Konya çölündeki Kürt aşiretleri": Cumhuriyet ve Orta Anadolu Kürtleri

Orta Anadolu Kürtleri Kültürel Hafıza Arşivi sitesinden

Mustafa Kemal, 1923 yılında İzmit'te yaptığı bir konuşmada, Cumhuriyet rejiminin önderi olarak Türkiye'nin geleceğini konu almıştır. Bu konuşmada, Türkiye'nin geleceği için öncelikli olarak milliyetçilik, laiklik, hukukun üstünlüğü ve ekonomik kalkınma gibi konuları ele almıştır. Cumhuriyet rejiminin, Türkiye'nin geleceği için güçlü bir temel oluşturmasını amaçlamıştır. Bu konuşma, Türkiye'nin geleceği için önemli bir adımdır ve Cumhuriyet rejiminin öncülüğünün Türkiye'nin geleceği için nasıl bir yol izleyeceğinin ipuçlarını verir. Sorulardan biri, Kürt topluluklarının "Milli Mücadele"ye destek olmalarını sağlamak adına Mustafa Kemal tarafından Kürt aşiret liderlerine verilen özerklik sözü ile ilgilidir.

Mustafa Kemal, Kürt aşiret liderlerine verdiği özerklik sözünün, Kürt topluluklarının Milli Mücadele'ye destek olmalarını sağlamak için verilmiş bir ödül olduğunu belirtir. Ancak Cumhuriyet rejimi, tüm halkların eşit ve adil bir şekilde yönetilmesi ilkesi çerçevesinde hareket etmekte ve ayrımcılık yapmamaktadır. Mustafa Kemal, Kürt halkının Milli Mücadele'nin bir parçası olduğunu ve Türkiye'de yaşayan tüm halkların eşit haklara sahip olduğunu vurgulamaktadır. Bu soruya Mustafa Kemal'in verdiği cevap şöyledir: Ulusal sınırlarımız içinde yaşayanlar yalnızca sınırlı bir bölgede çoğunluğu oluşturan Kürtlerdir. Ancak, diğer azınlıklar da var ve biz onların da haklarını koruyacağız. Herkesin dilini, dinini ve kültürünü koruyacağız. Kürtler de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıdır ve onların da haklarını koruyacağız. Ancak, bu hakları kullanırken diğer vatandaşların haklarını da koruyacak şekilde kullanmalarını bekliyoruz. Milli Mücadele sırasında Kürt aşiretleri de bize destek verdiler ve biz de onlara özerklik sözü verdik. Ancak, bu özerklik sadece ekonomik ve yerel yönetim konularında olacaktır ve devletin bütünlüğünü ve milli birliğini koruyan yasalar içinde gerçekleşecektir.

Yukarıda Mustafa Kemal Atatürk'ün, Kürt topluluklarının Milli Mücadele'de destek olmalarını sağlamak adına verdiği sözleri ile ilgili bir cevap vermiş olmasına rağmen, Atatürk döneminde ve sonrasında Kürt halkına karşı uygulanan siyasi politikalar, Kürtlerin ekonomik, sosyal ve kültürel haklarını gasp etmiştir. Atatürk dönemi ile birlikte Kürtlerin dil, kültür ve tarihi hakkında yapılan yasaklamalar, Kürtlerin sosyal ve kültürel hayatını ciddi şekilde etkilemiştir.

Ancak, bu özerklik sözünün uygulanması gerçekleşmemiştir ve Cumhuriyet dönemi boyunca Kürtler, Türk yönetiminin assimilyasyon politikalarına maruz kalmışlardır. Kürt dilinin ve kültürünün kullanımı yasaklanmıştır ve Kürtlerin siyasi ve sosyal hakları sınırlandırılmıştır. Günümüzde Kürt sorunu hala çözülmemiş bir sorun olarak devam etmektedir.

Mustafa Kemal Atatürk'ün bu söylemi, Türkiye'de Kürtlerin yerel özerkliğine olanak tanıyarak, onların kendi kimliklerini yaşama şansı vermeye çalıştığını göstermektedir. Ancak aynı zamanda Türkiye halkının birliğinin önemine dikkat çekmektedir. Atatürk, Kürtlerin ve Türklerin arasına sınır çizmenin doğru olmadığını, bunun yerine yeni bir program yapılması gerektiğini ifade etmektedir.

"Milli Mücadele"nin önderi Mustafa Kemal, 1923 yılında verdiği bu mülakatta "Konya Çölü'ndeki Kürtlere" değinir. Kürt topluluklarının Kürdistan ve Anadolu coğrafyalarında çok geniş bir alana yayıldığını belirtmek için, Konya bölgesindeki Kürtleri örnek gösterir.

Bu söylem, Konya Çölü bölgesinde Kürtlerin varlığının ve nüfus yoğunluğunun geçmişte de mevcut olduğunu gösterir. Aynı zamanda, Mustafa Kemal'in Kürtler için özerklik sistemi oluşturulmasının önemine dikkat çekmektedir ve Türkiye halkının bir bütün olarak tanımlanmasının önemine vurgu yapmaktadır.

Cumhuriyet rejiminin doğduğu dönemde Kürt topluluklarının geniş bir coğrafyaya yayılmış olması nasıl bir sorun yaratmışsa, aynı sorun hemen aynı biçimde günümüze kadar kalmıştır. Bu sorun, Kürt topluluklarının etnik kimliklerini, dil ve kültürlerini koruma çabaları ile Türkiye'nin ülkenin birliği ve milliyetçi ideolojisini koruma çabaları arasındaki çatışma nedeniyle ortaya çıkmıştır. Cumhuriyet rejiminin kuruluşunda Kürt topluluklarının yerleşik düzene geçirilmesi amacıyla yapılan özerklik sözü, sonraki yıllarda uygulanamamış ve Kürt sorunu günümüze kadar devam etmiştir.

Aynı zamanda, Kürt topluluklarının Türk unsurlarla birlikte yaşadığı ve Türklerle birlikte tanımlanması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu, Türkiye'nin kuruluşunda karşılaşılan ve günümüze kadar devam eden bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. Bu sorunun çözümü için, Kürt topluluklarının kendilerini özerk bir biçimde yönetmeleri amaçlanmıştır. Fakat, bu sözlerin uygulanmaması Kürt sorununun devam etmesine neden olmuştur.

Ancak Kürt topluluklarının tarihi, kültürel ve dilsel kimliğine yönelik talepleri bugün hala güncel bir konudur. Bu taleplerin yerine getirilmemesi, Kürt topluluklarının sosyal, ekonomik ve politik haklarının ihlali ile sonuçlanmıştır. Bugün Türkiye'de Kürt topluluklarının haklarının güvence altına alınması, özerklik taleplerinin yanı sıra, özgür ve demokratik bir ülke için önemli bir adımdır.

Tanzimat Fermanı 1839 yılında ilan edilmiştir. Bu ferman ile Osmanlı Devleti, kendisini modern bir devlet olarak tanımlamaya ve modernleşme yolunda adımlar atmaya başlamıştır. Bu süreçte, Osmanlı Devleti'nin bölgesel ayrım yapmaksızın tüm vatandaşlarının eşit haklara sahip olduğunu vurgulamaya çalışmıştır. Ancak bu idealin gerçekleşmemesi nedeniyle, bölgesel ayrımlar ve farklı etnik grupların haklarının eşit olmaması sonucunu doğurmuştur.

Cumhuriyet rejimi ise 1923 yılında kurulmuştur. Cumhuriyet rejimi, Türk milliyetçiliği temelinde kurulmuştur. Bu süreçte, Türk milliyetçiliği üzerinden birçok etnik grubun kimlikleri inkâr edilmiştir. Bu inkâr süreci, Kürt topluluklarının kolektif kimlik taleplerine karşın devam etmiştir. Bu nedenle, Cumhuriyet rejiminin Kürt topluluklarına yönelik politikaları, asimilasyon, inkâr ve imha şeklinde olmuştur.

Tanzimat Dönemi'nde yapılan reformlar arasında, vatandaşlar arasındaki eşitliği sağlamak amacıyla millet sistemi oluşturulması, yargı sistemi reformları, okulların açılması, ekonomik reformlar, yazı reformları gibi konular yer alır. Bu reformlar arasında, sosyal ve ekonomik hayatı geliştirmek amacıyla yapılan çalışmalar ve hukuk devleti ilkesine dayalı yargı sistemi, adaletin sağlanması ve insan haklarının korunması amacını taşır. Ancak, bunun yanı sıra, Osmanlı Devleti'nin bölgesel çeşitliliği ve etnik yapısını göz ardı ederek, bölgede yaşayan halkların kimliklerini inkâr etmeye yönelik bir siyasal tutum da sergiler. Bu nedenle, Osmanlı Devleti'nin yapmaya çalıştığı reformların sonuçları arasında, halklar arasındaki çatışmaların ve bölgesel isyanların arttığı görülür.

Bu reformlar arasında, yargı reformları, eğitim reformları, vergi reformları, askerî reformlar ve bölgesel yönetim reformları yer alır. Bu reformların amacı, Osmanlı Devleti'nin yapısal sorunlarını çözmek ve modern bir devlet haline gelmektir. Ancak, bunların uygulanması sırasında, toplumda oluşan gerilimler, reformların etkisiz hale gelmesine neden olur. Bu nedenle, Tanzimat Dönemi reformları, devletin yapısını değiştirmek yerine, sadece yüzeysel değişiklikler yapmıştır. Tanzimat dönemi, Osmanlı Devleti'nin modernleşme arayışına girdiği ve Avrupa'daki siyasi ve ekonomik gelişmelerin etkisiyle gerçekleştirilen bir dizi reformlar dönemidir. Bu dönemde gerçekleştirilen reformlar, gayrimüslim toplulukların taleplerinin yerine getirilmesi için dış devletlerin baskıları sonucu gerçekleştirilmiştir. Bu reformlar, Osmanlı Devleti'nin Avrupalıların gelişmelerinin önüne set çekmek için yapılan bir "yeniden örgütlenmeler" olarak adlandırılabilir.

Bu yeniden örgütlenme hareketi, Osmanlı Devleti'nin iç dinamiklerinden ziyade dış baskılar sonucu gerçekleşir. Kameralizmin etkisi ile yürütülen bu politikalar, Osmanlı hukuk ve yönetim sistemi üzerinde radikal değişiklikler yaratır. Aydın mutlakiyetçiliği ile inşa edilen bu yeni yönetim anlayışı, özellikle Kürt topluluklarının kimlik ve taleplerini göz ardı etmekte ve inkâr etmekteydi. Bu nedenle, Cumhuriyet rejiminin kuruluşunda Kürt topluluklarının taleplerinin göz ardı edilmesi, Tanzimat döneminde başlatılan yönetim anlayışının devamı olarak görülebilir.

Tanzimat Fermanı ile birlikte Osmanlı Devleti'nin yapısı ve yönetimine yapısal değişiklikler yapılır. Devletin ülke genelinde eşit hukuk ve adaletin sağlanması amaçlanır. Ayrıca, vatandaşlar arasında din, dil, ırk ve mezhep ayrımı yapılmaması, eğitimin genişletilmesi, yargı reformları, ticaret ve sanayiin teşvik edilmesi gibi çeşitli alanlarda reformlar yapılır. Bu reformlar birçok yönden Osmanlı Devleti'nin modernleşmesine yönelik adımlar olarak kabul edilir. Ancak, bunların gerçekleştirilmesi sırasında Kürt toplulukları gibi bazı azınlıkların haklarının göz ardı edildiği, hatta baskılandığı söylenebilir.

Bu ferman ile hukuk, adalet, eğitim, tarım ve maliye alanlarında daha geniş çaplı reformlar yapılması öngörülür. Bu fermanlar, Osmanlı İmparatorluğu'nun modernleşme sürecinin ilk adımları olarak kabul edilir. Fakat, gerçekte uygulanabilirliği ve etkisi tartışmalıdır. Özellikle Kürt toplulukları gibi azınlıkların hakları ve özerkliği, Tanzimat ve Islahat Fermanları'nın öngördüğü gibi gerçekleşmemiştir. Bu belgeler ve uygulamalar, Osmanlı Devleti'nin kendini Avrupalı bir devlet olarak tanımlamasına ve bu yolla Avrupa'nın kabulünü aramasına yol açar. Ancak, bu reformların uygulanması sırasında, hukukun üstünlüğü, eşitliğe dayalı bir sosyal düzen ve bireyin hakları gibi temel ilkelerin gerçekleşmesinde büyük zorluklar yaşanır. Ayrıca, bu reformlar sadece gayrimüslim toplulukların taleplerine yönelik değil, aynı zamanda Osmanlı Devleti'nin kendi iç dinamiklerine yönelik de olması nedeniyle toplumun bütün kesimleri tarafından benimsenmez. Bu nedenle, Tanzimat ve Islahat dönemlerinde gerçekleşen reformlar, Osmanlı Devleti'nin kendini Avrupa'ya yaklaştırmasına rağmen, özellikle Kürt topluluklarının kolektif kimlik taleplerini çözemez.

Fakat bunların yanı sıra, Osmanlı Devleti'nin yapısal sorunlarını çözmeye yönelik olarak gerçekleştirilen reformlar, Kürt topluluklarının kolektif kimlik talepleri ve özerklik arzularını yok saymıştır. Bu nedenle, Tanzimat dönemi reformlarının Kürt toplulukları için gerçek anlamda bir çözüm sağlamadığı söylenebilir.

Ancak bu fermanların yürürlükteki uygulamaları genellikle gerçekte gayrimüslim tebaanın eşitliğini sağlamamıştır. Özellikle Kürt toplulukları ve diğer azınlıklar, bu fermanların yürürlükteki uygulamalarından yararlanamamışlardır. Cumhuriyet rejimi ise bu fermanların yürürlükteki uygulamalarını daha da gerileterek, Kürt topluluklarının kolektif kimlik taleplerini bastırmak için asimilasyon, inkâr ve imha politikaları uygulamıştır.

Ancak Tanzimatlar, sadece gayrimüslim tebaanın konumunu iyileştirmekle kalmaz, aynı zamanda Osmanlı Devleti'nin çeşitli bölgelerinde yaşayan azınlık topluluklarının da konumunu iyileştirmeye çalışır. Bu nedenle, Tanzimat dönemi, Osmanlı Devleti için bir dönüm noktasıdır ve Cumhuriyet rejiminin temellerinin atıldığı dönem olarak kabul edilir.

Cumhuriyetin ilan edildiği 1923 yılında Türkiye'de, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü sonrası birçok etnik, dini ve sosyal grup var. Cumhuriyet rejimi, kuruluşunun ilk yıllarında bir "Türk milliyetçiliği" politikası izleyerek, Türklerin üstün olduğu bir milliyetçi devleti oluşturmayı hedefliyor. Bu, diğer etnik grupların kimliklerini ve kültürlerini bastırmaya yönelik politikaları içerebilir.

Cumhuriyet rejimi ise bu üç kimlik tanımından Türkçülük olarak tanımlananı benimseyerek, Türk milleti olarak tanımlanan bir kolektif kimliği oluşturmaya çalışmıştır. Bu süreçte, diğer etnik ve dini kimlikler ötekileştirilmiş veya inkâr edilmiştir. Kürt toplulukları bu süreçte özellikle zorluklarla karşı karşıya kalmıştır.

Çünkü bu politikalar, Kürtlerin kolektif kimliğinin tanınmasını ve haklarının korunmasını öngörmese de, Kürtlerin ülkenin diğer bölgelerinde yaşadıklarından dolayı asimilasyon, inkâr ve imha politikalarına maruz kalmalarına neden olmuştur. Bu nedenle, Kürt topluluklarının tarihsel olarak yaşadıkları süreç, Türkiye'de Kürt sorununun oluşmasına ve bugün hala devam eden bir sorun olarak kalmıştır.

Bu savaşın sonunda Osmanlı Devleti parçalanmış ve yıkılmıştır. Cumhuriyet rejimi ise bu yıkıntı içinden çıkmaya çalışmıştır. Cumhuriyet rejimi, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasından sonra, yeni bir Türkiye kurmayı amaçlamıştır. Bu amaç doğrultusunda, özellikle Kürt topluluklarının kimlikleri ve talepleri gözardı edilmiş ve asimilasyon, inkâr ve imha politikaları uygulanmıştır. Bu nedenle, Kürt topluluklarının tarihi, Cumhuriyet rejiminin ilanından bu yana önemli bir sorun olarak kalmıştır.

Cumhuriyet rejiminin ilan edildiği 1923 yılına kadar olan dönemde ise, Osmanlı Devleti'nin çöküşünün hızlandığı ve Kürt topluluklarının da bu süreçte etkilendiği görülür. Cumhuriyet rejiminin ilanı ile birlikte, yeni rejimin kuruluşunda Kürt topluluklarının özerklik talepleri yerine getirilmemiş ve hatta inkâr edilmiştir. Bu nedenle, Cumhuriyet dönemi boyunca Kürt topluluklarının kolektif kimlik talepleri, zaman zaman asimilasyon, inkâr ve imha politikaları ile bastırılmıştır.

31 Mart 1877'de ilan edilen Kânûn-i Esâsî (temel yasa/anayasa) meşrutiyet yönetimini ortaya çıkarır.,Ancak, bu yasa ile birlikte hala devletin yapısı ve yönetimi değişmez ve Kürt toplulukları için özerklik veya kimliklerine saygı gösterilmez. Bu, Kürtlerin Cumhuriyet rejiminde sürdürülen asimilasyon, inkâr ve imha politikalarına maruz kalmamalarına neden olur.

Seçimle oluşan ancak bir tür "danışma kurulu" niteliği olan Meclis-i Mebûsan'da, yetmiş Müslüman ve elli gayrimüslim temsilci bulunur. Bu meclis, Osmanlı İmparatorluğu için birçok yasal ve yönetsel reformlar gerçekleştirmiş ve Meşrutiyet dönemi olarak bilinir. Fakat, bu dönemde sosyal ve etnik çeşitliliği kabul etmeyen bir milliyetçi ve homojen bir Türk-İslam sentezi politikası uygulanmıştır. Bu nedenle Kürt toplulukları ve diğer azınlık grupları için özerklik talepleri bastırılmış ve asimilasyon politikaları uygulanmıştır.

İmparatorluğun kimlik çeşitliliğine hitap edebilecek bir yapıda olsa da siyasal gelişmeler sonucunda bu meclis başarısızlığa uğramıştır. Meşrutiyet yönetimi, ülkede sosyal ve siyasal karışıklıklara yol açmıştır. Kürt toplulukları da bu karışıklıkların içinde yer almıştır. Meşrutiyet yönetimi döneminde Kürtlerin siyasal talepleri dikkate alınmadığından, huzursuzluk ve isyanlar çıkmıştır. Bu durum, Cumhuriyet rejiminin ilanına kadar devam etmiştir ve Kürt sorunu olarak adlandırılan sorunların temelinde yer almıştır.

I. ve II. Meşrutiyet olarak adlandırılan dönemler, Osmanlı İmparatorluğu'nun yok olma sürecini durduramaz. Böylece, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılışı ve Cumhuriyet rejiminin ilanı arasında geçen süreçte siyasal yapı ve kimlik tanımları önemli rol oynamıştır. Bu dönemlerde, Kürt topluluklarının kolektif kimlik talepleri çeşitli sebeplerle bastırılmaya çalışılmıştır. Cumhuriyet rejiminin ilanından sonra da Kürt topluluklarının kimlik ve özerklik talepleri önemli bir sorun olarak kalmıştır.

Osmanlı'nın sonunu getirecek olan Birinci Dünya Savaşı'na doğru gidişi hızlandırır. Birinci Dünya Savaşı'na, sonradan "Cumhuriyet elitleri"ni oluşturan kadroların yönetiminde dahil olunmuştur. Savaşın sonunda Osmanlı İmparatorluğu yıkılır ve Türkiye Cumhuriyeti ilan edilir. Cumhuriyet rejimi, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasının ardından Türk milliyetçiliği temelinde yeni bir siyasal yapıyı inşa etmeye çalışmıştır. Bu süreçte Kürt toplulukları, siyasal ve toplumsal olarak çeşitli baskılarla karşı karşıya kalmıştır. Cumhuriyet rejimi, Kürtleri Türk nüfusunun bir parçası olarak tanımlamakta ve özerklik taleplerini yok saymaktadır. Bu nedenle, Kürt topluluklarının kolektif kimlik talepleri, hala günümüze kadar devam etmektedir.

Kürdistan coğrafyasında yaşayan Kürt aşiretleri, özellikle dinî bağlılıkları kullanılarak Türk yöneticilerin yanında savaşa katılmaya ikna edilmiştir. Birinci Dünya Savaşı ve ardından gelen Kurtuluş Savaşı olarak nitelendirilen savaşlar dizisi sonucunda Türk ulus-devletinin kurulduğu ilan edilmiştir. Cumhuriyet rejimi, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasından sonra Türk milliyetçiliği temelinde kurulmuştur. Bu nedenle, Kürt topluluklarının kimliği ve talepleri bastırılmış ve asimilasyon politikaları uygulanmıştır. Kürt aşiretleri Milli Mücadele döneminde Türk yöneticilerin önderliğinde savaşmaya ikna edilmiştir ve verilen özerklik sözleri yerine getirilmemiştir. Bu nedenle, Kürt topluluklarının geniş bir coğrafyaya yayılması gerekçesiyle belli bir sınır çizilememiştir. Bu tarihsel süreç sonrasında, Cumhuriyet dönemi içinde Kürt topluluklarının kolektif kimlik talepleri zaman zaman asimilasyon, inkâr ve imha politikaları ile bastırılmıştır.

Sonrasında, Cumhuriyet elitlerinin ulus-devlet bağlamında kurguladığı Türk etnik kimliği dışında tüm etnik kimlikler ya asimilasyon ile eritilerek Türkleştirilmiş ya da marjinalize olmaları sağlanmıştır. Bu sürecin sonucunda, Kürt topluluklarının kolektif kimlik talepleri, zaman zaman asimilasyon, inkâr ve imha politikaları ile bastırılmak istenmiştir. Bu politikalar, Kürt topluluklarının kimliğini yok sayma, dilini yasaklama ve kültürünü yok etme gibi yollarla uygulanmıştır. Bu süreç, günümüze kadar devam etmiştir ve Kürt topluluklarının özellikle siyasal haklarının kısıtlanması, özerklik taleplerinin bastırılması gibi konular hala önemli bir sorun olarak kalmıştır.

Kürt topluluklarının kimliklerini ve kültürlerini tanınmasını engellemiş, özellikle dil ve kültürel özelliklerinin kısıtlanmasına yol açmıştır. Ayrıca, Kürtlerin siyasal haklarının sınırlandırılması ve bölgelerinde uygulanan asimilasyon politikaları Kürt topluluklarının sosyo-ekonomik durumunu da olumsuz etkilemiştir. Bu nedenle, Kürtlerin özerklik talepleri hala güncel bir konudur ve Türkiye'de hala devam eden bir siyasi tartışma konusudur.

Kürt topluluklarının özellikle Orta Anadolu bölgesindeki varlıkları, kurulan Türk ulus-devletinin kimlik kurgusunda rahatsız edici bir unsur olarak görülmüştür. Bu nedenle, bu bölgedeki Kürtlerin asimilasyonu için çeşitli yollar denenmiştir. Bunlar arasında, Kürtlerin yerleşim yerlerinin değiştirilmesi, dil ve kültürlerinin yasaklanması, Kürt aşiretlerinin dağıtılması ve Kürtlerin Türkleştirilmesi için özel okullar açılması gibi yollar yer almıştır. Bu politikalar sonucunda, Kürt kimliği ve kültürü zaman içinde bastırılmış ve özellikle Orta Anadolu bölgesinde Türkleştirilmeye çalışılmıştır.

Kürdistan coğrafyasında Türk ulus-devlet politikalarına karşı başlatılan isyan hareketleri Orta Anadolu'da karşılık bulamaz. Cumhuriyet rejiminin kuruluş döneminde uyguladığı asimilasyon, inkâr ve imha politikaları Kürt topluluklarının kimliğini yok etmeye çalışmıştır. Bu amaçla, özellikle Kürdistan coğrafyasında yaşayan Kürtler, Türkleştirme politikalarına maruz kalmışlardır. Bu politikalar sonucunda, Kürt topluluklarının kimliği yok edilmeye çalışılmış ve isyan hareketleri Orta Anadolu'da karşılık bulamamıştır. Bu durum, hala Kürt topluluklarının karşı karşıya olduğu bir sorun olarak devam etmektedir.

Kulu ve Cihanbeyli'de görüştüğüm yaşlı kişiler, büyüklerinden dinledikleri hikâyelere göre Şeyh Said, Zilan gibi isyanların Orta Anadolu'da duyulduğunu fakat bu duyumların Türk ulus-devletinin ürettiği propaganda söyleminden farklı olmadığı belirttiler. Bu, Orta Anadolu'da yaşayan Kürtler için Türk ulus-devletinin asimilasyon, inkâr ve imha politikalarının etkilerini göstermektedir. Kürdistan coğrafyası dışındaki bölgelerde Kürt topluluklarının kimliği Türk devletinin propaganda söylemiyle tanımlanmış ve hakları kısıtlanmıştır. Bu yüzden, Kürt isyanları Orta Anadolu'da yaygın bir destek bulamamıştır. Orta Anadolu'daki Kürt topluluklarının, Cumhuriyet rejimi tarafından sosyal, ekonomik ve kültürel olarak daha fazla inklüzyon ve eşitliğe sahip olduklarını düşünürler. Kürdistan coğrafyasındaki Kürt toplulukları gibi Orta Anadolu Kürtleri de asimilasyon, inkar ve imha politikalarına maruz kalmış olsalar da, bu politikaların yoğunluğu ve etkileri Orta Anadolu'da daha az olmuş olabilir. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtleri, Kürdistan coğrafyasındaki Kürtler gibi bir isyan hareketine destek vermemiş olabilirler.

Aynı zamanda, Orta Anadolu Kürtleri arasında geniş bir işçi ve köylü kesimi bulunması, ekonomik olarak çok zorluklar yaşayan bu kesimlerin siyasi isyanların içinde yer almak yerine, çalışma ve geçim için çaba sarf etmelerine neden olmuş olabilir. Ayrıca, Orta Anadolu Kürtleri arasında geniş bir aşiret yapısının bulunmaması da isyanların yerleşememesine neden olmuş olabilir. Bu nedenlerin etkisiyle Orta Anadolu'daki Kürt toplulukları, birçok sosyal, ekonomik ve kültürel faktörlerin etkisiyle siyasi isyanların dışında kalmıştır.

Ancak, Cumhuriyet rejimi tarafından Orta Anadolu'da uygulanan genel politikalar, Kürt topluluklarının dil, kültür ve kimliklerinin asimilasyonu ve eritilmesine yönelik olmuştur. Bu politikalar, Orta Anadolu'daki Kürt topluluklarının Türk etnik kimliği içinde eritilmesine yönelik olmuştur. Bu politikalar, Kürt topluluklarının dil, kültür ve kimliklerini koruma konusunda sınırlamalar getirmiştir. Bu nedenle, Orta Anadolu'da Kürt kimliğine sahip toplulukların Kürdistan coğrafyasındaki Kürt topluluklarına karşı duyarlılıkları azalmıştır.

Ancak, Orta Anadolu'da yaşayan Kürt topluluğunun etnik kimliği üzerinde yürütülen asimilasyon ve inkâr politikaları, bu topluluğun Kürdistan coğrafyasındaki Kürt topluluklarına göre daha az etnik kimlik bilinci taşıdığını gösterir. Bu nedenle, Orta Anadolu'da yaşayan Kürt topluluğunun Kürdistan coğrafyasındaki Kürt isyanlarına karşı daha az duyarlı olduğu söylenebilir.

Orta Anadolu Kürtleri Cumhuriyet rejiminin asimilasyon ve baskı politikalarına maruz kalmamış olsalar da, Cumhuriyet rejiminin etnik kimliklerine yönelik herhangi bir özgün politikasının olmaması onların Türk etnik kimliği içinde eritilmelerine ve Türkleştirilmelerine neden olmuştur. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtleri diğer Kürt topluluklarına göre daha az duyarlı olmuşlar ve Cumhuriyet rejimine olumlu bakmışlardır.

Son yıllarda, Orta Anadolu Kürtleri arasında da Kürt hareketinin etkisi artmıştır. İnsan hakları, dil ve kültür özgürlükleri gibi konularda fikir birliği oluşmaktadır. Ancak, bu görüşlerin geniş kesim tarafından benimsenmemiş olması da dikkat çekmektedir. Orta Anadolu Kürtleri, Kürdistan coğrafyasındaki Kürt hareketinin önerdiği yolun, Türkiye genelinde bir barış ve demokratikleşme sürecini gerçekleştireceğine inanıyorlar.

Orta Anadolu Kürtleri için, Cumhuriyet rejiminin getirdiği eğitim, sağlık, ulaşım gibi hizmetler ve ekonomik gelişmeler önemli bir yer tutmaktadır. Bu nedenle, bu bölgedeki Kürt topluluğu, Cumhuriyet rejimine daha fazla pozitif bir bakış açısı ile yaklaşmıştır ve daha az direniş göstermiştir. Bu, bu bölgede Kürtlerin etnik kimliklerine dair bir isyan ya da direnişin oluşmamasına neden olmuştur. düşünceler oluşturmuş olsa da bunlar Kürdistan coğrafyası ile karşılaştırılamayacak kadar hafiftir.

Kulu ve Cihanbeyli'deki yaşlılar Dersim katliamını “Kürtleri öldürüyorlar, onlar da bizim gibi Kürt". Ancak, genel olarak Orta Anadolu Kürtleri için Cumhuriyet rejimi tarafından uygulanan asimilasyon ve baskı politikalarının etkisi, Kürdistan coğrafyasındaki Kürt topluluklarına göre daha az olmuştur. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtleri Cumhuriyet rejimine daha olumlu bakmış ve Dersim katliamı gibi olayların etkisi de daha az olmuştur.

Cumhuriyet rejiminin uyguladığı asimilasyon, inkâr ve imha politikaları Orta Anadolu'da yaşayan Kürt topluluklarının etnik kimliğine ciddi zararlar vermiştir. Bu politikalar, dil, kültür ve tarih gibi konularda insanların kimliğinden vazgeçmelerine ve Türkleşmelerine yol açmıştır. Bu nedenle, Orta Anadolu'da yaşayan Kürtler arasında, Kürdistan coğrafyasında yaşayan Kürtler gibi siyasal bir isyan hareketi ya da kitlesel bir tepki oluşmamıştır.

Ancak, günümüzde Orta Anadolu Kürtleri de Kürt siyasallığının etkisiyle etnik kimliklerini daha fazla öne çıkarıyorlar ve bu konuda daha aktif hale geliyorlar. Cumhuriyet rejiminin uyguladığı asimilasyon ve baskı politikalarının yarattığı etkileri gidererek, kendilerine ait kültür ve dilini canlandırmaya çalışıyorlar. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtleri için Kürtlük konusu günümüzde daha önem kazanmıştır.