaydedilmişti. Bu nedenle bu belgelerden gerçek hane sayısını çıkarmak mümkün değildi.
Mahalle muhtarlarından bilgi alma girişimi de sonuç vermedi. Muhtarlar kendi mahallelerinde kaç hane bulunduğunu bilmiyorlardı; muhtarlardan biri ise okuma yazma dahi bilmiyordu.
Böylece geriye tek bir yöntem kalıyordu: bütün evleri tek tek dolaşarak haneleri ve nüfusu doğrudan saymak.
Fakat burada başka bir sorun ortaya çıktı. Ahmet Ağralı’nın kendisi de Tavşançalılıydı. Bazı toplumsal ve kişisel nedenler, kendi kasabasında kapı kapı dolaşıp insanlardan bilgi toplamasını güçleştiriyordu. Tavşançalı’da kapsamlı bir saha araştırması yapma imkânı giderek ortadan kalkınca araştırmanın yönünü, kasabanın yaklaşık beş kilometre güneyinde bulunan Kırklar Yaylası’na çevirdi.
Kırklar, toplumsal ve kültürel açıdan Tavşançalı’nın bir parçasıydı.
Yöntem: Kırklar Yaylası’nda kapı kapı
Araştırma alanını Kırklar Yaylası olarak belirledikten sonra Ağralı bir ön rapor hazırladı. İlk aşamada yayladaki hanelerin nüfusları, bu hanelerden göç eden kişiler, aile içindeki konumlar, konut yapıları ve başlıca geçim kaynakları üzerine ön bilgiler topladı.
Daha sonra araştırma problemini Kırklar Yaylası’ndaki göç ve akrabalık ilişkileriyle sınırlandırdı. Örneklem seçmek yerine bütün haneleri araştırmaya dâhil etmeyi tercih etti. Böylece belirli sayıdaki haneden hareketle genelleme yapmak yerine, yayladaki topluluğun tamamı hakkında bilgi elde etmeyi amaçladı.
Ağralı, antropolojide doğru bilgiye ulaşmanın doğa bilimleri veya tarih araştırmalarından farklı güçlükler taşıdığının farkındaydı. Araştırmacının elinde çoğu zaman hazır yazılı belgeler bulunmuyor, deneysel yöntemlerden de yararlanılamıyordu. Bilgi; değerleri, tutkuları, beğenileri ve sorunları zaman içinde değişen canlı insanlardan ve yaşayan toplumlardan toplanmak zorundaydı.
Bu nedenle araştırmanın temel araçlarından biri mülakattı.
Ağralı mülakat formları hazırladı ve Kırklar’daki bütün hane başkanlarıyla tek tek görüştü. Yaylada yaşayanların kendisini yakından tanıyor olması, görüşmeler sırasında önemli bir kolaylık sağladı. İnsanlar sorularına rahatlıkla cevap verdiler. Böylece Tavşançalı’da araştırmayı güçleştiren tanıdıklık ilişkisi, Kırklar’da araştırmanın en önemli avantajlarından birine dönüştü.
Mülakatların tamamlanmasının ardından elde edilen bilgiler kontrol edildi. Verilerin daha kolay sınıflandırılabilmesi amacıyla haneler nüfus büyüklüğüne göre iki gruba ayrıldı: altı ve daha fazla kişiden oluşan haneler ile beş ve daha az kişinin yaşadığı haneler.
Bundan sonra Ağralı’nın “döküm” olarak adlandırdığı sayım aşamasına geçildi. Bütün sayımlar elle yapıldı ve olası hatalar yeniden kontrol edildi. Sayımlardan elde edilen sıklıklar kullanılarak tablolar hazırlandı. Ağralı’ya göre bu tablolar yalnızca bilgilerin semboller hâlinde gösterildiği araçlar değildi; aynı zamanda veriler üzerinde gerçekleştirilen istatistiksel işlemlerin sonuçlarının sunulduğu bölümlerdi.
Son söz: Kürtçe düşünüp Türkçe yazmak
Araştırmanın son aşaması raporun yazılmasıydı. Ağralı, çalışmanın en güç bölümünün bu aşama olduğunu belirtir.
Daha önce düzenli bir yazı yazma alışkanlığı bulunmuyordu. Ayrıca ana dili Kürtçeydi. Mülakat formlarından topladığı bilgileri kendi gözlemleriyle birleştirerek Türkçe ve düzenli bir metin hâline getirmeye çalıştı.
Rapor son biçimini alıncaya kadar dört kez baştan yazıldı.
Ortaya çıkan çalışma, Ağralı’nın kendi tanımıyla “iddiasız, tanımlayıcı” bir araştırmaydı. Bununla birlikte bugün bakıldığında bu çalışma yalnızca bir lisans ödevi değildir. Aynı zamanda Tavşançalı ve Kırklar’ın 1980’lerdeki toplumsal yapısını, göç ilişkilerini, hane düzenini ve gündelik hayatını içeriden bir gözlemcinin kayda geçirdiği nadir belgelerden biri niteliğindedir.
Araştırmanın belki de en dikkat çekici yönü de burada ortaya çıkar: Tavşançalı’da araştırmayı zorlaştıran “köyün çocuğu olmak”, Kırklar Yaylası’nda antropolojik bilginin kapısını açan temel avantaja dönüşmüştür.
Ayrıca bakınız
Kaynakça
- ↑ Ahmet Ağralı, Göçebelikten Yerleşik Hayata Geçen Bir Toplum: Kırklar Yaylası, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü, Sosyal Antropolojide Alan Araştırması ve Uygulaması Dersi Ödevi, Mayıs 1984 (İÜ Merkez Kütüphanesi demirbaş 58717), s. I–III (PDF s. 12–14: "Giriş ve Konu", "Metod").